Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kanununda değişikli yapılması hk
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 22. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Ocak 2003 · 940 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Küçük (CHP), 15 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİ YAPILMASI HK); konuşma 940 kelime.
Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kanununda değişikli yapılması hk”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 15 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2003-01-15-gelibolu-yarimadasi-tarihi-milli-parki-kanununda-degisikli-yapilmasi-h (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, biraz önce, AKP Grubu adına yasanın tümü üzerinde söz alan yöre milletvekili arkadaşım Sayın Köşdere, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili arkadaşım Sayın Özay hakkında Çanakkale halkının düşüncelerini anlatmaya çalıştı; kendisi, bunu zaman zaman bize anlatır ve çok güzel duygularla anlatır; ben, yine aynı duyguları ifade etmek istediğini düşünüyorum. Bu vesileyle, kendisine teşekkür ediyorum.
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)Kesinlikle... Doğrudur...
AHMET KÜÇÜK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, Gelibolu, gerçekten, son birbuçuk ayda, birkaç vesileyle art arda gündeme geliyor, Meclisin tartışma konusu oluyor. Tabiî, Gelibolu Tarihî Millî Parkı, Gelibolu Yarımadası, Türkiye için, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş meşalesinin yakıldığı, kıvılcımının çıktığı ve Türkiye Cumhuriyeti ruhunu canlandıran ve Büyük Önder Mustafa Kemal'in Atatürk olduğu topraklar olması bakımından ve Türkiye'de, neredeyse her aileden bir kişinin şehit olarak bırakıldığı ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ruhunun ortaya çıktığı yer olması bakımından elbette çok önemlidir. Elbette, Gelibolu'da, söylenecek çok şey var, söyleyebilecek çok şey var, herkesin söyleyebileceği çok şey var. Onun için, şairler, dönüp dönüp şiir yazarlar, dönüp dönüp okunur; hepimiz dinleriz, hepimiz çok mutlu oluruz, hepimiz gururlanırız, onurlanırız, seve seve dinleriz. Dolayısıyla, buna layık bir yer. Bu anlamda, bunun tekrar tekrar gündeme gelmesinin hiçbirimiz için rahatsız edici bir sonuç doğurmayacağını tahmin ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı, 330 000 dekar araziyi içeriyor. Bu arazinin içinde yaşayan insanların bu yasanın ruhunda olmadığını, bu yasanın ruhunun olmadığını söyledik hep. Elbette, sadece, bu, parkın içinde yaşayan insanları ilgilendirmiyor, çevrede yaşayan insanlar da dolaylı olarak bu konuyla ilgili; çünkü, artık, globalleşen dünyada sadece 10 köyü, 12 köyü değil, Gelibolu Yarımadasının tamamını ve Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir yasa olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Bu yasa, tüm yasalar gibi, elbette ki, insanların yaşamlarını düzenliyor. Orada nasıl üretim yapılacağını, neyin üretilip neyin üretilmeyeceğini, hangi ürünlerin, ne zaman, ne kadar üretileceğini ve bu üretimin nasıl gerçekleştirileceğini anlatıyor. İnsanların yaşamlarını tarif ediyor. Dolayısıyla, insanların uğradıkları bu kısıtlılıklardan zarar görmemeleri için gerekli tedbirleri yeteri kadar içermeyen bir yasanın da yöre halkından gerekli desteği göremeyeceği açık.
Değerli arkadaşlarım, ben inanıyorum, yanlış hesap Bağdat'tan dönecektir. Fon, özel hesaba dönüyor. Özel hesabın içinde bazı tedbirler alınarak yöre halkı için birtakım imkânlar yaratılmaya çalışıldığı gerçektir; ama, çözüm değildir; çözüm, oradaki insanların yaşamlarını devam ettirebilecekleri üretimleri yapmak ve devamlılığın sağlanmasıdır. Buradaki tedbirler, eski bir siyasetçimizin deyimiyle, pansuman tedbirlerdir; pansuman tedbirlerle de, hiçbir zaman, hiçbir yerde tam sonuç alamazsınız.
Değerli arkadaşlarım, dün, Plan ve Bütçe Komisyonunda da konuyu gündeme getirdim; Çokal Barajının suyunun parkın içine gelmesi gerekiyor deyince, bir arkadaşımız rahatsız oldu; Gelibolu Yarımadasının sorunlarını bu yasayla mı çözeceksiniz dedim. Değerli arkadaşlarım, unutmayın, eğer, Çokal Barajının sularını bu tarihî millî parkın içine akıtıp sulu tarımı gerçekleştirerek ürün çeşitliliği yaratmazsanız, verimliliği artıramazsanız; orada, değil millî park, arabayı park edemezsiniz; unutmayın, araba park edecek yer ve alan bulamazsınız.
Değerli arkadaşlarım, yörede, ekolojik ve biyolojik tarım, katmadeğeri yüksek tarım mutlaka özendirilmeli, desteklenmeli, gerekli bilgi ve sermaye desteği sağlanmalı, halkın önü açılmalı; mutlaka, var olan üretim çeşitlerinde halkın zarar göreceği kısıtlamalar ortadan kaldırılarak verimliliği artıracak tedbirler alınmalı.
Bu yöre halkı da, dün anlattığımız ada halkı gibi, hem Türkiye'nin sorunlarıyla boğuşuyor hem de oradaki özel kısıtlar nedeniyle özel sorunlarla boğuşuyor. Tabiî ki, oradaki insanlar da doğrudan desteklemeyi bekliyorlar, onların beklentisi de bu; onlar da, hem üreticiler hem balıkçılar, mazotun yarı fiyatına düşürülmesini istiyor; ama, aynı zamanda, o yöredeki insanların gece kaçta yatacaklarına dahi bu yasayla karar veriliyor, ilaç atacakları zamanı ve hangi ilacı atacaklarını bu yasa tarif ediyor. Dolayısıyla, burada özel sorunlar var ve bu özel sorunların mutlaka çözülmesi gerekiyor.
Dün, Plan ve Bütçe Komisyonunda, komisyon üyemiz Sayın Ali Topuz, bir master plan önerisi yaptığında, bürokrat arkadaşlarımızdan bilgi alan Sayın Bakan, burada bir master plan çalışması yapıldığını ve bitmek üzere olduğunu, hatta, bazı yörelerin 1/1000'lik uygulamalı imar planlarının yapıldığını söyledi; ama, yok böyle bir şey. Bu uygulamayı yapacak olan Bayındırlık ve İskân Müdürlüğünün ilgili birimine sorduk, böyle bir uygulamadan haberi yoktur.
Master plan çalışmaları yapılıyor, master planının neresinde halk?! Kimsenin haberi yok; muhtarların haberi yok, belediye başkanlarının haberi yok, sivil toplum örgütlerinin haberi yok, kimsenin haberi yok. Master planının içine de halkı sokamamışsınız. Yine fiyasko çıkar, fiyasko!.. Yine sonuç alamazsınız!.. Demokrasiyi, halkın duyarlılıklarını yasaların içine sokamazsanız sonuç almanız mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, bakın, yörenin çok önemli köylerinden olan Alçıtepe Köyünden aldığımız bir mektuptan birkaç cümle okuyarak sizlere ifade etmek istiyorum. Bu mektubu yazan 75 yaşında eski bir muhtarımız olan Naci Tokgöz. "Sayın Milletvekilim, sizi tebrik ederim..."
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)CHP'lidir.
AHMET KÜÇÜK (Devamla)Evet, CHP'lidir.
"...saygılar sunar, işlerinizde başarılar dilerim. Allah yardımcınız olsun. Her zaman sizin yanınızdayız ve size her zaman yardımcıyız. Siz de, köylüye, çiftçiye yardımcı olun. Her ne kadar muhalefet olsanız da, çiftçi, köylü sizden de yardım bekliyor" diyor ve bir dizi isteğini söylüyor.
Tabiî ki, bunların bu tasarıyla yapılabilmeleri mümkün değil. Bu arkadaşımız, verdiği özel mücadeleyle 10 000 dönüm araziyi hazineye kazandırdı. Şimdi "bu araziyi köylüye verin, burada üretim yapalım" diyor. Üretmek istiyor, üretme duygusunu, geliştirme duygusunu sizlere ifade ediyor.
Değerli arkadaşlarım, zeytin dikilebilir arazilerin, zeytin ağacı dikilmesi için köylüye verilmesini istiyor. Bu konuda da herkesten yardım istiyor, AK Partili arkadaşlarımızdan da yardım istiyor ve mektubunu şöyle bitiriyor değerli arkadaşlarım: "Muhalefet olduğunuzu biliyoruz; fakat, tek başına muhalefetsiniz. Türkiye Cumhuriyetinin yüzde 65 oyunu müdafaa edeceksiniz, koruyacaksınız, onun için, yeni gelen AK Parti hükümetine yardımcı olunuz. Bazı işleri yaptırmanızı bekliyoruz, insan için çalışmanızı bekliyoruz." "İnsan için" diyor. Biz de başka bir şey istemiyoruz. (Alkışlar) İnsanı ve oradaki insanın gereksinimlerini, ihtiyaçlarını gündeme getiriyoruz; gereğini yapın ve yapalım diyoruz.
Bu mektubu Sayın Köşdere'ye veriyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET KÜÇÜK (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkanım.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 15 Ocak 2003