İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 75. BİRLEŞİM · SALI

Ülkemizdeki deprem ve bozuk yapılaşma konusunda

Zeki Ergezen

Bitlis Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 75. Birleşim · 1. yasama yılı · 6 Mayıs 2003 · 2.179 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Zeki Ergezen (AK Parti), 6 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDEKİ DEPREM VE BOZUK YAPILAŞMA KONUSUNDA); konuşma 2.179 kelime.

Zeki Ergezen (AK Parti, Bitlis). “Ülkemizdeki deprem ve bozuk yapılaşma konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 6 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zeki-ergezen-22-2003-05-06-ulkemizdeki-deprem-ve-bozuk-yapilasma-konusunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis)Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; 1 Mayıs 2003 Perşembe 03.27'de Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki depremde, 177 kişi hayatını kaybetmiş -bunlardan 85'i Çeltiksuyu Pansiyonundaki öğrencilerimiz- 520 kişi yaralanmış -114'ü, yine, aynı pansiyondaki öğrencilerimiz- 312 ev yıkılmış, 2 400'ü oturulamaz hale gelmiştir. Bundan dolayı, önce Bingöllülere, yakınlarına, ondan sonra halkımıza başınız sağ olsun diyoruz; ölenlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da şifa diliyoruz ve Cenabı Mevlam, halkımıza, Bingöllülere sabırlar versin diyoruz.

Ayrıca, depremi, Sayın Sinan Yerlikaya'nın sosyal boyutuyla, Sayın Zeynep Tekin'in de teknik boyutuyla Meclisin gündemine getirmiş oldukları ve bundan dolayı da, bizim sizlere bilgi vermemize imkân sağladıkları için, iki sayın milletvekilimize teşekkür etmek istiyorum.

Muhterem milletvekilleri, depremin gece 03.27'de olmasından hemen sonra, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bizleri haberdar etti. Biz de, Bingöl milletvekillerini arayarak, alelacele Bakanlığa intikal ettik. Bir koordinasyon sağlandı ve Sayın Başbakanımız, ilgili bakanlar ve milletvekilleriyle beraber Böngöl'e hareket ettik.

Deprem mahalline gittiğimizde, gerçekten, herhalde geçmiş depremlerden kazanılan tecrübeyle de "bir musibet bin nasihatten evladır" diyerek, Gölcük depreminden sivil savunmanın ders aldığını, valilerimizin, örgütlü diğer insanlarımızın ders çıkardığını ve gerekli tedbirleri aldıklarını gördük.

Başta sivil savunma arama-kurtarma ekiplerinin, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ekiplerinin, bir plan dahilinde, bölgeye intikal ettiklerini gördük.

Çevre illerden kurtarma ekipleri, bölgeye zamanında ulaştılar.

Kızalayın çadırları, biz, sabah 11.00-12.00 civarında orada olduğumuzda, yeterli olmasa da ulaşmıştı. Kızılayın Başkanı da, bizimle beraber, Ata Uçağıyla Bingöl'e geldiler. Kızılayın Elazığ ve diğer çevre illerdeki çadırları akşama kadar ile ulaştırılmaya çalışıldı. Ankara'dan 167'nin üzerinde konteyner gönderildi.

Çevre illerin sağlık ekipleri ile Gaziantep Sanko Hastanesinden 20 kişilik bir ekip, 25-30 civarında tam donanımlı ambulans ve bu konuda hizmet görecek 1 adet helikopter de bölgedeydi. Aynı gün, saat 07.30'da, çevre illerden 3 vali muavini Bingöl'e geldi, akşama kadar sayı 7'ye ulaştı. Diyarbakır Valisi, Elazığ Valisi de bu bölgede hizmete koşmuştu. 60'ın üzerinde çadır kurma uzmanı anında bölgeye intikal etti, 11 adet arama köpeği de bölgeye gönderildi. Ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı da, ücretsiz hizmet vermek üzere, ankesörlü uydu telefon makinelerini şehrin muhtelif yerlerine yerleştirdi. Çeşitli kamu kuruluşlarına ait 128 makine, Bingöl İline hizmet vermek üzere, akşama kadar bölgeye gönderildi. Yeterli sayıda uzmandan oluşan 325 kişi, her ekibin elinde yeterli kesiciler, kaldırıcılar, jeneratörler mevcuttu. Diyarbakır, Malatya, Kocaeli, Bursa, Bandırma, Aydın ve İstanbul'dan da sivil örgütler Bingöl halkının hizmetine koştular.

Tabiî, o gün çok güzel bir hava vardı; bütün acılara rağmen çok olumlu bir çalışma vardı, güzel bir çalışma vardı. Gerçekten, insanlarımız, o çalışmaya hayran kalıyordu. Halk, bütün acılarına rağmen gayet mutluydu. O okulun altında kalan öğrencilerin aileleri dahi, o çalışmalar karşısında diyecek hiçbir sözlerinin olmadığını defalarca ifade ettiler. Ekipler yeterliydi, donanımlıydı ve gerçekten de, insanları kurtarmak için ellerinden gelen her türlü gayreti sarf ediyorlardı. Başta Başbakanımız olmak üzere, bizler de, gerçekten, Bingöl'den mutlu ayrıldık. Başbakanımız, balkondan konuşurken şu talimatı verdi: Hemen 500 konutu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine başlatıyoruz; çünkü, TOBB Başkanı oradaydı; beraber görüştük. Araziyi, arsayı ben temin edeceğim, zemin etüt araştırmalarını Bayındırlık ve İskân Bakanlığı olarak biz yapacağız; TOBB Başkanı da gerekli finansı sağlayarak, ihalenin yapılmasını halka ilan ettiler. Kızılay Başkanına, akşama kadar da çadırların 5 000'e ulaşmasının talimatını verdi. Bugün, çadır sayısı 12 000'dir.

Bir gün sonra, ne hikmetse, bir olumsuz hava yaşandı. Bu olumsuz havanın çadıra bağlanması yanlıştır; çünkü, çadırla alakası olamaz. Çadırla alakası olsa, niçin arabalara, kamyonlara, araçlara küreklerle saldırıldı?! Bunu tahrik edenler, niçin tahrik ettiklerini, niye tahrik ettiklerini çok iyi biliyorlar; hepimiz de biliyoruz aslında. Bu yarayı fazla kaşımanın faydası olduğuna da inanmıyorum.

Dolayısıyla, olay, bir çadır eksikliği olayı değildir. Eğer, olay, bir çadır eksikliği olayı ise, orada, sadece o yürüyen insanlar değil, kamunun tüm görevlileri, hem çalışıyorlardı hem de sabaha kadar, eksi 1 derecede o görevlerini devam ettiriyorlardı. Eğer, bir çadır eksikliği varsa, bunun karşılığı, kürekle, sopayla kamu binalarına, kamu görevlilerine saldırmak değildir; vatandaşların araçlarına, taksilerine saldırmak değildir. Bunu, çadır eksikliğiyle izah etmek de mümkün değildir.

Tabiî, tahriklerden medet umanlar vardır. İster örgütler olsun ister siyasîler olsun, geçmiş tecrübelerimizde de gördük ki, böylesi günlerde, tahrik edenler, kazanmamıştır, kaybetmiştir. Kamu bunu benimsemiyor; Bingöl halkı da bu olayları benimsemedi.

Böylesi günlerde yaralayıcı davranışlardan kaçınmak lazım. Bu davranışların iltifat görmediğini de görüyoruz; her defasında bunu gördük. Yatıştırıcı, insanları yaklaştırıcı, yardımlaşmaya çağırıcı, dayanışmayı önplana çıkaran bir üslup sergilenmesi gerekir.

Dolayısıyla, muhalefetten, belki o günkü olaylardan dolayı "hükümet nerede" gibi sesler çıkmaya başladı. Hükümet, böyle bir deprem anında, ilk defa, Başbakanı ve bakanlarıyla beraber olay yerine intikal etmiştir; bütün çalışmaları yerinde görmüş, hiçbir eksiğin olmadığını tespit ettikten sonra Ankara'ya dönmeye karar vermiştir.

Tabiî, üç dört gündür, televizyonlar, çok değişik şeylerle kamuoyunun önüne çıkıyorlar. Bazıları "işte, görüyor musunuz, imar affı" diyorlar. "İmar affı olursa, böyle olurmuş" diye seslendirmeye çalışıyorlar.

Ben, buradan cevap veriyorum: Bingöl'de imar affı mı vardı?! Pülümür'de imar affı mı vardı?! Onbeş gün önce İzmir'de deprem meydana geldi; imar affı mı vardı?! Buranın projesi mi yoktu, imarı mı yapılmamıştı, teknik elemanı mı yoktu, müteahhidi mi yoktu, teknisyeni mi yoktu; her şeyi vardı. Peki, neden yıkıldı? Neden, böyle depremler olduğu zaman, hep kamu binaları önplana çıkıyor?

