İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 3. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk siilahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi hakkında başbakanlık tezkeresi

Ahmet Deniz Bölükbaşı

Ankara Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 3. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Ekim 2008 · 2.045 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Deniz Bölükbaşı (MHP), 8 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SİİLAHLI KUVVETLERİNİN IRAKIN KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİ VE GÖREVLENDİRİLMESİ HAKKINDA BAŞBAKANLIK TEZKERESİ); konuşma 2.045 kelime.

Ahmet Deniz Bölükbaşı (MHP, Ankara). “Türk siilahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi hakkında başbakanlık tezkeresi”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 8 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-deniz-bolukbasi-23-2008-10-08-turk-siilahli-kuvvetlerinin-irakin-kuzey-bolgesi-ile-mucavir-alanlara (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ın kuzeyine askerî müdahale izninin süresinin uzatılması konusundaki tezkerenin müzakeresi, kanlı terörün tırmandığı bir dönemde ve Şemdinli Aktütün Sınır Karakolunu hedef alan alçak saldırının hemen akabinde yapılmaktadır. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi bir kere daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi birinci tezkereyi güçlü bir şekilde desteklemiş, eksik, muğlak ve sakıncalı yönlerine ilişkin görüşlerini bu kürsüden samimiyetle dile getirmiştir. Süre uzatması tezkeresine ilişkin görüşlerimizi açıklamadan önce, bu talebi de tam olarak desteklediğimizi belirtmek isterim.

Terörle mücadele, partiler üstü bir anlayışla ele alınması ve siyasi hesapların üzerinde tutulması gereken millî bir beka sorunudur. Türkiye’nin maruz kaldığı terör tehdidi karşısında, iktidarı ve muhalefetiyle, millî birlik ve dayanışma ruhuyla hareket edilmesi ve teröre karşı kahramanca mücadele veren güvenlik güçlerimize her desteğin verilmesi, hepimiz için millî bir görev ve sorumluluktur. Milliyetçi Hareket Partisi tezkere hakkındaki düşüncelerini bu anlayışla dile getirecek, terörle mücadelenin daha etkili biçimde icrası için samimi eleştiri, öneri, tavsiye ve uyarılarını Hükûmetin değerlendirmesine sunacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye çok ciddi bir dış desteğe sahip bir terör tehdidiyle iki cephede mücadele etmek durumuyla karşı karşıyadır. Bu mücadele siyasi kararlılık, sebat ve dirayet gerektiren, millî imkânların topyekûn seferber edilmesini zorunlu kılan, uzun vadeli, zor ve meşakkatli bir süreçtir. Bunun için evvelemirde etkili bir caydırıcılık politikası benimsenmesi hayati önem taşımaktadır.

Böyle bir caydırıcılık politikası da siyasi iradenin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmasını ve hedefleri, amaçları doğru belirlenmiş askerî güç kullanılmasıyla ekonomik, siyasi ve diplomatik alanlarda zorlayıcı yaptırımların bir arada uygulanmasını öngören tutarlı ve kapsamlı bir stratejinin kararlılıkla izlenmesini gerekli kılmaktadır. Bu strateji kapsamında, terör unsurlarını koruyan ve faaliyetlerine göz yuman dış desteklerin kesilmesi için bu mihraklara karşı da etkili tedbirler alınması ve yaptırımlar uygulanması mutlak bir zorunluluktur.

Bu gerçekler ışığında şimdi cevabı aranması gereken soru, geçtiğimiz bir yıl zarfında AKP Hükûmetinin bu konuda gerekli siyasi iradeyi ne derecede sergilediği ve böyle bir caydırıcılık stratejisi belirleyip, bunu bütün icaplarıyla kararlı ve etkili bir şekilde uygulamaya koyup koymadığıdır. Bu sorunun cevabını verecek olan da Hükûmetin izlediği politikaların, attığı adımların ve aldığı tedbirlerin PKK’nın tasfiyesi hedefine ulaşmada ne derecede yeterli olduğunun objektif biçimde tespitidir.

Şimdi, izninizle, Hükûmetin belirlediği hedefler ile fiiliyatta alınan sonuçlar hakkında somut verilere dayanan objektif bir değerlendirmeyi yüce heyetinizin takdirine sunmak isterim:

PKK’nın Irak’ın kuzeyinden gerçek anlamda tasfiyesi için ulaşılması şart olan hedefler beş ana noktada toplanmaktadır. Bu tasfiye kriterleri, terör örgütünün Irak’taki yapılanmasında 134 olarak belirlenen yönetim kadrolarının enterne edilerek Türkiye’ye iadesi, örgütün dağıtılması ve Türk vatandaşı olan teröristlerin silahlarıyla birlikte Türkiye’ye getirilerek adalet önüne çıkarılması, Türk uyruklu olmayan PKK militanlarının Irak’ta kalacak olanlarının Türkiye için yeniden bir tehdit teşkil edecek faaliyetlerde bulunmalarının önlenmesi, PKK’nın bölgedeki bütün altyapısının imha edilmesi ve PKK’nın kontrolündeki Mahmur Kampının kapatılarak, oradaki Türk vatandaşlarının Türkiye'ye dönmelerinin sağlanmasıdır.

Bu tasfiye kriterleri bizim değerlendirmemiz olmayıp, bizzat AKP Hükûmetinin bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’yle yapılan müzakerelerde masaya getirdiği resmî görüşlerdir. Bunun yanı sıra PKK’nın tasfiyesi sürecinin nihai amacına ulaşması için Irak’ın askerî kontrolünü elinde bulunduran ABD’nin ve kuzey bölgesinin denetiminden sorumlu olan bölgesel yönetimin etkili desteği ve iş birliği de mutlak bir zorunluluktur.

Yüce Meclisin 17 Ekim 2007 tarihinde Hükûmete izin vermesinin üzerinden geçen sürede bu amaca ne ölçüde ulaşıldığının değerlendirmesinde belirleyici olacak somut ölçü ve kriterler bunlardır.

Bu açıdan bakıldığında, 17 Ekim tezkeresinin üzerinden geçen bir yıl sonra bugün geldiğimiz noktada karşımızdaki tablo ve gerçekler şunlardır:

Terörle mücadelenin askerî tedbirleri ilgilendiren boyutunda Türk Silahlı Kuvvetleri, 16 Aralık 2007 tarihinden başlayarak terör unsurlarına karşı ondokuz hava harekâtı ve 21 Şubat 2008’de süre ve alan itibarıyla sınırlı bir kara harekâtı icra etmiştir.

Bu askerî müdahalelerde terör örgütünün haberleşme, malzeme, cephane deposu, sığınak, terör eylemlerini planlama ve yönetme amacıyla kullandığı çok sayıda hedef tahrip edilmiş, terör unsurlarına ağır zayiat verdirilmiş, PKK’nın hareket alanı önemli ölçüde daraltılmıştır. Bu görevler çok zor ve ağır şartlarda büyük bir fedakârlıkla ve başarıyla icra edilmiştir. Bu bakımdan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin teröre karşı kahramanca verdiği mücadeledeki üstün başarıları her türlü takdirin üstündedir.

Bu başarılı askerî operasyonların terör örgütüne ağır darbeler vurmasına ve çok önemli kayıplar verdirmesine rağmen, nihai amaca ulaşmada tek başına yeterli olduğu söylenemeyecektir. Terör örgütüne dış desteğin kesilmesi sağlanmadan, bu amaçla ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulanmadan ve terör örgütüne karşı geniş çaplı bir askerî harekât için gerekli siyasi ortam yaratılmadan, PKK’nın sınırlı askerî müdahalelerle çökertilmesi esasen beklenemeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün itibarıyla tezkerenin amacına ulaşamamasının temel nedenleri üç ana noktada toplanabilecektir. Bunlar sırasıyla; Hükûmetin etkili bir caydırıcılık stratejisi belirleyip, bunu, askerî, siyasi ve ekonomik unsurlarıyla bir bütün olarak uygulayamamış olması, başta Barzani olmak üzere PKK’ya dış desteğin kesilmesi için etkili caydırıcılık icra edilememesi ve PKK’nın tasfiyesi için gerekli askerî müdahalenin ABD’nin istihbarat değişimine bağlı sınırlı bir çerçeveye oturtulmasıdır.

PKK’nın Kuzey Irak’taki en büyük destekçisi, bölgeyi siyasi ve askerî denetimi altında tutan Barzani yönetimidir. Barzani ve peşmergeler PKK’ya fiziki, lojistik ve finansman desteği ile siyasi himaye sağlamaktadırlar. Terör unsurlarının bir kısmı peşmergeler ile yan yana meskûn bölgelerde koruma altında yaşamakta, PKK’ya Avrupa kaynaklı para akışı Erbil üzerinden yapılmakta, terör örgütünün lojistik desteği için peşmergelerin kontrolündeki bölgeler ve ikmal yolları kullanılmakta, yaralı teröristlerin tedavisi Barzani kontrolündeki bölge hastanelerinde yapılmakta ve bu militanlar tedavi sonrası terör kamplarına gönderilmekte, peşmergeler ile PKK arasında irtibatı sağlayan mekanizmalar bulunmakta, Kandil’e giden yollar müştereken kontrol edilmekte ve Habur Sınır Kapısı’nda toplanan haraçlardan PKK’ya pay aktarılmaktadır.

Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı, üzerinde ayrıca durulması gereken özel bir durumdur. Bu kamp Barzani güçlerinin koruması altında, 200’e yakın PKK militanının kontrol ettiği ve 11.500 Türk vatandaşının bulunduğu bir kamptır. Kamptaki tesisler PKK tarafından planlama ve eylem merkezi ve silah ve teçhizat deposu olarak kullanılmakta, buradaki hastane yaralı teröristlerin tedavisinde ara istasyon fonksiyonu icra etmekte ve burada çok ağır şartlarda yaşayan gençler PKK’nın çok önemli bir militan kaynağını oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu kamp hâlâ kapatılamamıştır. Bu gerçekler karşısında kimse kimseyi aldatmaya çalışmamalıdır. Irak’ın kuzeyinde otorite boşluğu olduğu, bu bölgenin insansız ve denetimsiz bölge olduğu söylemlerinin Barzani’nin PKK’ya desteğine ilişkin bu fiilî durumu izah etmeye ve gerçekleri gölgelemeye yetmeyeceğini herkes kabul etmelidir.

Barzani’nin bu desteği bunlarla da kalmamış, bu şahıs PKK’nın siyasi hamiliğini üstlenmiştir. Barzani PKK’yı hâlâ terör örgütü olarak kabul etmemekte, sorunun, Türkiye'de teröristleri kapsayacak genel af çıkartılması ve siyasi çözüm yoluyla sona erdirilebileceğini açıkça savunmaktadır.

Barzani’nin siyasi çözüm reçetesi de teröristlerin affedilerek Türkiye'ye dönmesi, siyasi hayata katılmalarına imkân verilmesi ve Kuzey Irak’taki etnik yapılanma modelinin Türkiye'de uygulanmasıdır.

Barzani’nin PKK terörünü başta Kerkük’ün statüsü olmak üzere Türkiye'ye karşı bir tehdit ve pazarlık kartı olarak kullandığı ve Türkiye'ye husumeti, âdeta varlık nedeni hâline getirdiği herkesin bildiği bir gerçektir.

Irak Cumhurbaşkanı Talabani de, Barzani gibi, Kuzey Irak’taki teröristlerin bölgeyi terk etmelerinin Türkiye'ye bağlı olduğunu, bu amaçla genel af ve siyasi çözüm süreci başlatılması gerektiğini savunmakta ve geliştirdiği çözüm reçetelerini basın vasıtasıyla Türkiye'de tartıştırmaktadır.

Bütün bu gerçekler ortadayken, AKP Hükûmeti, tehdidin tüm unsurlarını kapsamayan, caydırıcılığın tüm icaplarını karşılamayan, siyasi ve ekonomik ayakları topal bir strateji benimsemiştir. PKK’ya her türlü himayeyi sağlayan Barzani ve peşmergelerin Türkiye'nin maruz kaldığı terör saldırılarından doğrudan sorumlu olduğu ortadadır. Ancak bu unsurlara karşı bugüne kadar hiçbir ciddi siyasi ve ekonomik yaptırım uygulanmamıştır. Barzani’nin PKK’ya desteğinin maliyetinin artırılarak bundan vazgeçmesini sağlayacak hiçbir zorlayıcı önlem alınmamıştır. Habur Sınır Kapısı’nda yeni düzenlemeler yapılması ve bölgeye Türkiye üzerinden sağlanan çok yönlü ekonomik desteğin yeni esaslara bağlanması gibi basit tedbirlerden bile özenle kaçınılmıştır.

Siyasi ve ekonomik caydırıcılığın asgari icaplarını yerine getirmeyen Hükûmet, bunun yerine, diplomatik temas ve girişimlerle sonuç alınmasını beklemek, göstermelik tedbirlerine bel bağlamak ve içi boş niyet beyanlarına itibar etmek gibi vahim bir hataya düşmüştür.

Diğer taraftan, tezkere sonrası dönemde Barzani’nin Türkiye’ye meydan okumalarına karşı da sessiz kalınmış, bunun yerine, Barzani ve Talabani’ye cesaret verilecek adımlar atılmıştır. Bu çerçevelerde, savunduğu görüşler bilinen Talabani Mart 2008’de Türkiye’ye davet edilerek Çankaya Köşkü’nde ağırlanmış, Barzani’ye siyasi meşruiyet kazandıracak bir siyasi diyalog süreci başlatmak için somut girişimlerde bulunulmuş, bu amaçla Erbil’e özel temsilciler gönderilmiştir.

PKK’nın tasfiye edilememesinde etkili olan üçüncü neden, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konudaki kabul edilemez ve incitici tutumu olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Irak’tan kaynaklanan PKK terör tehdidi karşısında beş yıl boyunca sessiz ve hareketsiz kalmış, son dönemde Türkiye ile istihbarat paylaşımı konusunda sınırlı bir iş birliğine girmiştir. ABD’nin bu yaklaşımı, Irak’ta saplandığı bataklıkta Barzani’yi stratejik müttefik olarak gördüğünü, Irak’ın geleceği açısından bir çıbanbaşı olan peşmergelerin istikrarını Türkiye'nin güvenliğinden daha önemli saydığını göstermiştir. PKK’nin tasfiyesi için Türkiye ile gerçek anlamda siyasi ve askerî iş birliğine yanaşmayan, Türkiye'nin geniş kapsamlı bir kara harekâtına da karşı çıkan ABD’nin Türkiye’ye verdiği desteğin niteliği ve fiilî sonucu, istihbarat paylaşımına dayalı hava harekâtlarıyla sınırlı kalmıştır. Bunun terör örgütünün bölgeden sökülüp atılmasında yeterli olmayacağı açıktır. Arkasında Meclisin güçlü iradesi olan terörle mücadelenin Amerika Birleşik Devletleri Başkanının iznine tabi kılınması ve “PKK ortak düşmanımızdır.” söylemiyle tatmin olunarak bunun için atılacak adımların ABD’nin öncelikleri ve takdiriyle sınırlandırılması Türk milletini incitmiş, PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiyesi sürecinde de büyük bir zafiyete yol açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir yıllık dönemde Hükûmetin izlediği tutarsız politikalar ve iki ayağı topal strateji hakkındaki tespit ve değerlendirmelerimiz bunlardır. Türkiye, dış destekli terörle mücadelede çok ciddi bir yol ayrımındadır. Bugün gelinen hassas noktada Hükûmetten beklenen, bu konularda gerçekçi bir değerlendirme, muhasebe yaparak izlediği siyaseti bütün unsurlarıyla gözden geçirmesi ve PKK’nın tasfiyesi için etkili ve tutarlı bir strateji belirleyerek bunu kararlılıkla uygulamasıdır.

Böyle bir değerlendirmede şu mülahazaların göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğunu düşündüğümüzü Hükûmetin takdirine getirmek isteriz: Barzani’nin PKK’ya desteğinin kesilmesi bu mücadelenin sonuca ulaşılmasında birinci öncelikli konudur. Bu konuda diplomatik temas ve girişimlerle sonuç alınamayacağı ortadadır. Hükûmet bunun için gerekli siyasi ve ekonomik önlemleri bir bütün olarak belirlemeli, bunları ilan ederek süratle ve görülebilir şekilde uygulamaya koymalıdır. Bu önlemlerin Barzani güçlerinin PKK’ya desteğinin sona ermesinde yeterli olmaması hâlinde Barzani ve peşmergeleri askerî müdahalenin hedefi olacağı konusunda kesin bir dille uyarılmalıdır. Barzani’ye, Türkiye’ye husumetin çok ağır bir maliyeti olacağı gösterilmeli, buna rağmen bundan vazgeçmezse bu bedel fiilen ödettirilmelidir! (MHP sıralarından alkışlar)

Türkiye'nin böyle bir yol izlemesi için gerekli bütün hukuki ve siyasi şartlar oluşmuştur. Hükûmet bu konuda tereddüt göstermemeli, bu uyarının gereğini yerine getirmek için de Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasi direktifle yetkili kılmalıdır. Bu konuda inandırıcı ve caydırıcı olabilmek için Kuzey Irak bölgesel yönetimini meşru muhatap olarak alacak, bu yönetime siyasi meşruiyet kazandıracak hareketlerden özenle kaçınılmalı, Barzani ile hiçbir şekilde resmî diyalog sürecine girilmemelidir.

Bu kapsamda üzerinde durulması gerekecek üçüncü husus, ABD ile istihbarat paylaşımıyla sınırlı iş birliğinin ötesine geçen yeni bir siyasi, askerî iş birliği zemini oluşturulmasıdır. Böyle bir iş birliği zemini iki bakımdan büyük önem taşıyacaktır.

Bunlardan birincisi, Barzani üzerindeki ABD etkisinin harekete geçirilmesiyle ilgilidir. Barzani’nin en büyük güvencesi ABD’nin Irak’taki fiilî askerî mevcudiyeti ve Barzani’ye sağladığı korumadır. Barzani’nin terör örgütüne desteğini kesmesi ve bu konuda Türkiye’yle iş birliği yapmasının sağlanmasında ekonomik ve siyasi yaptırımların yanı sıra ABD’nin nüfuzunu kullanması da gerekli olacaktır. Bu bakımdan bu konu Washington ile çok ciddi biçimde ele alınmalı ve Türkiye'nin peşmerge güçlerine karşı askerî güç kullanmak durumunda kalmasının ABD’nin Irak politikaları üzerindeki muhtemel yansımaları kendilerine açıkça hatırlatılmalıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’yle yeni bir iş birliği zemini, Kuzey Irak’a sonuç alacak çapta bir askerî müdahalede bulunulması bakımından da büyük önem taşımaktadır.

Bugün gelinen noktada, PKK’nın bu bölgeden geriye dönüşü olmayacak şekilde sökülüp atılması için terör yuvalarına yönelik kapsamlı bir temizlik ve imha harekâtının yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Böyle bir geniş çaplı harekât kapsamında kara unsurlarının Kuzey Irak’ta geçici bir süre için konuşlandırılması ve bir güvenlik bölgesi oluşturulması gerekli olacaktır. Tampon bölge niteliğindeki bu güvenlik kuşağının yeri ve derinliği gibi konular fiziki uygunluk ve askerî gerekler ışığında askerî makamlarımızca değerlendirilecektir. Türkiye’ye bu konuda gerekli siyasi ve askerî desteği vermek ABD için gerçek müttefiklik, inandırıcılık ve küresel terörle mücadelede bir samimiyet sınavı olacaktır. Türkiye, önce bu sınavdan nasıl geçileceğini görmeli ve buna göre millî güvenliği için gereken neyse bunu yapmak için kendi imkânlarıyla harekete geçmelidir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’tan çekilme takvimi ve süreci, Türkiye'nin bu sancılı süreçteki kritik önemi, çekilme sonrası dönemde en güçlü bölge ülkesi olarak Irak’ın istikrarının sağlanmasındaki rolü ve İncirlik Üssü’nün vazgeçilmez değeri, bu konuların Amerika Birleşik Devletleri’yle görüşülmesinde Türkiye'nin elindeki çok önemli imkânlardır. Hükûmet, bu imkânları tereddütsüz kullanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclis, terörle mücadele konusunda Hükûmetin ve güvenlik güçlerimizin arkasına çok güçlü bir irade koymuştur. Hükûmetin de aynı irade ve kararlılığı somut olarak sergilemesi ve ekonomik ve siyasi önlemlerle desteklenen bir strateji belirlemesi hâlinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye edecek güce, yeteneğe, morale ve donanıma sahiptir. Türk milletinin beklentisi de budur. Bunlar yapılamadığı takdirde, Meclisin verdiği yetkinin anlamı, etkisi ve sonuçları Türk milleti tarafından haklı olarak sorgulanacak ve terörle mücadele konusunda devlete olan güven duygusu korkarız ki sarsılacaktır.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 8 Ekim 2008

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook