Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
Diyarbakır Milletvekili ·
DEM Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 3 Kasım 2026 · 1.010 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Adalet Kaya (DEM Parti), 3 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.010 kelime.
Adalet Kaya (DEM Parti, Diyarbakır). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 3 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/adalet-kaya-2026-11-03-tutanak-metni (erişim: 3 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=91157
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)ADALET KAYA (Diyarbakır)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli bürokratlar, kıymetli basın emekçileri, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi sorumluluğu ve vebali çok ağır bir bütçe Sayın Bakan. Milyonlarca insanın çalışma koşullarını, sosyal güvenlik hakkını, emeklilik güvencesini ve tabii, en temel hak olan yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren bir bütçeyi görüşüyoruz. Bugün milyonlarca işçi, emekçi, kadın, genç yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik koşullarında yaşam mücadelesi veriyor. Bizim açımızdan temel mesele şudur: Bu bütçe emeği, emekçiyi koruyacak mı, işçiyi güvence altına alacak mı yoksa var olan mevcut düzeni sürdürecek mi? Ne yazık ki incelediğimizde yine tercihlerinizin var olan mevcut düzeni sürdürecek tercihler olduğunu görüyoruz.
Öncelikle, sosyal güvenlik rejimine bakalım Sayın Bakan. Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi giderek yurttaşların yaşamını güvence altına alan kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp bireyin kendi imkânlarıyla kendi sorunlarına çözüm ürettiği bir meseleye dönüştürülmektedir ve bu da kabul edilemez. Bugün ülkede asgari ücretle çalışan bir emekçi açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiş, emekliler temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâlde yani emeklilerin durumu da asgari ücretlilerden farklı değil. Ortalama emekli aylığı -yine, sizin verdiğiniz rakamlar- 23.552 lira seviyesinde. 2002 yılında emekli aylığı asgari ücretin yüzde 122'si düzeyindeyken bugün asgari ücretin dahi gerisine düşmüş durumda. İnsanlar yıllarca prim ödüyor, ömrünü çalışarak geçiriyor ama emekliliğinde insanca yaşayabileceği bir gelire ulaşamıyor. Emeklilik dinlenme ve yaşam güvencesi olması gereken bir dönem olması gerekirken ne yazık ki kazanılmış bir hak olmaktan çıkarılmış bir lütuf gibi sunuluyor yani emeklilik dönemi ikinci bir iş arama zorunluluğuna dönüşüyor Sayın Bakan.
Dün, Birleşik Emekliler Sendikası bütçeden beklentilerini iletmek üzere grubumuza ziyarette bulundular. Onların talepleri elbette bizim de talebimizdir ve bu talepleri burada ifade etmek isterim. Emekliler insan onuruna yaraşır bir emekli aylığı talep ediyorlar ve bunun asgari ücretin yüzde 40'ından fazla olması gerektiğini ifade ettiler yani 2027 koşullarında en az 50 bin lira olması gerektiğini söylüyorlar. "Emekli aylıkları hesaplanırken enflasyon farkının yanı sıra refah payı ve millî gelir artışı dikkate alınmalı." diyorlar. Aynı prim gününe ve benzer çalışma geçmişine sahip emekliler arasındaki aylık eşitsizliğini gidermek için intibak düzenlemesi yapılmasını talep ediyorlar. Emeklilerin bayram ikramiyelerine dair, en az bir aylık asgari emekli gelirine yükseltilmesini istiyorlar; ikramiye konusunda da talepleri var. Diğer yandan, sağlık, enerji, barınma, yaşlılık bakımı gibi temel ihtiyaçlarının güvenceye kavuşmasını talep ediyorlar ve ayrıca, Birleşik Emekliler Sendikası emeklilerin sendikalılaşma konusundaki, bunun önündeki teknik ve yasal engellerin ortadan kaldırılmasını, buna dair düzenlemelerin yapılmasını ve yasal, anayasal haklarını talep ediyorlar Sayın Bakan.