Demek ki, Türkiye'de sıkıntı vardır. Kimi yerde vicdanların zaafa uğradığını görüyoruz, kimi yerde ahlakın zaafa uğradığını görüyoruz; kimi yerde bilgisizlik var, tecrübesizlik var, vurdumduymazlık var, sorumsuzluk var, mesuliyetsizlik var; kimi yerde de insanlar, gerçekten, dünya malına çok fazla tamah ediyorlar. Bunun sağcısı, solcusu yoktur. Bunun sağı solu da olmaz.

Şimdi, bizim yerimizde Cumhuriyet Halk Partili kardeşlerimiz, arkadaşlarımız olsaydı, ne yapacaklardı, farklı bir şey mi yapacaklardı? Belki de, bizim kadar erken bile yerine ulaşamayacaklardı. (CHP sıralarından gülüşmeler)

HALİL AKYÜZ (İstanbul)Felsefe yapıyorsunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla)Hatta ben şunu hatırlatmak istiyorum... Tabiî, sizi biraz güldürmek de istiyorum, sıkmak da istemiyorum, arada böyle esprilerim olacak. Ben, sizin yerinizde olsam, oraya, bizden önce koşardım. Ama, bundan sonra da, söylüyorum, bizden önce yine oraya gidin. Niye gidin, biliyor musunuz... Ben, çok muhalefette oturdum, orada çok oturdum; oradan da yola çıkarak, biraz da dikkatli konuşuyorum. Şimdi, bizi, bölgede adım adım takip etmeniz lazım. Nedir?

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli)Aynı gün gittik Sayın Bakanım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla)Mesela Sinan takip ediyor. Şu anda, Sinan'ın Pülümüründe 48 konut, 48 işletme binasının 8'inin temeli atıldı, 10-12'sinin de betonları döküldü, adım adım takip ediyoruz. Demin yoldan bahsettin; ilk defa, Tunceli, Tunceli olalı 5 trilyon lira para koyduk yola; yani, şimdi, biz, böyle, parti farkı gözetmeden, problemlerin olduğu yerlere ulaşmaya çalışıyoruz, sıkıntıları aşmaya çalışıyoruz.

Dolayısıyla, muhalefetin bizi tetiklemesi lazım; yani, muhalefetin elinin ensemizde olması lazım -bunu, çok samimî söylüyorum- ama, nasıl olması lazım, o çok önemli, gerçekten çok önemli; yani, şöyle olmaması lazım: Yani, Demirel'in "tepedeki adam, 2 500 rakımındaki adam" demesi gibi ensede olunmaz...

HALİL AKYÜZ (İstanbul)Orada 2 500 rakım yok ki!..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla)Özal'la ilgili söylemişti Sayın Demirel. Bu, bir muhalefet üslubu.

Şöyle olması lazım: Siz, bu yıkılan binaların yapımına başlamadınız, zamanında başlayamadınız, niye başlayamadınız?.. Bizi bundan dolayı takip etmeniz lazım, bir. Bingöl'de, Pülümür'de, İzmir'de vatandaşların bulunduğu yerlerdeki altyapıların zamanında yapılıp yapılmadığını takip edip, Meclis kürsüsüne getirmeniz lazım. Getirmeniz lazım. Ben, muhalefetin, cidden, samimî olarak, böyle bir görevi üstlenmesinin çok doğru olduğu kanaatindeyim. Başından beri söylediğim bir şey var: Muhalefet-iktidar, birbirini tamamlayan demektir, birbirini tamamlayan bir bütündür. O anlayışla ben meseleye bakıyorum.

İkincisi; binalarımızın kaliteli yapılıp yapılmayacağını takip edeceksiniz; binaların iyi yürüyüp yürümediğini takip edeceksiniz; oradaki belediyelerin mağdur edilip edilmeyeceğini takip edeceksiniz. Geçmişte çok şeyler oldu; deprem olan yere 1 katsayı konuldu, deprem olmayan yere 3 katsayı konuldu. Bizim dönemimizde böyle bir yanlışlığın olup olmadığını takip edeceksiniz ve bu kürsüye getireceksiniz ki, biz de yanlışlarımızdan ders alalım, bu yanlışlar olmasın.

Şimdi ne yapmamız lazım. Yapılması gerekenler var. Tabiî, burada Parlamentoya görev düşüyor, medyaya görev düşüyor, bütün kamu kurum ve kuruluşlarına görev düşüyor, halkımıza görev düşüyor; ama, Allah için görev düşüyor; birbirimizi incitmek, hırpalamak, siyasî rant peşinde koşmak, böylesi günlerden yararlanarak devletin imkânlarını da bir yerlere peşkeş çekmek gibi değil. Depremlerin sonucunda hep bir sürü rant sahibi çıkıyor piyasaya. Depremin arkasından hemen köşeyi dönenler oluyor. Herkesin bu konuyu çok dikkatle takip etmesi lazım.

Biz, deprem şûrasını oluşturuyoruz. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bundan on gün önce Bakanlar Kuruluna teklif ettik; deprem şûrasının yapılması... Millî eğitim şûrası vardır, bir de deprem şûrası olsun. On gün önce... Bu depremden önceydi; çünkü, Bakan olduğumuzdan beri bunu oluşturuyoruz üniversitelerle beraber.

Yapı denetim yasası 19 ili kapsıyordu, biz, bütün illeri kapsasın diye yasanın alanını genişlettik; ama, vatandaşa olan yükünü de hafifletici tedbirler getiriyoruz.

Ayrıca, bu Bingöl, Pülümür ve İzmir depreminden dolayı dün Bakanlar Kurulunda birtakım kararlar alındı. Bunlardan biri şudur: Bu bölgelerde, biliyorsunuz, zorunlu deprem sigortasından dolayı, siz, beldeler dahil olmak üzere, vatandaşa ev yapamıyorsunuz, evini tamir edemiyorsunuz, depreme dayanıklı hale getiremiyorsunuz. Bunun getirdiği sıkıntıları orta yerden kaldırmak için yeni bir yasal düzenlemeyi bugün Bakanlar Kurulunun imzasına açtık. Niye; vatandaşımıza buralarda ev yapmak, işyeri imkânları hazırlamak, bazı binaları da depreme dayanıklı hale getirebilmek için; çünkü, Bingöl'de 320 aile sigorta yaptırmış, toplanan para 15 milyar. İzmir gibi bir yerde bugüne kadar toplanan para 19 trilyon; İzmir gibi bir ilde!.. Tunceli'de toplanan para -dün rakamlara baktım- herhalde 7-8 milyar. Yani, en kabadayı il, işte İzmir... Kültür seviyesi yüksek olan illerimiz bunlar.

Sen 10-15 trilyonla ne yapabilirsin; yarım bina yaparsın. 85 metrekare bir binanın bugünkü normal maliyeti 27-28 milyardır. Yani, bazı illerde toplanan para, bir binanın parası dahi değil. Dolayısıyla, böyle bir yasal düzenlemeyle, bugün yarın karşınıza geleceğiz. Bingöl'deki, İzmir'deki, Pülümür'deki, Erzincan'ın bazı köylerindeki depremlerde ve bundan sonra muhtemel olabilecek depremlerde -Allah vermesin- vatandaşların imdadına anında koşabilmek, binalarını yapabilmek için bu kanunî düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Ayrıca, dün kararlaştırılan, yardım toplama olayıyla ilgili hesap numaraları var; vatandaşlar duysun diye söylüyorum. Bu toplanan paralar, Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesine yatırılacak. Hesap numaraları şöyle: Türk Lirası yatırmak isteyenler için 83697, euro yatırmak isteyenler için 83713 ve dolar yatırmak isteyenler için de 83701. Vatandaşlarımız bu hesap numaralarına bu paraları yatırırlarsa, biz, bu paralarla bu vatandaşların imdadına koşacağız kendi imkânlarımızla. Bu konuda her türlü hazırlıklarımız tamamdır. İnşallah, onbeş güne kadar -çok fazla iddialı olmamakla beraber- Bingöl'de bu işe başlayacağımızı ümit ediyoruz.

Şu anda Bingöl'de 2 400'ün üzerinde bina yapılması gözüküyor; İzmir'de 200'ün üzerinde, Tunceli'de 48 -başladık- Erzincan'ın köylerinde eleme metoduyla 51 adet ve daha yukarısı olabilir.

Bu bilgileri sizlere sunmayı uygun gördüm. Tekrar, Cenabı Hak, depremlerden bizi korusun diyoruz, musibetlerden korusun diyoruz.

