Avrupa birliği müzakere süreci konusunda
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 3. Birleşim · 4. yasama yılı · 5 Ekim 2005 · 1.389 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullah Gül (AK Parti), 5 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA BİRLİĞİ MÜZAKERE SÜRECİ KONUSUNDA); konuşma 1.389 kelime.
Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Avrupa birliği müzakere süreci konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 5 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2005-10-05-avrupa-birligi-muzakere-sureci-konusunda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliğiyle müzakerelerin başlamasıyla ilgili ve bu süreçle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermek için söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum ve bu vesileyle de, bugün, Ramazanın birinci günü olması sebebiyle, bütün vatandaşlarımızın, hepinizin, sizin, Ramazanlarınızı tebrik ediyorum; milletimiz için, bütün İslam âlemi için, bütün dünya için, bütün insanlık için, hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, 3 Ekimde, daha önce, alınan karar gereği, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında müzakereler başladı. Müzakerelerin başlaması kolay olmadı. Biraz sonra detaylarına gireceğim; ama, 3 Ekim gecesi Avrupa Birliği ve Türkiye arasında, hükümetlerarası konferans toplandı. Bu konferansla resmen müzakereler açılmış oldu.
Bildiğiniz gibi, müzakerelerin açılmasıyla ilgili karar, geçen sene, 17 Aralık 2004'te, Brüksel'de alınmıştı. Avrupa Birliğinin devlet ve hükümet başkanları tarihî kararı o zaman almışlardı ve 3 Ekimde de Türkiye'yle müzakerelere başlamak için bazı şeylerin yerine getirilmesini şart koşmuşlardı. Bunlar, 6 tane kanun çıkarılması demokratikleşme yolunda -bunları hep beraber, iktidar-muhalefet çıkardık- daha sonra gümrük birliğinin bütün yeni üyelere şamil kılınmasıydı. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra geriye Avrupa Birliğinin müzakereler sırasında takip edeceği yolu tayin edecek Müzakere Çerçeve Belgesinin hazırlanması ve bizim kendi pozisyonumuzun belirlenmesi kalıyordu. Öncelikle şunu açıklamak isterim: Avrupa Birliğinin kendi Müzakere Çerçeve Belgesi Avrupa Birliğini bağlayan bir pozisyondur. Dolayısıyla, sonunda mutabakata varıp altına müşterek imza attığımız bir kâğıt değildir. Kendilerinin mutabakatıdır, kendi pozisyonlarıdır, kendilerinin yol haritasıdır. Türkiye'nin de tabiî kendi bir pozisyonu olacaktır. O da bizim kendi yol haritamız olacaktır ve müzakere neticesinde, müzakereler bittikten sonra kaç sene sürecek, onu Türkiye'nin performansı gösterecektir. Ondan sonra bir katılım ortaklığı belgesi hazırlanacaktır ve bu katılım ortaklığı belgesi her iki tarafı da bağlayan ve altına imza atılan hukukî bir belge olacaktır. Şüphesiz ki, Avrupa Birliğinin kendi pozisyonu onları bağlar; ama, biz Avrupa Birliğine girmek istediğimize göre, bizi de çok yakından ilgilendirir. O açıdan, her ne kadar altına imza atmayacak bile olsak, başlangıçta bizim için çok önemlidir. O açıdan, bu süre içerisinde, bizim içinde bulunmadığımız 25 üye ülkenin bir araya gelip tartıştıkları konuların içine girip onların Müzakere Çerçeve Belgesini düzeltmek için uğraştık.
Yalnız, detaylara geçmeden önce 3 Ekimde neticede varılan uzlaşmayla ortaya çıkan olay gerçekten tarihî bir olaydır, büyük bir dönüm noktasıdır. Çeşitli şekilde bunlar tenkit edilebilir; iktidarın, muhalefetin, diğer arkadaşlarımın, herkesin şüphesiz ki görüşleri olacaktır; ama, bizatihi olay, gerçekten tarihî bir olaydır. Çünkü, bu sadece Türkiye'yi veyahut da Avrupa'yı ilgilendiren bir olay değildir, dünya çapında bir etkisi vardır. Dünya çapında etkisi şundandır: Dünya, son yıllarda büyük bir bunalımın içindedir, hep çatışmalar, kavgalar, gerginlikler, karşılıklı etnik temizlikler, hep bunlarla geçmiştir. Özellikle, 11 Eylülden sonra bu çok daha şiddetlenmiştir. İlk defa, global anlamda, küresel anlamda, bütün dünyaya nefes aldıran, farklı kültürlerden, farklı dinlerden, farklı tarihî geçmişlerden gelen bir buluşmanın gerçek adımı atılmış oldu. O bakımdan, bunun muhakkak ki, dünya çapında bir etkisi vardır. Bundan dolayı da zaten, bu işe Avrupa ve Türkiye'nin dışında birçok ülkenin, liderin de katkısı olmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden Amerika Birleşik Devletlerine, Arap Birliğinden diğer birçok dostumuza kadar herkes bu işi yakın ilgiyle takip etmiştir.
Tabiî ki, Avrupa için de çok önemlidir bu. Çünkü, Avrupa bir şeyi görmüştür: Türkiye'yle beraber olmayı, olabileceğini de hazmetmeye başlamıştır. Yani, farklı kültürü, farklı dini, 73 000 000’a varmış nüfusu, büyük bir tarihî birikimi olan böyle bir ülkeyle çok kültürlü ve çok farklı etnik yapılardan gelen insanlarla beraber olmayı da Avrupa Birliği, Avrupa içine sindirebileceğini ve hazmedebileceğini de burada göstermiştir. Dolayısıyla, Avrupa için de tarihî bir olay olmuştur. Avrupa için de yeni bir statü söz konusudur. Çünkü, Türkiye'yle birlikte Avrupa, şüphesiz ki, stratejik bir güç haline daha kuvvetli olarak gelmiştir. Küresel planda Türkiye'yle, Asya'yla ilişki kurmuştur, Türkiye'yle güvenlik açısından, genç nüfus açısından çok daha dinamik hale gelmiştir.
Bölgemiz için de çok önemli olmuştur. Çünkü, Türkiye, zaten, bölgesine istikrar yayan bir ülkedir. Kafkaslarda, Balkanlarda, Ortadoğu'da, Avrupa Birliğiyle beraber bu istikrar çok daha pekişecektir.
Değerli arkadaşlar, şüphesiz ki, bunların hepsinden çok, en önemli olan, Türkiye'yle ilgili olandır. Dolayısıyla, bu, Türkiye'nin çıkarına, lehine olmuştur; çünkü, Türkiye elli yıldır, yarım asra yakındır Avrupa Birliğine tam üye olmak için yönünü çevirmiştir. Aslında Türkiye, bin yıldır Avrupa'nın içindedir; Türkler, bin yıldır Avrupa'nın içindedir. Son ikiyüz yıldır kurumsal olarak içindedir, son yarım asırdır da Avrupa Birliğiyle ilişki içerisindedir. 1950 yıllarının en sonunda ilk müracaatlar yapılmıştır. 1963 yılında, o zaman, en tarihî adımlardan biri olarak Ankara Anlaşması yapılmıştır ve Ortaklık Konseyi kurulmuştur ve şu anda en önemli anlaşmalardan, referanslardan biridir. Daha sonra 1987 yılında, Türkiye tam üyelik için başvurmuştur. 1996 Ocak ayında resmen gümrük birliği başlamıştır, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında tam gümrük birliği uygulanmaya başlamıştır. 1999 yılında Helsinki'de Türkiye aday olmuştur. Bizim dönemimize, bu Meclisin dönemine geldiğimizde, 6 Ekim 2004 tarihi önemlidir; çünkü, Avrupa Birliğinin Komisyonu, Türkiye'nin Avrupa standartlarında bir demokrasiyi gerçekleştirdiğini gösteren raporunu yayımlamıştır. İlk defa, tabiî, halkı Müslüman olan bir ülke de Avrupa standartlarında, Avrupa tipi bir demokrasinin, insan haklarının gerçekleştirildiğini -resmen raporuyla- ispatlamıştır ve 2004 yılı Aralık ayında devlet ve hükümet başkanları Brüksel'de uzun müzakerelerden, kopma noktasına gelen müzakerelerden sonra Türkiye ile 3 Ekim 2005 yılında müzakerelere başlama kararını almıştır.
İşte değerli arkadaşlar, bu süreç kolay olmamıştır. Birçok siyasetçi, birçok hükümet, Türkiye'de ve Avrupa'da birçok lider bu işe öncülük etmiştir, katkı sağlamıştır ve hepsinin, şüphesiz ki, meclisler başta olmak üzere, hizmetleri olmuştur.
Başında söylediğim Müzakere Çerçeve Belgesi, 3 Ekimde müzakerenin başlaması için Avrupa açısından gerekli olan bir belgeydi. Bizi niçin ilgilendirdiğini biraz önce sizlere söyledim. Bunun ilk taslağı komisyon tarafından haziran ayında çıktı daha sonra üye ülkelere dağıtıldı ve üye ülkeler bazı eklemelerle uzlaşmaya vardılar, üstünde bazı eklemeler yaptılar. Bütün bunların işaretleri geçen iki hafta içerisinde Birleşmiş Milletlerde genel kurul toplantısı yapılırken ortaya çıktı. Ben ve Sayın Başbakanımız NewYork'tayken aslında Birleşmiş Milletler toplantısından ziyade o platform Avrupa Birliği platformuna döndü, 23 Avrupa Birliği bakanıyla görüşerek bu Müzakere Çerçeve Belgesinin iyileştirilmesi ve görmek istediğimiz hususların pekiştirilmesiyle ilgili çok yoğun görüşmelere o zaman başladık; ama, esas neticeye varıcı görüşmeler 2 Ekim günü başladı. 2 Ekim günü Avrupa Birliğinin Dışişleri Bakanları Lüksemburg'ta bir araya geldiler, toplandılar Türkiye'yle ilgili nihaî pozisyonlarını tespit etmek için.
Değerli arkadaşlar, 2 Ekimden 3 Ekim gecesinin son anına kadar inanılmaz yoğun bir diplomasi ve yoğun bir müzakere yaşandı. Bu müzakereler tabiî sokak ortasında yapılmadı, bunlar, şüphesiz ki, Dışişleri Bakanlığının, Başbakanlığın koridorlarında ve Avrupa Birliğinin Dışişleri Bakanlarının, toplu bulunduğu Lüksemburg'ta yapıldı; ama, bir şeye çok başından, kesin karar verdik. Türkiye'nin, muhakkak, olmazsa olmaz şartlarını Avrupa Birliğinin pozisyonunda görmeden Ankara'dan gitmeyeceğimizi, hareket etmeyeceğimizi, Brüksel'de yaşadığımızı bir daha yaşamak istemediğimizi çok net bir şekilde söyledik. Ne yazık ki daha önceki uzun süre içerisinde Türkiye'nin birçok uygulaması biraz bizim inandırıcılığımızı kırmıştır. "Türkler hep böyle derler; ama, son anda, yine, büyük düşünürler; son anda, yine, biz uzlaşmacı olalım derler ve sonunda her şeyi kabul ederler" mantığı, algılaması en azından yerleşmiştir. Bunun örnekleri de vardır doğrusu; biraz sonra da söyleyeceğim size bunlarla ilgili şeyleri.
O açıdan, bu tavrımızı çok kesin koyduk. Bu, tabiî, ilk şaşırma oldu karşı taraf tarafından; çünkü, 3 Ekim saat 17.00'de 25 ülkenin bakanı ve benim heyet Başkanı olarak randevumuz vardı; bir araya gelip, toplantı yapılacaktı. 2 Ekim gecesi sabaha kadar müzakereler sürdü karşılıklı. Teknolojinin bütün imkânlarını kullandık. Sabaha kadar herhangi bir mutabakata varamadık. Burada şu zorluğu arkadaşlarımın unutmamasını isterim: 25 ülkenin kendi bir mekanizması var; zor. 25 ülke, oybirliğiyle bir şey, bir kelime değişikliği bile olsa, 25 ülke mutabakata varmak zorunda. Dönem Başkanı İngiltere, bu mutabakat neticesinde ancak bizimle konuşabilir durumda. Dolayısıyla, her konuşmamızı, oradaki 25 ülkenin bakanı onaylamak, vardığımız anlaşmayı onaylamak zorunda. Böyle bir zorluk var.
Sabahın erken saatlerine kadar süren müzakere neticelenmedi, bitti. Ertesi gün sabah tekrar başladı; 3 Ekim günü. Bizim buradan hareket edeceğimizi beklerlerken, biz "gelmeyeceğimizi, görmeden hareket etmeyeceğimizi" tekrar söyledik. Son, bize, değişikliklerini getirdiler. Bizim, özellikle, tam üyelik perspektifini kesinlikle gölgeleyecek ve onu yok edecek bir alternatif veyahut da ayrıcalıklı ortaklık, bunları kesinlikle kabul etmeyeceğimizi söylememize rağmen, belki 30 kez o paragrafta değişiklikler yapıldı. Bunların hiçbiri bizi tatmin etmedi. Sabah saat 10'lara doğru bize gelen son belgeleri reddettik ve reddettiğimizi de kamuoyuna da açıkladık; bütün dünya kamuoyuna açıkladık. Ondan sonra işler daha farklı gitmeye başladı ve neticede, bu paragrafla ilgili bizim kabul edebileceğimiz duruma gelindi. Hepinize dağıttık, göreceksinizdir…(CHP sıralarından "bize dağıtmadınız ki" sesleri)
Partinize gönderdik, bütün partilere gönderdik.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Ne dağıttınız ki?!
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)Kime gönderdiniz? Yok…
İSMET ATALAY (İstanbul)Hayır, gelmedi.
DENİZ BAYKAL (Antalya)Hayır…
CANAN ARITMAN (İzmir)Hiç birimize gelmedi. Genel Başkanımıza bile gelmedi!
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla)Kendi kartımla... Deniz Bey... Bütün…(CHP sıralarından gürültüler)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
9 konuşma daha · 5 Ekim 2005