Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)
Hatay Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Nisan 2006 · 761 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Züheyir Amber (Anavatan Partisi), 18 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)); konuşma 761 kelime.
Züheyir Amber (Anavatan Partisi, Hatay). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 18 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zuheyir-amber-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay)Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüşülmekte olan 1139 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısının dördüncü bölümünde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Anayasanın "Sosyal güvenlik hakları" başlıklı onuncu bölümünün 60 ıncı maddesinde "herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar" denilmektedir. Anayasada tarif edilen bu haklar, aynı zamanda bir insan hakkıdır. Sosyal güvenlik, modernleşme sürecinde toplumsal dayanışmanın kurumsallaşmış adıdır. Bu nedenle, ekonomik izahı ne olursa olsun, yapılacak reformun birincil amacı toplumun katmanları arasındaki dayanışmayı sağlayacak şekilde düzenlenmesidir.
Anavatan Partisi olarak bizim için denge, sosyal devlet ile ekonomik istikrar arasındaki dengedir ki, hükümet tasarısı, maalesef, bu dengeyi önemsememiştir. Bir yandan, yanlış da olsa, aile hekimliği kanununu çıkartıp, daha sonra, 12 Eylül rejiminin Mecburî Hizmet Kanununu hortlatmak, diğer yandan, özelleştirmeci gibi davranırken özel şahısların yaptığı hastanelerin devlet tarafından kiralanmasına yönelik devletleştirmeci kanun çıkarmak hükümetin güvenilirliğini kaybetmesine neden olmuştur. Büyük reformlar yapmanın olmazsa olmaz şartı ise kamuoyunun güvenidir.
Kanun tasarısının ilgili maddelerinde görüleceği üzere, esnaf ve muhtarlarımız ve onların bakmakla yükümlü oldukları yakınları, herhangi bir nedenden dolayı primlerini veya borçlarını yatırmadıkları takdirde, herhangi bir sağlık ödeneği veya sağlık hizmeti alamayacaklardır. Oysa, Anayasamızda da belirtildiği gibi, devlet, vatandaşına sağlık, eğitim hizmetini eşit şekilde sağlamak zorundadır.
Kanun tasarısının malullük sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartlarına baktığımızda "malullük, en az on yıldan beri sigortalı olup, toplam olarak 1 800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise beş yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekmektedir" deniyor.
Değerli arkadaşlar, malullük, isteğe bağlı bir olgu değildir. Malul olan bir kimse yukarıdaki şartları yerine getiremediyse ortada kalacaktır. Oysaki, devletin aslî görevlerinden biri sağlıktır. Üstelik, malul olan kimse bir de bakıma muhtaç olacaktır. İlgili bu madde, günün şartı aranmaksızın, malul olan ve bunu, sağlık hizmeti sunan devlet kuruluşlarından belgeleyen kimsenin malullük aylığının, öncelik tanınarak bağlanması yönünde tekrar düzenlenmelidir.
Bir de, malul olma oranından bahsetmek istiyorum. Gelişmiş ülkelerde çalışanın, çalışma ortamında parmağına dahi bir şey olsa, tedavisinin ardından psikolojik tedavi hizmeti verilmekteyken, yüzde 60 malullük oranı bizim Türkiye'de çok yüksektir. Bu oranın yüzde 40-50 seviyelerine çekilmesinin gerektiğini burada özellikle vurgulamak istiyorum. Ayrıca, maluliyete sebep verecek koşullar, tüm işkollarındaki yerlerde, iş sağlığı ve çalışan güvenliği olarak yeniden düzenlenmeli, tüm çalışanlarımızın sağlıklı ve güvenli ortamlarda çalıştırılmaları sağlanmalıdır.
Yaşlılık sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartlarına baktığımızda, hem Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerin çalışma koşullarını sağlayamıyorsunuz hem bu zor şartlar altında çalışanların prim gün sayısını artırıyorsunuz. Bugün, Türkiye koşullarında, bir işçinin -kamu kesimi hariç- 9 000 gün sigortalı çalışması ancak mucizeyle gerçekleştirilebilir.
Devletin, istihdamın azaltılması yönünde ciddî bir rolü vardır. Açık olan bir pozisyona 20 yaşındaki bir kişiyi yerleştirdiğinizde, o pozisyon kırksekiz yıl dolu olacaktır. Yabancı yatırımcıların, ülkemizde, yeni, istihdam yaratıcı yatırım yapmayıp, mevcut olan yatırımları; yani, mevcut istihdamları satın aldıkları bir gerçektir. Yerli yatırımcılarımızın ise, yüksek prim ve maliyetlerden dolayı yatırımlardan çekindikleri ortadadır. Bu şartlar altında, mevcut olan işsizlik rakamı bir çığ gibi büyüyecek, hatta, korkarım ki, bir sosyal patlama yaratacaktır. IMF'nin dayatmasıyla, çıkarılması zorunlu olan bu yasanın, böyle, alelacele, altyapısı hazırlanmadan, ülke gerçekleri gözetilmeden Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesi son derece sakıncalı ve üzücüdür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasayı okuyan her vatandaşımız, bu yasa yürürlüğe girdikten sonra, 2016 yılında, yani, on sene sonra, mevcut emekli aylığı bağlama oranının yüzde 75'ten yüzde 50'ye düştüğünü görecektir. Bu kanunun amacının, çalışanların mevcut sistemdeki haklarını geriye götürerek daraltmak, yükümlülüklerini ağırlaştırmak ve böylece, sistemin açıklarını kapatmak olduğu açıktır. Sistemdeki açığı emekli aylıklarını düşürerek sağlamak yoluna gidilmesi, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Emekli aylıkları zaten büyük ölçüde yoksulluk sınırının altındadır. Hatta, Toplu Konut İdaresinin "alt gelir grubu" diye tanımladığı aylık 600 YTL gelirin dahi altındadır. Bugün için 442 YTL emekli aylığı alan asgarî ücret emeklisi bir işçinin aylığı daha da aşağı düşecektir; yani, alım gücü daha da zayıflayacaktır. Yıllarca çalışıp ülke kalkınmasına katkıda bulunanların, emekli olduktan sonra, emekli olduğu tarihteki düşük bir aylık bağlama oranına mahkûm edilmeleri, hem sosyal devlet hem de adalet ilkesine aykırıdır.
Yine, bu yasayla, emekli olduktan sonra ek bir işte çalışanlara güçlükler getirilmektedir. Zaten yoksulluk sınırının altında olan emekli aylıkları yetmediği için vatandaşlarımız ek bir işte çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar. Yaşlılık aylıkları kesildiği takdirde, evine, çocuklarına ek bir maddî imkânı sağlamak için çalışan emeklilerimiz, zaten asgarî ücretin de altında çalışmaktadırlar. Eğer, yasada bu öngörülecekse, emekli maaşlarına asgarî ücret oranında zam yaparak, emekli vatandaşlarımızın ek bir işe ihtiyaç duymamalarını sağlamalıyız. Bunun özellikle dikkate alınmasını istirham ediyorum; hatta, bununla ilgili bir önerge de verirseniz, çok daha iyi olur diye düşünüyorum.
Konuşmamı bu şekilde tamamladıktan sonra, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 18 Nisan 2006