Toprak koruma ve arazi kullanımı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve diğer kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.: 111)
Burdur Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 79. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Mart 2008 · 2.340 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ramazan Kerim Özkan (CHP), 19 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 79. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN VE DİĞER KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.: 111)); konuşma 2.340 kelime.
Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Toprak koruma ve arazi kullanımı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve diğer kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.: 111)”. TBMM Genel Kurulu, 79. Birleşim tutanağı, 19 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-23-2008-03-19-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkin (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde toprağın stratejik önemini bilen ve toprağa gönül veren her kişi, kurum ve kuruluş ülke topraklarının korunmasını, geliştirilmesini ve planlı kullanımına yönelik bütünsel bir düzenlemenin yaşama geçirilmesini zorunlu görmektedir.
Ayrıca, Anayasa’mızın 44’üncü maddesi, toprağın verimli, ekonomik olarak işletilebilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve 45’inci maddesi ise tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek konularında devleti görevli saymıştır.
Pekâlâ, devlet bu görevini layıkıyla yapabiliyor mu? Bakın, ben hemen hemen ayda en az birkaç kez seçim bölgem olan Burdur’a gidip geliyorum. Ankara çıkışından Temelli’ye kadar hatta Sivrihisar’a kadar korunan 1 metrekare toprak parçası göremiyorum. Satılık bir yer dahi yok, her taraf parsellenmiş. Kimi yer benzin istasyonu, lokanta, tır parkı, atölye, fabrika ve konutlarla işgal edilmiş durumda. Yani âdeta buralarda “Toprağı korumayın.” deniliyor. Biz de burada hâlâ toprağın korunması üzerine tasarılar hazırlıyoruz. Ülke topraklarımız korumak için vardır. Oysa ülke toprakları birer birer pazarlanıyor.
Bu Hükûmet döneminde benzeri görülmemiş bir kıyım politikası ile karşı karşıyayız. Bugün topraklarımızı, kamu kurum ve kuruluşlarımızı, devlet kaynaklarımızı korumak şöyle dursun, sistemli bir şekilde yok edilmesi için çalışılıyor. Anayasa’nın hükümleri ve diğer kurumlarla günümüze kadar korunan kaynaklar, çeşitli yasal değişikliklerle parasal kaynağa dönüştürülmek isteniyor. Oysa para her şey değildir. Gerekirse parasız da yaşayabiliriz ama topraklarımızdan vazgeçemeyiz, onsuz yaşayamayız. Oysa bir Sayın Bakanımız “Ne banka bırakacağız ne fabrika ne de işletme; liman da bırakmayacağız, hepsini babalar gibi satacağız.” demiyor mu?
SEKA için ne diyor Sayın Bakan? “Stratejik yermiş! Ne stratejisi? Önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına.” diyor. Sonuç: SEKA Yunanlıların oluyor.
Şeker fabrikaları için ne diyor? “Kâr edeni de zarar edeni de satacağız.” Sonuç: Şeker fabrikalarının çoğu İsrail’in eline geçiyor.
PETKİM için söylediği: “Ülkenin işgal edildiğini söylüyorlar. Gelsinler, işgal etsinler.” Sonuç: PETKİM Amerikalılaşıyor.
TÜPRAŞ için ne söylüyor? “Parayı veren düdüğü çalar.” Sonuç: PETKİM Amerikalılaşıyor.
Sayın Ulaştırma Bakanımızın Telekom için dedikleri: “20 bin dolar veren herkese Telekom'a ait bilgileri veririz.” Burada utanç verici olan, bunu ima etmek için kullandığı cümle: “20 bin dolar veren kızımızı görür.” Sonuç mu? Telekom Amerikalılaşıyor.
Yine Sayın Bakan ERDEMİR’in yabancılara satışına karşı çıkarak istifa eden ERDEMİR ve İSDEMİR’in genel müdürlerine “Kime satılırsa satılsın, sana ne!” demiyor mu?
Limanlarımızın birçoğu yabancıların elinde. Neredeyse elimizde bize ait banka kalmadı. Yani en son sonuç: Satılık vatan Türkiye! Ülkeyi kimler, nasıl yönetiyor, artık siz karar verin değerli arkadaşlarım.
Bugün ülkemizin en güzel kıyı şeritleri yabancıların işgali altında. Yabancılar Türkiye’ye her yıl tatile gelip tatil beldelerinde para harcayacağına kendine bir villa alıp mülk ediniyor. Öyle beldelerimiz var ki Türk’ten çok yabancı yaşıyor buralarda.
Güneydoğu Anadolu Bölgemiz derseniz, aynı sıkıntı. İsrail’den hamile kadınların gelip bu bölgede doğum yaptığını, çocuklarına Türkiye Cumhuriyeti kimliği alıp ülkelerine döndüklerini duymayan kalmadı. Niye? Çünkü ileride buralarda mülk edinme şansına sahip olabilmek için.
442 sayılı Köy Yasası’nın 87’nci maddesi, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerde taşınmaz edinmelerini yasaklamaktaydı. Bu madde, 3/7/2003 günlü 4916 sayılı Yasa’nın 38/a maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Dolayısıyla da ülkenin en verimli toprakları para karşılığında yabancılara satılmaktadır. O zaman topraklarımızı ve arazilerimizi korumaya gereksinim bulunmuyor muydu? Çok mu fazla geliyordu topraklarımız da o zamanlar böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu?
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsi bir senaryonun bölümleri. Adım adım ülke toprakları pazarlanıyor. Ekonomi kötüye gittikçe, İktidar, ne yapacağını bilemez bir şekilde, kaynak yaratmak için ülkeyi pazarlama yoluna gidiyor. Yakında kendi ülkemizde misafir konumuna düşersek kimse şaşmasın. Zaten topraklarımız işgal altında. Ülkenin en önemli sanayi tesisleri, stratejik tesisleri, az önce de söylediğim gibi, daha doğrusu kendilerinin söyledikleri gibi birer birer elden çıkarılıyor, kendi deyimleriyle “baba gibi” satılıyor.
Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti bir yandan Osmanlının borçlarını öderken Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bin bir fedakârlıklarla, özverilerle fabrikalar kuruldu. Çağdaş medeniyetler seviyesine bir an önce ulaşabilmek için sanayi hamleleri yapıldı. İlk şeker fabrikası, ilk traktör fabrikası, ilk kâğıt fabrikası, ilk cam fabrikası ve diğerleri ne büyük gururlarla, coşkularla açıldı. Şimdi ise bunlar tam bir aymazlık içerisinde yabancılara neredeyse arazi fiyatlarına satılıyor. Topraklarımız satılıyor, GAP bölgesinin en verimli arazileri yabancılara -sözüm ona- organik tarım yapılacak diye peşkeş çekiliyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısı da bu senaryonun bir parçası. Oynanmak istenen yine aynı oyun, amaç yine aynı: En verimli topraklarımızın çok uluslu şirketlere kullandırılmak istenmesi. Amaç bu. Diğer gerekçeler buna tutanak olsun diye hazırlanmış. Tamamen kandırmaca. Biliyorlar ki yenilenebilir enerji kaynakları ile jeotermal kaynaklı sera yatırımlarına karşı çıkmaz kimse. “Bunu da bunun arasında fark ettirmeden geçiririz.” diye düşünüyorlar. Bu oyunun farkında olmadığımızı sanmayın. Bu oyun Cargill’i tekrar hukuk içerisine çekebilme oyunudur, Amerika’nın gönlünü alabilme oyunudur, Amerika’ya verilmiş olan bir sözün yerine getirilmesi çabası ve paniğidir. Bu, Anayasa Mahkemesiyle bir hesaplaşmadır. Enerji yatırımları ve jeotermal sera yatırımları yapılacaksa, şart mı en verimli araziler üzerinde yapmak bu yatırımları? Hazineye ait binlerce dönüm arazi var, tahsis edersiniz bu arazileri, gider bakar yetkililer, uygunsa yapar yatırımını. Bunun için böyle bir tasarıya ne gerek var? Bu tasarının kamu yararıyla bağdaşır ne yanı var? Kamu yararına olmayan bu tasarının da bu Meclis çatısı içerisinde ne işi var? Amacımız Cargill ve Amerika yararı ise bunu açıkça söyleyin. Böyle uygunsuz bir tasarının içerisine hiç değilse EPDK’yı ve jeotermal yatırımlarını ekleyerek Türk milletinin duygularını da suistimal etmeyelim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere 3/7/2005 tarihinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu çıkarıldı. Kanun’un amaç kısmı olan madde 1’de, kanunun amacının toprağın doğal ve yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı arazi kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek olduğu yer almaktaydı, ancak Yasa’nın geçici 1’inci maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararla yürütmesi durduruldu.
Anlaşılan ilgili kanunun mimarı Sayın Karapaşaoğlu da bu iptal kararını içine sindirememiş olmalı ki sürekli olarak yeni değişiklik teklifleriyle gündem oluşturuluyor. Bu kanun teklifiyle de Anayasa Mahkemesince iptal edilen geçici maddeye uyum sağlanması açısından yeni bir düzenleme getirilmektedir ve yeni geçici maddeye “tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise söz konusu arazilerin” ifadesi eklenmiştir. Oysa, Türkiye'de arazi yetenek sınıflandırmasını yapabilecek teknik elemanlar, sadece, kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışmaktaydı ve bu kurum, bu konuda, uzman personel dışında, araç gereçleri, laboratuvarları, arşivi ve veri tabanıyla bu Yasa’nın uygulanmasında ve denetlenmesindeki işlerliği sağlayabilecek tek kurum konumunda olmasına karşılık kapatıldı. Dolayısıyla da bu araziler için başvuruda bulunan kişiler, özel idareler kapsamındaki idari ve teknik karmaşa içinde ve yetki ve sorumlulukların kime ait olduğu bilinmez bir durum içerisinde kaldılar. Bu durumda, söz konusu olan tarımsal bütünlüğü bozup bozmama konusunda karar verecek merci neresidir? Bu nedenle bir çelişki söz konusudur ve burada Anayasa’nın iptal kararıyla ilgili olarak bir baypas edilme söz konusudur.
Bu arada, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun yatırımları ve jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları için bu arazilerin ilgili kuruluşların talepleri durumunda kullandırılmasıyla ilgili düzenleme de bu kanun teklifine dayandırılarak olumlu bir izlenim yaratılmaya çalışılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun aslında amacının toprak ve araziyi koruyup kollamak olmadığını, burada asıl kollanmak istenenin Amerikan Cargill firması olduğunu, herhâlde, artık ülkede bilmeyen kalmadı. Zira, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası’nın özü, doğal sınırlı, yok edilebilir ve canlı bir kaynak olan toprağın korunması, geliştirilmesi ve planlı kullanılması olmalıdır. Doğal olarak yasa, bu konuda ilgili kamu örgütlenmesini de içermek durumundadır. Çıkarılan yasanın ana amacının topraklarımızı, doğal kaynaklarımızı korumayla alakası yoktur. Yapılmak istenen şey, yasa dışı işgalle tarım arazilerimizi yok eden uygulamalara af getirmek ve devletin sağladığı özendirici kolaylıklarla belli kesimlere teşvik sağlama yolunu açmaktır.
Şimdi yeni bir kanun teklifi ile yeni bir düzenleme öngörülüyor. Teklife göre, yenilenebilir enerji yatırımları ile jeotermal kaynaklı seracılık faaliyetlerinin önü açılıyor. Buna göre, bu tarım arazileri bu amaçlı olarak tahsis edilebilecek.
Günümüzde pek çok ülkede, sürdürülebilir kalkınmayı sürdürülebilir enerji yoluyla elde etmeye yönelik ulusal programlar tatbik edilmesi ve belirlenmiş sürdürülebilir hedeflere ulaşmak için stratejiler geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarından jeotermal enerji açısından ülkemiz önemli bir potansiyele sahiptir. Günümüzde MTA Genel Müdürlüğünün ortaya çıkarmış olduğu bu jeotermal potansiyelden elektrik üretimi, konut, sera ısıtılması, termal turizm gibi alanlarda yararlanılmaktadır. Bugün 635 bin metrekare sera ısıtmasında jeotermal enerjiden yararlanılmaktadır.
Jeotermal enerji yeterli, ucuz, yenilenebilir enerji olduğu için yatırımlar desteklenmeli ve teşvik edilmelidir. Ancak, bu destek kapsamında kullanılacak arazinin kullanımında toprağın normal doğasını ve florasını bozmayacak bölgeler tespit edilmelidir. Bu konuda MTA Enstitüsü ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında gerekli koordinasyonun sağlanması şarttır. Toprağı yok eden siyasal, ekonomik, kültürel önlemlerin göz ardı edilerek ve sorun ekolojik boyutta hapsedilerek hazırlanacak teknik içerikli plan ve projelerle toprağın korunabileceği yaklaşımı bilimsel değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dolayısıyla bu yasa tasarısı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, toprakları yok edenleri affeden bir geçici maddeyi de dolaylı olarak içermektedir. Az önce de değindiğim gibi “tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise” ibaresinin eklenmesi bunun açık bir göstergesidir. Yani Anayasa Mahkemesince iptal edilen yasanın bir nevi baypas edilerek tekrar sofraya getirilmesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar binlerce dönüm tarım arazileri yok edildi. Mera ıslah çalışmaları yetersiz kaldı. Ormanlarımızın yok edilmesine göz yumuldu. Orman arazileri yok edilip yerine birkaç zengin golf oynayabilsin diye golf alanları yapıldı. Orman içinde otel yapalım diye ormanlar yok edilip beş yıldızlı oteller inşa edildi.
Mera Kanunu kapsamında yürütülen ıslah çalışmaları henüz istenilen seviyenin çok gerisindedir. Yayla ve meralar yeterince sahip çıkılmadığı için işgal edilerek her geçen yıl azalmakta ya da erozyonun etkisi altında çoraklaşmaktadır. Mera alanları daralmaktadır. Yetiştiricilerin, çiftçinin durumu her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Ülke ekonomisindeki çarpıklık yetiştiriciyi çok fazla etkilemiştir. Yetiştirici, uygulanan kotalar nedeniyle mustariptir. Suni artışlar hariç, yetiştirici ürününü üç dört yıl öncesinin fiyatına dahi satamamaktadır. Buna karşın yem, mazot, gübre, ilaç gibi girdilerde yüzde 200-300’lere varan artışlar olmuştur. Köylünün, çiftçinin beli bükülmüştür. Birçoğu ata, dede meslekleri olan çiftçiliği terk ederek şehirlere göç etmiştir. Köyden şehre büyük oranda bir göç vardır. Bu da hem hayvancılığımızı olumsuz etkilemekte hem de şehirlerde çarpık bir sosyal yapılanmaya neden olmaktadır.
Öncelikle, çiftçiyi, yetiştiriciyi köyünde tutmanın formülleri aranmalıdır. Bu da hayvancılıkta gerekli teşvik ve desteklerin yapılması, uygulanabilir tarımsal kalkınma planlarının yapılması ile mümkün olabilir. Bunun için de hükûmetlerin tarım ve hayvancılığa gereken önemi vermeleri gerekmektedir. Bütçe ödenekleri tekrar gözden geçirilmelidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı üvey evlat olma konumundan acilen çıkarılmalıdır.
Toprak koruma ve arazi kullanımındaki aksaklıklar yüzünden ülkemizde tarımsal üretim bitme noktasına geldi. Bakın, bugün, pancar üreticisi kan ağlıyor, tütün, anason, tahıl üreticisi kan ağlıyor. Yem bitkilerinin üreticisi son derece mağdur durumda, hayvanına yedireceği yemini üretmekte sıkıntı çekiyor. Bu yüzden hayvancılık bitme aşamasına geldi, meraların yetersizliği nedeniyle küçükbaş hayvan sayısında çok büyük azalma oldu, kimse bunların farkında değil. Damızlık hayvanlar kasaplık fiyatına pazarlarda satılıyor. Süt üreticisi, et üreticisi, hayvanları ellerinden çıkarma çabası içerisindeler. Uygulanan kotalar, çiftçimizin, köylümüzün durumunu iyice kötüleştirdi. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan bölgelerde, geçim sıkıntısı nedeniyle köyden kente büyük göçler yaşanıyor. Bunu istatistikler söylüyor. Biz burada, havanda su dövüyoruz.
Tabii ki EPDK’nın talebi üzerinde elektrik faaliyetlerinde bulunmak ya da jeotermal kaynaklı seralar için ihtiyaç duyulan arazi teminlerine karşı değiliz. Burada tarımsal arazilerin kullanılmasına da bir ölçüde karşı değiliz. Yalnız bu tarım arazilerinin kullandırılması için mutlaka verimli tarım arazilerinin kullanılması gerekmiyor. Bu tesisler her çeşit arazi üzerinde inşa edilebilir, ancak üretken ve sürdürülebilir tarımın ise verimli topraklardan başka şansı yoktur. Arazilerimiz her zaman kullanım kabiliyetlerine göre değerlendirilmediğinden, tarıma en elverişli topraklar haksız işgale uğramaktadır. Bir örnek olarak, kara yolu güzergâhı seçimlerinde de bu unsurlar değerlendirilmediğinden, birinci ve ikinci sınıf tarım arazileri ortadan bölünecek şekilde seçilmekte ve böylece, hem yola hem de bu yolun çevresinde yığılan endüstri ve kent alanlarına büyük miktarlarda arazi kaptırılmaktadır.
Bu tesisler için arazinin verim oranı kriterleri neler olacak? Toprağı korumanın esası, arazileri kabiliyetlerine göre kullanmak ve mevcut sınırlayıcı etmenleri belli ölçülerde azaltmak üzere gereken önlemleri almaktır. Zira, arazi kullanım yetenek sınıfları bakımından ülkemizin durumu oldukça ilginç ve problemli bir görünüm arz etmektedir. Sürülebilir arazi toplamımız yüzde 34 iken sürüme uygun olmayan arazilerin toplamı yüzde 60’dan fazladır. Bunun en önemli nedeni de topoğrafik yapıdır. Bu durum da mevcut toprak varlığımızı korumanın önemini ortaya koymaktadır. İşte bu nedenlerle bu tasarıda tereddütlerimiz var. Bu konudaki tereddütlerimizi de daha önce belirttim. Topraklarımızı ve arazilerimizi kabiliyetlerine uygun şekilde kullanmak, gelecek nesillere karşı en önemli borcumuz ve görevimizdir. Bu görevi yerine getirmek için de bu tasarının gerçekten toprakların korunup korunmayacağı konusunda inandırıcı olması gerekmektedir. Tasarı bu yönüyle pek inandırıcı ve ikna edici gelmemektedir. En azından daha önce belirttiğim gibi “tarımsal bütünlüğü bozmuyorsa” ifadesi tasarıda yer aldığı için, bunun suistimallere yol açabileceğine inandığımız için, bazı rant çevrelerine çıkar sağlayabileceği endişesini taşıdığımız için inandırıcı gelmemektedir. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Sizin milletvekiliniz, geçen dönem milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Yalçınbayır Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16 Kasım 2006 günkü birleşiminde açık yüreklilikle bu yasaya karşı olduğunu belirtti. “Cargill bu işin içinde vardır. Bunların korunması mümkün değildir. Bunları yasayla koruyabilmek de mümkün değildir. Bu yasa tamamıyla Anayasa’ya aykırıdır.” dedi. O zaman bu konuyu en iyi bilen ve kendileri Bursa Barosunun içinde olan milletvekillerinizin uyarılarını dikkate almadınız. Şimdi, hâlâ ısrarla bu kanunu çıkaracağız diye olağanüstü bir çaba gösteriyorsunuz.
Bizim Burdur’umuzun bir köyü var, Aziziye köyü. O köyde bulunan bir kooperatifimizin bastırdığı bir takvimde yer alan şu ifadeler, bugünkü bu durumu açıkça ortaya koyuyor:
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Mahkemeye verdik onu!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)“Kanun kanun dediler, kanunsuzluğu yüz tuttular. Kota kota dediler, pancar ile tütünü yok ettiler. Yol belgesi dediler, otobüsleri yok ettiler. Avrupa Birliği dediler, şehit topraklarını sattılar. Avrupa Birliği Uyum Yasası dediler, gözlerini et ile süte diktiler. Hey yerdeki karıncadan gökteki kuşa kadar azık veren köylüm, uyan, uyan, yoksa yarın çok geç olabilir.”
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Sadece kooperatif başkanının yaptığı bir şey!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)Bu, köylü vatandaşlarımızın özünden gelen söylemler.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Hiç alakası yok!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın bu durumlara nasıl geliniyor?..
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Atıyor ya!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)…zamanında ısrarlarımıza rağmen yapılan yanlışlar nasıl ileride sizlere sorun açıyor, yapmış olduğunuz uygulamalar, kapatmış olduğunuz kurumlar, çıkardığınız yasalar nasıl ayağınıza dolaşıyor: Bu konuda uzman bulunduran, yetiştiren kurumları birer birer kapatıyorsunuz, sonra da sıkıntıya düşüyorsunuz. Ülkede, bugün, ciddi anlamda bir uzman sıkıntısı yaşanıyor. Bu, hemen hemen tüm meslek kuruluşları için geçerli. Veteriner hekimlik mesleğinde de aynı durum söz konusu. Mesleğimizle ilgili bir uzmanlık yönetmeliği yok, araştırma enstitüleri yeterli işlerliğe sahip değil, çünkü uzman yetiştirilemiyor. Bazı araştırma enstitüleri de tüm ısrarlarımıza rağmen kapatılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 19 Mart 2008