İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 47. BİRLEŞİM · SALI

Zeytin ve zeytin üreticilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler (10/41,170,177,263,295)

Ahmet Ertürk

Aydın Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 47. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Ocak 2006 · 1.373 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Ertürk (AK Parti), 3 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ZEYTİN VE ZEYTİN ÜRETİCİLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER (10/41,170,177,263,295)); konuşma 1.373 kelime.

Ahmet Ertürk (AK Parti, Aydın). “Zeytin ve zeytin üreticilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler (10/41,170,177,263,295)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 3 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-erturk-22-2006-01-03-zeytin-ve-zeytin-ureticilerinin-arastirilarak-alinmasi-gereken-onlemle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AHMET ERTÜRK (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizi televizyonları başında izleyen çok değerli zeytin üreticilerimiz; herkese iyi yıllar diliyorum, iyi bayramlar diliyorum. Bu dileklerimle, vermiş olduğumuz zeytin ve zeytin üreticilerinin sorunlarıyla ilgili araştırma önergemiz için, sizlere, 10 dakika da olsa, bu sorunu anlatmak istiyorum.

Şu anda, ülkemizde, 600 000 hektar alanda zeytin üretimi yapılmakta, 107 000 000 adet zeytin ağacımızdan, 1 000 000 ile 1 500 000 ton arası zeytin üretimi, 90 000 ile 150 000 ton arası -yıllara göre- zeytinyağı üretimi, 200 000 ile 300 000 ton arası da sofralık zeytin üretimi yapılagelmektedir.

Bitkisel yağ ve yağlı tohumlarda açığımız vardır. Bu açığımızı kapatmak için gerek yağlı tohum üretimlerimizde ve gerekse ham yağ üretimiyle beraber yağlı tohum ürünü olan zeytinyağı ve zeytin üretiminde de bir fırsat ve çareleri bulmak için ülkemizin yeteri kadar kaynağı ve imkânı da vardır. Bu esnada, zeytin sanayii de, bu üretimle beraber gelişmekte, gerek kontinü sistem gerek ambalajlama ve paketleme sistemlerinde de yeni fırsatlar yaratılmaktadır.

Sorunların başında, bu zeytinin sahibi kim sorusu, bize pek çok yerde, pek çok kurumda, milletvekili olarak gittiğimiz çeşitli panellerde, bize sorulmaktadır; bu zeytin ürününün sahibi kimdir? Zeytin ağacının, fidanının yetiştirilmesi, ağacın bitkisel üretiminin sağlanması için, gübrelenmesi, budanması, sulanması gibi sorunlarla Tarım Bakanlığı ilgilenmektedir. Ancak; mahsul hasat olduğu zaman, gerek yağ olarak gerekse sofralık hale geldiğinde Sanayi Bakanlığı ürünü haline gelmektedir. Hatta, ihracat teşviklerinde de Dış Ticaret Müsteşarlığı söz sahibi olmaktadır. Öncelikle bu kimlik sorununu bir çözmemiz gerekmektedir. Bu zeytin ürününün sahibinin Tarım Bakanlığı mı, Sanayi Bakanlığı mı, Dış Ticaret Müsteşarlığı mı, Hazine Müsteşarlığı mı, kim olduğunu bir ortaya koymamızda bence büyük yarar vardır diye düşünüyorum.

İkinci bir sorunumuz, zeytin dikilebilecek alanlarda uygun çeşitlerin belirlenmesi sorunudur. Burada, yağlık, yemeklik çeşitlerinin dağılımı ve uygun fidanların yetiştirilmesi ve bunların teşvik edilmesi konusu gündeme gelmektedir. Örnek; bugünlerde, ülkemizin pek çok yerine, mesela, Aydın İlimizin Karacasu İlçesine Gemlik zeytini dikilmektedir. Bu Gemlik zeytini orası için uygun mudur değil midir?.. Hatta, yeni dikilen fidanların pek çoğu, neredeyse yüzde 80 nispetine ulaşan miktarı Gemlik türünden dikilmekte, yani, sofralık zeytin olarak gündeme gelmekte; ancak, belki öyle yörelerimiz var ki, öyle yerlerimiz, öyle topraklarımız var ki, buralara yağlık zeytin dikilmesi gerekmekte olduğu halde, insanlarımız, çiftçilerimiz bilinçsiz bir şekilde, Gemlik'ten daha iyi kazanırız düşüncesiyle ve daha kısa zamanda meyveye geliyor diye, bir de var-yok yılları arasında Gemlik'te çok fazla bir farklılık yaşanmadığı için, daha çok Gemlik zeytini dikmeye heves etmektedirler. Burada bir ar-ge çalışmasının gerekli olduğu kaçınılmazdır.

Üçüncü bir sorunumuz, zeytin ağaçlarında gördüğümüz vertisilyum solgunluğu denilen kuruma hastalığı. Gerçekten, bugün üretici, bu hastalığın çaresi, tedavisi, onarılması güç gibi görünen bu sorunu için kara kara düşünmektedir. Gerek tarımsal araştırma enstitülerimiz gerek Tarım Bakanlığımız gerekse üniversitelerimiz bu konuda yoğun bir çalışma içerisindedir. Ancak, maalesef, hâlâ bugüne kadar gerek solarizasyon sistemi gerekse çeşitli aktivatörler kullanmak suretiyle bu sorunun çözümü konusunda insanlarımızın yarınına umutla bakabileceği bir çözüm noktasına gelinememiştir. Bu konuda da sıkı bir şekilde ar-ge çalışmalarının yapılması ve insanlarımızın, bu kuruma hastalığından ötürü, bitkinlikleri, bedbinlikleri, moralsizliklerinin giderilmesi gerekmektedir.

Bir başka sorunumuz, üreticimiz gereği kadar bilinçlendirilemediği için, ağaçlarının gübrelenmesi, ilaçlanması, sulanması, hatta, hasat edilmesi konusunda… Hasadı ancak çırpmak suretiyle yaptığı zaman bir sonraki yıl meyve verebilecek olan sürgünleri de kırdığı için burada da büyük bir sorun yaşanmakta. Üreticimizin mutlaka bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Burada ziraat odaları meydanlarda çıkıp miting yapacağına, zeytin üreticilerini bu konuda eğitmelidir; onlardan dekar başına aldığı paralardan ziyade, onları bilgilerle donatmalıdır; ağaçların yetiştirilmesi konusunda, hasat edilmesi konusunda, gübrelenmesi konusunda. Bir meslek kurumu olarak aslî görevi bence bu olmalıdır. Ama, maalesef, bugün ziraat odaları meydanlarda "AK Parti sizi mahvetti, AK Parti sizi diri diri toprağa gömdü" diyerek miting yapma hevesindedir, arzusundadır. Ziraat odası da kendini burada bir sorgulamalıdır.

Bir başka sorunumuz, bozuk baltalık orman alanları vardır. Bu bozuk baltalık orman alanlarına, pek çok kurum zeytin dikmeye heves etmektedir. Halbuki, bu alanlar, ülkemizin topraklarıdır, ülkemiz insanlarının topraklarıdır; muhakkak, o bölgede yaşayan köylülerimiz tarafından değerlendirilmelidir. Muhtelif kurumlara bu arazilerin tahsisinden ziyade, o bölgede yaşayan köylülerimiz, insanlarımız, üreticilerimiz tarafından bu boş, gerek hazine arazilerine gerekse bozuk baltalık orman alanlarına… Çünkü, Ege Bölgemizde böyle pek çok yer var. Buralar çiftçilerimize, köylülerimize verilmek suretiyle, oraların da zeytin ağaçlarıyla donatılması ve millî ekonomimize katkı sağlayabilecek bu ürün için fırsat yaratılması gerekmektedir.

Belki, buralara uygun türün bulunması yönünde zeytin de dikilmeyebilir, bu bozuk baltalık alanlara; belki kestane ağacı, belki ceviz ağacı daha avantajlar yaratabilecekse, o tür içinde, belki fıstık çamı da dikilmek suretiyle, üreticilerimizin daha iyi kazanabilecekleri ürün deseni sağlanabilir.

Bir başka sorunumuz, prina ve karasu. Geçen sene yoğun çalışmalar yaptık; Çevre Bakanlığımız bu konuda etkili çalışmalar yaptı, bölge milletvekilleri, zeytin üreten bölge milletvekilleri olarak bu konuda çok dik duruşlu bir çalışma sergiledik. Gerçekten, prinanın, yani, zeytin sıkıldıktan sonra zeytinyağı bir kenarda, prina veya zeytin küspesi dediğimiz atık ürününün de değerlendirilmesi, onun da çevre koşullarıyla, çeşitli sıkıntılarla üreticilerin karşı karşıya kalmaması, bir ikincil işlemden geçirildikten sonra da yakacak olarak kullanılması için yoğun çalışmalar yapıldı. Bu konunun da, mutlaka, neticelendirilmesi gerekmektedir.

Gündemde olan bir başka sorun da, karasu. Maalesef, Çevre Bakanlığı, zeytin ağaçlarından elde edilen zeytin ürününün sıkılmasından sonra zeytin fabrikalarının atık olarak çıkan bu karasunun, gerek koku olarak çevreye verdiği zararlılıktan ve gerekse aşırı bir kimyevî bir oluşum herhalde oluşturduğundan, belki bir organik gübre olduğu da söyleniyor; ama, bu oluşumun da, yapılması gereken neyse, çökelti havuzları mı veya ikinci bir ayrıştırmadan veya bir seperatörden geçirmek suretiyle içindeki organik maddelerin ayrılması mı neyse, bunun da -bir teknik konudur- mutlaka ortaya konulması lazım. Zeytin fabrikalarımıza ceza yazılma yoluna gidilmektedir. Bu doğru bir şey değildir; çünkü, o insanlar ne yapacaklarını bilememektedirler. Bu konuda da bir araştırma çalışması yapılarak, bu konuya bir çekidüzen verilmesi lazımdır. Böylece, zeytin sıkan zeytinyağı fabrikalarımızın, gerek normal sistemde gerekse kontinü sistemde çalışan firmalarımızın da yapacak oldukları işleri bilmeleri gerekmektedir.

Bir başka sorunumuz; Uluslararası Zeytinyağı Konseyinden maalesef çıkmışız. Buradan çıkmamamız lazım; çünkü, dünyada artık bir bütünlük, bir globallik gündemdedir. İspanya'daki, Yunanistan'daki, İtalya'daki, Tunus'taki, Suriye'deki zeytin üreticileri ile Türkiye'deki zeytin üreticileri aynı konularla, aynı sorunlarla karşı karşıyadır. Onun için, bu bütünlüğün arz edilmesi bakımından, bizim mutlaka Uluslararası Zeytinyağı Konseyine girmemiz gerekmektedir.

Bir başka sorunumuz; Tarım Komisyonunda, tarım çerçeve kanununu çalıştık ve şu anda Yüce Meclisimizin gündemine geldi. En kısa zamanda bunu görüşmemiz lazım; çünkü, tarım kanunu tasarısı, Necdet Hocanın da dediği gibi, yağlı tohumlardaki açığımızı karşılayabilecek pamuk, ayçiçeği, zeytinyağı, soya gibi temel ürünlerimizde bize fırsatlar yaratabilecek olan bir kanun tasarısıdır. Bu kanun tasarısında biz, ürün konseyleri yazdık. İnşallah Yüce Meclisin de oluruyla bu kanun tasarısı kanunlaştığında, ulusal zeytinyağı konseyini kurma fırsatımız gündeme gelecektir. Böylece, ulusal zeytinyağı konseyini kurduğumuzda, çiftçi birlikleri, üreticiler, sanayiciler, tüccarlar, zeytinyağıyla uğraşan gerek kamunun gerek özel sektörün tüm kurumları bu sorunların birlikte ve beraberce çözümü için bir çare bulabileceklerdir diye de öngörüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Ertürk, konuşmanızı tamamlayınız.

AHMET ERTÜRK (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben, sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Gerçekten, sorunlar var. Burada değerli konuşmacılarımız, değerli milletvekillerimiz sorunları anlatmaya çalıştılar. Benden sonra konuşacak olan arkadaşlarımız da bu sorunları açıklamaya devam edecekler. Gerçekten, bir sorun yumağı var. Bu sorun yumağını çözme iradesi Yüce Meclisin elindedir. Bu araştırma önergesiyle beraber, bu fırsat verildiği takdirde, komisyona seçilecek olan arkadaşlarımız, bu konuda iyi bir çalışmayla, zeytin üreticilerimizin bekledikleri ve gözlerinde büyüyen sorunları çözme fırsatı bulabilirler.

Ben, son olarak desteklemeler konusunu anlatmak istiyorum. Gerçekten, zeytin ürününde destekleme çalışmaları hükümetimizin gündemindedir. Bu sene, kilogram başına 250 000 lira destekleme primi gündeme gelmiştir. Balıkesir Milletvekili arkadaşlarımızın da yoğun çalışmalarıyla, destekleme primlerinin ödemesi sonbahara bırakılmıştır, doğru bir iş olmuştur. Her ne kadar 31 Martta bunun süresi öncelikle talep edilmişti; ama, sonradan zeytinyağı fiyatlarının yükselebileceği düşüncesiyle, 30 Eylüle bu süre uzatıldı. Güzel de oldu; nitekim, insanlarımız, yazın 5 000 000 liraya yaklaşan fiyatlarla zeytinyağı satma fırsatı buldular. 250 000 liralık primlerimiz de geçen haftalarda ödendi. Şimdi, bunun yanında, tanelik zeytin de destekleme gündemindedir, tabiî, ihtiyaç duyulduğunda yapılmalıdır. Markalı ve ambalajlı ürünlere ihracat desteği vardır, tonda 150 dolar. 5 kilogramı aşmamak üzere, tonda 150 dolarlık, hükümetimizin ihracat desteği devam etmektedir.

Son olarak da, pek çok arazi zeytin fidanı dikimi için tahsis edilmekte-dir, fidan dağıtımı yapılmaktadır. Benim ilimde, Aydın İlimizde, 730 milyar lira-lık bir paket çalışmayla, gerek Tarım İl Müdürlüğümüz ve gerekse Özel İdare-miz, yüzde 20'sini üreticiden almak üzere, yüzde 80'i de hibe olmak üzere, bu sene 500 000 adet zeytin fidanı dağıtma çalışması içerisindedirler; kendilerine teşekkür ediyoruz.

Bu duygularımızla, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum; zeytin üreticile-rimizin sorunlarının çözümü için de, bu araştırma önergemizin kabulünü talep ediyorum; herkese, iyi bayramlar, iyi yıllar diliyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 3 Ocak 2006

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook