Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Gaziantep Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Haziran 2005 · 854 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Yılmazkaya (CHP), 14 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 854 kelime.
Ahmet Yılmazkaya (CHP, Gaziantep). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-yilmazkaya-22-2005-06-14-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AHMET YILMAZKAYA (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, bir hafta önce Bingöl ve çevresinde depreme yenik düşen yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.
Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, yasayla ilgili değil; ama, terörle ilgili üç beş laf etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine bir hafta önce Tunceli'de şehit düşen askerlerimize Tanrı'dan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı dilerken, sağcıysa da solcuysa da, dinliyse de dinsizse de terörü kınıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimizin ve Büyük Türk Ulusunun başı sağ olsun diyorum.
Değerli arkadaşlarım; ancak, başı sağ olsun demeyle bu işleri geçiştirmememiz lazım, bu böyle gitmiyor. Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu böyle de olmuyor. Mutlaka teröre bir çare bulmalıyız. Anaların, babaların, dul ve öksüz kalanların gözyaşlarını durdurmalıyız.
Türbana verdiğimiz önem kadar, bu Meclisimiz teröre de mutlaka bir çare bulmalıdır. Yeter artık! Kürdünün, Türkünün anasının ağıtı son bulsun. Denizlerötesi ülkeler teröre çare bulmayabilir; ama, bu bizim asıl görevimiz olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz bu noktada o kadar rahat ki, sanki bu olan yanlışlıklar, sanki bu gözyaşları, bu dul, öksüz, yetim kalanlar bizim ülkenin değil, başka ülkedeymiş gibi davranıyoruz. Onun için, mutlaka, bu Meclisimiz bu işe bir çare bulmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 16 ncı madde, çiftçinin ürününün hasar gördüğü halde, sigorta şirketlerinin gücü yetmezse, geri kalan kısmını devlet karşılar diyor.
Çiftçilerimizin ürünlerinin hasarlar karşısında güvenceye alınması çiftçimiz açısından sevindiricidir. Sonuçta, devlet güvencesi devreye girmektedir. Ancak, ilk bakışta bir belirsizlik var. Devlet güvencesi zararın yüzde 1'ini mi verecektir, binde 1'ini mi verecektir, büyük bir belirsizlik... İktidarın bazı yasalardaki üzeri kapalı sözleri, bu yasada ileride içinden çıkılmayacak belirsizlikler bizleri endişelendiriyor.
Değerli arkadaşlarım, Devlet Planlama Teşkilatı, keşke 1967'lerden 1970'lere doğru sanayie vermiş olduğu planlama çalışmalarının yarısını tarım sektörümüze yönlendirip, köylümüzü teknolojiyle barıştırabilseydi. Yani, sanayie ayırdığımız 100 liranın hiç değilse 40 lirasını bilimsel tarıma harcayabilseydik, bugün, belki sanayimiz de bugünkü gibi zora girmeyecekti, çiftçimiz de bugünkü gibi zorda olmayacaktı; ama, dün başkalarının yaptığı yanlışlar bundan sonra bizim de yanlış yapmamızı gerektirmez. Sanayie teşvikler dağıtılırken otuzbeş yıl önce yaptığımız yanlışı derhal terk edip, sigorta priminde getirmeye çalıştığımız yenilikleri tarım sektöründe de mutlaka getirmeliyiz; çünkü, kalkınmış ülkelerin büyük bir kısmı, tarıma verdikleri değerden dolayı kalkınmışlardır. Köylümüz, teknolojiye verilen devlet desteğiyle mutlaka yönlendirilmelidir. Sanayide dağıttığımız ve büyük bir kısmını geri alamadığımız paralar mutlaka tahsil edilip, köylünün teknolojisi desteklenmelidir.
Değerli milletvekilleri, 2004 yılında, hepinizin bildiği gibi, ülkemizin belli bölgelerinde don olayı olmuştur; Gaziantep ve çevresindeki komşu illerimiz de, don olayından büyük zarar görmüştür. O günlerde köylümüzün, çiftçimizin ümitsizliğini, perişanlığını hatırlıyorum; Allah, bir daha bu gibi afet olaylarını ne bize ne de başka ülkelere versin.
MUSTAFA YILMAZ (Gaziantep)Fıstığı da söyle!
AHMET YILMAZKAYA (Devamla)Başüstüne Sayın Yılmaz.
Gaziantep köylüsünün büyük bölümü fıstık üretimiyle uğraşır, bazı bölgelerde don olayıyla ilgili yardım yapılırken, maalesef, benim Niziplim, Kargamışlım, Arabanlım, Yavuzelilim, 1 kuruş dahi alamamıştır. İnşallah, bu çıkaracağımız yasayla, çiftçimizin, bu gibi afetlerde çaresiz kalması son bulur.
Bu yasayla, köylümüz, tarım ürünlerini sigorta ettirmek için prim ödemek mecburiyetindedir. Çoluğunun çocuğunun nafakası için, dişiyle tırnağıyla toprakla uğraşan çiftçiler, bu sigorta primlerini nasıl karşılayacak bilemem. Şimdi, bir de, sigorta yaptıracaksınız diye bu insanlardan prim toplamaya kalkarsak, geriye baktığımızda, ileriki günlerde, hoş olmayan olaylarla karşılaşabiliriz; çünkü, mahsulü para etmeyen, mazotu, benzini bir yılda yüzde 50 zam görmüş köylümüz, çiftçimiz, öyle sanıyorum ki, bu sigorta primlerini ödemekte zorlanacaktır.
Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri, tarımla ilgili sigorta priminin yüzde 50'sini çiftçiden alırken, yarısını da, devlet kendisi ödemektedir. Yoksa, bizim çiftçimiz, Amerika Birleşik Devletleri çiftçisinden daha mı zengin? Tabiî, aklınıza şu gelir; evet, bizim çiftçimiz Amerika Birleşik Devletleri çiftçisinden zengin değil, bizim devletimiz de oradan fakir diyebilirsiniz; ama, buna, mutlaka, bir çare bulmalıyız.
Değerli milletvekilleri, çiftçinin ürettiği buğdayı, arpayı, pancarı, tütünü değer bulmazken, bu da yetmiyormuş gibi, destekleme primini gününde ödemediğiniz bir ortamda, bu yasa, bu şekliyle geçerse, korkarım, köylümüz ile idare arasında büyük bir kargaşa yaşanır. Hepinizin bildiği gibi, yeni mahsul arpa, maalesef, 200-220 bin liraya satılıyor; buğday, 270-280 bin liraya satılıyor. Oysa, geçen yıl, yeni mahsul çıktığında, arpa 300 000 liraya, buğday 350 000 liraya satılmıştı. Girdilerde yüzde 50 zam, fiyatlarda yüzde 50 düşüş; bu gidiş, kargaşa çıkarmaz da ne yapar.
Değerli arkadaşlarım, onun için, Cumhuriyet Halk Partililer olarak biz diyoruz ki, önce köylümüzün mahsulünün para edeceği ortamı mutlaka hep beraber sağlamalıyız. Yok, köylüyü kendi kaderiyle baş başa bırakıp, ama, ben senden primi günü gününe isterim şeklinde bir davranış içine girersek, köylümüze karşı yanlış yapmış oluruz. İktidar, bundan önceki hükümetler gibi, köylüyü hiçe saydığı için, köylü size dargın.
Değerli milletvekilleri, köylü, şehre bir şeyler getirip, gerçek fiyatıyla satarsa, köylümüz köyüne şehirden bir şeyler alır götürür; ama, köyden getirdiği ürünü para etmiyorsa, zavallı köylünün şehirden, köyüne alıp götüreceği bir şeyi yok demektir. Tabiî, o zaman esnafımız da -köylümüzün de alışveriş edecek gücü kalmadığı için- siftah edemeden kepenk kapatır, iç piyasaya çalışan sanayicimiz de bugünkü gibi zor duruma düşer.
Değerli milletvekilleri, durum bu iken, bazı şeylerin hoş gitmediği bu ortamda, hükümetin, birkısım medya mensuplarını koluna alıp, hiçbir şey düzelmediği halde, düzelttik diye gösteriş yapması hükümete fayda getirmeyecektir. Sizden önceki iktidarlar bazı şeyleri düzeltmediği halde, sizin gibi, medya mensuplarını koluna alıp meydan meydan şov yaptılar; ama, bakın... Bu yanlıştan vazgeçin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 14 Haziran 2005