Şimdi işsizlik sigortasına değinmek istiyorum. Diğer vekil arkadaşlar da ifade ettiler, adı İşsizlik Sigortası Fonu ama bu Fon'dan yararlanamayan milyonlarca işsiz var. Fon'a başvuran 11 milyon 207 bin işçinin yüzde 47'sinin talebi reddedilmiş. Türkiye'deki işsizlerin yüzde 85'i bu fondan yararlanamıyor. Buna karşılık, fon kaynaklarının önemli bir bölümü işveren teşviklerine, çeşitli desteklere ve staj adı altında sermayeye tahsis ediliyor yani iş gücü sağlanarak aktarılıyor. İşsiz kalan işçinin güvencesi olması gereken bu kaynak neden işsizlere verilmiyor Sayın Bakan? İşsizlik Sigortası Fonu'nun temel amacı işsiz kalan emekçiyi korumak değil midir? Fon gelirleri, işsizlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için işsizlik ödeneği olarak ayrılmamış mıdır? Neden bu amaçla kullanılmıyor? Çalışma yaşamındaki bir diğer önemli sorun 4/A tescil mağduriyeti ve kademeli emeklilik adaletsizliği. Şimdi, 99 öncesinde stajyer ve çırak olarak çalıştırılan, sigorta tescilleri yapılmayan veya primleri eksik yatırılan milyonlarca emekçinin hakkı hâlâ teslim edilmemiştir. EYT düzenlemesiyle bazı emekçiler emeklilik hakkına kavuşmuş olsa da kademeli emeklilik hakkının tanınmaması nedeniyle benzer çalışma geçmişine sahip milyonlarca insan arasında ciddi bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır, bu eşitsizliğin giderilmesini talep ediyoruz. Aynı dönemde çalışmış, aynı prim gününe sahip, hatta daha fazla prim ödemiş insanlar yalnızca sigorta başlangıç tarihleri nedeniyle farklı emeklilik koşullarına tabi tutulmaktadır. Yaklaşık 4,5 milyon emekçinin mağduriyet yaşadığı bu konuda sosyal güvenlik sisteminin temel ilkesi olan eşitlik ve hakkaniyet gözetilmelidir. Staj ve çıraklık dönemlerinde fiilen çalışmış emekçilerin sigorta başlangıçlarının tanınması ve kademeli emeklilik mağduriyetinin giderilmesi gerekmektedir. Sosyal güvenlik sistemindeki sorunların önemli bir kaynağı da çalışma yaşamının giderek güvencesizleştirilmesidir. Bugün işçiler belirsiz çalışma saatleriyle, kayıt dışılıkla, taşeronlaştırmayla, sendikasızlaştırmayla ve işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıyadır. Çalışma yaşamında "esnekleşme" adı altında işçinin hakları daraltılıyor. Yine, Bakanlığınız tarafından yayınlanan Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde karma ve hibrit çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılmasıyla birlikte çalışma sürelerinin ve işverenin sorumluluklarının açık biçimde güvence altına alınması daha da önemli hâle gelmiştir Sayın Bakan. Uzaktan çalışan işçinin internet ve diğer çalışma giderleri kimin sorumluluğundadır? Mesai saatleri nasıl nasıl denetlenecektir? İşçinin dinlenme hakkı ve örgütlenme özgürlüğü nasıl korunacaktır? İşçinin evini iş yerine dönüştürüp çalışma maliyetlerini de işçinin sırtına yükleyen bu anlayış çalışma hakkını güvence altına alamaz. Güvenceli çalışma, adil ücret, sendikal örgütlenme ve iş güvencesi temel çalışma haklarıdır. Bunların hiçbirini piyasanın insafına bırakamayız.
Değerli Komisyon üyeleri, güvencesizliğin, denetimsizliğin ve işçinin yaşam hakkının maliyet hesabına indirgenmesinin en ağır sonucu iş cinayetleridir. Sadece 2026 yılının ilk dokuz ayında 1.736 işçi çalışırken hayatını kaybetti. İş kazalarının önemli bir bölümü önlenebilir niteliktedir. İş yerlerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınması, düzenli ve etkili denetim yapılması, işçilerin sağlıklı barınma ve çalışma koşullarına kavuşturulması, işverenlerin sorumluluklarının yerine getirilmesiyle bu ölümlerin önüne geçilebilir ancak işçi sağlığı ve iş güvenliği üretim maliyetini artıran bir unsur olarak görüldüğü sürece bu ölümler ne yazık ki devam ediyor, bu da önlenmesi gereken bir husus. Daha geçen hafta Antalya Kepez'de bir site inşaatında yaşanan facia bunun en acı örneklerinden biri. Uyarılara rağmen konteynerlerde yani işçileri derme çatma konteynerlerde barınmaya mahkûm etmişler, hortumun etkisiyle konteynerler parçalanmış, kule vinci devrilmiş ve ne yazık ki 4 inşaat işçisi yaşamını yitirmiştir. İşçiler için insanca barınma koşulları sağlamak kimin sorumluluğudur? Şantiyelerde işçilerin yaşamını koruyacak güvenlik önlemlerini denetlemek kimin görevidir Sayın Bakan? İşçilerin barınma hakkı da iş sağlığı ve iş güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Bir diğer husus, yine güvencesiz çalışma rejiminin en ağır sonuçlarını yaşayan bir kesim. Ya, tabii ki, kadınlar en başta gelmekte. Türkiye'de kayıt dışı istihdam, düşük ücret, sosyal güvenceden yoksunluk ve sendikasızlık kadın emeğini kuşatmış vaziyette. Ülke genelinde istihdamdaki her 3 kadından 1'i kayıt dışı çalışıyor. Tarım sektöründe çalışan kadınların ise yüzde 91,9'u ne yazık ki kayıt dışı. Yani kadınlar üretimin içinde; tarlada, serada, atölyede, evde hizmet sektöründe çalışmakta ancak bu emeklerinin karşılığında sosyal güvenlik hakkına ve insanca çalışma koşullarına ne yazık ki ulaşamamakta.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Diyarbakır)Bakanlığınızın Temmuz ayı verilerine göre her 10 kadın işçiden yaklaşık 9'u sendikal örgütlenmenin dışında kalmaktadır.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
28 konuşma daha · 3 Kasım 2026