Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 1.039 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akif Akkuş (MHP), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.039 kelime.
Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 487 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 1’inci maddesine ekli, ek 119’du ancak dünkü değişiklikle ek 120’nci madde oldu, o madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu yasa ile 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere dört yeni vakıf üniversitesi kurulması talep edilmektedir. Bunlardan birisi de İstanbul’da kurulacak olan İstanbul Ön Asya Üniversitesidir.
Konuşmama üniversitenin isminden başlamak istiyorum. Türkiye Diyanet Vakfının kurduğu bu üniversiteye, Batılıların ülkemize yakıştırdığı bir ismi vermelerini doğrusu yadırgadım. Daha ziyade, Alman ekolüne mensup coğrafyacılar “Anadolu” yerine “Ön Asya, Küçük Asya” demeyi tercih etmişlerdir. Bunlara ilave olarak, 1895 yılında, Alman araştırmacılar, daha ziyade filolojik çalışmalar yapmak maksadıyla Ön Asya Cemiyetini kurmuşlardır, “Vorderasiatische Gesellschaft” diye Ön Asya Cemiyetini kurmuşlar. 1908 yılında da Alman kültürü ve dilini yaymak için Alman Ön Asya Komitesini (Deutsche Vorderasienkomitee) kurarak Anadolu’da çalışmalara başlamışlardır.
Böylece “Ön Asya” tabiri, Batılara göre, Anadolu’nun her yönüyle Asya’nın bir devamı, -sosyal, kültürel ve siyasi olarak- olduğu anlayışı kullanılagelmiş bir tabirdir.
Değerli milletvekilleri, şimdi, tabii, belki bu “Ön Asya” kelimesi ile Alman komitelerinin daha önce kurulup, çalışmalarını gündeme getirme ihtiyacı duymayabilirdik. Ancak geçen hafta “Türk-Alman Üniversitesi” adıyla bir devlet üniversitesi kurulmasını sağladık. Dolayısıyla “Türk-Alman Üniversitesi” diye bir ad kullanılması, doğrusu buradaki “Ön Asya” kelimesi için de bende birtakım çağrışımlar yaptı ve bunun ne zaman, nerede, nasıl kullanıldığını araştırdığımda bunlar ortaya çıktı. Yani Almanlar demek ki daha Osmanlılar döneminde 2 defa Alman dilini ve Alman kültürünü yaymak üzere Anadolu’da bu şekilde “Ön Asya” tabiriyle cemiyetler kurmuşlar, bunu belirtmek istiyorum.
(x) 487 S. Sayılı Basmayazı 8/4/2010 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Umut ederim ki yeni kurulacak olan bu üniversitemize verilen bu isim ile yukarıda belirttiklerimin bir ilgi ve alakası yoktur, öyle olmasını ümit ediyorum.
Değerli milletvekilleri, son yıllarda ülkemizde devletle yarışırcasına vakıflar yeni üniversiteler kurmaktalar ancak bu kurulan üniversitelerin küçük bir miktarı hariç, en azından şimdilik üniversitelerden beklenen faydayı sağlayamayacakları görünüyor. Çünkü üniversiteyi kuran vakıfların mal varlığı ne, bu üniversiteleri kuranlar kimdir, üniversite kuran vakıfların uğraş alanları nedir, kurdukları fakülteleri neye göre seçiyorlar, hemen hemen bunların hiçbiri hakkında doğru bir bilgi maalesef yok.
Komisyon görüşmeleri sırasında da yukarıdaki sorulara cevaplar istenmesi söz konusu oluyor ama birkaç vakıf hariç bir türlü bu bilgileri yazılı olarak vermiyor, veremiyorlar.
Üniversitelerimizin çoğalması sevindirici olmakla beraber eğitimin kalitesini düşürdüğü de bir gerçek. Bu sadece yeni kurulan vakıf üniversiteleriyle sınırlı değil, devlet üniversitelerindeki yetişmiş bir kısım bilim adamı maalesef vakıf üniversitelerindeki verilen ücretin yüksekliğiyle orantılı olarak devlet üniversitelerini terk etmekte ve vakıf üniversitelerine gitmektedirler.
Yeni açılan devlet üniversitelerinin öğretim üyesi kadrosunun oldukça sınırlı olduğu bilinen bir gerçektir. Yani, işte geçtiğimiz yıl birçok üniversite açtık “her ile bir üniversite” diye, kasabalardan küçük yerlere üniversiteler açtık. Buraların da öğretim üyesi kadrosu oldukça sınırlı.
Yeni üniversitelerde kadro arayan yetişmiş bilim adamlarına buralarda da yüksek ücret teklif olmasına rağmen tercihlerini vakıf üniversitelerinden yana koyuyorlar. Niye? Vakıf üniversiteleri daha çok büyük şehirlerde ve imkânlarının hızla artması söz konusu olan yerlerde de onun için.
Büyük şehirlerde atıl devlet binaları bulunmakta ve bu vakıf üniversiteleri de maalesef gözlerini bunlara dikmiş durumdadırlar. Bu vakıf binalarının yahut devlet binalarının bir kısmı da yavaş yavaş bu vakıf üniversitelerine tahsis edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, açılan üniversitelerin hangi katkıları sağlayacağı “beylik” tabir edilen sözcüklerle açıklanıyor. Fakat son beş yıl içinde kurulmuş vakıf üniversiteleri nasıl bir gelişme sağlamış, bilime, üniversiter hayata ne katkıları olmuş, bunlar maalesef belli değil. Bunların mutlaka ortaya konması gerekiyor, bunun için birtakım çalışmaların yapılması gerekiyor. Yani bu kurulan üniversiteler gelişmelerini ne ölçüde tamamlayıcı çalışmalar yapmışlar, ne zamana tamamlayabile-cekler, bunların mutlaka araştırılması gerekiyor kanaatindeyim.
Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda bir çalışmasının olup olmadığı, olumlu sonuçların alınıp alınmadığı belli değil. Bu yüzden, yeni kurulacak olan vakıf üniversiteleri için yapılan her başvurunun kabul edilip izin verilmesi oldukça düşündürücü. “Niye düşündürücü, yani vakıf üniversitesi açılsa ne olur?” diyeceksiniz. İşte düşündürücü olan şu: Bilindiği gibi, 1960’ların başlarında özel yüksekokullar açıldı. Bunlar üniversite hâline gelsinler diye açıldı ve Türkiye'nin birçok yerinde bunlar faaliyet gösterdi, özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. Ama bunlarda birçok olumsuzluklar yaşandı. Yani aramızda buradan mezun olan arkadaşlarımız mutlaka vardır ama biz onların nasıl mezun olduğunu da, hepsini demiyorum ama bir kısmının nasıl mezun olduklarını da biliyoruz maalesef. Ve bunlar bir bir kapanmıştır. Daha sonra da devlet aldığı bir kararla bunların ülke yararına olmayacağını düşünmüş ve bir kanun çıkartarak bunları tamamen lağvetmiştir. Böyle giderse, üzülerek söylüyorum, vakıf üniversitelerinin akıbeti de bu olacak diye korkuyorum.
Elbette ülkemizde çok sayıda gencimiz ve onların yakınları, çocukları üniversiteye gitsin ve bir meslek edinerek daha yüksek standartta bir hayat sürsün istiyor. Maalesef, gençlerin ve ana babalarının bu isteği yerine gelmiyor. Bugün eğitimli nüfusun yüzde 25’i işsiz. AKP Hükûmeti vakıf üniversitelerinin açılmasını kolaylaştırdığı gibi, buralardan mezun olanların asgari ihtiyacını karşılayacak kadar bir iş bulması için de çalışmalıdır diyorum. Devletin elindeki kamu iktisadi kuruluşları âdeta yok pahasına eşe dosta peşkeş çekilip ortadan kaldırılırken, çiftçinin, köylünün ürettiği ürün yok pahasına satılıp üreticinin emeği dahi değerlendirilmemektedir. On sene kadar önce büyük bir üretim toplumu olan Türkiye, bugün maalesef dev bir tüketim toplumu hâline gelmiştir.
Vakıf üniversiteleri hızla kurulurken birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Geçtiğimiz yıl boy boy ve bol bol ilan verilmesine “Bizim üniversitemiz en iyi.” propagandası yapılmasına rağmen 110 bin kişilik vakıf üniversitelerinde boş kontenjan olduğu belirtilmişti. Vakıf üniversiteleri, adı üstünde vakıf, her yıl burslu öğrenci aldıklarını belirtirler ve bu konuda vergi muafiyeti isteyenler de maalesef vardır, ancak 30 kişilik kontenjanı olan bölüme 5 veya 6 burslu öğrenci alınır. Aslında bu, son derece tehlikelidir, çünkü burslu öğrenci programa 350-380 puanla girerken, paralı öğrenci 230-240 puanla girer. Şimdi düşünün, birisi 350 puan, 380 puan almış girmiş, birisi de ondan aşağı yukarı 120 puan aşağı alarak giriyor ve siz bu çocukları tutuyorsunuz aynı sınıfa sokuyorsunuz. Bu, eğitim kurallarına uygun değil. Bunun için bunun dikkate alınması gerekiyor.
Ayrıca, bunların aldıkları ücret de maalesef vakıf üniversiteliliğine, vakıf anlayışına sığmıyor. 9 milyar ile 17 milyar lira arasında -eski parayla söylüyorum tabii- bunlar ücret alıyorlar. Peki, sonra da diyorlar ki: “Kâr gayesi gütmüyor.” Bir öğrenciye devlet üniversiteleri 5 milyara kadar masraf yaparken bunlar 9 ila 17 milyar lira arasında değişen miktarlarda ücret alıyorsa, ortaya çıkan fark nereye gidiyor, kime gidiyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Cari gidere gidiyor.
AKİF AKKUŞ (Devamla)Cari gidere…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 14 Nisan 2010