Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü başta olmak üzere tiyatro, konservatuar ve diğer kültür kurumlarıyla ilgili bazı iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)"Çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığı'nda." Shakespeare'in 1601'de Hamlet'te yer verdiği bu cümle, ne yazık ki bugün Türkiye'deki kültür ve sanat kurumlarının sürüklendiği ' durumu düşünmek için çok uygun bir ifadeye denk düşüyor. Toplumsal hayatın bir çöküşün eşiğinde olduğu yönündeki kaygı, kültür sanat alanlarındaki çürüme ve çöküşle yakından ilişkili. Bu çürümenin en somut örneklerinden biri Devlet Tiyatroları'nda (DT) yaşanıyor. Özellikle son iki yılda, Tamer Karadağlı'nın 11 Ağustos 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Genel Müdür olarak atanmasının ardından kurumda kadrolaşma, mobbing, usulsüz harcamalar, adrese teslim ihaleler ve kurumsal tasfiye iddiaları dikkat çekici bir hâl almıştır. Bu nedenle tiyatro, konservatuar ve diğer kültür kurumlarında ortaya çıkan bu iddiaların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.
GEREKÇE
Devlet Tiyatroları'nda (DT) iki yıl önceki Genel Müdür atamasından bu yana geçen süreçte, kurumda yaşanan baskı ve kadrolaşmaya dair iddialar artık görmezden gelinemez bir hale gelmiştir. İktidar temsilcileri bu atamayı Genel Müdür Tamer Karadağlı'nın bireysel performansını öne çıkararak savuşturmaya çalışsa da mesele bir oyuncunun kişisel başarısının ötesinde veçhelere sahiptir. Mesele, kültür ve sanat kurumlarının nasıl bir anlayışla yönetildiği, tarihsel birikimlerinin korunup korunamadığı, sanat kültür hayatımızı zenginleştirme, kurumları güçlendirme ve sanatçıları koruma yükümlülüklerinin layıkıyla yerine getirilip getirilemediği meselesidir. Maalesef Türkiye'de bugün kültür sanat alanında bu yükümlülükler ve hedeflerin tümünde bir seviye kaybı bir çeşit güçsüzleşme yaşanıyor. Bugün DT'deki tabloyu en iyi anlatan söz, Shakespeare'e ait, Çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığında" ifadesidir.
Metnin tamamını göster (6 paragraf daha)Metni kısalt
Bu tablo, içeriden yükselen tepkilerle de doğrulanmaktadır. DT'de 32 yıldır görev yapan oyuncu Veda Yurtsever, yayımladığı ayrılık mesajında "Kendilerini kurumdan daha değerli gören kibir abidelerinin idaresine teslim edildik" diyerek tepkisini dile getirmiştir. Yurtsever, bilet zamları, sınavsız kadro alımları, turne harcamaları ve teşviklerde çifte standart iddialarını gündeme getirmiş ve "Bizim kurumda ne zaman eşofmanların yerini takım elbiseler aldı, o zaman düşüş başladı" sözleriyle yaşanan kültürel kırıma işaret etmiştir. "Tek oyun yönettiği halde başrejisör unvanı alanlar var. Kendi Lale Devirleri için bütün tuşlara basıyorlar" ifadelerini kullanmıştır.
Karadağlı'nın göreve geldikten sonra tiyatro emekçilerini hedef alarak kullandığı Lale Devri bitti, çalışmayacaksanız istifa edin" sözü, nasıl bir yönetim anlayışının benimseneceğini açıkça ortaya koymuştu. Ancak müdürlüğe getirildikten sonra hazırlanan Sayıştay raporlarında, kurum tanıtım harcamalarının yüzde 115 arttığı, usulsüz atamalar yapıldığı ve mevzuata aykırı ihalelerin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Sayıştay denetimlerinde ayrıca DT personeline yönelik harcırah ödemelerinin yalnızca belirli kişilere yapıldığı ve adres teslim ihalelerin uygulandığı da ortaya konulmuştur.
Konservatuarda yaşanan tasfiye iddiaları, yaşananların yalnızca DT ile sınırlı olmadığını göstermektedir. Eylül 2025'te Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı'nda 12 öğretim görevlisinin görevine son verilmiş, iki öğretim görevlisi de bu tasfiyelere tepki olarak kurumdan ayrılmıştır. 90 yıllık kurumda dersler ilk kez 14 öğretim görevlisi eksiğiyle başlamış, sanatçılar bu tasfiyelerin "muhalif" bulunan isimlerin, yönetim tarafından, rektörlüğe şikâyet edilmesi üzerine gerçekleştiğini belirtmiştir.
Tüm bunlar yaşanırken bağımsız tiyatrolara yönelik politikalar da ağır bir eşitsizlik yaratmaktadır. DT'de keyfi tanıtım harcamaları yapılırken bağımsız tiyatrolar en temel prodüksiyon giderlerini bile karşılayamayacak koşullara sürüklenmektedir. Tek bir oyuna milyonlarca lira aktarılabildiği bir düzende yüzlerce bağımsız tiyatronun toplamının aynı bütçeye erişememesi, kamusal kaynakların kullanımının eşitsizliği ve ayrışmayı derinleştirdiğini göstermektedir. Böylece DT kültürel bir erozyona uğrarken, bağımsız tiyatrolar da günden güne güç kaybetmektedir. Kültür-sanat alanını kuşatan bu siyasal anlayış, Türkiye'de kültürel üretim alanında ağır bir niteliksizleşme ile sonuçlanmaktadır. Bu baskı iklimi yalnızca kurumsal tasfiyelerle sınırlı değildir, sahada sanatçıların doğrudan hedef alınmasına kadar uzanmaktadır. Tiyatro sanatçısı Eda Saraç, 25 Ekim'de İstanbul Harbiye'deki oyununa yetişmeye çalışırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul programı nedeniyle kurulan bariyerlerde polis tarafından durduruldu. Geçişine izin verilmemesi üzerine yaşanan tartışma sonrasında gözaltına alındı ve "Cumhurbaşkanı'na hakaret" iddiasıyla tutuklandı. Üstelik bu hukuksuz müdahale karşısında DT yönetiminden en küçük bir tepki dahi gelmedi.
Bu gelişmeler, DT ve konservatuarların siyasal müdahale ile şekillendirildiğini ve sanatsal liyakatin yerini siyasal itaate bıraktığını göstermektedir. DT kültürel üretim alanına dair hangi entelektüel birikim ve yönetsel tecrübeyle bu göreve getirildiği belirsiz olan popüler bir figüre değil, yıllardır kültür-sanat alanında emek veren ve kurumsal hafızayı taşıyabilecek liyakat sahibi isimlere emanet edilmelidir.
Sonuç olarak sanat kurumlarında yaşanan bu gelişmeler, tiyatro ve konservatuarların kültür üretim alanı olmaktan çıkarılıp siyasal sadakat mekanizmasına dönüştürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Kurumsal tasfiyeler, usulsüz harcamalar, sınavsız kadrolar, eğitim alanına müdahaleler ve mobbingler bu dönüşümün yaygınlaştığını göstermektedir. Bu nedenle DT ve bağlı sanat kurumlarında yaşanan kadrolaşma, usulsüzlükler ve mobbing uygulamalarının Meclis tarafından araştırılması zorunlu hale gelmiştir.
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.