İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · SALI

Türk ticaret bankası (6/78,79) seka (6/92,93,94) tütün (6/120,121) ve akp genel başkanının yurtdışı gezileri hk (6/101,105)

Abdullatif Şener

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 33. Birleşim · 1. yasama yılı · 18 Şubat 2003 · 3.440 kelime · yaklaşık 17 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullatif Şener (AK Parti), 18 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK TİCARET BANKASI (6/78,79) SEKA (6/92,93,94) TÜTÜN (6/120,121) VE AKP GENEL BAŞKANININ YURTDIŞI GEZİLERİ HK (6/101,105)); konuşma 3.440 kelime.

Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “Türk ticaret bankası (6/78,79) seka (6/92,93,94) tütün (6/120,121) ve akp genel başkanının yurtdışı gezileri hk (6/101,105)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 18 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-02-18-turk-ticaret-bankasi-6-78-79-seka-6-92-93-94-tutun-6-120-121-ve (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle soru önergesi sahibi sayın milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Gerçekten, önemli bazı konularda, Meclisin ve kamuoyunun bilgilenmesini sağlamaya yönelik olarak vermiş oldukları soru önergeleriyle, konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu gündemine girmesini sağlamış olmaktadırlar.

Bu arada, şu noktayı da belirtmek istiyorum, özellikle ilk iki soru münasebetiyle: Bildiğiniz gibi, sorulan soruların bir kısmı, bağımsız üst kurullar tarafından gerçekleştirilen işlemlere ilişkindir. Aslında, son yıllarda, bağımsız kurulların yaygınlaşması sonrasında, siyasetin, bu kurumların faaliyetlerine müdahalesi söz konusu olmamaktadır; ancak, gerek milletvekillerimiz gerek kamuoyu, bu üst kurulların yapmış olduğu işlemlerle ilgili olarak, hükümetin kendilerini bilgilendirmesini talep etmektedir. Şu anda mevcut, yürürlükteki Anayasa ve yürürlükteki İçtüzük hükümleri de, bağımsız kurullara yönelik sorulabilecek sorulara ilişkin olarak sonradan bir değişikliğe uğramadığı için, eski hükümler devam etmekte olduğu için -ben, bu ilk iki soru da dahil- kamuoyunu ve Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmek istiyorum.

Cevaplandırmak istediğim ilk soru, Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören'e aittir ve Türk Ticaret Bankası emeklilerine ilişkindir. Bildiğiniz gibi, Türk Ticaret Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından iki kez satışa çıkarılmıştır. Uygun alıcı bulunamamıştır. Bunun üzerine, bu bankanın tasfiyesine karar verilmiş ve bankacılık yetkileri de iptal edilmiştir. Daha sonra, İstanbul ticaret mahkemeleri tarafından, Türk Ticaret Bankası Anonim Şirketinin tasfiyesinin ihtiyatî tedbir yoluyla durdurulmasına karar verilmiştir. Hukuken, ihtiyatî tedbir kararı tasfiye halini ortadan kaldırmamış; ancak, verildikleri tarihten itibaren ileriye yönelik olarak tasfiye işlemleri durmuştur. Yani, BDDK'nın, Türk Ticaret Bankasının tasfiyesine ilişkin olarak vermiş olduğu karar yürürlüktedir; ancak, daha sonra ticaret mahkemesinin vermiş olduğu karar, bu tasfiye işlemlerinin ileriye yönelik olarak işlemesini engellemektedir. Böyle bir ortamda, özellikle, bankanın kendi özel emekli sandığından maaş alan emeklilerinin konumuyla ilgili sorunlar sürekli gündeme gelmiştir. Zaman zaman milletvekillerimize sorunlarını intikal ettirmişlerdir ve Sayın Hasan Ören de, bu intikal eden sorunların bir parçası olarak, soru önergesiyle bunların durumunu sormaktadır.

Banka, bildiğiniz gibi, yaklaşık olarak 2 000 kişinin çalışmakta olduğu bir bankadır. Bunlardan yapılan özel emeklilik kesintileri ise 7 500 civarındaki emeklinin maaşını karşılamaya yetmemektedir; emekli maaşlarının ödenmesindeki sorun da bu noktadan kaynaklanmaktadır.

Türk Ticaret Bankası emeklilerinin kasım, aralık ve ocak dönemine ait emekli maaşları ödenmiştir; ama, bundan sonraki emeklilik maaşlarının ödenmesiyle ilgili belirsizlikler de devam etmektedir.

