İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 3. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk siilahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi hakkında başbakanlık tezkeresi

Nihat Ergün

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 3. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Ekim 2008 · 2.248 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nihat Ergün (AK Parti), 8 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SİİLAHLI KUVVETLERİNİN IRAKIN KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİ VE GÖREVLENDİRİLMESİ HAKKINDA BAŞBAKANLIK TEZKERESİ); konuşma 2.248 kelime.

Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “Türk siilahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi hakkında başbakanlık tezkeresi”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 8 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-23-2008-10-08-turk-siilahli-kuvvetlerinin-irakin-kuzey-bolgesi-ile-mucavir-alanlara (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca, silahlı kuvvetlerimizin, Irak’ın kuzey bölgesinden ülkemize yönelen silahlı terör tehdidi ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere Irak’ın kuzeyi ve mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi için Hükûmete 17/10/2007 tarihinde verilen izin süresinin bir yıl daha uzatılmasını içeren Hükûmet tezkeresi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, yakınlarına ve milletimize başsağlığı dileyerek Allah’tan hepimiz için sabır, metanet, ağırbaşlılık ve kararlılık temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, sınırlarımızın ötesinde ülkemizin bütünlüğüne, milletimizin birlik ve beraberliğine kasteden silahlı bir terör örgütü bulunuyor ve sürekli olarak şehirlerde canlı bomba eylemleri ile sivil, masum vatandaşları öldürüyor, mayınlı tuzaklar kurup uzaktan veya yakından ağır silahlarla karakollara saldırıp askerimizi, polisimizi şehit ediyorsa, sınır ötesine askerî harekât düzenlemek, ülkemizin ve milletimizin güvenliği adına meşru müdafaa hakkının kullanılmasını zorunlu kılar. Şimdiye kadar yaptığımız ve şimdiden sonra yapacağımız tam da budur. Hatta önümüzdeki bir yıl boyunca bu yetki daha da etkin kullanılmalı, kendi içinde kırılma ve çözülme noktasına gelen terör örgütünün dağ kadrolarının dağıtılması, silahsızlandırılması, uluslararası ve bölgesel siyasi desteğinin iyice zayıflatılması, finans kaynaklarının kesilmesi, örgüte büyük şehirlerden ve yurt dışından özellikle Avrupa ve Suriye’den katılımların önlenmesi sağlanmalıdır. Geçtiğimiz bir yıl gösterdi ki, Türkiye, yaz-kış demeden, ülke sınırlarının ötesinde karadan ve havadan her türlü operasyonu yapmaya muktedir bulunuyor. Ülkemizin caydırıcı askerî gücü siyasetimiz ve diplomasimiz tarafından da bölgesel ve uluslararası ilişkilerde yerli yerince değerlendirilmelidir.

Terörle mücadelemizde Amerika Birleşik Devletleri ilk defa PKK terör örgütünü ortak düşman ilan eden, sınır ötesi operasyonlarda istihbarat paylaşımı düzeyinde iş birliğine yönelen bir tutum içinde olmuştur. Elbette, bu müspet tutumun önümüzdeki dönemde daha ileri düzeyde bir iş birliğine dönüşmesi gerekiyor. Terör örgütünün Kuzey Irak’ta tasfiyesinde Amerika Birleşik Devletleri, Irak merkezî yönetimi ve kuzeydeki bölgesel yönetimin aktif olarak rol alması zamanı gelmiş olmalıdır.

Sınır ötesi askerî müdahalemiz konusunda bölge ülkelerinin ve Avrupa Birliğinin tutumu da son derece olumlu ve Türkiye’nin haklılığını teyit eder niteliktedir. Bu olumlu yaklaşımların da önümüzdeki bir yıllık süreçte terörün finans kaynaklarının kurutulması ve özellikle Avrupa’dan örgüte katılımların engellenmesi, Avrupa Birliğindeki propaganda gücünün kırılması yönünde güçlü bir iş birliğine dönüşmesi sağlanmalıdır.

Terörle mücadeledeki ve sınır ötesi askerî müdahalelerdeki haklılığımızın bütün dünya tarafından kabul edilmesinde eskiye göre çok daha olumlu bir atmosferin oluşmasında Hükûmetimizin aktif diplomatik girişimlerinin ve kararlılığının rolü büyüktür. Aktif diplomasi ve kararlılık bu dönemde sürdürülerek daha etkili bir iş birliği zemini yakalanmalıdır. Özellikle Kuzey Irak bölgesel yönetimi önümüzdeki bir yılı son bir fırsat saymalı ve terör örgütünün etkisizleştirilmesi, kendisi için hayati öneme sahip Türkiye’nin kalıcı dostluğunu kazanmak amacıyla sıkı bir iş birliğine girmelidir. Terör örgütünün saldırılarını Kuzey Irak kaynaklı olarak sürdürmesinin bir amacı da Türkiye’nin haklı ve kaçınılmaz tepkilerini Kuzey Irak bölgesel yönetimine çevirmesiyle muhtemel yakınlaşmaları önlemek ve açılan arada kendi manevra sahasını genişletmektir. Bu nedenle, terör örgütü Kuzey Irak’ın ve bir bütün olarak Irak’ın geleceğini de tehdit etmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, aslında üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu da bazı destek noktalarının iyice zayıfladığını ve yakın gelecekte tükeneceğini hisseden örgütün eylemlerinin zamanlaması ve mahiyetiyle bölgemizdeki yeni jeopolitik gelişmeler arasındaki ilişkidir. “Acaba örgüt daha yakın noktalardan, henüz açığa çıkmamış, üstü örtülü yeni bir destekle mi hareket etmektedir” sorusunun cevabı üzerinde de hassasiyetle durmalıyız. Çünkü terör örgütünün yaklaşık yirmi beş yıllık tarihi bize şunu göstermektedir ki, profesyonel bir taşeron olarak, her işverenin kendi amaçları için kullanabildiği bir yapıdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör örgütünün, etnik temelde bölücü amaçlar taşıdığı, 1980 sonrasının yanlış politika ve uygulamalarından, Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı bölgelerdeki uzun zaman çözülemeyen sosyal, ekonomik ve kültürel sorunların istismarından beslendiği açıktır. Örgüt, daha baştan terörün korkutucu görevinden ve sindirme etkisinden yararlanmaya, Kürt kökenli vatandaşlarımızı bölünmeye ve mobilize etmeye iknanın başka yolu olmadığını daha o yıllarda “Kürtler zorun gücünden anlar, fikrî tartışmalarla bir sonuca ulaşmak imkânsızdır, olanaksızdır.” ifadeleriyle ortaya koymuştur. Etnik milliyetçilik ve bölünme fikri milletimizin ve devletimizin en duyarlı olduğu ve irrite edici bulduğu bir durumdur. Topraklarının büyük bir bölümünü 1908-1918 yılları arasında, sadece on yıl içinde kaybetmiş bir milletin çocukları olarak bundan rahatsız olmaktan ve tepki göstermekten daha doğal ne olabilir? Bu nedenle ulus devlet ve üniter devlet anlayışı, milletin ve devletin bölünmez bütünlüğü, bölünmezliği vazgeçilmez bir ilke olmuştur. Terör örgütünün Kürt kökenli vatandaşlarımızın sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarının çözüme kavuşması ile bir ilgisi var mıdır? Silah ve terör yöntemleri ancak ülkenin bölünmesi, federasyon veya özerklik gibi amaçlar için kullanılan yöntemlerdir. Diğer sorunların çözüm yolu asla silah olamaz. Üstelik silah ve terör, bu sorunların çözümünü zorlaştıran, hatta bazen konuşulmasını bile imkânsız hâle getiren bir metottur. Terör örgütünün ve terörün etnik ve coğrafi bir bölünmeyi başarması imkânsızdır. Sözde örgüt liderleri de bu imkânsızlığın farkındadır. Bu nedenle, terörden başka iş bilmediklerinden, Türkiye’yi taciz etmek isteyen güçler adına, terörü kendileri için bir taşeronluk ve servet biriktirme yolu olarak görmektedirler. Tarih içinde bu coğrafyada birlikte yaşadıklarımız ve ilişkilerimiz bizi istesek de bölünemeyeceğimiz bir şekilde kaynaştırmıştır. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin sorunu, etnik veya başka bir sebeple bölünerek küçülme değildir; küresel ve bölgesel bir güç ve cazibe merkezi olarak belki de yeni eklemlenme talepleriyle karşılaşmak olacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, geniş Osmanlı coğrafyasında ve Anadolu topraklarında etnik ve dinî homojenlik olmadığını biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı öncesi, sırası ve sonrası koşulların zorlaması, göçler ve Atatürk’ün başarıyla yürüttüğü mübadele politikası yeni Türkiye'nin dinî ve kültürel homojenliğini büyük ölçüde sağlamıştır. Bu nedenle, cumhuriyetimizin bir nevi kurucu anlaşması olan Lozan’da sadece Hristiyan ve Musevi topluluklar azınlık statüsüyle anılmış, geri kalan Anasır-ı İslamiye Türk milletinin vazgeçilmez unsuru sayılmıştır. Bu nedenle “Türk milleti” kavramı etnik temelde bir kavram değildir. Tarih, kültür ve inanç süzgecinden geçerek oluşmuş bir kavramdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türkler, Kürtler, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler, Çerkezler, Araplar, Abhazlar büyük Türk milletini oluşturan vazgeçilemez unsurlardır, Alevi’siyle, Sünni’siyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Azınlık statüsündeki gayrimüslimler için zaman zaman bazı düzenlemeler yapılabilmektedir. Ancak, büyük çoğunluğun içindeki etnik ve dinî farklılıkların sorunları azınlık hukuku ve psikolojisi içinde çözülemez, terör eylemleri yolu ile asla çözülemez. Bu sorunlar, bugün çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü demokrasi dediğimiz çağdaş ve ileri demokrasinin sunduğu imkânlar içinde çözülecektir.

Demokrasinin basit demokrasi olarak algılandığı, seçimlerin demokrasi için yeterli gösterge sayıldığı dönemlerde karmaşık toplumsal problemlerin nasıl çözüleceği de bilinemedi ve 1980 ortalarına kadar farklılıkları görmezden gelme veya yok sayma siyaseti izlendi. Özelikle Doğu ve Güneydoğu illerimizde bu siyasetin rahatsız edici sonuçları diğer ekonomik ve sosyal sorunlarla birleşince ayrılıkçı hareketler için uygun bir istismar fırsatı doğmuş oldu. Hâlbuki benzer ekonomik ve sosyal sorunlar ülkemizin başka yörelerinde de vardı. Ancak oralarda farklılıkları yok sayma siyasetinin olumsuz etkileri aynı anda yaşanmadığından ayrılıkçı bir istismar olmadı, onlar da diğer ideolojik örgütlerin, sol komünist örgütlerin istismarına uğradı.

Bugün ulus devleti ve üniter devleti korumak adına insanlarımızın etnik alt kimliklerinin inkâr edilip görmezden gelindiği, ana dillerinin konuşulmasının ve öğrenilmesinin, şarkılarının, türkülerinin söylenmesinin, kendi dilinde TV seyretmesinin, gazete okumasının, çocuğuna özgürce isim koymasının yasaklandığı bir Türkiye’de değiliz artık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman)Nasıl değiliz ya!

NİHAT ERGÜN (Devamla)Bu tür yasakların ulus devleti, üniter devleti, milletin ve devletin bütünlüğünü tehdit ettiğini de biliyoruz. Çağdaş demokrasinin sunduğu imkânlar, insan hakları ve özgürlükler alanındaki ilerlemeler ekonomik ve sosyal politika yatırımlarıyla birleştiğinde, gün geçtikçe istismar alanları ortadan kalkmaktadır. Özellikle son beş yılda eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, su ve elektrikte, konuttaki büyük hamleler, GAP ve Doğu Anadolu projelerinin hızlandırılması, KÖYDES, BELDES projelerinin hayata geçirilmesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da toplumun yüzünü yeniden kendi devletine ve Türkiye'nin normal siyasetine çevirmesine yol açmıştır. Terör örgütü ve yandaşlarını en çok rahatsız eden de budur.

Bütün bunları görmek ve anlamak için Gâvur Dağı’ndan ve Sivas’tan öteye de gitmek, oralarda da siyaset yapmak lazım; oralardan da rey almak, oralardan da belediye kazanmak, oralardan da milletvekili çıkarmak lazım; oraların da Türkiye olduğunu idrak etmek lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, etnik ve dinî alt kimliklerin kendisini ifade etmesi, göstermesi, yaşatması ve geliştirmesiyle bu kimliklerin siyasi temsil talebi birbirine karışmasın. Bizim millet anlayışımızda etnik ve dinî kimliklerin siyasi temsili kabul edilemez. Biz bu Mecliste etnik olarak Türkleri ve dinî olarak Sünnileri temsilen bulunmuyoruz. Hiç kimse de Kürtleri ve Alevileri temsilen bulunamaz. Hepimiz bütün millî ve manevi değerleriyle büyük Türk milletini temsilen bulunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“Kürt sorununa siyasi çözüm” sözleri Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu sorunları ulus devlet, üniter devlet, ülkenin ve milletin bölünmezliği anlayışı içinde siyaset, hukuk ve çağdaş demokrasinin imkânlarıyla çözüme kavuşsun anlamına geliyorsa kimsenin diyeceği olmaz. Ancak “siyasi çözüm” sözleri bölünmeyi, federasyonu, özerkliği, etnik yapılara dayalı anayasal düzenlemeleri, etnik siyasi temsili, eğitim dilinde ayrılığı ifade etmek için kullanılıyorsa, bilinmelidir ki bunlar millet yararına olmayan, gerçekleşmesi imkânsız, bölücü ve sadece terörü sürdürmek için propagandası yapılan konular olarak kalacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kıymetli arkadaşlar, önemli bir konu daha var: “Silahlar sussun.” Evet… “Silahlar susmadıkça biz konuşamıyoruz.” Ancak önce susması gereken silah terör örgütünün silahıdır ve terör örgütü silahsızlandırılmalıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Devlet, iç güvenlik ve savunma adına elinde silah da bulunduran bir organizasyondur. Bu nedenle her zaman uyanıktır ve bir eli tetiktedir. Terör örgütü etnik bölücü amaçlar taşımıyorsa silaha ne ihtiyaç vardır? Devlet gücünü kullananlar silahsız adama kurşun sıkarlarsa o zaman konuşalım. Ülkenin dağlarında eli silahlı adamlar karakol basıyorsa, şehirlerde canlı bombalar, tuzaklar, yollarda mayınlar patlatılıyorsa devlet silahlı gücünü harekete geçirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik toplumlarda terörle mücadeledeki ilk strateji, terörün maniple edeceği alanları ve propaganda aracı olarak kullanacağı eksiklikleri sosyal, siyasi, ekonomik hamlelerle ortadan kaldırmaktır.

İkinci temel strateji ise, terörle silahlı mücadelenin, uzman birimlerce, minimum hata ve maksimum etkinlikle gerçekleştirilmesidir. Terörle mücadelede doğru zannedilen bazı hareketlerin panik havası içinde yapılması, bizi kronik terör sürecine sokar. Önemli olan, doğruluğu sınanmış uygulamaların serinkanlılıkla ve zamanında yapılmasıdır. Terör örgütlerinin elindeki en güçlü silah, süreç içerisinde devletler tarafından istenmeden de olsa yapılan hatalardır. Hatalarını sorgulayarak düzeltebilen demokratik ülkeler, terörle mücadelede başarı elde etmişledir.

2008 yılı başlarında yayınlanan, 648 terör örgütü üzerinde yapılan bir araştırma, terörizmle en başarılı mücadele stratejilerinin demokratik gözetim ve denetim altındaki kolluk güçleri ve istihbarat teşkilatlarının koordineli çalışmasıyla gerçekleştiğini ortaya çıkarmıştır. Terör örgütüyle ve teröristle silahlı profesyonel mücadele, güvenlik güçlerinin teröristle sıcak çatışmasını uzmanların yapması, örgüte yönelik istihbarat faaliyetlerinin mükemmelliği, yurt içi ve dışındaki nokta operasyonları, örgüte katılımların önlenmesi çalışmaları ve örgütte çözülmeyi sağlayacak projeleri birlikte ele almayı zorunlu kılar. Ayrıca terörle mücadelede moral ve motivasyonun yüksek tutulması gerekir. Terörle mücadelede personelin hem dağda silahla çatışan hem bombanın patlamadan yakalanmasını sağlayan, mayını patlatmadan imha eden, teröristin dağa çıkmasını engelleyerek topluma kazandıran tüm birimlerini ödüllendirmek gerekir.

Zaman zaman ortaya çıkabilecek eksik ve yanlışlıklar yapıcı bir şekilde eleştirilmeli, ancak moral ve motivasyonu olumsuz etkileyecek noktaya ulaşmamalıdır. Terörle mücadele sabır ve kararlılık isteyen uzun soluklu bir mücadeledir.

Terör eylemlerinin bir amacı da siyaseti, devleti ve toplumu telaşa, kararsızlığa ve şaşkınlığa sevk ederek aklın ve bilincin yerine duyguların hâkim olmasını sağlamak, kin, nefret, intikam duygularıyla toplumun ve devletin aşırı tepki göstermesine ve yanlış yapmasına yol açmaktır. Hiçbirimiz terör örgütünün bu amacına hizmet edecek bir davranış içerisinde olamayız.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde çalışacak kamu personeli nitelikli bir eğitim programından geçirilerek bölgede hizmete hazır hâle getirilmelidir. Bölgenin hassasiyetleri, yöresel dil ve kültür, yöre halkıyla doğru iletişim ve terörle mücadele konuları eğitimlerinin önemli bir parçası olmalıdır.

Terörle mücadelede koordinasyonun da önemi açıktır. Bu amaçla oluşturulan Üst Kurulun, çağın ve hizmetin gereklerine göre faaliyet yürüten ve hızlı karar alabilen etkili bir genel sekreterlik ile güçlendirilmesinde yarar vardır. Terör eylemleri, operasyonlar ve terörle mücadele çerçevesinde yürütülen sosyoekonomik projeler hakkında kamuoyu genel sekreterlik vasıtasıyla bilgilendirilmelidir.

Terörle mücadele ve sınır aşan suçlar konularında ayrıca akademik çalışmalara da ağırlık verilerek terörle mücadele bilgi bankası da oluşturulmalıdır.

Terörle mücadelede medyanın olaylara doğru ve abartısız yaklaşması da önemlidir. Olayların medyadaki sunumu terör örgütünün propagandasına dönüşmemelidir. Siyaseti ve devleti terör üzerinden hırpalamaya çalışmanın, özellikle siyasete ve siyasetçiye dönük asılsız, yanlış haberlerin bu dönemde yapılmasının terörle mücadeleye hiçbir katkısı olamaz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasi partiler de terörün iç kaynaklarını kurutma ve siyasi, toplumsal desteğini ortadan kaldırmada daha aktif rol almalıdır.

2002’den bu yana, özellikle 22 Temmuzda, Kürt kökenli vatandaşlarımızın, etnik kimlik siyasetine değil, refah, demokrasi ve özgürlük siyasetine oy verdikleri, eğilimlerin bu yönde ilerlediği görülmelidir. 40 milletvekili hedefleyen etnik siyaset bölgede sadece 19’a ulaşabilmiş, yaklaşık 1,5 milyon Kürt kökenli vatandaşımızın yaşadığı İstanbul’da ise sadece 1 milletvekili çıkarabilmiştir.

Ayrıca, TRT’de yayına başlayacak olan Kürtçe kanal, bazı istismar konularının ortadan kaldırılmasında ve toplumun doğru bilgilendirilmesinde, toplumsal kaynaşmanın sağlanmasında önemli bir rol oynamalıdır. Kaliteli haber, açık oturum ve belgesel programları ile eğlence programları propaganda amaçlı değil, halkın samimi bulduğu programlar olmalıdır. Türkiye'de, Orta Asya ve Kafkasya’yla Ortadoğu’da halkın severek izlediği diziler aynı zamanda Kürtçe dublajlı olarak da yayınlanabilmelidir.

Terör örgütü yirmi beş yıllık süreçte özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde etkili bir propaganda ağı oluşturmuştur. Türkiye'nin terörle ilgili tezlerini Avrupa Birliği ülkelerinde güçlü bir biçimde anlatacak misyon ve lobi çalışmalarına da bu dönemde önem verilmelidir. Sınır güvenliği ve terörle mücadelede yüksek teknolojinin kullanımı da ayrıca önemlidir. Bir devrim niteliğinde sayılan insansız hava araçlarının ve gece görüş aletlerinin en ileri düzeyde kullanımı bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu nedenle terörle mücadelede hiçbir masraftan, hiçbir harcamadan kaçınılmadı ve kaçınılamaz da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu çerçevede entegre sınır güvenliği projelerinin de hızlandırılması büyük önem taşımaktadır.

Son olarak şunu da ifade etmek isterim ki, sınır ötesi harekât ve operasyonlarla ilgili süreyi bir yıl daha uzatıyoruz. Bu dönemde kamuoyunun beklentisi terörün minimum düzeye çekilmesidir. İstihbarata dayalı etkili kara ve hava operasyonları elbette gerekli ve önemlidir. Halkın moral gücünün yükseltilmesinde ve örgütün sinir sisteminin saf dışı bırakılmasında önemli unsurlardan biri de özel yetenek ve donanıma sahip, profesyonelce organize edilmiş örtülü nokta operasyonları ile örgüt üst düzey yöneticilerinin yakalanmasıdır. Yüce milletimizin, Meclisimizin Hükûmetimize vereceği sınır ötesi harekât yetkisinin, Hükûmetimiz ve silahlı kuvvetlerimiz ve tüm güvenlik güçlerimiz tarafından uluslararası hukuk, insan hakları, milletimizin insani ve manevi değerleri ile beklentileri çerçevesinde en etkili şekilde kullanılacağına olan inancımı ifade ederek hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 8 Ekim 2008

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook