İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)

Abdullah Gül

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 34. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Aralık 2003 · 2.185 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullah Gül (AK Parti), 22 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VIII.TUR. (DIŞİŞLERİ BAK.,KÜLTÜR VE TURİZM BAK.,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜV.BAK.)); konuşma 2.185 kelime.

Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-12-22-viii-tur-disisleri-bak-kultur-ve-turizm-bak-calisma-ve-sosyal-guv (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, sözlerime başlamadan önce, burada, Bakanlığımız bütçesi üzerinde, Muhalefet Partisi Grubu adına konuşan Sayın Onur Öymen ve Sayın İnal Batu'ya, İktidar Partisi Grubu adına konuşan Sayın Vahit Erdem ve Sayın Yaşar Yakış'a da değerli görüşlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Muhakkak ki, bütün bu görüşleri, gerek ben gerek değerli arkadaşlarım, hepimiz dikkatlice takip ettik; bunlardan en iyi derecede faydalanmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

Değerli arkadaşlar, 2003 yılı, dışpolitika açısından çetin sorunlarla karşı karşıya kaldığımız bir yıl oldu. Seçimlerden sonra, hükümet olarak, işbaşına gelir gelmez, masamızın üzerinde çok ciddî dışpolitika sorunlarını bulduk. Bu önemli sorunların hepsi, âdeta, randevulaşmış, 2003 yılında buluşmuş gibi oldu. Irak meselesi, Kıbrıs meselesi, Avrupa Birliğiyle ilgili çok önemli dönemeç noktası, uluslararası terörizm... Bütün bunlar, dışpolitikamızı olduğu kadar, içpolitikamızı da çok yakından ilgilendirdi, gündemimize oturdu ve ülke olarak, millet olarak, hükümet olarak, vaktimizin büyük bir çoğunluğunu bu konulara ayırdık.

Dikkatinizi çekmek istediğim şey; bütün bu konular konuşulurken hangi ortam içerisinde bu mevzuları tartıştık, bunu gözden geçirmekte fayda var diye düşünüyorum. Bütün bu önemli konuları, daha önceki alışkanlıkların dışında, şeffaf bir ortam içerisinde, demokratik bir ortam içerisinde tartışarak yaptık. Bu sürecin içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisini çok etkin kıldık; parlamenter demokrasiye verdiğimiz önemi gösterdik. Geçen yıllarda, bu tip konular konuşulurken hep şunlar söylenirdi: "Niçin Türkiye Büyük Millet Meclisini, Parlamentoyu devreye sokmazsınız" denilirdi. Her şey, genellikle, liderlerin, birkaç kişinin kontrolünde gider ve her şey, âdeta, onların emrettiği şekilde olurdu. İlk defadır ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi etkin bir şekilde yerini aldı ve Türkiye'de parlamenter demokrasinin ağırlığı hissedilmeye başlandı. Çok önemli konularda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışında, yüzde 10'un altında -yüzde 1, yüzde 2- oy almış olan siyasî partilerimizle bir araya geldik, onların görüşlerini alma ihtiyacını hissettik, halkımızı, basını sürekli bilgilendirdik.

İşte, her şey, böyle bir ortam içerisinde, şeffaf ve dürüst bir şekilde devam etti. Sadece Türkiye içerisinde bu şeffaflığa ve dürüstlüğe önem vermedik, dışarıda bulunduğumuz toplantılarda da bu şeffaflığa ve dürüstlüğe çok önem verdik. Öyle oldu ki, Tahran'da, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) platformunda İslam dünyasına, Batı platformlarında Batı ülkelerine net ve uygun mesajlar verdik. Şurasını hiçbir zaman unutmadık ki, Türkiye'nin, doğuda batılı, batıda doğulu gibi görünme açmazından daima kurtulmak zorunda olduğu, her zaman aklımızda oldu ve doğuda doğuya, batıda da batıya hitap ettik ve uygun mesajlar verdik. Dolayısıyla, sürekli ülkemiz, Meclisimiz ve hükümetimiz itibar kazandı.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu şeffaf ve dürüst politikanın neticesinde, sadece içeride değil, dışarıda da itibar kazandık. Avrupa Birliği nezdinde, hükümetler nezdinde değil sadece, halklar nezdinde de büyük itibar kazandık. Türkiye, Arap-İslam dünyasında büyük bir itibar kazandı. Türkiye, bu zor şartlar altında, çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak bir politikayı gütmeye gayret sarf etti.

Değerli arkadaşlar, sizler de çok yakinen biliyorsunuz ki, Türkiye, dışpolitika gündemi ve sorumluluk alanları açısından, herhangi bir devlet değildir. Tarihî birikimimiz ve sorumluluklarımız, coğrafî ve kültürel derinliğimiz, stratejik konumumuz, temel ilkeleri iyi belirlenmiş, çok boyutlu olmakla birlikte, bütüncül bir çerçeveye oturtulmuş bir dışpolitika gerektirmektedir. Bu özel konum, büyük avantajlar ile ciddî riskleri aynı anda barındıran dinamik dışpolitika gündemini beraberinde getirmektedir. Son derece riskli bir küresel ve bölgesel konjonktürde göreve başlayan hükümetimiz, bu riskleri avantaja dönüştürme çabası içerisinde olmuş ve bu doğrultuda ciddî başarılar elde etmiştir.

Bunun neticesindedir ki, Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkimiz sağlıklı düzeye gelmiştir ve en yüksek derecede ilişkiler devam etmektedir. Gerek ekonomik gerek askerî gerek siyasî ilişkilerimiz sağlıklı bir seviyeye oturmuş, karşılıklı saygı çerçevesi içerisinde gelişmeye başlamıştır.

İslam Konferansı Teşkilatına üye olan ülkelerle olan ilişkilerimiz, yine, gayet iyi bir durumda devam etmektedir. Arap Birliği, Türkiye'yi, gözlemci statüsünde kendisine aday olmaya davet etmiştir.

Global bazda ise, NATO zirve toplantısının Türkiye'de yapılması kararlaştırılmış, bu toplantı vesilesiyle, sadece NATO ülkelerinin devlet başkanları değil, Avrupa, Kafkaslar, Ortaasya ülkelerinin devlet başkanlarının hepsi de Türkiye'de buluşacaklardır. Yine aynı çerçeve içerisinde, İslam Konferansı Örgütü dışişleri bakanları toplantısı önümüzdeki yıl Türkiye'de yapılacaktır.

Birleşmiş Milletlerle ilişkilerimiz iyi derecede gelişmekte ve yaptığımız birçok teklif dikkate alınmakta; özellikle, Irak'la ilgili yaptığımız komşu ülkeler toplantıları neticesinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bizim önerimiz doğrultusunda Irak'la ilgili istişare grupları oluşturmuştur. Kırk yıl aradan sonra ilk defa Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine adaylığını şimdiden duyurmuştur ve bu yönde destek istemeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar yapılırken çok aktif bir çaba içerisinde olmuştur hükümetimiz. Bazıları, zaman zaman, bilmeden "Türkiye dünyadan izole olmakta" gibi laflar ederken, rakamlar bunun tam tersini göstermeye başlamıştır. Türkiye, tarihinde hiç görmediği şekilde yoğun dış temaslar içerisinde olmuştur. Vakit olmadığı için, size ülkelerin ismini saymadan, sadece sayılarını vereceğim. Sayın Başbakanımız bu yıl içerisinde 12 ülkeyi ziyaret etmiştir. Başbakan olmadan önce Genel Başkan olarak da, ilk defa, Avrupa Birliği üyesi olan 15 ülkeyi ve 15 başkenti ziyaret eden tek Türk siyaset adamı olmuştur. Buna ilave, Başbakan olduktan sonra da 12 ülkeyi ziyaret etmiştir. Ben, Dışişleri Bakanı olarak 13 ülkeyi ziyaret ettim. Bütün bunlar ikili, resmî ziyaretlerdir. Bunun dışında, NATO toplantıları, Avrupa Birliği toplantıları, Avrupa Birliği hükümetlerarası konferans toplantıları, Birleşmiş Milletler toplantıları, İslam Konferansı Örgütü toplantıları gibi çok taraflı toplantılara da çok sayıda ziyaretlerde bulunmuşumdur; ama, bundan çok daha önemlisi, Türkiye'ye gelenler açısından baktığımızda, bu sene 14 ülkenin başbakanı ziyaret etmiştir Türkiye'yi.

Yine, bu dönem içerisinde, bir senede içerisinde, Türkiye'yi, 25 ülkenin dışişleri bakanları ziyaret etmiştir. Bunların bazıları birkaç kez gelmiştir; ama, 25 ülkenin dışişleri bakanları Türkiye'ye gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu süre içerisinde, 9 ülkenin cumhurbaşkanları Türkiye'ye gelmiş, Sayın Cumhurbaşkanımız da 5 ülkeyi ziyaret etmiştir.

Gördüğünüz gibi, yoğun ve aktif bir çalışma olmuştur bu dönem içerisinde.

Yine, bu dönem içerisinde dikkati çeken bir şey de şudur. Özellikle 11 Eylül terör saldırısından sonra bütün dünyada, özellikle gelişmiş dünyada, güvenlik tedbirleri bahane edilerek özgürlükler daraltılırken, giderek daha çok içe kapanılırken, Türkiye, tam tersini yapmış, güvenlik konularını bir taraftan dikkatli bir şekilde götürürken, diğer taraftan da özgürlükleri geliştirmiş, reformları ülke içerisinde yapmaya devam etmiştir. Bu ikisini birleştiren tek ülke olarak dünyada dikkati çeken bir ülke olmuştur Türkiye.

Yine, bu süre içerisinde, özellikle komşularımızla çok iyi bir ilişki kurulmuştur. Komşularımızla, âdeta, sıfır problemli bir komşuluk ilişkisi hedeflenmiş ve bu çerçeve içerisinde, bütün komşularımız, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Suriye, Gürcistan, Azerbaycan gibi bütün bu ülkelerin hepsi ziyaret edilmiştir ve bu ülkelerle ilişkilerimiz, geçmişle mukayese ettiğimizde, inanılmaz bir duruma gelmiştir. Öyle olmuştur ki, değerli arkadaşlarım, Türkiye, bölgeyi güvenli bir bölge yapma yolunda önemli adımlar atmıştır.

Şuna inanıyoruz: "Çevremiz düşmanlarla çevrili" varsayımına dayanan çatışma psikolojisinden hızla çıkarak "çevremizle işbirliği ve diyalog ortamının kurucu aktörü" psikolojisini benimsemek zorundayız. Büyük ülke ideali, ancak ve ancak, böyle bir özgüven psikolojisiyle gerçekleştirilebilir diye düşünüyoruz ve bunun gereklerini yapma gayreti içerisinde bulunduk bu bir yıl içerisinde.

Değerli arkadaşlar, yine, bu süre içerisinde öne çıkan başka bir özellik de şu oldu: Sadece hükümetlerden hükümetlere ilişkileri geliştirmedik, halktan halka da ilişkileri geliştirdik. Bunun neticesidir ki, birçok ülkede Türkiye'ye halk ve kamuoyu nezdinde çok büyük sempatiler oluşmuştur. Bunu ölçebilecek durumdayız da. Avrupa Birliği ülkelerinde yaptığımız anketlerde, daha doğrusu, güvenilir organların yaptığı anketlerde, uluslararası çalışan firmaların yaptığı anketlerde şu neticeler çıkmıştır: Geçen senelerde Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği konusunda Avrupa ülkelerindeki kamuoyları yüzde 10 civarında olumlu cevap verirken, bu, yüzde 40'lara çıkmıştır; bazı ülkelerde yüzde 50 ve yüzde 60'lara ulaşmıştır. Dolayısıyla, bu bir sene içerisinde Türkiye'nin sergilediği reformist atılımlar, Türkiye'nin sergilediği demokratik açılımlar, Türk Parlamentosunun ortaya koyduğu tavır, dışpolitikadaki dengeli hareketimiz, yapılan yoğun ziyaretler, Türkiye'ye karşı yabancı kamuoylarında da çok büyük bir sempati oluşturmuştur. Aynı ilgiyi, aynı sempatiyi, İslam ülkelerinde de memnuniyetle görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bunları söyledikten sonra, vaktin müsaade ettiği süre içerisinde, bazı spesifik konulara da girmek istiyorum. Avrupa Birliği bunların başında gelmektedir. Avrupa Birliğiyle kırk yıllık, neredeyse yarım asırlık ilişkimiz vardır. Bu yarım asırlık ilişkinin neredeyse sonuna gelmiş durumdayız; yani, en kritik döneme girmiş durumdayız. Bildiğiniz gibi, geçen sene Kopenhag'daki zirve toplantısında, Türkiye ile müzakerelere 2004 yılının sonunda vakit geçirmeden başlama kararı alınmıştır. Tabiî ki, bu vakit geçirmeden başlama kararı, otomatik bir karar değildir. Bütün üye ülkelere ve aday ülkelere hangi prosedür uygulandıysa, Türkiye'ye de bu uygulanacaktır. Bu demektir ki, ilerleme raporlarının olumlu çıkması, Kopenhag siyasî kriterlerinin aday ülkelerde geçerli olmasıdır. İşte bu çerçevede hükümetimiz, kamuoyu, Meclisimiz, iktidar, muhalefet, sivil toplum örgütleri, herkes, hep beraber gece-gündüz çalışarak, Avrupa Birliği kriterlerini yakalamak için buna konsantre olmuştur âdeta; ama, aslında Türk Halkı hak ettiği birçok reform paketini geçirdik. Bunların uygulanmasını en iyi şekilde temin etmek için de hükümetimiz içerisinde bir komite kurduk, buna "İzleme Komitesi" dedik ve sık sık bir araya gelerek, aksaklıklar nerede vardır, nereye müdahale etmek gerekir, bunları takip ettik.

Ayrıca, yine, Avrupa Birliği kamuoylarını hazırlamak için bir "İletişim Grubu" kurduk ve Avrupa Birliği ülkelerini Türkiye'nin üyeliğine hazırlamaya başladık. Bunların neticesi de alınmaya başlanmıştır.

Türkiye, müzakereye başlamadığı halde, hükümetlerarası konferansa katılan tek ülke olmuştur. Halbuki, konvensiyona üye olmayan aday ülkeler de katılmıştır; ama, Nice Toplantısına göre aday ülkeler, hükümetlerarası konferansa katılmayacakken, Avrupa Birliği ülkeleri bir karar almıştır ve Türkiye'yi de davet etmişlerdir. Bu toplantılarda Türkiye, aktif bir şekilde, Avrupa Birliğinin geleceğiyle ilgili görüşlerini açık açık ortaya koymuştur.

Değerli arkadaşlar, son yapılan zirve toplantısında da Türkiye istediğini almıştır. Türkiye'nin müzakerelerle ilgili önü açılmıştır. Bu, açık bir şekilde tespit edilmiştir. Ümit ediyorum ki, önümüzdeki kısa süreyi en iyi şekilde, hep beraber değerlendireceğiz ve Türkiye, 2004 yılının sonunda müzakerelere başlayacaktır. Bu, Avrupa Birliği açısından da Türkiye açısından da büyük bir kazanım olacaktır.

Hepimizi meşgul eden ve çok önem verdiğimiz diğer bir konu ise Kıbrıs meselesidir değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayın Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla)Kıbrıs meselesinde de, değerli arkadaşlar, bu sene içerisinde önemli adımlar atılmıştır. Uzun yıllardan sonra ilk defa kapılar açılmış -şüphesiz ki Türkiye'nin teşviki ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetinin aldığı kararlarla- ve milyonlarca insan karşılıklı birbirini ziyaret etmiştir.

Yine, ilk defa, kırk yıldan sonra Türkiye, Rum kesimine de kapılarını açmıştır. Türkiye olarak biz, oradan gelecek turistlere ülkemizi gezebilme imkânlarını vermişizdir; ama, en önemli olan şey, seçimlerin Kıbrıs'ta demokratik bir hava içerisinde yapılmış olmasıdır ve her zaman söylediğim gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin demokratik yapısıyla bir kez daha övünmüşüzdür.

Bugün karşı karşıya olduğumuz nokta çok ciddîdir değerli arkadaşlar. Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ortak arzusu ve hedefidir. Türkiye olarak biz, 1 Mayıs 2004'e kadar böyle bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak için gerekli siyasî iradeye sahibiz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin iyi niyet misyonuna olan desteğimizi de sürdürmekteyiz; ancak, başta Kıbrıs Rum tarafı olmak üzere bütün tarafların, uzlaşının karşılıklı taviz vermek olduğunu anlaması gerekmektedir. Çözümün, Türk tarafının tek taraflı teslimiyetiyle sağlanmasını bekleyenler vahim bir yanılgı içerisindedirler. Çözüme katkıda bulunmak isteyen üçüncü tarafları da bu gerçekten hareket etmeleri yolunda önemle uyarmaktayız. Bugüne kadar olduğu gibi tek taraf üzerinde yapılacak baskıların olumlu sonuç vermeyeceği iyice anlaşılmalıdır.

Türkiye, Kıbrıs Türk halkının haklarını ve güvenliğini korumayı taahhüt etmiştir. Bu taahhüdün, sadece hukukî ve siyasî değil, aynı zamanda manevî ve ahlakî değerleri de bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu haftadan itibaren, milletimizin, ve Kıbrıs Türk halkının her zamankinden daha soğukkanlı ve akılcı bir ortak tutum izlemesi gerekmektedir. Bu dönemde hamaset ve propaganda bir tarafa bırakılmalıdır. Hamaset ve propagandayla vakit kaybetmek, uzun vadede hepimize pahalıya mal olabilir. Bu dönemde yapmamız gereken, Kıbrıs'ta kalıcı ve adil bir çözüm için tespit ettiğimiz parametreler çerçevesinde çağdaş diplomasinin tüm yöntem ve imkânlarını kullanarak herkesçe kabul edilebilir bir çözüm için samimî gayret göstermek olmalıdır. Böyle bir gayretten kaçınmak Türkiye'nin tarihsel birikiminden ve ulusal gücünden kuşku duymak anlamına gelecektir. Diplomasi tarihinde büyük ihtilafların cesaret ve yaratıcılık sayesinde barış ve işbirliğine dönüşebileceğinin örnekleri çoktur. Bunun için, sadece Türk tarafı değil, Rum tarafının da uzlaşıcı tavırları göstermesi gerekmektedir. Ümit ediyoruz ki, önümüzdeki dönemde, bunlar gerçekleşir.

Irak ise, diğer önemli bir konudur değerli arkadaşlarım. Bu konuda, hükümetimiz, dengeli bir politika gütmüştür. Öyle ki, güttüğümüz diplomasi sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, İslam dünyası ve Ortadoğu kulvarındaki dışpolitika önceliklerimizi optimum bir noktada buluşturmayı başardık. Bugün, Irak'ta, Amerika Birleşik Devletleriyle istişarî zemine oturan, Avrupa Birliği prensipleriyle çelişmeyen, İslam dünyası ve Ortadoğu'da büyük bir sempatiyle karşılanan bir pozisyona sahibiz. Uluslararası kamuoyunun ciddî bir şeklide parçalandığı Irak konusunda, Türkiye, bütün taraflarla yakın ve samimî ilişkileri sürdüren yegâne ülke olmuştur.

Değerli arkadaşlar, Irak ve Irak Halkı çok acı çekmiştir. Geçmişte yanlış liderliğin ülkelere nelere mal olduğunun en iyi örneği Irak'tadır. Bir tarafta insanî zenginliği, diğer tarafta tabiî kaynaklarıyla bir ülkenin nasıl perişan edildiğini hep beraber gördük ve onbeş yıl Irak Halkı çok büyük bir sıkıntı çekti. Ümit ediyoruz ki, bu dönem bitmiştir. Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasî bütünlüğünü muhafaza ederek, Arabıyla, Kürdüyle, Türküyle ve diğer azınlıklarıyla, Irak'ın, artık, uluslararası sisteme katılacağını ve bölgemizde Türkiye'nin yanında ikinci bir demokratik ülke olarak ortaya çıkacağını ummaktayız. Bunun için, Türkiye, elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bu arada, Irak'ta, yanlış adımları da kimsenin atmaması gerekir. Eğer Irak'ta yanlış adımlar atılırsa, eğer Irak'ın toprak bütünlüğünü ve siyasî bütünlüğünü tehlikeye sokacak adımlar atılırsa, bu, Irak'ta yeni bir tehlikeli tırmanışın başlangıcı demektir, uzun yıllar acı çeken Irak'ta yeniden acıların ve gözyaşlarının başlayacağı demektir. Halbuki, herkese burada uyarımız şudur: Barışçı bir şekilde, herkes, kendi toprağına sahip çıksın ve herkes, kendi halkıyla birlikte, kendi tabiî kaynaklarıyla birlikte, refah içerisinde, demokratik, huzurlu, barışçı bir Irak'ı oluşturmaya uğraşsın deriz; inanıyorum ki, bu çevrede olacaktır adımlar. Irak'ın, özellikle Kerkük'ün demokratik yapısını değiştirmeye uğraşmak çok tehlikeli bir adımdır. Bu konuda herkesi uyarmışızdır ve herkese de gereğini söylemişizdir. Ümit ediyorum ki, bu tip yanlış yollara kimse girmeyecektir; Irak'ı, toplu bir şekilde mutlu etmeye, zengin etmeye ve komşularıyla huzurlu bir ülke yapmaya gayret sarf edecektir. Türkiye, bu uğurda, üzerine düşen her şeyi yapmaktan mutluluk duyacaktır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 22 Aralık 2003

55 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook