Bir gazetecinin katıldığı televizyon programında söylediği sözlere ilişkin
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bugün · cevap bekleniyor
Verilişinden bu yana 21 gün geçti; 15 günlük süre 25 Eylül 2026 tarihinde doldu, cevap henüz yayımlanmadı.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Akın GÜRLEK tarafından Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 96'ncı ve 99'uncu maddeleri uyarınca yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
28 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan görüntülerde gazeteci Kemal Öztürk'ün bir televizyon programında Suriye'deki gelişmeleri değerlendirirken Arap Alevilerini/Nusayrileri topluca hedef alan nefret söylemi ve katliam çağrısı içeren ifadeler kullandığı görülmüştür. Söz konusu ifadelerin yalnızca bir gazetecinin Suriye siyasetine ilişkin siyasi değerlendirmesi olarak görülmesi mümkün değildir. Bu ifadeler, Suriye'deki iç savaş başladığından bu güne kadar örneği sıkça görülen ve her seferinde cezasızlık politikalarıyla geçiştirilen sistematik nefret politikalarının yeni bir yansımasıdır. Kullanılan dil, açık biçimde bir inanç ve kimlik topluluğunun tamamını tehdit eden ve bu topluluğa yönelik şiddet çağrısı yapar niteliktedir. Çok açık ki Öztürk bu cesareti, kendisini katliamlarla, inkârla, asimilasyonla ve toplulukları kimlikleri üzerinden hedef alan siyasal pratiklerle örülmüş tarihsel hafızadan almaktadır. Bugün kurulan bu dil, geçmişteki katliamları aklayan ve o katliamları mümkün kılan zihniyetin, siyasal atmosferin ve cezasızlık kültürünün günümüzdeki uzantılarından biridir.
Türkiye'nin yakın tarihi, bunun ağır sonuçlarını defalarca göstermiştir. Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas, Alevi kimlik ve inançlar üzerinden hedef gösterilmesinin, nefret söyleminin ve katliamların cezasızlığın nelere yol açabileceğini gösteren tarihsel deneyimlerle doludur. Kamuoyuna açık televizyon yayınlarında bir inanç ve kimlik topluluğunun tamamını hedef alan, onları topluca suçlayan ve kitlesel şiddeti meşrulaştırabilecek ifadeler karşısında devletin görevi sessiz kalmak değil, hukukun gerektirdiği biçimde derhal ve etkili bir soruşturma yürütmektir.
İktidarın ve kamu otoritelerinin temel görevi, toplumdaki farklı inanç ve kimlik gruplarının eşit yurttaşlığını, yaşam hakkını ve güvenliğini güvence altına almaktır. Devletin yükümlülüğü, iktidara veya siyasi konumuna bakmaksızın nefret söylemi ve şiddeti meşrulaştıran ifadeler karşısında hukuku eşit biçimde uygulamaktır.
Bu bağlamda,
SORULAR
Kemal Öztürk'ün sarf ettiği sözler hakkında herhangi bir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmış mıdır?
Söz konusu ifadelerin Türk Ceza Kanunu'nun 216'ncı maddesi kapsamında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu yönünden değerlendirilmesi için herhangi bir adli işlem yapılmış mıdır?
Alevilere yönelik nefret söylemi, hedef gösterme ve şiddeti meşrulaştıran ifadeler konusunda Bakanlığınızın özel olarak yürüttüğü bir çalışma veya politika bulunmakta mıdır?
Soz konusu ıadeler hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmamışsa, Cumhuriyet savcılıklarının resen soruşturma yetkisini kullanmaması Adalet Bakanlığı'nın, dolayısıyla Bakanlığınızın herhangi bir talimatı, yönlendirmesi veya telkini sonucunda mı gerçekleşmiştir?
Alevilere yönelik sistematik nefret söyleminin cezasızlıkla geçiştirilmesi bir politik tercih midir?
Bakanlığın cevabı henüz TBMM kaydına girmedi · verilişinden bu yana 21 gün. Cevap gelince metni burada yayımlanır.
Hata bildir