Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 18 Eylül 2023 tarihli "Hayat Tabloları, 2020-2022" verilerine göre, Türkiye'de yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak tanımlanan "doğuşta beklenen yaşam süresi" 77,5 yıl olarak açıklanmıştır.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun yayınladığı 2022 yılına ait "İstatistiklerle Yaşlılar" verilerine göre ise nüfusun yüzde 9,9*u yani yaklaşık 8,5 milyon vatandaşımız 65 yaşın üstündedir. 2017?*de 6 milyon 895 bin 385 kişi olan 65 yaş ve üzeri nüfus, son 5 yılda yüzde 22,6 artarak 2022'de 8 milyon 451 bin 669 kişi olmuştur. Bu rakamlarla Birleşmiş Milletlere göre Türkiye yaşlı ülke statüsündedir. Çok yaşlı ülke statüsüne dâhil olmasına ise çok az bir süre kalmıştır.
65 yaş üstünün nüfusa göre dağılım dilimlerine bakıldığında ise 65-74 yaş grubunun yüzde 64/lük en ağırlıklı kesim olduğu görülmektedir. Türkiye toplumunda ve demografisinde hızlı yaşanan bu dönüşümün, yaş aralıklarında yaşanan değişimin göz önünde bulundurulması ülkemizin geleceğini inşa etmede oluşturulacak politikalarda temel bir unsur olarak değerlendirilmelidir. Aynı gereklilik, anılan kesimlerin içinde bulunduğu yaş itibarıyla özel sağlık problemlerini de önceliklendirmeyi zorunlu kılar. Böylesi bir bakış, yaşa ve yaş gruplarına spesifik ve nüfus projeksiyonlarını göz önünde bulunduran politikalar üretilmesini gerektirmektedir.
Türkiye'de işlerlikte olan yatılı yaşlı bakım sistemi ele alındığında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı olan ve ağırlıklı olarak büyükşehirlerde yerleşik 169 Huzurevi, 18 bin yatak kapasitesi ile temel taşıyıcı unsur mahiyetindedir. Özel sektör hızla artan yatırımlarıyla, 266 huzurevine ulaşmış ve merkezi yönetimin toplam kapasitesine yakın bir rakama, yaklaşık 18 bin yatak kapasitesine ulaşmıştır. Bu iki temel grubun yanı sıra, "diğer grup" olarak belirtilen, Milli Eğitim Bakanlığı ve Belediyelere bağlı huzurevleri de hizmet vermektedir. Bu kurumlarda ise yaklaşık 3 bin yatak kapasiteli bakımevlerinin sorumluluk üstlendiği görülmektedir. Dolayısıyla ülkemizde toplamda yaklaşık 40 bin yatak kapasitesinin hâlihazırda mevcut olduğu vurgulanmalıdır. Bu yatak kapasitesi, 85* kısacası esas olarak bakım ihtiyacı olan 700.000 vatandaşımız düşünüldüğünde, sadece yüzde 2'sine yetecek durumdadır. 89 nüfus, daha uzun yaşam süreleri nedeniyle ağırlıklı olarak güvencesiz kadınlardan (450.000) oluşmakta, bu grubun ise sadece yüzde 1,4'üne yetecek bakım yatağı bulunmaktadır. Daha üzücü olan ise, Aile Bakanlığı'nın koyduğu bakım merkezlerine dair sayısal hedefler, konunun öneminin göz ardı edildiğini göstermektedir.
Yaşlı bakımında güncel yaklaşım, yaşlının yerinde yaşlanmasıdır. Elbette ki, geleneksel aile yapımız ve uluslararası kabul gören yaşlı bakım yaklaşımları evde bakımı desteklemekte, fakat Türkiye? de son dönemde koruyucu hekimlik Gn yaş grubu ciddi anlamda yatılı bakıma ihtiyaç duymakta, zaten güçlü olmayan evde bakım sistemleri, bu yaş grubu için çoğu zaman yeterli olmamaktadır.
Ülkemizde, HUZUREVLERİ, BAKIM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİ ve AKTİF YAŞAM MERKEZLERİ, kısacası yaşlının hizmetine sunulan tüm sosyal hizmet kuruluşları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Oysa bu yaş grubunun temel sorunu kronik hastalıklar ve eşlik eden sağlık problemleri olmakta; fiziksel sorunlar ile beraber psişik sorunlar da bakım sürecini kompleks bir ortama sürüklemektedir. Bu yaş grubunun bakım süreçlerinin, sağlık profesyonelleri ile yürütülmesi, yataklı hizmetin adeta palyatif bakım yaklaşımı ile ve medikal alt yapı ile sürdürülmesi hayati önem taşımaktadır.
Palyatif bakım merkezleri, ülkemizde Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. "Yaşamı tehdit eden bir hastalık nedeni ile sorun yaşayan bireylerin ve ailelerin, fiziksel, psikososyal ve manevi problemlerini erken dönemde tanılama değerlendirme, tedavi ederek ağrı, acıyı azaltma ve yaşam kalitesini artırma" olarak tanımlanan palyatif bakım, Geriatrik Tıp ve bakım etiği ile birlikte, Geriatrik Palyatif Bakım'ın bir ögesidir. Kısacası Geriatrik Palyatif Bakım, Sağlık Bakanlığı kontrolünde iken, her an palyatif bakıma ve hastane tıbbi yaklaşımına ihtiyaç duyabilecek, geçiş gösterebilecek sağlık sorunları bulunan yaşlılarımızın yattığı yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezleri ve huzurevlerinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı çalıştırılması, yaşlılarımızın bakımlarının aksamasına, mevcut çalışanların istemeden hataya açık çalışmasına ve yaşlı bireylerin ailelerinin çaresiz kalmalarına neden olmaktadır.
Bahsi geçen nedenlerle, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bulunan huzurevleri, yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezleri ve yaşlılarımız için aktif yaşam merkezlerinin faaliyetlerinin Sağlık Bakanlığı denetiminde olması elzemdir.
Bu merkezlerin Sağlık Bakanlığı'na devri, beraberinde geriatri hemşirelerinin, halk sağlığı hemşirelerinin, psikiatri hemşirelerinin, rehabilitasyon hemşirelerinin, yara bakım hemşirelerinin, paramedik ve acil tıp teknisyenlerinin, sosyal hizmet uzmanlarının, fizyoterapistlerin, diyetisyenlerin, psikologların, psikolojik danışma ve rehberlik uzmanlarının, tıbbi sekreterlerin ve sağlık yönetimi mezunlarının istihdamına da büyük katkı sunacaktır.
Bu merkezlerin, kaynak verimliliği açısından ve geçişin kurgulanmasını kolaylaştırması açısından, palyatif bakım merkezleri kampüsleri içinde planlanması da düşünülebilir.
65 yaş üstü bireylerde, özelilikle bakım ihtiyacının daha fazla olduğu 85 yaş üstünde, demans, diabet, kardiyovasküler hastalılar, kronik obtrüktif akciğer hastalıkları, duygu durum bozuklukları, depresyon, uyku bozuklukları, beslenme bozuklukları, kas-iskelet sistemindeki zayıflıklara bağlı düşmelere çok sık rastlanmaktadır. Bu yaş grubunda MA sayıda kullanılan ilaçların doğru kullanımı, ilaçların birbiriyle etkileşimin EN sorunlar, ağız ve diş sağlığı, işitme problemlerine bağlı toplumsal kopuş eği e E(CeP)Z problemleri nedeniyle hayata yeterince katılamama, denge problemleri gibi çok sayıda soruna çözüm, ancak ve ancak profesyonel sağlık ekibi ile bulunabilir.
Halen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı olan bu merkezlerde kullanılan performans göstergeleri, asla yaşlı bakımın doğru yönetilmesinin takibinde kullanılacak göstergeler değildir. Bunun için uluslararası kabul gören, fakat ancak sağlık profesyonelleri tarafından kullanılabilecek, medikal, zihinsel, fiziksel, çevresel ve bakım modeline yönelik göstergeler kullanılmalıdır. Bu durum bile başlı başına, bu merkezlerin, Sağlık Bakanlığı'na devrinin önemini göstermektedir.
Yaşlı nüfusun bakımı, öncelikle doğru evde bakım kurgusu ile planlanırken, yatılı merkezler, yeterli ve yetkin insan kaynağı ve doğru alt yapı ile yeniden düzenlenmeli ve tüm bu süreç, Sağlık Bakanlığı denetiminde olmalıdır.