Yine, buradan sesleniyoruz belediye başkanlarımıza: Çok katlı bina yapmaktan vazgeçin lütfen diyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık ve tüm yatırımcı bakanlıklar, projelerini gözden geçirmelidirler. Arşivlerden otuz yıllık projeleri çekip uygulamaya koymasınlar. Ben inanıyorum ki projelerin çoğu gözden geçirilmiyor, günün şartlarına göre ele alınmıyor. Hazırcıyız biz, çok hazırcıyız, projeleri alırız, zemin etüdünü de yaptırtmadan, aynı yere, aynı projeleri uygularız. Göreceksiniz, bu 1995 yılının birinci ayında yıkılan bu pansiyon projesi de benzeri bir projedir. Ben o projenin çok ciddî olarak ele alındığına inanmıyorum. 1995'in birinci ayında ihale edilmiş, 1998'in sonunda bitmiş, şu anda müteahhitle ilgili biz bakanlık olarak müfettişlik görevimizi yapıyoruz, müfettişlerimizi görevlendiririz, savcılar da görev başında. Tabiî ki bizim yapacağımız belli, savcıların, hâkimlerin yapacakları belli. Yasalardaki eksiklerimizi tamamlayacağız. Bunların yanına kâr kalmaması lazım, bu insanların toplu olarak ölümlerine sebep olan insanların, mutlaka karşılığını görmesi lazım. Bunun başka türlü önüne geçmek mümkün değil. Ama, bütün bunların yanında, herkesin başına bir polis koyamazsınız. İnsanların yüreğine bir polis koymak lazım. Buna artık vicdan mı deriz, ahlak mı deriz, Allah korkusu mu deriz, millî duygu mu deriz; adını ne koyarsanız koyun. Herkes kendine göre bir şey koymalı ki, bu işler bir daha olmasın.

Ben şunu izah edeyim ve sözümü keseyim: Bir müteahhidin sözleşmesi var mı, var; sözleşmesinde mühendis bulunduracağını, mimar bulunduracağını... Ben kamuoyu duysun diye söylüyorum. Sizler, kültürlü, bilgili insanlarsınız, bunları size anlatmıyorum; sizin huzurunuzda halk duysun diye söylüyorum; çünkü, geçen gün televizyonun birisi bana soruyor, diyor ki: "Aradan bunca yıl geçtiği halde bu binayı niçin denetlemediniz?" Ben de dedim ki: Üzerine sıvası çekilmiş bir binayı niye denetleyeceksin? Şimdi halkın bilmesi lazım. Müteahhit işi alırken, bunun sözleşmesi var. O sözleşmede, ne kadar teknik elemanı inşaatın başında bulunduracağını yazar.

İkincisi, bu işi kontrol eden sürveyan var, betonun iyi dökülmesi için başında bulunur, ataşmanları tutmak için teknisyeni vardır, bu işi her defasında kontrol eden mühendisi vardır, kontrol amiri vardır, kontrol şefi vardır, bayındırlık müdürü vardır; eğer, bunu Sağlık Bakanlığı yapıyorsa, aynı sistem orada var; Millî Eğitim yapıyorsa aynı sistem orada var ve bu dökülen betonların, yapılan imalatların tekniğine, şartnamesine, projesine uygun olup olmadığı görüldükten sonra ödemeler yapılıyor. Bunca insanın denetiminden sonra bu binalar bu kadar çürük yapılıyorsa, hatayı biraz da başka yerlerde aramak lazım diyorum.

SEDAT PEKEL (Balıkesir)İmar aflarında aramak lazım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla)Bingöl'de imar affı yoktu, Pülümür'de imar affı yoktu, İzmir'de imar affı yoktu; benim gördüğüm bir şey var, yine söyleyeyim yüreğimde kalmasın: Ahlakî çöküntü var, vicdanî zafiyet var, sorumsuzluk var, ilkesizlik var, adam kayırma var, ideolojik yaklaşımlar var, partizancılık var. Lütfen, bu konularda ihale verirken, alırken, hak ediş ödenirken, imar planlarında değişiklik yapılırken, insanımıza göre imar planı değişikliği yapmayalım; insanımıza göre hak ediş ödemesi yapmayalım; insanımıza göre projelerde düzenleme yapmayalım; insanımıza göre hafriyat derinliklerini ayarlamayalım; insanımıza göre kullanılacak malzemeyi layüsel bir şekilde kullanmayalım. Şuradaki dereden malzemeyi çekip getirirse, sen de buna teknik eleman olarak, mühendis olarak, şu memleketin okullarından diploma alan insan olarak göz yumarsan, bunu neyle izah edeceksiniz?!

Gördük, toprak gibi beton, içinden taşlar çıkıyor, sanki bunları yakmışsın gibi rengi sapsarı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 6 Mayıs 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook