İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 5. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)

Algan Hacaloğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 5. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Ekim 2003 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Algan Hacaloğlu (CHP), 9 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S:S:248)); konuşma 928 kelime.

Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)”. TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim tutanağı, 9 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2003-10-09-bilgi-edinme-hakki-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-k (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu madde bu şekliyle geçerse, bu yasa tasarısı eğer yasalaşırsa, ölü doğmuş olacaktır. Altını çizerek ifade ediyorum, bu maddede, maddeye temel teşkil eden anlayışın, tasarıyla getirilmek istenilen temel hak ve özgürlüklerdeki o genişleme anlayışını, o derinleştirme anlayışını özümleyemeyen, onu bir eliyle verip bir eliyle kontrol etme anlayışını içeren bir çerçevesi var. Bu nereden kaynaklanıyor; bilgi edinme hakkını, o düşünceyi ifade özgürlüğüne, o temel hak alanı olan o özgürlüğe kaynak özgürlük niteliğinde olan bilgi edinme hakkını, yurttaş, devletten talep ederek alır; yani, bu hakkın işleyişi, yurttaş ile devlet arasındaki bir işlemdir.

Devlet, olgun devlet, yurttaşa hizmet için vardır ve kendisinde bulunan bilgiyi, kendisinde bulunan değerleri toplumla, yurttaşla paylaşır. Eğer, burada bir aksaklık varsa, yani, devlet bilgiyi vermekten sakınırsa -ki, burada iki maddeye atıfta bulunuluyor- 16 ncı madde ve 17 nci madde çerçevesi içinde, eğer, birisi ekonomik alandaki gerekçelerle, diğeri de devlet sırrı niteliğinde olan konularda, devletin bazı kademeleri "hayır, bu hakkı siz kullanamazsınız" der ise, bunu kim çözecek; bunu, devlet mi çözecek, yoksa devletin dışında, Batı demokrasilerinde olduğu gibi, özerk, o ombudsman türü, o kamu hakemi türü organlar mı çözecek?! Siz bana gösterebilir misiniz, bu yapıda bir düzenlemeyi, herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinde?

Ne diye bunu belirtiyorum; 9 kişilik bir değerlendirme kurulu önerilmekte. Bu kurulu oluşturan kişiler, bağlı oldukları kurumlar üzerinde düşünceler geliştirebilirler; ama, diyorsunuz ki, bunları, o kurumlardan, işte, birinden 2 tane önerilecek, diğerinden 1 tane önerilecek ve Bakanlar Kurulu belirleyecek; yani, siyaset, istediği zaman, bu kurulu vesayeti altına alacak; yani, devlet, hem hâkim olacak hem savcı olacak; öyle bir şey olamaz. Bu, devletin yer alması gereken bir kurul değil. Devletin ajanları, devletin çalışanları, devletin saygın kurumlarının saygın temsilcileri, böyle bir kurulda buluşabilirler; ama, bu kurul, muhakkak özerk olmalıdır; bu kurul, kendini oluşturan üyelerini, hangi kaynaktan besleniyorlarsa, oralarda kendileri seçmelidirler; yani, Danıştay, Sayıştay, Yargıtay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Üniversitelerarası Kurul, Barolar Birliği, kendisi belirlemeli; belki, buna, teknik nitelikte bir alan kazandırmak için, Başbakanlığa bağlı genel müdürlükler düzeyinde, 1 tanesi Devlet Planlama Teşkilatından olmak üzere 2 tane destek verilebilir; ama, özü itibariyle, bu kurul, Batı ülkelerinde olduğu gibi, bir kamu hakemi "ombudsman" şeklinde oluşmalıdır. Şu anda yok, böyle bir açılım zihinlerimizde yok; ama, biliyorum ki, birkaç yıl sonra, Türkiye'de, birçok alanda kamu hakemliği kurumu gelecek, ombudsmanlık kurumu gelecek. Şimdi, alelacale, Batı, Avrupa Birliği, bizden, bu alanda bir yapılanma talep etti diye veyahut da biz bunu öngördük diye, konuyu doğru eksene oturtmazsak, temelini doğru çatmazsak, güdük doğacaktır.

Bakınız, RTÜK, ölü doğmuş bir kurumdur. Üstelik, RTÜK'ün, Bakanlar Kurulu düzeyinde değil, Parlamento düzeyinde belirlenen bir yapısı vardır; ama, Parlamentonun siyasî yapısının vesayeti altına girmiştir. Bunun başka örnekleri de vardır. Onun için, rica ediyorum, burada, kesinlikle, şu anda hükümette olduğunuz için, bu işler doğru yürür diye düşünmeyiniz; bunlar, gelir geçer. Biz, burada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, böyle bir hakkın çok temel hak olduğunu, bu hakkın ihlalinin belirli bir mekanizmayla, itiraz olduğu zaman; yani, hakkı ihlal edilen, bir talepte bulunduğu zaman, itiraz ettiği zaman başvurabileceği bir inisiyatif olsun; o inisiyatif, ifade ettiğim gibi, kendi içinde şekillensin ve kendi içinde özerk olsun diyoruz.

Tabiî, siz, çok iyiniyetle "bizim dönemimizde, biz Bakanlar Kurulu eliyle bunu atar, biz başkanını da Bakanlar Kurulu kanalıyla belirler ve bunda da başarılı olunur" dersiniz; siz, kendi özgüveniniz içinde bunu ifade edebilirsiniz; ama, üzülerek ifade ediyorum, son on aylık uygulamalar, bize, toplumumuza, Cumhuriyet Halk Partisine iki şeyi göstermiştir; birisi, hükümet olarak, elinizdeki siyasî erki, hükümet etme gücünü atamalarda çok yanlış kullandınız. Tabiatıyla, doğru atamalar vardır, liyakat içinde belirlenmiş atamalar vardır; ama, geneline bakıldığı zaman, her gün basına da yansıdığı gibi -bizim, Parti olarak, yığınla tepki aldığımız gibi, bilgi aldığımız gibi- partizan, yanlı atamalar, devlet çarkını, işleyişini önemli bir şekilde olumsuz olarak etkilemekte ve demokrasimizde yara açmaktadır. Bu nedenle, bu konuda, bu erkin, bu yapılanmanın bu yapısı içinde dahi Bakanlar Kuruluna bırakmak içimize sindirebildiğimiz bir olay değil.

Bir başka olay var, bunu, belki, bu konuyla ilişkili değil diye düşünebilirsiniz; ancak, siyaset bir güven olayıdır; siyasette, hele iki partili bir parlamentoda, yasaların çıkarılmasında karşılıklı güven, diyalog ve karşılıklı anlayış ortamının varlığı son derece önemlidir; yoksa, bize hiç ihtiyacınız yok; burada büyük bir çoğunluğunuz var; biz, burada konuşuruz, geçer gider; otururuz, siz, yine yasaları geçirirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, geçenlerde bir panelde, birçok saygın kişi, bizim için çok saygın kişi, bizim Parlamentomuzun Başkanı bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan basına yansıyan cümleler oldu; aynen şöyle: "İfade özgürlüğüne sahip değilseniz, iktidara giderken ayağınız takılıp da düşmemek için yalan söylemeye, samimiyetsiz davranmaya, takıyyeye mecbursunuz." Şimdi, böyle bir şeyi bir siyasetçi söyleyemez, söylememiştir diye düşünür insan; ama, aradan bu kadar zaman geçti, siyasette son derece deneyimli olan, 70'li yılların ortasından beri, o aşamada, millî görüşün, şimdi AKP'nin önder kadrolarında yer alan ve Yüce Meclisimizin Başkanı olan bu saygın siyasetçinin kullandığı ifadenin siyasete yansımasını...

HACI BİNER (Van)Sayın Başkan "insanları riyakâr hale getirmeyin" dedi.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Efendim, değil... Hayır efendim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Hacaloğlu.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Bu, beni çok üzen bir konu; çünkü, biz, bu Parlamentonun üyeleri olarak, siyasetin hangi üslup içinde, hangi çerçeve içinde yapılabileceğini bu cümlelerden görebiliyoruz.

Sayın Başkan kendisi ifade ediyor "zaman zaman takıyye yapmaya mecbursunuz" diyor. Peki, böyle bir anlayış...

HALİL AYDOĞAN (Afyon)Yanlış...

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Yanlışsa, buradayız; Sayın Başkan kendisi ifade eder.

Eğer böyle bir anlayış varsa, bu anlayışın erke, siyasete yansıdığı bir partinin, bir hükümetin yapısına böyle bir kurulun oluşumunu nasıl terk edebilirsiniz?! Bunu da içimize sindiremiyoruz.

Bu duygularla, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 9 Ekim 2003

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook