İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KANUN TEKLİFİ · 2/3706 KOMİSYONDA

Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu · 4 madde

Kaynak göster

2/3706 esas numaralı kanun teklifi 22 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Ayten Kordu (DEM Parti); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.

Ayten Kordu (DEM Parti, Tunceli). “Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/3706, 22 Mayıs 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-3706-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/634ea564-8473-4b27-815a-019e4fd99ec4

Sade metin (Markdown) →

SÜREÇ

Teklifin yolculuğu

Tarihler TBMM kaydından
  1. TBMM Başkanlığına sunuldu
    1 imza
  2. tarih kaydı yok
    Esas komisyona havale
    Adalet Komisyonu
  3. tarih kaydı yok
    Komisyon görüşmesi (şu anki aşama)
    Komisyonda bekliyor
  4. tarih kaydı yok
    Genel Kurul
    Henüz gelmedi
  5. tarih kaydı yok
    Kabul edildi
    Henüz yok
  6. tarih kaydı yok
    Resmî Gazete
    Henüz yok

TEKLİFİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

1 İMZA

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

İLK İMZA

İlk imza sahibi

MADDELER

Neler düzenleniyor? — 4 madde

Tam metin (PDF) ↗ (yeni sekmede açılır)
MADDE 126/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 77'nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (1) bendi…

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 77'nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (1) bendi eklenmiştir:

"i) Kamu görevlilerinin veya kamu gücünü arkasına alarak hareket eden kişi veya yapıların; bir kişinin rızası olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılması, gözaltına alınması, alıkonulması, kaçırılması ve sonrasında bu kişinin katledilmesi veya akıbetinin gizlenmesi, reddedilmesi ya da nerede olduğunun açıklanmaması suretiyle kişinin hukukun koruması dışına çıkarılması (Zorla Kaybettirme),"

Gerekçe: Madde ile, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İnsanlığa Karşı Suçlar"ı düzenleyen 77'nci maddesinin birinci fıkrasına yeni bir bent eklenerek, devlet görevlilerinin ya da yapıların bir plan doğrultusunda kişileri zorla kaybettirmesi, katledilmesi, hürriyetinden yoksun bırakması ve akıbetini gizlemesi fili müstakil bir insanlığa karşı suç olarak tanımlanmıştır.

MADDE 25237 sayılı Kanunun 77'nci maddesine aşağıdaki fikra eklenmiştir:

5237 sayılı Kanunun 77'nci maddesine aşağıdaki fikra eklenmiştir:

"(5) Bu maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde düzenlenen zorla kaybettirme suçuyla ilgili olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren hiçbir şekilde zamanaşımı uygulanmaz. Bu suçtan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hiçbir aşamada zamanaşımı gerekçesiyle düşürülemez."

Gerekçe: Madde ile, Türk Ceza Kanunu'nun "Zamanaşımı" başlıklı maddelerine atıfla, insanlığa karşı suçlar kapsamında yer alan "Zorla Kaybettirme" fiilinin hiçbir surette zamanaşımına tabi tutulamayacağı net bir şekilde hüküm altına alınmış; bu yolla yargı eliyle faillerin korunmasının ve dosyaların kapatılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 3Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Gerekçe: Yürürlük maddesidir.

MADDE 4Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Gerekçe: Yürütme maddesidir.

Genel gerekçeyi oku (6 paragraf)Genel gerekçeyi kapat

Zorla kaybetme uygulamaları, sadece kişilerin yaşam hakkını ellerinden almakla kalmayıp, ailelerini ve toplumu bitmek bilmeyen bir belirsizlik ve yas süreciyle cezalandıran en ağır insanlık suçlarından biridir. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde 2006 yılında kabul edilen ve 2010 yılında yürürlüğe giren "Herkesin Zorla Kaybettirilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme", bu fiili insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlamakta ve zamanaşımına uğratılamayacağını hükme bağlamaktadır. Dünyada geçmişle yüzleşmeyi başaran ülkeler (örneğin Arjantin ve Güney Aftika), kurdukları Hakikat Komisyonları ve adli süreçler sayesinde hem kayıpların akıbetini ortaya çıkarmış hem de failleri yargılayarak toplumsal barışı inşa etmişlerdir. Uluslararası toplumun en ağır suçlardan biri olarak kabul ettiği zorla kaybettirmelere karşı küresel ölçekte bir hukuki barikat kurulurken, Türkiye'nin de kendi yakın tarihiyle yüzleşip, iç hukukunu evrensel insan hakları normlarıyla uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.

Türkiye'de özellikle 1990'lı yıllardaki olağanüstü hâl döneminde sistematik bir karakter kazanan zorla kaybetmeler, kişilerin kamu gücünü arkasına alan yapılarca evlerinden, işyerlerinden veya gözaltı merkezlerinden alınarak akıbetlerinin karanlıkta bırakılmasıyla sonuçlanmıştır. İnsan Hakları Derneği verilerine göre çoğunluğu gözaltında kaybedilenlere ait 253 toplu mezarın tespit edildiği bu süreç, yaygın ve ağır bir insan hakları ihlali teşkil etmektedir. Kamuoyunda JİTEM olarak bilinen yapılanma etrafında örgütlenen yasa dışı ilişkiler ağı; işkence, yargısız infaz ve faili meçhul cinayetler gibi suçlarla anılmış; bu ağır ihlaller TBMM'nin Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri ve Susurluk Araştırma Komisyonu raporlarında da ayrıntılı biçimde belgelenmiştir.

Buna rağmen; Ankara JİTEM, Cizre, Kızıltepe, Dargeçit, Kulp (Alaca) ve Yüksekova Çetesi gibi sembolik davalar başta olmak üzere, açılan dosyaların büyük kısmı etkin ve bağımsız soruşturmalar yürütülmediği için cezasızlıkla sonuçlanmıştır. Dersim'de gözaltındayken veya sorgu sürecindeyken katledilen/kaybettirilen Ayten Öztürk ve Nazım Gülmez; yıllardır akıbeti sorulan Cemil Kırbayır, Hasan Ocak, Rıdvan Karakoç gibi yüzlerce simge isim bu sistematik sürecin kurbanı olmuşlardır. Günümüzde ise Dersim'de organize bir şekilde kaybettirilen ve üst düzey kamu görevlilerine ilişkin ciddi iddiaların gündeme geldiği Gülistan Doku dosyası, kamu gücünü arkasına alan yapıların yarattığı cezasızlık pratiğinin güncel ve çarpıcı bir örneği olarak varlığını korumaktadır.

Dünya tarihindeki siyasi kaybettirme pratikleri incelendiğinde, bu yöntemin özellikle otoriter rejimler tarafından muhalifleri sindirmek amacıyla kullanıldığı görülmektedir. 1970'li ve 80'li yıllarda Latin Amerika"da, özellikle Arjantin?deki askeri cunta döneminde yaklaşık 30 bin insan, Şili"de ise Pinochet diktatörlüğünde binlerce muhalif gözaltında kaybettirilmiştir. Bu coğrafyadaki acı tecrübeler, "Plaza de Mayo Anneleri" ve Türkiye'deki "Cumartesi Anneleri" gibi adalet arayışlarını doğurmuş, uluslararası hukukun bu suça karşı dönüştürülmesini zorunlu kılmıştır.

Mevcut Türk Ceza Kanunu'nda (ICK) zorla kaybettirme fiili müstakil bir suç olarak tanımlanmamıştır. Bu durum, söz konusu ağır suçun "kasten öldürme", "hürriyeti tahdit" veya "görevi kötüye kullanma" gibi genel suç kategorileri altında değerlendirilmesine yol açmaktadır. Bu yargısal pratik ise delillerin toplanmaması ve soruşturmaların sürüncemede bırakılmasıyla birleştiğinde, dosyaların zamanaşımı gerekçesiyle kapatılmasına ve faillerin cezasızlıkla ödüllendirilmesine neden olmaktadır.

Bu kanun teklifi ile; zorla kaybettirme fiilinin Türk Ceza Kanunu'nda zamanaşımına tabi olmayan, müstakil bir "İnsanlığa Karşı Suç" olarak düzenlenmesi amaçlanmıştır. Böylece geçmişteki ve günümüzdeki karanlık akıbetlerin açığa çıkarılması, faillerin yargı önüne taşınarak cezasızlık kültürünün sonlandırılması ve kalıcı bir toplumsal barışın hukuki güvenceye kavuşturulması hedeflenmektedir.

Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.

İLGİLİ KAYITLAR

Bağlam