Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 2. yasama yılı · 18 Aralık 2003 · 1.651 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 18 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)); konuşma 1.651 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı içinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukukun üstünlüğünü sağlamak, devlet için yaşamsal bir değer taşımaktadır; çünkü, devletin en temel ve öncelikli görevi ve işlevi, hukuk düzenini kurmaktır. Hukuk düzeni, hepimizin bildiği gibi, kurallardan oluşur ve bu kurallar arasında bir alt-üst ilişkisi vardır. Alt kademede yer alan kuralların, bir üst kademede yer alan kurallara uygun olması gerekir. Katı anayasa düzeninin bulunduğu bir ülkede, anayasa, içhukuk düzeninde, kurallar dizininde en üst sıradaki yerdedir; ondan sonra kanunlar gelir ve kanunlar, anayasaya uygun olmak durumundadır.
Anayasanın bu üstünlüğünün bir anlam ifade edebilmesi, kanunların anayasaya uygunluğunun sağlanabilmesi için, bir denetim mekanizmasının kurulması gereklidir. Aksi takdirde, anayasanın üstünlüğü kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm olur. parlamentodaki geçici çoğunluklar, Parlamentodaki azınlık üzerinde rahatça istibdat kurup, yönetimi keyfîleştirebilirler.
Kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi, yargısal veya siyasal yolla yapılabilir veya her iki yol birlikte kullanılabilir.
Kuşkusuz, demokrasilerde, yasama organının çıkardığı bir kanunun, anayasaya uygunluğunun bir yargı organınca denetlenmesinin kabulü, uzun bir gelişim sürecinin sonunda ve çoğunlukçu demokrasi anlayışından, çoğulcu demokrasi anlayışına geçişle mümkün olabilmiştir. Günümüzde ise, çağdaş demokrasilerin büyük bir çoğunluğunda, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi yapılmaktadır.
Türkiye, bu noktaya 1961'de ulaşmış ve ilk defa, 1961 tarihli Anayasamızla, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini yapmak üzere, bir yüksek yargı organı kurulmuştur. Bu yargı organı, Anayasa Mahkememizdir. 1921 ve 1924 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarının, Meclis üstünlüğü anlayışına dayalı olduğu gözönünde tutulacak olursa, 1961 tarihli Anayasayla Meclis iradesini denetleyecek bir Anayasa Mahkemesi kuruluşunun siyasal tarihimiz bakımından bir dönüm noktası oluşturduğunu söylemek hiç de zor değildir. 1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının böyle bir yargısal denetim mekanizması kurmasının kökeninde, 1957-1960 yılları arasında Meclis çoğunluğunun muhalefet üzerinde kurduğu istibdadın yol açtığı sorunların yattığını söyleyebiliriz.
Değerli milletvekilleri, bir devlette anayasa yargısının kendisinden beklenen görev ve işlevleri sağlıklı bir biçimde yerine getirebilmesinin en önemli önkoşulu, anayasa yargısı yapan yargıcın ve mahkemenin bağımsızlığıdır. Yargıcın iş yükünün ağırlığı ise, yargılamanın hızını ve kalitesini olumsuz biçimde etkileyen bir faktördür.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde, Anayasa yargısından beklenen görev ve işlevleri, Anayasa Mahkememizin büyük bir özen ve özveriyle yerine getirdiğinden kimsenin kuşkusu olmamak gerekir. Özellikle, 2003 yılı boyunca Anayasa Mahkememizin vermiş olduğu kararlar, toplumumuzun "Ankara'da yargıçlar var" tümcesini, büyük bir onur ve güvenle, sıkça tekrarlamasını sağlamıştır.
Anayasa Mahkememiz, 776 sayılı ve 10.4.2003 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yapılan ve muhalefetin yasama çalışmalarına katkı olanaklarını kısıtlayan İçtüzük değişikliğini iptal ederek ve yürürlüğünü durdurarak, demokrasimizin, demokrasinin beşiği olan yasama organında katledilmesini engellemiştir.
İktidarın kadrolaşma amacı doğrultusunda çıkarılan ve zorunlu emeklilik yaş sınırını 61'e çeken 4839 sayılı ve 4019 sayılı Kanunlar hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal ve yürürlüğü durdurma kararları, pek çok deneyimli ve birikimli kamu görevlisini bir kıyımdan kurtarmıştır.
2003 Malî Yılı Bütçe Kanunundaki Anayasanın 161 ve 153 üncü maddelerinde yer alan ilkelere aykırı hükümlerinin yürürlüklerinin durdurulması, hukukun üstünlüğünün bir kez daha güvence altına alınmasını sağlamıştır. Ek Motorlu Taşıt Vergisini getiren 4837 sayılı ve 4962 sayılı Kanunların ilgili hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması, verginin bu alanlarda bir haraç haline dönüşmesini önlemiştir.
Anayasa Mahkemesinin, kararlarıyla, demokrasimizde ve siyasal yaşamımızda, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına çok değerli katkılar yapmış olduğunu burada ifade etmeyi bir görev biliyorum. Anayasa Mahkemesinin, bu çok önemli görevleri ağır bir iş yükü altında çalışarak yerine getirdiği ise yadsınamaz bir gerçektir. Bu durum, Anayasa Mahkemesinin temel sorunlarından birisidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluğun iradesini ulusun iradesi olarak kabul etmeye başlayan ve bu nedenle Anayasanın koyduğu sınırlara sığmak gibi bir endişe duymayan Adalet ve Kalkınma Partisinin anlayışının getirdiği Anayasaya aykırı kanunların, bu iş yükünün her gün biraz daha artmasına yol açtığı da ortadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi, anlaşılıyor ki, Anayasaya aykırı kanun yapmayı alışkanlık haline getirmiştir. Anayasayı ya yok saymakta veya kendisini Anayasayla bağlı görmemektedir. Bu da, Anayasa Mahkemesinin iş yükünün daha da artacağını göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına yıllardır bütçelerde ayrılan ödeneklerde, giderek artan iş yüklerinin ağırlığı altında ezilmeden, özenle görev yapan Anayasa Mahkemesi yargıçlarımızın ve Anayasa Mahkemesinin diğer personelinin ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığı ödeneğinin, görevlerinin önem ve ağırlığıyla orantılı olmadığı görülmektedir. Bu da, Anayasa Mahkememizin karşı karşıya kaldığı sorunlardan bir başkasıdır. 2004 Malî Yılı Bütçe Tasarısı da, bu konuda olumlu ve yeterli bir gelişmenin olamayacağını göstermektedir; ama, kuşkusuz, Anayasa Mahkememiz, bundan önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da, mütevazı imkânlara rağmen, görevini büyük bir özen ve başarıyla yerine getirmeye devam edecektir.
Değerli milletvekilleri, kanunların Anayasaya uygunluğunun sağlanmasında, elbette ki, en önemli rol Anayasa Mahkemesinindir; ama, bu alanda tek görevli Anayasa Mahkemesi değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisine de, yasaların Anayasaya uygunluğunu sağlamak ve hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmek konusunda en az Anayasa Mahkemesi kadar görev düşmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu görevi, yasaların yapılışında Anayasaya aykırılıktan kaçınmak veya Anayasaya aykırılığını tespit ettiği yasaları yürürlükten kaldırmak suretiyle yerine getirmek durumundadır.
Kuşkusuz, bu sözü söyledikten sonra geriye dönüp, 2003 malî yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, gerçekten, ifade edilen biçimde, Anayasaya uygunluğu sağlamak için görevini yerine getirip getirmediğini, milletvekilleri olarak kendimize sormamız gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinde 2003 yılının başından bugüne kadar 15 iptal davasının açılmış olması ve görüşülen 7 dosyanın 1’i hariç, hepsinde iptal veya yürürlüğü durdurma kararı verilmiş olması, bu sorunun yanıtının, maalesef, olumlu olamayacağını göstermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Araslı.
OYA ARASLI (Devamla)Burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tüm yasa teklif ve tasarılarının Anayasaya aykırı bulduğu hükümleri hakkında bıkmadan, usanmadan uyarılarda bulunduğunu ve gerektiğinde Anayasa Mahkemesinde iptal için dava açtığını kimsenin yadsıyamayacağını biliyorum. Bu uyarılar, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu tarafından hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. Bunun sonucunda, çoğu kez, bir kanunu, Cumhurbaşkanının Anayasaya aykırılık gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine iade etmesi nedeniyle iki kez görüşmek gerekmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun ikinci kez yapılan görüşmede, Cumhurbaşkanının ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun uyarılarına rağmen, aynen kabul ettiği kanunların Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine açtığı iptal davaları sonucunda iptal edilmeleri nedeniyle, aynı konu için tekrar tekrar düzenleme yapılarak gereksizce zaman harcanmıştır. Bu özensizlik ve ısrarcılık, yasama çalışmalarının maliyetini de yükseltmiştir. Boşa harcanan, sonuçta, ulusumuzun ve devletimizin malî imkânları olmuştur.
Anayasaya uygunluğu sağlamak bakımından Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2003 yılında gerçekten üzerine düşenleri yapıp yapmadığını değerlendirirken değinmemiz gereken bir başka husus da, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili değerlendirmelerdir. Kimi İktidar Partisi milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluğu mu, yoksa, Anayasa Mahkemesindeki 11 yargıcın mı kararının daha doğru olacağı sorusunu sorarak, neredeyse, Anayasa yargısının meşruiyetini tartışmaya açabilmişlerdir; kimi İktidar Partisi milletvekilleri ise, Anayasa Mahkemesinin verdiği yürürlüğü durdurma kararlarının meşru olmadığını söylemekte sakınca görmemişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, yürürlüğü durdurma kararı, aslında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin gereği olarak alınması gereken bir ihtiyatî tedbirdir. Bu nedenle, bunun meşruiyetini tartışmaya açmak, gereksiz ve yersizdir. Bu tür yaklaşımların son derece üzüntü ve ürküntü verici olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok farz ederek, Anayasa yargısını tartışmalı hale getirmeye çalışarak, hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilemeyeceğini söylemeyi bir görev biliyorum. Elbette ki, Anayasa Mahkemesi kararları eleştirilebilir; ama, anayasa yargısı yönteminin meşruiyetini sorgulamak, bizi, çok yıllar önce dünyanın kapatmış olduğu bir tartışmanın orta yerine atar. Anayasa Mahkemesi kararları elbette eleştirilebilir; ama, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok farz etmek, bizi, hukuka aykırılıktan, Anayasaya saygısızlıktan öte hiçbir yere götüremez.
Değerli milletvekilleri, Anayasaya aykırılık, hukukî bir sorundur; duygusal ölçütlerle değil, hukuk bilgisiyle belirlenebilir. Eğer, bir konuda Anayasaya aykırılık, hem muhalefet partisi hem Cumhurbaşkanı hem de Anayasa Mahkemesi tarafından iddia ediliyorsa, burada, aynı görüşü paylaşanlar arasında bir duygusal ve siyasal beraberlik bağı olduğu gibi bir varsayımla avunmak yerine, bu kadar kişinin ayrı ayrı işaret ettiği bir aykırılığın çok ciddî olduğunu düşünerek bu aykırılığı gidermeye çalışmak, doğru olan yoldur. Ancak, aklın gerektirdiği bu yolun, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunca benimsenmediği ve her Anayasaya aykırılık iddiasının ve bunu izleyen, Cumhurbaşkanınca iade olayının arkasından "Cumhuriyet Halk Partisi iddia ediyor, onun iddiasını Cumhurbaşkanının vetosu takip ediyor" sözleriyle ima edilen bir beraberliğe dayanılarak, Anayasaya aykırılık iddialarının dikkate alınmadığı görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesi, takdir edersiniz ki, böyle bir yaklaşımla yaşama geçirilemez. Ülkemizde hukuk devleti ve anayasanın üstünlüğü ilkeleriyle ilgili olarak, öncelikle gerçekleştirmemiz ve üzerinde durmamız gereken bir başka husus da, milletvekili dokunulmazlığının Anayasadaki sınırlarının daraltılması ve hakkında dokunulmazlığın kaldırılması talebi bulunan milletvekillerinin acilen dokunulmazlıklarının kaldırılmasıdır. Bu dokunulmazlıkların kaldırılmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde savsaklanması, Anayasanın ve İçtüzüğün açıkça ihlali anlamına gelir; çünkü, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, yargıdan gelen dokunulmazlığın kaldırılması taleplerinin görüşülmesini erteleme konusunda yasama organına herhangi bir yetki tanımamıştır. Değerli kimi milletvekilleri, bu konuda, Anayasada ve İçtüzükte bir engel olmadığından yola çıkarak, bu ertelemeyi, bu savsaklamayı makul göstermeye çalıştılar; ama, hukukçuların bildiği bir gerçek var; eğer bir kamu işleminde bir süre belirlenmemişse, o kamu işleminin makul süre içerisinde tamamlanması gerekir. Makul süreler dışına çıkan her gecikme, o işlemin savsaklandığı anlamına gelir.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)Birbuçuk yıl...
OYA ARASLI (Devamla)Burada da, bizim üzerimize düşen, dokunulmazlık kaldırılması taleplerini makul süre içerisinde tamamlamaktır. Bundan önceki dönemlerde Parlamentoda bu taleplerin görüşülmesinin geciktirilmiş olması, bizim için bir mazeret olmamalıdır.
Ben diyorum ki, o zamanlarda geciktirilmiştir belki; ama, o zaman, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyonun başkanı bir anayasa hukuku profesörü değildi, şimdi bir anayasa hukuku profesörü. (CHP sıralarından alkışlar)
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)Fark etmez...
OYA ARASLI (Devamla)Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu farkın getirisini yaşamak istiyoruz. Dokunulmazlıkların kaldırılması işlemine bir an önce devam edilmesi ve tamamlanmasını bekliyoruz.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)Getiriyoruz, az kaldı.
OYA ARASLI (Devamla)Eğer, aksi hareket edilirse, bu, Anayasa ve hukukun üstünlüğü anlayışına vurulan ağır bir darbe olacaktır. Anayasayı bizzat ihlal eden bir yasama organının ise, başkalarının Anayasaya uymasını beklemesi mümkün değildir. Bazı milletvekilleri, bazı İktidar Partisi milletvekilleri, dokunulmazlıkların kaldırılmasından çekinilmesini, yargının bağımsızlığına güvensizlikle açıklamaya çalışmaktadırlar.
Değerli arkadaşlarım, eğer, yargının gerçekten bağımsız olduğundan, gerçekten güvenilir olduğundan kuşkuya düşülüyor ise, bu sorunu gidermenin sorumlusu, yetkilisi iktidardır, Adalet Bakanlığıdır. Yakınmak yerine, gerekeni yapmak zorundadır ve hiçbirimizin, kendimizi teslim etmediğimiz yargının önüne, vatandaşa "otur" deme hakkı yoktur. Bu mazeret, maalesef, yargının önüne ben oturmayayım; ama, o sakıncalı gördüğüm, bağımsızlığını zedeli gördüğüm, siyasallaşmış bulduğum yargının önüne vatandaş otursun, bundan ben herhangi bir rahatsızlık duymam diyor.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 18 Aralık 2003