Bu sorunu yaşayan, aynı durumda başka bir banka bulunup bulunmadığı sorulmaktadır. Şu anda, halihazırda, bu sorunu yaşayan, benzer konumda kurum ve emekli mensupları bulunmamaktadır.

"Banka emeklileri bu sorunla önümüzdeki dönemlerde tekrar karşılaşacaklar mı" diye sorulmaktadır. Emekli Sandığının gelirleri, demin belirttiğim gibi, giderlerini karşılayabilecek durumda değildir. Dolayısıyla, gelirlerin giderleri karşılayabilecek durumda olmayışı sebebiyle, bu sorunun devam edeceği gibi bir izlenim görülmektedir.

Diğer taraftan "Türk Ticaret Bankası emeklilerinin bu sorunlarla bir daha karşılaşmamaları için herhangi bir tedbir alınacak mıdır" diye sorulmaktadır. Gerçekten, eğer, bir sorun mevcutsa, bu sorunun çözümlenmesi lazımdır, çözüme kavuşturulması lazımdır. Çözüme kavuşturmayla ilgili olarak, birinci planda BDDK, ikinci planda da Türk Ticaret Bankası Emekli Sandığının sorumlulukları vardır. Sorunun, aslında, şu ana kadar çözümsüzlükler taşımasının sebebi de karşılıklı mutabakatın sağlanmayışı ve ilgili kararların, gerekli kararların alınmayışıdır. Sorunun çözümündeki temel nirengi noktası şudur: Türk Ticaret Bankası Emekli Sandığının genel kurulu yapıp, kendisini feshetmesi gerekmektedir ve kendisini feshettiği takdirde, Sosyal Sigortalar Kurumuna katılım kararı almaları halinde bu katılım sağlanacaktır ve buna istinaden de SSK bünyesinde bunların emekli maaşlarının ödenmesi sağlanacaktır. Kesin çözüm, Türk Ticaret Bankası Emekli Sandığı Genel Kurulunun bir karar alarak, kendisini feshedip, SSK'ya katılım kararı almasına bağlıdır. Bu yapıldığı takdirde konu çözülmüş olacaktır; ancak, şu ana kadar böyle bir işleme ilgililer geçmemişlerdir.

Diğer taraftan, cevaplandırmak istediğim ikinci soru, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'a aittir. Soru aynıdır; yine, Türk Ticaret Bankası emeklilerinin maaş durumu sorulmaktadır "ocak maaşları ödenecek mi" diye sorulmaktadır; ancak, sorunun cevaplandırılması süre aldığı için, bu arada, 31 Ocak 2003 tarihi itibariyle Ocak 2003 maaşları ödenmiştir.

İlk soruya ilave olarak "1 Şubat 2003 tarihinde yapılması gereken ödeme zamanında yapılacak mıdır" diye ayrı bir soru yer almaktadır. İlk soruya verdiğim cevap çerçevesinde değerlendirecek olursak, belirttiğim gibi, konu, şu andaki haliyle, sorunlarla, problemlerle yürümektedir; ancak, Emekli Sandığı Genel Kurulunun toplanıp, kendini feshetmesi ve SSK'ya katılım kararı alması halinde önümüzdeki ödemelerde hiçbir sorun çıkmayacaktır.

Diğer taraftan, yine, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'ın sorusunda farklı bir nokta olarak belirtilmekte ve denilmektedir ki: "Bankanın 14.8.2002 tarihli bilançosunda, vakfa ödenmek üzere aktüer açık borcu olarak ayrılmış bir karşılık var mıdır?" Mademki, banka bilançosunda bu açığa bir karşılık ayrıldığına göre, ödemenin... Yani "böyle bir açık var mıdır; bu çerçevede ödemelerde sorun yaşamadan, tediyelerin yapılması mümkün müdür" denilmektedir.

Gerçekten, 14.8.2002 tarihli bilançoya baktığımızda, aktuarya açığı, borcu olarak 240 trilyon Türk Lirası karşılık ayrıldığı görülmektedir. Bildiğiniz gibi, bilançolarda karşılıklar pasifte yer almaktadır; ancak, pasifte 240 trilyon lira olarak yer alan bu karşılığın kaynağının bilançonun aktifinde gösterilmesi lazım. Maalesef, karşılık 240 trilyon lira olarak gösterilmiş olmakla birlikte, pasifte yer almış olmakla birlikte, aktifte bunun bir karşılığı yoktur; zarar olarak görülmektedir; yani, aktifte karşılığı zarardır; dolayısıyla, bir kaynak içermemektedir.

Diğer bir soru, Afyon SEKA İşletmesine ilişkin olarak, Afyon Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe'nin sorusudur. Bu soruda da, Afyon SEKA tesislerine eksperler tarafından 250 000 000 dolar değer biçildiği halde, bunun, bedelsiz olarak tekrar satışa çıkarıldığı gibi bir ifade yer almaktadır; bunun nasıl değerlendirildiği sorulmaktadır. Afyon SEKA İşletmesi, bildiğiniz gibi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, özelleştirilmek üzere, 6.3.2000 tarihinde, 24.5.2000 tarihinde ve ayrıca 16.9.2002 tarihinde olmak üzere üç kez ihaleye çıkarılmıştır. İlk iki ihalede hiçbir teklif alınamamıştır; yani, hiç kimse, hiçbir yatırımcı, burayı cazip bir yatırım, cazip bir işletme olarak algılamamış ve teklif vermemiştir. En son, 11.11.2002 tarihinde yapılan ihalede üç yatırımcıdan teklif alınmıştır. Bu üç yatırımcıdan alınan teklife istinaden, ihale süreci ve görüşmeler şu anda devam etmektedir. İşletmenin özelleştirme işlemleri, kapalı teklif almak ve sonrasında görüşmeler yapmak üzere, pazarlık usulüyle gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, ihale işlemleri, pazarlıklar ve tekliflerin değerlendirilmesi şu anda devam etmektedir. İşletmenin bedelsiz olarak satışa çıkarılması gibi herhangi bir durum söz konusu değildir.

Soru önergesinde "işletmenin satışından ne kadar gelir beklenmektedir" denilmektedir. Yine, belirttiğim gibi, ihale süreci halen devam etmekte olup, bu aşamada elde edilebilecek gelirin belirlenmesi mümkün değildir. Bununla ilgili bir bedeli ve değeri, zaten, ihale süreci devam eden bir işletmeye ilişkin olarak, burada telaffuz etmek de doğru olmaz.

Afyon Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe'nin bir diğer soru önergesi de, yine, Afyon SEKA İşletme Müdürlüğüne ilişkindir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun, Afyon SEKA İşletme Müdürlüğü hakkında hazırladığı

2002 yılı raporunda, üretimin ve kapasitenin yükseltilmesi, işletme ürünlerine rekabet gücü kazandırılması ve işletmenin kendine yeterli duruma getirilebilmesi amacıyla, İzmit İşletmesinde bulunan yazı tabı kâğıdı üreten makinelerden birinin yenilenerek Afyon İşletmesine nakledilmesi suretiyle birim maliyetlerin düşürülmesinin mümkün olabileceğiyle ilgili bir değerlendirme bulunduğu ifade edilmektedir ve bu değerlendirmenin bulunup bulunmadığı ve Bakanlığımızca nasıl mütalaa edildiği sorulmaktadır.

Afyon İşletmesi, 1.5.1979 tarihinde üretime başlamıştır. 50 000 ton/yıl kapasiteye sahip olan bu işletmede, beyazlatılmış saman ve kamış selülozu üretilmektedir. Ürettiği mamuller, öncelikli olarak SEKA'nın diğer işletmeleri olan Dalaman ve İzmit İşletmelerinde birinci hamur yazı tabı kâğıdı üretiminde hammadde olarak kullanılmaktadır. Dalaman İşletmesinin 30.3.2001 tarihinde özelleştirilmesi sonucu ise, bugün, Afyon SEKA İşletmesi, sadece İzmit İşletmesinde kullanılan hammaddeyi temin etmektedir. Bu miktar da, 20 000 ton/yıl seviyesindedir. Hem içpiyasa hem de ihraç imkânları için çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, kalite ve maliyet olumsuzlukları nedeniyle istenilen değere ulaştırılamamıştır. Yıllar itibariyle üretim miktarı 27 000 ton seviyesinde olup, en yüksek üretim 1992 yılında 36 151 ton olarak gerçekleştirilmiştir.

İşletmenin ciddî anlamda yatırım ihtiyacı bulunmaktadır. Soru önergesinde de buna vurgu yapılmış ve İzmit'teki bir makinenin nakli suretiyle, verimli kullanılıp kullanılamayacağı, maliyetlerin düşürülüp düşürülemeyeceği sorulmuştu. Gerçekten, işletmenin önemli yatırım ihtiyacı vardır; ama, bu yatırım ihtiyaçlarını sadece bir makineyle sınırlandırmak ve bir makine nakliyle, buranın, verimli, kârlı bir işletme haline dönüşebileceğini söylemek mümkün değildir.

Yatırım ihtiyacını ana çerçeve içerisinde değerlendirecek olursak, pişirme ünitesinde, beyazlatma ünitesinde, selüloz teksif ve kurutma ünitesinde, selüloz balyalama ünitesinde gerekli olup, 20 000 000 ABD Doları tutarında bir yatırım harcaması yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İzmit İşletmesinde bulunan yazı tabı kâğıdı üreten makinelerden en büyüğü ise 8 nolu kâğıt makinesi olup, 1960 yılında üretime başlamıştır ve 29 700 ton/yıl kapasitededir. Birinci hamur yazı tabı kâğıdında yüzde 60 civarında kısa elyaf selülozu kullanıldığından, 8 nolu makinenin kapasitesi, Afyon İşletmesinin tüm kapasitesinin kullanımı düşünüldüğünde yetersiz kalmaktadır ve bu çerçeve içerisinde değerlendirildiğinde, yatırım ihtiyacı olduğu kesindir. Bu ihtiyacın 20 000 000 dolar civarında olduğu da hesaplanmıştır; ama, İzmit'teki bir makinenin nakli suretiyle verimli olabilmesi, maliyetlerin yeterli düzeyde düşürülebilmesi ve rekabet edebilir bir düzeyde üretime geçirilebilmesi açısından yeterli görülmemektedir.

"Fabrikanın modernizasyonunun yapılıp ekonomiye kazandırılması mümkün müdür" diye, soru önergesinde ilave bir soru ifade edilmiştir. Bu da, yine, ilk soruya ilişkin verdiğim açıklamalardan anlaşılmaktadır; ancak, tekrar ifade etmek gerekirse, Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları AŞ'nin belirlediği rakamlara göre işletmede gerekli olan yatırım ihtiyacı 20 000 000 ABD Dolarıdır. Eğer, komple bir kâğıt fabrikası haline dönüştürülmesi düşünülürse, İzmit İşletmesinden nakledilecek, selüloz üretimini tam kullanamayan makine için yatırım tutarı 10 000 000 ABD Doları olarak belirlenmiştir. Bu yatırımların kamu eliyle yapılması, içinde bulunulan konjonktür ve kamu yatırımları önceliklerinde ekonomik bulunmadığından, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından onaylanan yatırım programlarında da yer alamamaktadır. Tesislerin bu gibi yatırımları yapabilecek imkânı bulunmadığından, tesislerin özelleştirilmesi, uzun vadede yaşamasını sağlayacak, yöreye ve ekonomiye önemli katkılar da sağlayabilecektir diye düşünülmektedir ve kesin çözüm olarak, buradaki yatırım kapasitesini, üretim kapasitesini, istihdam kapasitesini genişletebilecek bir perspektif içerisinde buranın özelleştirilmesi gerektiği kanaati hâkimdir.

Diğer bir soru, yine, Afyon Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe'nin, Afyon SEKA İşletmesinin özelleştirilmesinin, fabrikada çalışan işçilerin ve geçimini bu fabrikaya bağlamış olan, sayıları yaklaşık 15 000'i bulan bölge halkının durumunda ne gibi etkiler yapacağıyla ilgili sorusudur.

Özelleştirme sonucunda, Afyon İşletmesindeki işçilerin haklarının korunması için, gerek satış şartnamesinde gerekse satış sözleşmesinde, çalışanların kanunî haklarının korunmasına dair maddeler yer almaktadır. Bu doğrultuda, Afyon İşletmesinin satışı durumunda, işçilerin kıdem tazminatları SEKA Genel Müdürlüğü tarafından, ihbar tazminatları ise alıcı tarafından ödenecek, herhangi bir şekilde işini kaybedenler iş kaybı tazminatı almaya hak kazanacaklardır. Ayrıca, işletmenin özelleştirilmesi durumunda personelin bir kısmının alıcı tarafından yeniden istihdam edilmesi de mümkündür. Diğer taraftan, özelleştirilen kuruluştaki işçilere yeni iş imkânı sağlanması konusunda yasal düzenleme yapılması yönündeki çalışmalar tamamlanmıştır. 4046 sayılı Kanunda, özelleştirilen kurumların özelleştirilmesiyle burada çalışanların işsiz kalmasını engellemeye yönelik bir düzenleme yapılmıştır, Bakanlar Kurulunda imzaya açılmıştır, bu imzalar tamamlanmıştır; öyle zannediyorum ki, bu hafta içerisinde, bu kanun değişikliği önerimiz, kanun tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecektir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde de kısa süre içerisinde yasalaşmasını beklemekteyiz.

Hazırladığımız bu yeni kanun tasarısına göre, bu kuruluşlarda çalışanların özelleştirme sebebiyle işsiz kalması önlenmektedir. Özelleştirme sonucunda bu kurumda çalışan geçici ve kadrolu işçilerimizin kamuya başvurarak, yeni istihdam imkânı elde etmelerine imkân sağlanacaktır. Yani, bu kuruluşlarda çalışan personel ya özelleştirme sonucunda, yine aynı kurumda çalışmayı tercih edebilecektir ya -nitelikli, vasıflı bir işgücünü ifade edebiliyorsa- daha yüksek bir ücretle iş bulabileceğini düşünüyorsa, başka bir yerde iş arama veya bulma hakkına sahip olacaktır veya "hayır, ben kamuda çalışacağım" diyecektir ve kamunun diğer kesimlerinde kendisine iş gösterilecektir. Yani, özelleştirme sebebiyle hiç kimsenin işsizlik tehdidiyle baş başa kalmayacağı bir düzenleme yapılmıştır. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda da tartışmanıza ve oylarınıza açılacaktır, destekleyeceğinizi umut ediyorum.

Diğer taraftan, SEKA Afyon İşletmesi özelleştirilemediği takdirde, Afyon İşletmesinin ürettiği selülozu kullanan işletmelerin de özelleştirme programında bulunması nedeniyle, bir müddet sonra, burada üretilen selüloza ihtiyaç kalmayacaktır. Üretim maliyetinin, sektördeki satış fiyatının yaklaşık 2 katı olduğu gözönüne alındığında, bu üretimin, mevcut durumda sektöre satış imkânı bulunmamaktadır; ancak, özelleştirme sonrasında, işletmede ihtiyaç duyulan iyileştirme yatırımları ile kapasitenin artırılması, üretilen selülozun alıcı tarafından kullanılması, maliyetin düşürülerek pazarda rekabet edebilir hale getirilmesi sonucunda, gerek kamış üreticilerine gerekse yaratılacak ilave hizmet alımlarıyla -nakliye, iaşe, işgücü gibi- yöre halkına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Aynı soru önergesinin içerisindeki diğer bir soruda da "özelleştirme halinde, SEKA'ya ait çıraklık okulundan mezun olmuş birkısım personelin uzmanlık alanı dikkate alınarak değerlendirilmesi mümkün olacak mıdır" denilmektedir. SEKA Afyon İşletmesinin özelleştirilmesi durumunda, bu durumun alıcı tarafından dikkate alınarak değerlendirilmesi her zaman mümkündür; ama, belirttiğim gibi, bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğimiz kanun tasarısıyla, işsizlik riski, tehlikesi tamamıyla bertaraf edilmiş olacaktır.

Yine, aynı soru önergesi içerisindeki bir diğer soruda da "sosyal sonuçları açısından ciddî sakıncalar içermesi nedeniyle, özelleştirme yerine, idarî ve malî özerklik temeline dayalı yeni bir yapılandırmaya gidilebilir mi" denilmekte; yeni ve farklı bir açılım gösteren bir politika önerisinde bulunulmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları AŞ (SEKA), Özelleştirme Yüksek Kurulunun 6.12.1997 tarih ve 97/54 sayılı kararıyla özelleştirme kapsamına, 15.7.1998 tarih ve 98/51 sayılı kararıyla da özelleştirme programına alınmış olup, SEKA Afyon İşletmesinin özelleştirilmesi için yapılan çalışmalar bu karara istinaden gerçekleştirilmektedir. Zarar eden ve yatırım ihtiyacı bulunan işletmenin idarî ve malî açıdan özerk hale getirilmesi, ekonomik faaliyetlerinin devamına yetmeyebilir düşüncesi hâkimdir; ama, tüm özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar itibariyle. Bu özerkleştirme temeline dayalı bir yeni yapılandırma modeli; tartışılabilir; ancak, şunu belirtmek isterim ki, kamuoyunda, günümüz itibariyle, özelleştirmeye karşı bir direnç ve karşı fikir, aşağı yukarı kalmamıştır. Aslına bakarsanız, özelleştirme, sadece bir partinin veya iktidar partisinin veya AK Partinin görüşü değildir. Bugün, iktidarda muhalefette hatta Meclis içinde veya Mecliste temsil edilmeyen partilerimizin hemen hemen tamamının görüşü özelleştirmeden yanadır. Tüm parti programlarını incelediğiniz zaman, artık, özelleştirmenin bir parti görüşü, düşüncesi veya bir parti politikası olmaktan da öte, bir devlet politikası haline dönüştüğü görülmektedir. Zaten, ilk kamu işletmelerinin ortaya çıktığı dönemleri incelediğimizde de bunun böyle amaçlandığını görmekteyiz.

Bildiğiniz gibi, Türkiye'de kamu işletmelerinin yaygın bir şekilde kurulması ve sanayide devletçilik anlayışıyla yurdun dört bir tarafında devlet fabrikalarının oluşturulması cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlamıştır ve gerçekleştirilmiştir. Gerçi, cumhuriyet öncesi dönemlerde de devlet eliyle fabrika kurma politikaları vardır. 1860'lı yıllarda devlet eliyle çok sayıda fabrika kurulmuştur. "Sanayide devletçilik" adı altında çok yaygın bir sanayileşme programı devlet eliyle ve devlet fabrikaları yoluyla sürdürülmüştür. Daha sonraki dönemlerde de, bu, devam etmiştir; ama, cumhuriyet öncesi uygulamaları görülen bu politikalar, cumhuriyet sonrasında ve özellikle 1930 ile 1938 arasındaki dönemlerde yaygın bir şekilde uygulanmıştır. Türk ekonomisinde seçkin ve ayrıcalıklı yeri bulunan Etibank, Sümerbank gibi önemli kuruluşlar da bu yıllarda kurulmuştur. Ancak, Atatürk döneminde kurulan bu fabrikaların, bu işletmelerin, kuruluşların kuruluş kanunlarına baktığımızda da ilginç cümlelere rastlamaktayız. Nedir o ilginç cümleler; örneğin, iktisadî devlet teşekkülleriyle ilgili 1928 yılında çıkarılan kanunda, bu fabrikalar devlet eliyle kurulacaktır. Devlet eliyle kurulmasının sebebi ülkemizde yeterli sermaye birikiminin olmayışıdır, özel sektörün yeterli düzeyde gelişmemiş olmasıdır. Türkiye'de özel sektör geliştiği takdirde, yeterli sermaye birikimine ülkemiz ulaştığı takdirde, bu devlet fabrikaları özel sektöre devredilecektir diye hükümler yer almaktadır.

Dolayısıyla, dünyanın özelleştirmeyi tartışmadığı bir dönemde, Almanya'nın Özelleştirme İdaresi Başkanlığı olan TREUHAND'ı tasfiye ettiğini; Batı Avrupa ülkelerinde özelleştirmenin tamamen gündemden kalktığını; Doğu Avrupa ülkelerinin, 1990 sonrasında, dünyaya açılmayla birlikte özelleştirme faaliyetlerine yeni başlamış olmalarına rağmen, özelleştirmede, bizim aldığımız mesafeden çok daha fazla mesafe aldıklarını gördüğümüzde; Asya, Afrika ve diğer dünya ülkelerini incelediğimizde, artık, kamu işletmelerinin özel sektöre devredildiğini gördüğümüzde, bu konuda Türkiye'de geç kalındığını, geçmiş iktidarların konuyu ciddî bir iktidar politikası haline, kararlı bir politika haline dönüştüremediklerini söyleyebiliriz.

AK Parti iktidarı olarak, 58 inci cumhuriyet hükümeti olarak, biz, kararlı bir politika ortaya koyduk; bu kararlı politikanın bir sonucu olarak da, özelleştirmeyi gerçekleştireceğimizi ifade ettik. Onyedi senedir, Türkiye'de, toplam kamu işletmeciliği portföyünü bir bütün olarak dikkate aldığımızda yüzde 8 civarında özelleştirme yapılabilmiştir. Özelleştirme konusunda Türkiye çok yavaş hareket etmiştir; onyedi yıldır, geçmiş iktidarlar bu konuda kararlı tutum sergileyememişlerdir, sosyal engelleri aşacak tedbirleri de ortaya koyamamışlardır. Biz, kararlı bir şekilde, çalışanlar açıkta kalmayacaktır dedik, sosyal tedbirlerin önemli bir kısmıyla ilgili önerimizi hazırladık ve Meclise sunacağız, kararlı bir iradeyi de aynı şekilde ortaya koyacağız ve Türkiye, uluslararası rekabet gücü yüksek bir ekonomik ortamı gerçekleştirebilmek için özelleştirmeye de büyük önem atfedecektir; ancak, uluslararası rekabet gücümüzün yeterli düzeyde olabilmesi için, Türk ekonomisinin başarılı olabilmesi için sadece özelleştirmenin yeterli olmadığını da biliyoruz, diğer tedbirlerin alınması da gereklidir. 58 inci cumhuriyet hükümeti olarak da, kararlı bir şekilde, ülkemizdeki yatırım ortamını iyileştirerek, ekonomimizin rekabet gücünü artırarak ve kaynakların etkin kullanımını engelleyen kamu işletmeciliğini özelleştirmek suretiyle, belli bir periyot içerisinde tasfiye etmek suretiyle Türkiye'yi güçlü bir ekonomik yapıya kavuşturacağız, bu konuda kararlıyız. Sosyal politikalarla ilgili tedbirlerimizi alıyoruz, almaktayız; ama, siyasî irade olarak da bu kararlılığı göstereceğiz.

Uzun yıllardır Türkiye'de, her özelleştirme hadisesinden sonra pek çok tartışma gündeme girmiştir ve özelleştirmenin hızını da bu tartışmalar kesmiştir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, maalasef, bana bağlanmış olduğu için, her tartışmaya rağmen, belki siyasal olarak yıpranabilirim; ama, bu yıpranmayı da göze alarak kararlı bir özelleştirme programını sürdüreceğimi Yüce Heyetinizin huzurunda da ifade etmek istiyorum.

Diğer iki soru önergesinden biri İzmir Milletvekili Sayın Vezir Akdemir'e, diğeri de yine İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman'a aittir. İki soru önergesi de, Sayın Genel Başkanımızın yurtdışı gezilerine ilişkindir. Bu konudaki görüşlerimi de ifade etmek istiyorum.

Sorularda büyük ölçüde benzerlik var; ama, Sayın Vezir Akdemir'in sorusuyla başlamak istiyorum. Soruda "AK Parti Genel Başkanının yurtdışı gezileri ve bu gezilerle bağlantılı olarak yapmış olduğu beyanları nasıl değerlendiriyorsunuz ve yaptığı bu yurtdışı gezilerin masrafları nereden karşılanmaktadır" denilmektedir. Sayın Vezir Akdemir soru önergesinde belirttikleri üzere, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanıdır. 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 3 üncü maddesi açıktır. Bu maddeye göre, siyasî partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahallî idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirtilen görüşleri doğrultusunda çalışmalar yapmakta ve açık propagandaları ile millî iradenin oluşmasını sağlamaktadırlar.

Bir ülkede millî iradenin oluşmasında siyaset kurumuna büyük görevler düşmektedir. Siyasetçilerin, genel başkanından milletvekillerine ve tüm mensuplarına varıncaya kadar, parti programları ve tüzüklerindeki görüşler doğrultusunda kamuoyunu yönlendirmeye yönelik olarak yapmış oldukları açıklamalar, bu millî iradenin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Yine, demokratik bir devlet ve toplum düzeni içerisinde ülkenin, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar olan siyasî partilerin bu işlevleri, genel başkanı başta olmak üzere, yapmış oldukları konuşmalarla, oluşturmuş oldukları politikalarla ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla, bir siyasî partinin genel başkanının, hatta bir iktidar partisinin genel başkanının, değişik konulara ilişkin olarak, parti programındaki ve tüzüğündeki görüşleri dile getirmesi, konuşması faydalı bir olaydır ve demokratik bir toplum düzeninin, demokratik bir devlet düzeninin gerekleri içerisinde değerlendirilmelidir; aksine, sorgulanmamalıdır diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, Türkiye'nin, muasır medeniyet seviyesine ulaşması hedefine yönelik bir adım olarak, uluslararası camianın diğer üyeleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler kurulması ve Türkiye'nin Avrupa Birliği bünyesinde yer alması amacıyla Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan yurtdışı gezilerinin ve bu gezilerde parti ve hükümet programımızla uyumlu açıklamalarının da eleştirilecek hiçbir yanı yoktur diye değerlendiriyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Diğer taraftan, "bu yurtdışı gezilerinin finansmanı nereden karşılanmaktadır" denilmektedir. Aslında, finansmanın nereden karşılanacağı açıktır; Siyasî Partiler Kanunu zaten bunu düzenlemiştir. 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 61 inci maddesi, bir siyasî partinin yapabileceği harcamaların, giderlerin neler olduğunu belirtmektedir. Siyasî partilerin nerelere harcamalar yapacağı, hangi giderleri yapacağı Siyasî Partiler Kanununun 61 inci maddesinde belirlenmiştir; dolayısıyla, bu yurtdışı gezilerin giderleri, belirttiğim 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 61 inci maddesinde belirtilen giderler içerisinde yer alır. Bu giderlerin niye yapıldığı bellidir; zaten kanunen düzenlenmiştir. Bu giderlerin nereden finanse edileceği, bu giderlerin hangi kaynaktan yapılacak harcamalarla karşılanacağı da yine 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 70 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu 70 inci maddedeki düzenlemeye uygun olarak AK Partinin gelir kaynakları bellidir ve şeffaftır. Türkiye'de ilk defa bir siyasî parti, programında parti gelirlerinin ve giderlerinin şeffaf olacağını açıklamıştır ve parti programımızdaki bu ifadeler doğrultusunda, ilk kurulduğumuz günden itibaren, AK Parti, belli periyotlar içerisinde -önceleri üçer aylık periyotlar halindeydi, şimdi birer aylık periyotlar halinde- internet sitelerinde gelirlerini, giderlerini açıkça kamuoyuna duyurmaktadır. Yine, zaman zaman Genel Başkanımızın yaptığı basın toplantılarında da, AK Partinin dönemsel olarak ne kadar gelir elde ettiği, ne kadar gider yaptığı kamuoyuna duyurulmaktadır. Bu açık ve şeffaf politikanın, Türkiye'de siyaset yapacağını ifade eden bütün siyasî partilerin politikası olması gerektiği kanaatindeyim. Zaten, Siyasî Partiler Kanununda, parti finansmanının, seçim harcamalarının şeffaf olmasına yönelik, belli usuller, esaslar dairesinde yapılmasına yönelik olarak düzenlemeler yapacağımızı da seçim beyannamemizde ifade ettik, parti programımızda ifade ettik. Buna yönelik çalışmalar tamamlanmaktadır ve bu konudaki değişiklikler de bu Meclisin gündemine gelecektir.

Ben, umut ediyorum ki, Değerli Milletvekilimiz Vezir Akdemir de böyle bir şeffaf siyaset anlayışından yana olduğu için bu soru önergesini tevcih etmişlerdir ve Genel Kurulda bu konular tartışılırken, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu da, AK Parti Grubu da topyekûn buna destek vereceklerdir ve ittifak halinde bu şeffaflık burada sağlanacaktır diye düşünüyorum.

Diğer soru önergesi...

MEHMET SEVİGEN (İstanbul)- Hazine parası mıdır Sayın Bakan?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)- Siyasî Partiler Kanununun 70 inci maddesini okuduğunuz zaman görürsünüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ayrıntısını merak ediyorsanız bulabilirsiniz. Zaten, gelir kaynaklarımızın ne olduğu, bizim internet sitesinde yayımlanan bilançolarımızda, dönem hesaplarında görülmektedir.

TUNCAY ERCENK (Antalya)- Şeffaf olduğu için sordu!..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)- Şeffaftır evet...

TUNCAY ERCENK (Antalya)- Çok aydınlattınız teşekkür ederim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)- Ben de teşekkür ediyorum sayın milletvekilim, sağ olun.

İzmir Milletvekilimiz Sayın Canan Arıtman'ın sorusu benzer niteliktedir; bir ilave var...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)- "Sayın Genel Başkanınızın en son gittiği Çin gezisine oğlu Necmettin Bilal Erdoğan'ı da beraberinde götürdüğünü basından öğrendik; bunun masrafları nereden karşılanmıştır" denilmektedir. Gayet açıktır; Sayın Genel Başkanımızın başta Avrupa Birliği ülkeleri, daha sonra Rusya Federasyonu ve Çin dahil olmak üzere yapmış olduğu bu gezilere kalabalık heyetler katılmıştır, özel sektörden, kamu kesiminden görevliler katılmıştır. Bu seyahatler sırasında Sayın Genel Başkanımız ile Adalet ve Kalkınma Partisini temsilen görevlendirilen parti yetkililerinin giderleri parti bütçesinden karşılanmış olup onun dışındaki kişilerin masrafları tamamen özel masraf niteliğindedir ve bu özel masraflar -Sayın Necmettin Bilal dahil- kendileri tarafından karşılanmıştır. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

13 konuşma daha · 18 Şubat 2003

13 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook