İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 79. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Toprak koruma ve arazi kullanımı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve diğer kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.: 111)

Akın Birdal

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 79. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Mart 2008 · 1.533 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Akın Birdal, 19 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 79. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN VE DİĞER KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.: 111)); konuşma 1.533 kelime.

Akın Birdal (Diyarbakır). “Toprak koruma ve arazi kullanımı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve diğer kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.: 111)”. TBMM Genel Kurulu, 79. Birleşim tutanağı, 19 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2008-03-19-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkin (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında görüş belirtmek üzere Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerin izlediği politikalar, icra ettikleri yasayla, önerdikleri değişiklikler ve yenilikler, bilinir ki, hükûmetlerin siyasi felsefelerini, ideolojik yapılarını ve hangi çıkarlara, çıkarları hangi kesimlerin beklentilerine ve çıkarlarına karşılık vermeye çalıştıklarını ortaya koyar.

Sosyal hukuk devleti olduğunu ileri süren bir ülkede yasa yaparken ve değiştirirken gözetilmesi gereken sadece ülkenin çıkarları ve kamuoyunun yararı olmalıdır. Hukuk devletlerinde devletin yasama organları belli grupların hizmetine sokulamazlar. Nitekim bu noktada hukuk devletinde hukuk devreye girer. Aslında icra edilen yasaların hukuka aykırı olması durumu söz konusu olamaz özellikle de yasa oldubitti bir anlayışla hazırlanıyorsa. Fakat ne yazık ki, bugün burada görüşmekte olduğumuz yasa tam da böyle bir anlayışla hazırlanmıştır.

Kamuoyunda “Cargill yasası” olarak bilinen bugün burada görüşmekte olduğumuz yasa, geçmiş dönemlerdeki siyasi iktidarlarca önerilen değişikliklerle oldukça tartışma yaratmış ve kamuoyunun gündemine girmiştir. Çünkü ülkemizde uzunca bir süreden beridir hükûmetler değişse de iktidarlar her zaman için Cargill yasasını bu yatırım grubunun çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi görev bilmişlerdir. Bu da Türkiye’de izlenmekte olan siyasetin hangi çıkarlara hizmet ettiğinin açık göstergesidir.

Bilindiği gibi, bu Yasa geçmiş dönemlerde de birçok kez Meclis gündemine taşınmıştır. Özellikle AKP döneminde Türkiye kamuoyu bu Yasa’nın ismini sıkça duymuştur. Yasa’dan etkilenen yöre insanlarının ve sivil toplum örgütlerinin Yasa’ya gösterdiği tepkiler yargıya intikal ettirilmiş, doğabilecek zararlar yargı yoluyla da engellenmiştir. Bu projede sivil toplum örgütlerinin görüşü katılmamış, yasanın komisyon görüşmeleri sırasında tekilci, monolitik bir tutum takınılmış ve sivil toplum örgütlerinin komisyonda görüşmeleri ne yazık ki engellenmiş ve komisyon üyeleri de daha sonra bu toplantıyı terk etmek durumunda kalmışlardır. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna çağrılan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ne yazık ki bu konudaki düşüncelerini de sunma olanağına iletememişlerdir.

Oysa demokrasi, örgütlü sivil toplum rejimidir ve özellikle demokrasi ve hukuk bir yere hapsedilemeyecek evrensel değerlerdir. Nitekim, Türkiye’de demokrasinin tam ve eksiksiz yerleşmemesinin ve hukuka dayalı bir toplum yaratılamamasının sonuçlarını bugünlerde de yaşamaktayız. Yeni bir demokrasi ve hukuk skandalı yaşanmaktadır ve elbette buna güçlü bir refleks gösterilmektedir. Çünkü demokrasinin ve hukukun evrensel değerlerine ve gücüne dayanarak değil, başka ve bilinmeyen kesimlerin gücüne dayanarak bir siyasi partinin ya da partilerin kapatılması gündeme getirilmektedir. Oysa çoğulcu, kültürel çoğunluğu esas alan, farklı dilleri, kimlikleri, kültürleri, inançları kucaklayan ve herkesin “işte benim anayasam” diyebileceği demokratik, toplumsal uzlaşmacı bir anayasa eğer yüce Meclisin iradesiyle çıkmış olsaydı ve bunu, kaynağını Anayasa’dan alan siyasi partiler de düzenlenmiş olsaydı, bugün Türkiye’nin gündemi ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve halkın iradesine müdahil durumlar yaşanmamış olacaktı.

Ama ne yazık ki tabii demokrasi… Bizim biraz andıçlı demokrasimiz var. Daha öne andıçlar karargâhlarda hazırlanıyordu, şimdi yargı kurumlarında hazırlanıyor. O nedenle Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi hukukun gücüne bağlıdır, hukukun üstünlüğüne bağlıdır ve o üstünlüğü yürüten bağımsız yargıya bağlıdır.

Yargının siyasallaştığına dair birtakım savlar var ve nitekim de ona tanık olunmaktadır. Örneğin, daha önce özel mahkemelerde birçok siyasi partinin kapatılmasına, demokratik kurumların yargılanmasına, insanların dört duvar arasına tıkılmasına neden olan iddianameleri hazırlayan savcıların emekliye ayrıldıktan sonra nerelere gittiklerine ve siyasi tercihlerini nerelerde kullandıklarına tanık olmuşuzdur. Daha yakın bir zamanda “militan demokrasi” anlayışının hukuk diye yargı adına bize dayatılmasına da tanık olmuşuzdur. O nedenle, bugünkü durum da daha önce tanık olunan durumların bir devamıdır. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin demokratik, sivil, çoğulcu bir anayasa ve çıkaracağı yasalarla bunu geriletmesi mümkündür. Kuvvetler ayrılığında eşitlik ilkesine bağlılığın da herkes için geçerli olduğunun ve yargının neresinde olursa olsun hukuka onların da bağlı olması gerektiğinin herhâlde kültürünü ve anlayışını da kabul ettirmek gerekir.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bakın, böyle bir hukuk ve demokrasi skandalını yaşamadan bir hafta önce şuna tanık olduk Türkiye’de 11 Mart günü: Yine en üst bir yargı organının, Danıştay Başsavcısının bu ülkedeki darbeleri savunduğuna tanık olduk ve darbelerle insanlığa karşı yapılan suçları savunduğuna tanık olduk, idamları, işkenceleri savunduğuna tanık olduk. Tanık olduk da ne yaptık? Yüce Meclisin bir refleksi oldu mu, demokratik güçlerin bir refleksi oldu mu, medyanın bir refleksi oldu mu? Olanları tabii ayırıyorum.

Ve bir hafta sonra da başka bir en üst yargının başsavcısı, gerçekten, halkın yüzde 87,5 iradesini yansıtan son seçimlerle bu iradeye gölge düşürmek istemektedir. O nedenle, bir ülkede demokrasi ya vardır ya yoktur. Bir ülkede hukuk ya vardır ya da yoktur. Bir ülkede insan hakları ya vardır ya da yoktur. Yarı demokrasi, yarı adalet, yarı hukuk, yarı insan hakları olmaz ya da birilerine olup birilerine olmaz. O nedenle, biz bütün siyasi partileri demokrasinin olmazsa olmazı olarak kabul ediyoruz. Sivil toplum örgütlerini demokrasinin olmazsa olmazı olarak kabul ediyoruz. Bu nedenle, Anayasa’nın 68’inci ve 69’uncu maddelerinde yapılmak istenen değişiklikler halkın beklentilerine ve özlemlerine de karşılık vermeyecektir ve demokrasiyi de karşılamayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine demokrasiyle ilişkilendirilerek getirilmek istenen yasaya dair görüşlerimi sürdürmeye devam ediyorum. Demokrasi sisteminin yürürlükte olduğu toplumlarda alınan kararlara mutlaka sivil toplum örgütlerinin dâhil edilmesi, katılması gerekir. Bu, katılımcı, çoğulcu bir demokrasinin de gereğidir. Şimdi, nitekim son günlerde bazı sivil toplum kuruluşlarının Sosyal Güvenlik Yasası’na ilişkin tepkilerini Sayın Başbakanın dikkate almamasını ve elinin tersiyle çevirmesini biz demokrasi anlayışıyla bağdaşır bulmuyoruz. Bir Sosyal Güvenlik Yasası, bütün çalışanları ilgilendiren, gerçekten onun hayatıyla doğrudan ilgili bir yasa, elbette buna ilişkin tepkilerini gösterecek. Sivil toplum örgütlerinin kendilerini ifade etmesinin kanalları nedir, nasıl ifade edecekler? Elbette ki, barışçıl, demokratik toplantılarla. O nedenle, Sayın Başbakanın başta DİSK olmak üzere bütün kamu çalışanlarını, Türk-İş, Hak-İş, KESK ve benzerlerinin ittifaklarını yalancılıkla suçlamasını da burada üzülerek ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, burada alınan kararlarda, çıkarılan yasalarda sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin önemine değindikten sonra, halktan rıza talep etmeyen bir iktidarın halka hizmet ettiği de ne yazık ki görülmüş değildir. Şimdi, nitekim halkımızın haklarının korunması için bugünlerde Hükûmette lobi çalışmalarında bulunma olanağı yok. O lobi çalışmaları başka yerlerde, başka uluslararası sermaye şirketleriyle yapılıyor. Nitekim bu getirilmek istenilen yasanın arkasındaki niyet, eylem de böyle bir güçlü kanaat uyandırıyor kamuoyunda. Eğer değilse, bunu bu yasanın değişikliğine ilişkin görüşlerde ve değiştirilmesinde ortaya koyarlar.

Şimdi, bu yasanın amacının bazı sermaye gruplarının çıkarlarını gözettiği bilinmekte ve böyle bir kanaat oluşmakta. Bugün de yine yasada değişiklik talep edilmesinin amacının adı geçmekte olan Cargill şirketinin çıkarlarını gözettiği açıkça ortadadır. Nitekim Cargill şirketi, geçmişte proje için Ankara’dan destek aldıklarını ve fabrikanın inşasından başka işle ilgilenmediklerini beyan ederken tam da bu noktaya işaret etmekteydiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı geçen şirketin fabrikası Bursa’da birinci sınıf tarım arazisi üzerine kurulmuştur ve bu nedenle sırf bu hukuk dışılığın aklanması için tarımsal sanayi kuruluşlarından kısa adı ÇED olan çevresel etki değerlendirme raporu isteme zorunluluğu kaldırılmış, aflar getirilmiş, yetmemiş, Başbakanlık talimatıyla af süresi uzatılmıştır. Bu nasıl iştir ki, 3 Temmuz 2005 tarihinde 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçtikten sadece iki gün sonra Bakanlar Kurulu, aldığı bir kararla Cargill’in fabrika kurduğu araziyi özel endüstri bölgesi ilan etmiştir. 8 Şubat 2006’da Danıştay bu Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiştir. Danıştayın bu kararından sadece on beş gün sonra yine bu konuyla ilgili 5578 sayılı Yasa çıkartılmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı yasanın yürütmesinin durdurulmasını Anayasa Mahkemesinden istemiş, Yüksek Mahkeme bu talebi yerinde görerek yürütmeyi durdurmuştur. Önünüze gelen bu öneri, işte bütün bu sürecin bir parçasıdır. Danıştayın, Anayasa Mahkemesinin tüm kararları ortadayken, hâlâ bu hukuksuzluğu yasal hâle getirmek için yapılan bu zorlamalar, yasa önerisinin, aslında Cargill’i kurtarma operasyonu olduğu kanısını uyandırmakta ve güçlendirmektedir. Değerli arkadaşlar, hukukun genel ve soyut olma ilkesi, evrensel bir ilkedir. Ne yazık ki bu düzenleme, hukukun ve bu evrensel ilkenin de zedelenmesine neden olmaktadır.

Şimdi, Kızılderili Şef Seattle, topraklarına gelen sömürgeci beyazların faaliyetlerini gördüğünde şöyle demiştir: “Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu hırsıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam, paranın yenilemeyecek bir şey olduğunu anlayacaktır.” İşte bu sözden hareketle, ülkemizi kalkındıracak yatırımlar yapılırken, doğal yaşamın devamı için, tarımsal alanların ve ülkemizin doğal yapısının mutlak surette korunması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Doğal dokuya zarar veren faaliyetlerin durdurulması gerekirken, af niteliğinde yasa yapılması kabul edilebilir bir durum değildir. Yasanın yürürlüğe girmesiyle beraber, faaliyetlerini sürdürecek olan fabrika, birinci sınıf tarım arazisi üzerine kuruludur ve faaliyetleri tarımsal yapıya zarar verecektir.

Kirli enerji yatırımlarıyla, yüzde 84 emisyon artışıyla dünyada en fazla emisyon artışının gerçekleştiği birinci ülke durumunda olan ülkemiz, çevre sağlığı konusunda da gereken duyarlılığı göstermemektedir. Oysa, Anayasa’nın 56’ncı maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” demektedir.

Aynı şekilde “üçüncü kuşak” diye adlandırılan insan hakları dizininde de “Sağlıklı çevrede yaşamak herkesin hakkıdır.” hükmü yer almaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu yasa dışılığın üzerine yapılmak istenilen bu değişiklikte eğer bu kadar ısrarcıysanız, gelin -şu anda Sayın Ufak Uras’la birlikte verdiğimiz bir değişiklik önergesi var- bunu kabul edin. Demokrat uygulamalar, şeffaflık, katılımcılık sözlerle olmuyor. Eğer başka bir niyet yoksa, eğer amaç Cargill isimli bir şirketi kurtarmak değilse, gelin, bu süreçle ilgili sivil toplum kuruluşlarının, ilgili meslek örgütlerinin, yerel örgütlerin bu sürece katılımını sağlayalım ve tarımsal arazilerin metrekaresini 5 YTL’den değil de 5 bin YTL üzerinden affedelim. Sadece bir şirketi değil bütün bir geleceği düşünelim ki, ancak böylelikle yasaların uyma zorunluluğu olan kamu yararı sağlanabilmiş olsun.

Ülkemizin tarihsel, doğal, kültürel ve tarımsal dokusunun korunmasından yana olduğumuzu belirterek bu duyarlılığı yüce Meclisin de göstereceğini umut ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 19 Mart 2008

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook