Sanayi sektörünün GSMH içindeki payına ilişkin
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 79 gün. Tarihler TBMM kaydından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Rahmi Aşkın TÜRELİ İzmir Milletvekili
Sanayi sektörü ülkelerin kalkınma stratejilerinin temelinde yer alan bir sektör olup, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke sanayileşmeye büyük önem vermekte ve bu doğrultuda ekonomilerinde yapısal dönüşümlerini hızla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde de hızlı sanayileşmenin o gerçekleştirilmesi (oOve, üretimin o sektörel kompozisyonundaki değişimin sanayi sektörü lehine olması ülkeyi yöneten tüm iktidarlar tarafından hedeflenmiş olmasına rağmen AKP döneminde ülkemizin sanayileşmesi alanında atılması gereken adımlar yeterli olmamıştır.
Gerekçenin tamamını göster (7 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
Nitekim sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı (vergiler ve sübvansiyonların temel sektörlere dağıtılmadığı bir yapıda) 2002 yılında yüzde 20,1 iken, 22 yıllık bir dönemin ardından hemen hemen aynı kalarak 2024 yılında da yüzde 20 olarak gerçekleşmiştir.
İstihdam göstergeleri de sanayi açısından parlak bir tablo ortaya koymaktan uzaktır. Nitekim sanayi istihdamının toplam istihdam içindeki payı 2005 yılında yüzde 21,4 iken, 2024 yılında yüzde 20,7 olarak gerçekleşmiştir.
Diğer taraftan, 2021 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon netice" tezinin sonucunda uygulanmaya konulan faiz indirimleri Türkiye ekonomisini bugün de içinde olduğumuz krize ve yüksek enflasyon sürecine sokmuştur. Bu kriz sanayi sektörünü son derece olumsuz etkilemiştir. Nitekim 2022-2024 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 4,5 oranında büyüme kaydederken sanayi sektöründe büyüme yüzde I.I olmuştur. Ekonomiye ilişkin göstergeler söz konusu olumsuzluğun devam ettiğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Nitekim 2025 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre ekonominin büyüme hızı yüzde 2,7 olurken, sanayi sektöründe büyüme kaydedilememiştir.
Sanayi sektörü, yapısı itibarıyla bakıldığında ve tarım ve hizmetler sektörleri ile kıyaslandığında, daha az kişinin çalışarak daha yüksek katma değerin üretildiği bir sektördür. Bununla birlikte, Türkiye'de ağırlıklı olarak emek yoğun ve teknoloji yoğunluğu düşük bir sanayi yapısı egemendir.
AKP'nin iktidarda olduğu 22 yıllık dönemde sanayi sektörünün ekonomideki ağırlığının çok sınırlı bir biçimde artmış olması ekonomide amaçlanan yapısal dönüşümün gerçekleştirilemediğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Nitekim Dokuzuncu Kalkınma Planı'ndan başlayarak hazırlanan tüm kalkınma planlarının temel hedeflerinden birinin sanayinin milli gelir içindeki payının artırılması olduğu düşünüldüğünde bu hedeflerin uzağında kalınması ciddi bir eksikliğe işaret etmektedir. Bu kapsamda, çalışan başına katma değerin düşük olduğu, verimlilik seviyelerinin yüksek olmadığı bir sanayi yapısı ile Türkiye'nin sanayileşebilmesi ve üretim ve ihracatta teknoloji yoğunluğunu artırması mümkün gözükmemektedir.
Bu bilgiler ışığında;
SORULAR
AKP'nin iktidarda olduğu 22 yıllık dönemde sanayi sektörünün milli gelir içindeki payının aynı kalmasını hangi nedenlere bağlıyorsunuz?
Sanayi istihdamının toplam istihdam içindeki payının aynı kalmasının sanayi sektöründe çalışan başına katma değerin düşük olduğu, emek yoğun ve teknoloji yoğunluğu düşük bir sanayi yapısına işaret ettiği tespitine ilişkin düşünceleriniz nelerdir?
2021 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon netice" tezinin sonucunda Türkiye ekonomisinin içine girdiği krizin sanayi sektörünü olumsuz etkilemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP iktidarları zamanında hazırlanan tüm Kalkınma Planlarında sanayi sektörünün ekonomideki ağırlığının artırılması temel amaçlar arasındayken bu alanda ciddi bir başarı sağlanamamasının nedeni nedir?
Katma değeri düşük mal ve hizmet üretiminin ve düşük verimlilik seviyelerinin yaygın olduğu bir sanayi yapısı ile Türkiye'nin sanayileşebilmesi ve üretim ve ihracatta teknoloji yoğunluğunu artırması nasıl mümkün olacaktır?
Bakanlığın cevabı
Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Mehmet Fatih Kacır, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ·
Sanayi sektörü ülkelerin kalkınma stratejilerinin temelinde yer alan bir sektör olup, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke sanayileşmeye büyük önem vermekte ve bu doğrultuda (o ekonomilerinde (yapısal (O dönüşümlerini Ohızla (gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde de hızlı sanayileşmenin gerçekleştirilmesi ve üretimin sektörel kompozisyonundaki değişimin sanayi sektörü lehine olması ülkeyi yöneten tüm iktidarlar tarafından hedeflenmiş olmasına rağmen AKP döneminde ülkemizin sanayileşmesi alanında atılması gereken adımlar yeterli olmamıştır.
Nitekim sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı (vergiler ve sübvansiyonların temel sektörlere dağıtılmadığı bir yapıda) 2002 yılında yüzde 20,1 iken, 22 yıllık bir dönemin ardından hemen hemen aynı kalarak 2024 yılında da yüzde 20 olarak gerçekleşmiştir.
İstihdam göstergeleri de sanayi açısından parlak bir tablo ortaya koymaktan uzaktır. Nitekim sanayi istihdamının toplam istihdam içindeki payı 2005 yılında yüzde 21,4 iken, 2024 yılında yüzde 20,7 olarak gerçekleşmiştir.
Diğer taraftan, 2021 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon netice" tezinin sonucunda uygulanmaya konulan faiz indirimleri Türkiye ekonomisini bugün de içinde olduğumuz krize ve yüksek enflasyon sürecine sokmuştur. Bu kriz sanayi sektörünü son derece olumsuz etkilemiştir. Nitekim 2022-2024 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 4,5 oranında büyüme kaydederken sanayi sektöründe büyüme yüzde 1,1 olmuştur. Ekonomiye ilişkin göstergeler söz konusu olumsuzluğun devam ettiğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Nitekim 2025 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre ekonominin büyüme hızı yüzde 2,7 olurken, sanayi sektöründe büyüme kaydedilememiştir.
Sanayi sektörü, yapısı itibarıyla bakıldığında ve tarım ve hizmetler sektörleri ile kıyaslandığında, daha az kişinin çalışarak daha yüksek katma değerin üretildiği bir sektördür. Bununla birlikte, Türkiye'de ağırlıklı olarak emek yoğun ve teknoloji yoğunluğu düşük bir sanayi yapısı egemendir.
AKP'nin iktidarda olduğu 22 yıllık dönemde sanayi sektörünün ekonomideki ağırlığının çok sınırlı bir biçimde artmış olması ekonomide amaçlanan yapısal dönüşümün gerçekleştirilemediğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Nitekim Dokuzuncu Kalkınma Planı'ndan başlayarak hazırlanan tüm kalkınma planlarının temel hedeflerinden birinin sanayinin milli gelir içindeki payının artırılması olduğu düşünüldüğünde bu hedeflerin uzağında kalınması ciddi bir eksikliğe işaret etmektedir. Bu kapsamda, çalışan başına katma değerin düşük olduğu, verimlilik seviyelerinin yüksek olmadığı bir sanayi yapısı ile Türkiye'nin sanayileşebilmesi ve üretim ve ihracatta teknoloji yoğunluğunu artırması mümkün gözükmemektedir.
Bu bilgiler ışığında;
Soru 1- AKP'nin iktidarda olduğu 22 yıllık dönemde sanayi sektörünün milli gelir içindeki payının aynı kalmasını hangi nedenlere bağlıyorsunuz?
Soru 2- Sanayi istihdamının toplam istihdam içindeki payının aynı kalmasının sanayi sektöründe çalışan başına katma değerin düşük olduğu, emek yoğun ve teknoloji yoğunluğu düşük bir sanayi yapısına işaret ettiği tespitine ilişkin düşünceleriniz nelerdir?
Soru 3- 2021 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon netice" tezinin sonucunda Türkiye ekonomisinin içine girdiği krizin sanayi sektörünü olumsuz etkilemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Soru 4- AKP iktidarları zamanında hazırlanan tüm Kalkınma Planlarında sanayi sektörünün ekonomideki ağırlığının artırılması temel amaçlar arasındayken bu alanda ciddi bir başarı sağlanamamasının nedeni nedir?
Soru 5- Katma değeri düşük mal ve hizmet üretiminin ve düşük verimlilik seviyelerinin yaygın olduğu bir sanayi yapısı ile Türkiye'nin sanayileşebilmesi ve üretim ve ihracatta teknoloji yoğunluğunu artırması nasıl mümkün olacaktır?
CEVAPLAR:
Türkiye ihracatının hâlihazırda 994'ü imalat sanayi ürünlerinden oluşmakta olup üretim odaklı bir ekonomiye sahip bulunmaktayız. İhracatımızın yaklaşık 9642'si otomotiv, kimya ürünleri, makine, elektronik ve elektrikli teçhizat orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluşmaktadır.
21. yüzyıl başından bugüne sanayi ve teknolojik gelişim alanlarında önemli bir performans gösteren ülkemizde; üretime dayalı sanayileşme, teknolojik ve ekonomik bağımsızlık ve kalkınma yolunda önemli adımlar atılmıştır. Nitekim bu dönemde kapsamlı bir Ar-Ge, yenilikçilik ve girişimcilik ekosistemi inşa edilmiş, katma değerli üretim kapasitesi geliştirilmiş ve teknoloji geliştiren bir ülke olma hedefi yolunda mesafe alınmıştır. Ayrıca, yerli ve yabancı yatırımcıları motive eden cazip bir teşvik sistemi ile Türkiye rekabetçi bir üretim üssüne dönüştürülerek ihracat potansiyeli de güçlendirilmiştir.
Sanayi ve teknoloji alanlarında kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçilirken teknolojik bağımsızlık ilkesi doğrultusunda, yerli ve milli üretim anlayışının da temelleri atılmıştır. Gerek sanayileşme altyapılarının hızlı bir şekilde yaygınlaştırılması ve gerekse sanayiye yönelik teşvik ve destekler, süreklilik arz eden bir iktisadi büyümenin motoru olmuştur. Sanayi üretim endeksi 2002 yılında ortalama 30,95 iken, 2024 yılında 107,54 düzeyine yükselmiş, bu gelişme ürün çeşitliliğine de yansımıştır. 2002'de 40 milyar Dolar olan imalat sanayi gayrisafi yurtiçi hasılası, 2024'te 226 milyar Dolara yükselirken "6457 gibi yüksek bir oranda artmıştır. Türkiye, Dünya Bankası verilerine göre imalat sanayi hasılasında 2002 yılına göre 7 basamak yükselerek 14. sıraya yerleşmiştir. Bununla birlikte, doğal kaynak zengini olmayan gelişmiş ülkelerin birçoğunda hizmetler sektörü Türkiye'de de olduğu gibi gayrisafi yurtiçi hasılanın yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Ar-Ge ve inovasyon ekosisteminin tesis edildiği, Ar-Ge'ye ayrılan kaynağın *00,5'lerden 961,42'ye, 1,2 milyar Dolardan 16 milyar Dolar seviyelerine ulaştığı bu 22 yılda yaşanan dönüşüm, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla daha güçlü şekilde ifade edilmiştir.
Sanayi istihdamı ise 1998'deki 9022 düzeyinden 2006'da yaklaşık 9627 düzeyine yükselmiş ve sonrasında istikrarını korumuştur. İmalat sanayinde çalışan başına katma değer düşmediği gibi aksine yükselmiştir. İmalat sanayii iş gücü verimliliği artışı, özellikle Kovid-19 pandemisi sonrası dönemde ortalamanın üzerinde gerçekleşerek genel iş gücü verimliliğinin yükselmesinde önemli katkı sağlamıştır.
2019-2023 ile 2024-2028 dönemlerini kapsayan . On Birinci ve On İkinci Kalkınma Planlarında; kimya, ilaç ve tıbbi cihazlar, elektronik, makine, elektrikli teçhizat, otomotiv ve raylı sistem araçları gibi sektörler öncelikli olarak tanımlanmış, 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi belgesinde yerli ve milli üretimin vurgulanması merkezi bir odak noktası haline getirilmiş ve bu vurgu, ileriye dönük somut adımlarla devam etmiştir. Ayrıca, 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisinin uygulanma döneminde önemli başarılar kaydedilmiştir: Togg ilk teslimini yapmış, Teknoloji Hamlesi Programı hayata geçirilmiş, Milli Uzay Programı yayımlanarak Türkiye'nin insanlı ilk uzay misyonu planlanmış, TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivalleri gerçekleştirilmiş, Türkiye Açık Kaynak Platformu, Yapay Zekâ Enstitüsü ve Raylı Ulaştım Teknolojileri Enstitüsü gibi yeni kurumsal yapılar kurulmuştur. Yine bu dönemde imalat sanayi ihracatı 240 milyar Doları aşarken Ar-Ge insan kaynağı ve araştırmacı sayılarında kayda değer artışlar elde edilmiştir. Yeşil ve dijital dönüşümü teşvik eden, küresel entegrasyonu ve dayanıklılığı artıran aktif sanayi politikalarının izlenmesi, sanayinin ekonomideki payının korunmasını ve büyütülmesini sağlamıştır. Sanayi politikasında izlenilen bu strateji hem ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini hem de teknolojik bağımsızlık hedeflerinin gerçekleştirilmesini mümkün kılmaktadır.
Küresel rekabet gücümüzü artırmak ve ekonomik büyümeyi sağlamak için sanayileşme politikaları kararlılıkla sürdürülmektedir. Nitekim 2025/6 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle 10/05/2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi belgesinin temelini "Milli Teknoloji Hamlesi" vizyonu oluşturmaktadır. Bu vizyon, savunma sanayiinde elde edilen başarıların diğer sektörlere rol model olması ve kritik teknolojilerin yerli olarak geliştirilmesi hedefi üzerine inşa edilmiştir. Bu kapsamda, eğitimden insan kaynağı planlamasına, sanayi bölgelerinden araştırma altyapılarına kadar sanayi ve teknolojiyi etkileyen bütün ekosistem belgenin odağına alınmıştır. Strateji belgesi; kapsamlı bir analiz metni, 2030 yılında ulaşılması hedeflenen 20 makro hedef ile 5 ana amaç altında 100 strateji ile 37 öncelikli program ve projeden oluşmakta ve titizlikle uygulanmaktadır.
Mehmet Fatih KACIRBakan