2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde
Uşak Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 55. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Mart 2003 · 672 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Çağlayan (AK Parti), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 672 kelime.
Ahmet Çağlayan (AK Parti, Uşak). “2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-caglayan-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÇAĞLAYAN (Uşak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtay bütçesiyle ilgili söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yargıtayımız, davaların temyizen görüldüğü, ayrıca kanunla verilen bazı davaların sonuçlandırılması bakımından da ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapan, anayasal bir müessesedir.
İstatistiklere göre, hukuk ve ceza dairelerine 2002 yılında gelen 564 770, çıkan 441 272, devreden 123 498 dosyadan bahsedilmektedir. Ayrıca, 2001 yılında bu rakam -kıyaslama bakımından söylüyorum- gelen 505 864, çıkan 428 096 ve devreden 77 768 dosya... Görülmektedir ki, 1 yılda, hatta, Af Kanunu gibi çok önemli bir kanunun da çıkmasına ve birçok dosyanın eksilmesine rağmen, davalarda artma olmuştur. Esasen, daha önceki yıllarda kapasitesinin de üstünde dosyaya bakan Yargıtayın ne kadar fazla dosyayla uğraştığı görülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Yargıtay bir içtihat mahkemesidir. Yargıtay, kanunların, güne, gelişen çağa göre uygulanmalarında, uygulayıcılara kolaylık olması için içtihatlar üreten, tefsirler yapan ve kanunların çağa uygulanmasını kolaylaştıran bir müessese olarak düşünülmüş; ancak, bugünkü fonksiyonu itibariyle, iş yoğunluğu göz önüne alındığında, bu özelliğini yitirmiş; deliller şudur, verilecek karar budur diyebilecek duruma getirilmiştir.
Bunlar, yıllarca söylenmiş, gelmiş; ama, bir türlü çözüm bulunamamıştır. Arkadaşımın dediği gibi, muhalefet de, iktidar da hep serzenişte bulunmaktadır; ama, bunları mutlaka dile getirmenin problemlerin çözümünde önemli katkısı olduğu gözardı edilmemelidir.
Sevgili arkadaşlarım, sayısı hâlâ artan hukuk fakültelerinden, öğretim üyesi yetersiz, ne bileyim, diğer kaynakları yetersiz ve öğrenimi yetersiz hukukçular yetişmektedir. Yine, hâkim ve savcılar açısından ve avukatlar açısından düşünüldüğünde, staj döneminde çalışan çoğu stajyer, iş yoğunluğu nedeniyle kendisine ilgi gösteremeyen hâkim ve savcıların yanında gereği şekilde staj yapamamaktadır. Taşraya giden hâkim ve savcılarımız, kendinden önceki hâkim ve savcı ne yapmıştır veya eğer, üçüncü bölge ağır ceza merkezi gibi bir yere kura çekme şansını bulmuşsa, yanındaki meslektaşı ne yapmaktadır, bunlardan sorup öğrenerek mesleği uygulamaya çalışmaktadır.
Neticede, daha başında hâkim ve savcı olmayı hesaplayarak branşlaşmış insanların ve mesleğine özenen insanların seçmesiyle olan bir durum da olmadığı için, bari bu mesleği seçerim diye seçilen, rasgele seçilen bir özellik arz etmekte. Bu da, ne yazık ki, uygulayıcıların yeterli olmaması nedeniyle, yetersiz adalet dağıtımı sonucunu getirmektedir.
Taklidî olarak öğrenilen bir mesleğin uygulaması yanında, biraz önce konuşan arkadaşlarımın dediği gibi, bina yetersizliği, personel yetersizliği ve bin bir sıkıntı içinde dağıtılan bir adalet uygulaması görülmektedir.
Ankara Adliyesinde asliye ceza mahkemelerinin dosya standardı 600-800'dür; ama, gelen dosyalar, 2 500-2 600 civarındadır. Biraz önce, Yargıtaydaki iş kapasitesini ifade ettik. Geciken adalet dediğimiz bir müessese neden oluyor; bunlar, açıkça ortaya koymaktadır.
Bunun yanında, hukukumuzda birtakım müesseseler vardır. Nedir bunlar; sulhtur, vazgeçmedir, barıştır. Bunlar, adaleti hızlandıran, adaleti çabuklaştıran, adaletin yükünü hafifleten müesseselerdir; ama, uygulamada, ne yazık ki, bu müesseselerden de yeterince faydalanılamadığı anlaşılmaktadır.
Amerika'ya giden bir arkadaşıma sormuştum; görgü ve bilgi artırımı için gittin, orada ne öğrendin diye. Bana şunu söyledi, dedi ki: "Onlar, problemi daha mahkemelere gelmeden çözmüşler. Ölüm cezasında dahi, eğer vazgeçme varsa, o konuda devlet müdahaleci tutum takınmıyor." Bizlerde ise, uygulamasını bizzat yaşadığım bir olay... Kavga eden bir karı koca... Kadın yirmi günden fazla rapor almış, hayatî tehlike geçirmiş, aradan yedi ay geçtikten sonra mahkemenin önüne gelmiş ve diyorlar ki: "Biz, yedi aydır birlikte kalıyoruz; barıştık; adaletinize sığınıyoruz." Ama, bizim hukukumuzda, bu sağlanmış düzene, bu barışık ortama verilen çözüm çok ilginçtir. Derhal, savcı arkadaş mütalaa vermişti. Burada sağlanmış bir düzen var; bu, düzeni bozmak mı diye söyledim ve güldük gerçekten. Bizim hukukumuzda, asgarî, böyle bir olayda vazgeçme yeterli olmuyor, üçbuçuk yıl ceza vermek gerekiyor. İnanın -hani "çalı taşlama" diye bir terim vardır- o tavşan çıkar mı diye çalı taşlama misali, ben, gelen şahide şunu sormuştum: Sizin oralarda, bu söylenen söz, kavgaya neden olan söz, boşanmalara neden oluyormuş -aslında, öyle bir şey olduğundan değil; ama, başka yerlerdeki uygulamalarda gördüğümüz için, bunu orada sormak zorunluluğunu hissettim- şahit "evet, bizim orada böyle bir söz nedeniyle çıkan kavga sonucu, kocası eşini boşadı" dedi. Telafi edilemez bir sonuçtu. O sağlanmış düzeni devam ettirme adına haksız tahrik uygulayıp, o davada, sağlanmış düzeni devam ettirme amacı güden bir arkadaşınız olarak, bu uygulamayla Amerika'daki o arkadaşımın uygulaması arasındaki farkı takdirlerinize bırakıyorum.
İktidar, çözüm yeridir. İktidar, bu hususlarda da çözümü getirecektir. Bu konularda, inşallah, gelecekte çalışmalar yapacağız. Ayrıca, adlî...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 25 Mart 2003