İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)

Abdullah Çalışkan

Adana Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 30. Birleşim · 2. yasama yılı · 18 Aralık 2003 · 813 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullah Çalışkan (AK Parti), 18 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)); konuşma 813 kelime.

Abdullah Çalışkan (AK Parti, Adana). “Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-caliskan-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH ÇALIŞKAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi 2004 malî yılı bütçesiyle alakalı olarak AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Parti Grubu ve şahsım adına, Heyeti Âliyyei Vükelayı saygıyla selamlıyorum; lütfen kabul buyurunuz efendim. Bugün, elbette, Maliye Bakanımız Osmanlıca tabirler kullandı, biz de ona biraz atıfta bulunalım dedik.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesinin teknik ayrıntılarıyla ilgili olarak Başkanlık Divanı Üyemiz Ordu Milletvekilimiz Sayın Enver Yılmaz Bey konuşacaklardır; şimdiden kendisine teşekkür ediyorum. Ben, daha çok, siyaset ve millî irade üzerinde durmak istiyorum.

Dün, hepimizin bildiği gibi, Büyük Türk Düşünürü Hazreti Mevlânâ, vuslatının 730 uncu yıldönümünde törenlerle anıldı. Elbette, aramızdan bu törene katılan arkadaşlarımız oldu. Şimdiden, onların gözlerinden okuyorum, ışıltıları alıyorum.

Bugünlerde, ülkeler işgal edilirken, bombalar patlarken Mevlânâ'nın sesine, nefesine, her geçen gün daha çok ihtiyacımız olduğu gün gibi ortaya çıkmaktadır. Onun için, biz siyasetçilere ışık tutacak Mevlânâ'nın şu veciz sözüyle sözlerime başlamak istiyorum:

"Bu dünyada hep mesih-i âlemiz,

Derde derman, zahm-ı cana merhemiz"

İşte, bu üç tabir, siyasetçilere bizlere ışık tutacaktır. Nedir o; mesih olmak, derman olmak ve merhem olmak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çatı altında bulunan vekiller olarak dünyanın en şerefli işiyle iştigal etmekteyiz; bu şerefli iş siyasettir. Siyaset, yaşayabilmek için insanın en aslî ve hakikî ihtiyacıdır; siyaset, bir meslek değil insanın en kutsal icrai faaliyetidir. Siyaset, devletle toplum arasında bir bağdır; aynı zamanda, toplumun, sevgi, saygı, yardımlaşma ve beraberliğini sağlama aracıdır. Siyaset, halkın bütün kesimlerine yaşanabilir ortamlar hazırlamaktır. Siyaset, doğruların kalmasına çalışırken yanlışların değiştirilmesi için de daha çok çalışmaktır. Siyaset, her türlü bozulmaya, çürümeye, yozlaşmaya karşı ahlakî değerlerde topluma önderlik etmektir. Siyaset, siyasî irademize sahip çıkmak ve siyasî irademizi gasbettirmemektir. Siyaset, kendi geleceğimize, çocuklarımızın geleceğine, ülkemizin geleceğine sahip çıkmaktır. Siyaset, kirlilikle ve kötülükle savaşmak, temizleri ve iyileri korumak, bunun için güçlü olmak ve bu mücadeleden de onur duymaktır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; siyaset yaptığımız ülkemizin seksen yıllık siyasî tarihine baktığımız zaman, Türkiye'de siyaset yapmanın ne kadar zor ve meşakkatli bir iş olduğunu görürüz. Türkiye'nin siyasî haritası âdeta bir mayınlı tarla gibidir. 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 olmak üzere, iki sefer darbe yapılmış, 12 Mart 1971'de muhtıra verilmiş ve 28 Şubat 1997'de bir süreç başlatılmıştır. 12 kez sıkıyönetim ilan edilmiş; ülkemizin, yirmibeş yılı sıkıyönetim, farklı bölgelerinde ise onbeş yılı olağanüstü hal altında geçmiştir. Seksen yılın otuz yılında tek parti yönetimiyle idare olunmuş, geri kalan kısmında ise toplam 59 hükümet kurulmuş, hükümetlerin ortalama ömrü 1,4 yıl olmuştur. Bu süre zarfında 57 siyasî parti kapatılmış, siyaseten katl olayları olmuş, başbakanlar ve bakanlar idam edilmiştir. İşte, Türkiye'nin seksen yıllık siyasî haritası budur.

Ülkemizde siyaset yapmak gerçekten zor demiştik. Bu zorluk, yalnızca siyaset yapılan zeminden kaynaklanmamakta, siyaset arenasındaki aktörlerin bugüne kadarki uyguladıkları çirkin siyasetten de kaynaklanmaktadır. Piyasa siyaseti yapan siyaset esnafı, siyasî zemini fazlasıyla kirlettiler. Bu siyasî kirlilik, demokrasinin yerleşmesini, gelişmesini, sürdürülebilir ve yönetebilir bir demokrasi haline gelmesini engellemiştir. Halk arasında itibarı en düşük kişiler, siyasetçiler olarak anılagelmiştir. Halk nazarında "milletvekili" denildiği zaman, ihale takip eden, eşine dostuna iş bulan, sefahat içinde yaşayan, halktan kopuk kişiler olarak akla gelmekteydi. Bazı milletvekilleri, halkı bu düşüncesinde haklı çıkaracak çok işler yapmışlardır; hatta, bazılarının isimleri "fırdöndü"ye çıkmıştır. Akşam yatarken bir başka partide, gece rüyasında ne görüyorsa görüyor, sabah, bir bakıyorsunuz, başka partide. İlke yok, ideoloji yok, ülkü yok, hedef yok, amaç yok...

Üzülerek söylemek istiyorum ki, bazı milletvekilleri, Meclisin itibarına gölge düşürecek öyle işler yapmışlar ki, magazin piyasasına "çiçek sulamak" diye tabir ettiğimiz bir kavram kazandırmışlardır. Bunu üzülerek söylüyorum.

Böylece, siyasetçiler en güvenilmeyen kişiler, Meclis en güvenilmeyen kurum olarak kabul ediliyor; halk, seçtiği vekilin kendisini temsil ettiğine inanmıyor ve sonuçta, demokrasiye, yasalara güven duymayan bir toplum ortaya çıkıyordu.

Toplumumuzda yaygın olan siyaset hakkındaki bu kanaatin olumlu yönde değişmesi için, 22 nci Dönem milletvekilleri olarak bizlere çok büyük işler ve sorumluluklar düşmektedir. Biz, AK Parti milletvekilleri olarak, ülkemizde, temiz siyasetin, dürüst siyasetin, ilkeli siyasetin, şeffaf siyasetin ve erdemli siyasetin kalıcı olması için çalışacağımıza söz veriyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; parlamenter sistemde Meclis, siyasetin kalbi ve merkez üssüdür, halkın iradesinin tecelligâhıdır. Demokratik sistemlerde en üstün otorite halktır; ondan sonra ikinci otorite ise, halkın temsilcileridir; yani, sizlersiniz. Bu otoritenin zaafa uğramaması için millî iradenin temsilcisi olarak bizler, toplumun en itibarlı kişileri; Meclis, en itibarlı kurumu olmak zorundadır.

Millî iradenin temsilinde ve egemenlik haklarımızda çok kıskanç olmak zorundayız. Seksen yıllık dönemde, milletin egemenlik hakkı çok tartışılmıştır. 1924 Anayasasında egemenlik şöyle ifade ediliyor:"Hâkimiyet, bilâkaydü şart milletindir. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakiki mümessili olup, millet namına hakkı hâkimiyeti istimal eder." Yani, biraz daha açıklarsak, Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin tek ve hakikî temsilcisidir ve millet adına egemenlik kullanır deniyor.

Oysa, 1961 ve 1982 Anayasasına baktığımızda "Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır"deniyor.

İşte, en önemli vurgu da burası. Bu yetkili organlar kimler; yani, 1961 ve 1982 Anayasasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi, egemenliği millet adına kullanan tek makam olmaktan çıkarılmış, bunun yerine, bürokratik kurumlar egemenliğin kullanımına ortak edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 18 Aralık 2003

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook