Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)
Gaziantep Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 1.013 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdulkadir Ateş (CHP), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 1.013 kelime.
Abdulkadir Ateş (CHP, Gaziantep). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-ates-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gönül isterdi ki, bu oturumda biz bugün Türkiye'nin, gerçekten, eğitim sorunlarını baştan ele alıp çözmeye çalışalım. Burada hamasî nutuklar atmak kolay, burada herhangi bir kanun tasarısında söylenebilecek şeyleri tekrar etmek de kolay. Hele Sayın Bakanın bugün biraz önce yapmış olduğu konuşmadan sonra ben Sayın Bakana sormak istiyorum. Daha doğrusu, değerli arkadaşlarım, sizlerden bu soruları Sayın Bakana yöneltmenizi istiyorum: Sayın Bakanım, Türk eğitimi, Avrupa ülkeleri arasında okullaşma oranı açısından en başarısız ülkelerden birisi değil mi?! Değerli arkadaşlarım, eğitim sistemimiz, okullaşma oranımız, yine, Avrupa'da en arka sıralarda gelmiyor mu?! Türkiye'de okuma yazma oranlarına baktığımızda, yine, Avrupa'daki tüm ülkeler arasında en geride değil miyiz bugün?!
Değerli arkadaşlarım, yine, soruyorum: Kadınlarımızın, kız çocuklarımızın okullaşma oranına baktığımızda, yine, bu konuda da en gerilerde değil miyiz bugün biz?!
Sayın Bakan, yine, üniversite giriş sınavlarında birçok lise öğrencisinin, öğrencimizin, bir ilkokul öğrencisinin yanıtlayabileceği soruları yanıtlayamadığını siz de biliyorsunuz ben de biliyorum. Hele Gaziantep'te, Urfa'da, Doğu Anadoluda, Güneydoğu Anadoluda, hatta İstanbul ve Ankara'nın gecekondu semtlerinde, dış semtlerinde, hâlâ, birçok ilkokul sınıflarında 80 öğrencinin okuduğunu siz de biliyorsunuz ben de biliyorum.
Yine, Sayın Bakan, birçok okulumuzda, halen, öğretmen eksikliğiyle, liselerimizde öğretmen eksikliğiyle cedelleştiğimizi siz de biliyorsunuz ben de biliyorum. Bugün, acaba, bunlar öncelikli değil miydi de, siz, Türkiye'nin gündemine, bugün, YÖK Yasasıyla ilgili, daha doğrusu, bir meslek lisesinin belli bir bölümünün öğrencileriyle ilgili bu tasarıyı getirip, Türkiye'deki ortamı, siyaseti, ekonomiyi geriyorsunuz?!
Sayın Baykal'ın dediği gibi, sizin bu çıkışınız, sizin bu yasa tasarınız nedeniyle 2 500 000 000 dolarlık bir zararı, bugün, bu ülkeye yükleyen bu tasarıyı getiren sizler değil misiniz! Bu, 2 500 000 000'la acaba okullaşma oranında ne kadar başarılı olabilirdik, acaba o 80 kişilik sınıfları ne kadar daha aza indirebilirdik gayreti içerisinde olmadan, bu konuyu buraya getirmenin günah olduğunu, yazık olduğunu, Türkiye'ye haksızlık olduğunu, siz bilmiyor musunuz; biz biliyoruz, sayın milletvekilleri biliyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, konu, üstü örtülerek geçilmeye çalışılıyor. Konu, sadece meslek liseleri değil; konu sadece imam-hatip okulları da değil; konu 1981 yılından beri 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun yürürlüğe girmesiyle başladı. Biliyorsunuz, o dönemde askerî ararejim, üniversiteler üzerinde bir denetim sağlama arzusuyla bunu çıkardı ve 1981 yılından bu yana da YÖK ve üniversite sistemimizde değişmeler geçirdi YÖK. İlkönce radikal sağ, daha sonra Türk-İslam sentezi, arkasından aşırı birtakım kollar, güçler, siyasî odaklar üniversitelere hâkim olmaya çalıştı. Son zamanlarda da üniversiteler, cemaatlerin kavga alanı, etki kurma alanı, denetim altına alma alanı haline getirilmeye başlandı.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu değişmeler, bu dalgalanmalar, siyasî bir biçimde götürülmeye çalışıldı ve 2547 sayılı Yasa bugüne kadar 35 kere değiştirildi. Bütün bu değişiklikler "yükseköğretimi daha iyi yapmak, yükseköğretimde reform sağlamak" adı altında yapıldı bugün olduğu gibi; bugün bu 11 maddelik yasa tasarısında olduğu gibi, aynı iddia "reform yapıyoruz." Aslında bunların hiçbiri, bana göre, reform niteliği taşıyan bir değişiklik paketi değildi. Bu tür gelişmeler, bugün olduğu gibi, üniversiteleri siyasî denetim altına nasıl alabiliriz gayretinin ürünüdür. Eğer, siz gerçekten yükseköğretimi değiştirmek istiyorsanız, bu işe kökten bakacaksınız. Sadece 11 maddeyi değiştirerek kendi siyasî etkinliğinizi kurmak, kendi ideolojik görüşlerinizi üniversitelere hâkim kılabilmek için böyle bir girişimde bulunmak, Türk eğitim sistemi için de, yükseköğretim sistemi için de yanlıştır. Bu tasarı da bu amaçla hazırlanmıştır.
Bu konuya ilişkin, bugün görüşmekte olduğumuz tasarıya baktığımızda üç önemli konu gündeme gelmekte; bunlardan bir tanesi, hep üzerinde konuşulduğu gibi, meslekî lise mezunlarının üniversiteye girişleriyle ilgili, daha doğrusu, meslekî lise mezunlarının üniversiteye girişleriyle ilgili değil de imam-hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girişleriyle ilgili sadece.
Şimdi, bu konuyla ilgili, Sayın Bakan, birtakım örnekler veriyor, Avrupa Birliğinin Türkiye raporundan söz ediyor. Ben sormak istiyorum, Avrupa'nın hangi laik ülkesinde, devlet yönetiminde, devlet desteğinde orta dereceli Hıristiyan ruhban okulları var; bunu söyler misiniz bana. Böyle bir şey olabilir mi?! Meslek liseleri vardır, meslek liselerinden geçişler sağlanabilir. Meslek liseleriyle ilgili, Almanya gibi, diğer ülkeler gibi katı kuralları olan ülkeler vardır, meslek liseleri gereklidir, araeleman yetiştirmede mutlaka gereklidir, hele Türkiye gibi bir yerde mutlaka ve mutlaka gereklidir; ama, siz düşünebiliyor musunuz, bizim İslam Dinimizde dinin bir meslek olarak alındığı, meslek olarak kabul edildiği nerede yazıyor, kim söylüyor bunu? Böyle bir şey olabilir mi; böyle bir şey olamaz, böyle bir şeyi savunmak bile hatadır diye düşünüyoruz. Onun için, bunu geçiyorum; ama, üzerinde durmak istediğim ikinci ve üçüncü noktaları bazı arkadaşların iyi dinlemelerini istiyorum.
Bu tasarı paketiyle Millî Eğitim Bakanlığına tanınan yetkiler, Bakanlığı ilgili kuruluş olmaktan çıkarıp -üniversitelere ilişkin ilgili kuruluştu mevcut yasayla, Millî Eğitim Bakanlığı- sorumlu kuruluş mertebesine yükseltmektedir. Nedir sorumlu kuruluş; bundan sonra, söz, yükseköğretimle ilgili, Millî Eğitim Bakanlığından geçer demektir. Kurullar bir tarafa, diğer katılımlar bir tarafa, Millî Eğitim Bakanı ne derse, Millî Eğitim Bakanının dudağının arasından ne çıkarsa o kanun demektir, o uygulamaya geçirilecek demektir. Sevgili Başkan, sayın arkadaşlarım; bu ne demektir?!.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Bu, demokrasi demektir (!)
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Bu da, biraz önce sözünü ettiğiniz Avrupa Birliğinin Türkiye raporunda sözünü ettiği özerkliğe çok karşı bir olaydır. Siz, bunu, Avrupa'yla uyum paketleri çıkarırken, bugün onuncusunun çıkması görüşülürken, bu değişiklikleri Avrupa'ya, Avrupa Birliğine, Avrupa Konseyine -lütfen söyler misiniz- nasıl anlatacaksınız? Bizler, Avrupa Konseyi üyeleri olarak Avrupa Konseyi Parlamentosunda nasıl savunacağız böyle bir şeyi? Türkiye, Avrupa'ya yanaşmaya, Avrupa'yla birleşmeye çalışıyor; ama, siz bir taraftan eğitim sistemimizi İran'la, Arabistan'la diğer ülkelerle bağdaştırmaya çalışıyorsunuz, ilgi kurmaya çalışıyorsunuz...
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Afganistan'la...
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Bu çelişkiyi iyi anlayınız, bu çelişkiyi iyi biliniz. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya)Hükümet programına bakın.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Değerli arkadaşlarım, ayrıca, geçici madde marifetleriyle, Bakanlık, akademik yöneticilerin tümüyle yeniden belirlenmesini öngörüyor. Dolayısıyla, Millî Eğitim Bakanlığının artan etkisi ve hükümetin sahip olduğu, daha doğrusu sahip olacağı atama yetkileri sayesinde, kısa bir süre içerisinde üniversite ve üst kuruluş yönetimlerinin hepsinin siyasallaştırılmasının önüne geçmek mümkün değildir. Bu mudur özerklik?! Bu mudur bilimsel gelişmeyi sağlayacak yöntemler?!
Üçüncü bir konu daha var; hani, akademik kurullarda ve üniversite üst yönetimlerinde seçimle göreve gelme ilkesi, güya bu yasa tasarısında benimseniyor; yok öyle bir şey. Ne diyor yasa tasarısı; yasa tasarısı, bu tür göreve atanmalar, akademik birikim ve bilimsel liyakatin sonucunda, buna göre değerlendirilecektir diyor; ama, bunun, akademik birikimin, bilimsel liyakatin, bu tür değerlendirmede nasıl gözetileceği...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004