Tali Komisyon
Esas Komisyon İçişleri Tarih: 9-4-2025 Esas No:2/3044
B Mart 2025 GENEL GEREKÇE
Yerel yönetimler, halkın yönetime doğrudan katılımını sağlayan en önemli idari yapılar arasında yer almaktadır. Avrupa Konseyi (AK) tarafından 1985 yılında kabul edilen Yere/ Yönetimler Özerklik Şartı, ademi merkeziyetçiliği savunarak yerel yönetimlerin yetkilerini artırmayı ve halkın yerel düzeyde karar alma süreçlerine katılımını güçlendirmeyi hedeflemektedir. Türkiye, AK üyesi bir ülke olarak 21 Kasım 1988'de bu sözleşmeye imza atmış, 8 Mayıs 1991'de ise 3723 sayılı kanunla onaylamıştır. Ancak Türkiye, merkeziyetçi yönetim anlayışını korumak amacıyla birçok önemli maddeye çekince koymuş ve bu durum, yerel yönetimlerin özerkliğini ciddi şekilde sınırlandırmıştır.
Bu çekinceler, özellikle Kürtlerin yaşadığı kentlerde yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlamış, demokratikleşme sürecini zayıflatmış ve halkın yönetime katılımını engellemiştir. Türkiye'nin koyduğu çekinceler, yerel yönetimlerin sadece idari değil, aynı zamanda mali ve siyasal bağımsızlıklarını da sınırlayarak halkın kendi kaderini belirleme hakkını engelleyen bir yönetim anlayışını pekiştirmiştir. Bu durum hem Türkiye'nin ulusal hukuk sistemi hem de uluslararası taahhütleri açısından ciddi bir çelişki yaratmaktadır.
Ademi merkeziyetçilik (decentralization), demokratik toplumların gelişiminde'merkezi yönetimin yetkilerini yerel yönetimlere devrederek karar alma süreçlerini halkın daha doğrudan katılımına açan bir sistemdir. Montesguleu'nun &wvvetler ayrılığı ilkesi, Tocgueville'in Amerika'daki yerel yönetimler üzerine yaptığı analizler ve John Stuart Mill'in özgürlükçü yönetim modelleri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin demokrasiyi derinleştiren bir unsur olduğunu göstermektedir.
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, bu çerçevede, yerel yönetimleri sadece merkezi otoritenin taşra teşkilatları olarak değil, halkın iradesini yansıtan özerk birimler olarak ele almaktadır. Şartın temel ilkeleri yerel özerklik, mali bağımsızlık, demokratik katılım ve idari-siyasal özerklik olarak sıralanabilir. Ancak Türkiye, bu temel ilkeleri sekteye uğratacak şekilde sözleşmenin birçok maddesine çekince koymuştur. Bu çekinceler, yerel yönetimlerin işleyişini doğrudan etkileyerek halkın yönetime katılımını engellemiş ve merkeziyetçi yönetim anlayışının devamlılığını sağlamıştır.
Türkiye'nin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na koyduğu çekinceler, özellikle şu maddeleri kapsamaktadır:
Madde 4/6: Yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde merkezi yönetimle danışma mekanizmalarının işletilmesini öngören bu maddeye Türkiye çekince koyarak, yerel yönetimlerin merkezi idare ile eşit düzeyde karar süreçlerine katılımını engellemiştir. Bu durum, halkın yerel karar alma süreçlerinden dışlanmasına neden olmuş ve demokratik yönetişim mekanizmalarını zayıflatmıştır.
Madde 6/1: Türkiye, yerel yönetimlerin iç idari yapısını kendi ihtiyaçlarına göre düzenleyebilmesini sağlayan bu maddeye çekince koyarak, belediyelerin işleyişini merkezi yönetimin müdahalelerine açık hale getirmiştir.
Madde 8/3: Yerel yönetimlerin denetiminin yalnızca hukuki çerçevede sınırlandırılmasını öngören bu maddeye yapılan çekince, kayyım atamalarının önünü açmış ve yerel yönetimlerin demokratik irade doğrultusunda yönetilmesini engellemiştir.
Madde 9/4: Türkiye, yerel yönetimlerin mali kaynaklarını artırmasını ve bağımsız finansman sağlamasını öngören bu maddeye çekince koyarak, yerel yönetimlerin ekonomik olarak bağımsız hareket etmesini engellemiştir.
Bu çekinceler, sadece demokratik hakların kısıtlanmasına neden olmamış, aynı zamanda ekonomik açıdan da ciddi sorunlara yol açmıştır. Yerel yönetimlerin mali bağımsızlıklarının kısıtlanması, belediyelerin halkın ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırmış ve ekonomik kalkınma projelerinin önünü tıkamıştır.
Türkiye'nin merkeziyetçi yönetim anlayışı çerçevesinde uygulamaya koyduğu kayyım atamaları, sadece demokratik temsiliyet açısından değil, aynı zamanda hukuki meşruiyet açısından da ciddi sorunlar doğurmuştur. Avrupa Parlamentosu (AP), 13 Şubat 2025"te aldığı bir kararla kayyım uygulamalarını kınamış ve Türkiye'nin yerel demokrasiye zarar verdiğini vurgulamıştır.
Avrupa Parlamentosu'nun kararları bağlayıcı olmamakla birlikte, bu tür kınamalar Türkiye'nin uluslararası prestijine zarar vermekte ve AB ile ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. AB ilerleme raporlarında da Türkiye'nin kayyım uygulamaları ve yerel yönetimlerin özerkliğini kısıtlayan politikaları, demokratikleşme kriterlerine aykırı bulunarak eleştirilmiştir. Kayyım atamalarının uluslararası alanda eleştirilmesi, Türkiye'nin dış politikada yalnızlaşmasına neden olmuş ve özellikle Avrupa Konseyi tarafından demokratik standartları yerine getirmediği yönünde raporlarla gündeme gelmiştir. Türkiye'nin bu uygulamaları sürdürmesi, AB ile müzakere sürecini de olumsuz etkilemektedir.
Türkiye'nin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na koyduğu çekinceler, sadece Kürtlerin yerel yönetimlerdeki haklarını engellemekle kalmamış, aynı zamanda ülkede yaşayan tüm halkların demokratik haklarını da sınırlandırmıştır. Yerel yönetimlerin özerkliği, sadece etnik veya bölgesel bir mesele olarak değil, ülkenin genel demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Türkiye, çekinceleri kaldırarak yerel yönetimlerin özerkliğini güçlendirmeli ve halkın yönetime doğrudan katılımını sağlamalıdır. Bu adımlar, Demokratik Cumhuriyetin inşa sürecinde önemli bir kilometre taşı olacak ve halkın kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacaktır. Ancak bu reformlar hayata geçirilmeden, ülkenin gerçek anlamda demokratik bir yönetişim modeline geçişi mümkün olmayacaktır. MADDE GEREKÇELERİ