İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 223) ve 223' e 1 inci ek

Ali İhsan Köktürk

Zonguldak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 116. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Haziran 2008 · 1.909 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali İhsan Köktürk (CHP), 11 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 223) VE 223' E 1 İNCİ EK); konuşma 1.909 kelime.

Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 223) ve 223' e 1 inci ek”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2008-06-11-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-223 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 223 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Genel Kurulda görüşmüş olduğumuz yasa tasarısı bundan yaklaşık bir buçuk ay kadar önce 1 Mayıs günü Adalet Komisyonu gündemine getirildi. Hepimizin bildiği gibi, 1 Mayıs tarihi tüm dünyada işçilerin, emekçilerin birlik ve dayanışma günü olarak kutlanmaktadır. O gün, Sayın Başbakan, âdeta bir zabıta komiseri edasıyla, alanlardan işçilerin, emekçilerin gerektiğinde zor kullanılarak çıkartılması yönünde talimatlar yağdırırken diğer taraftan ülkemizin bütün alanlarında yabancıların, değil serbestçe dolaşmaları, mülk edinmeleri yönündeki bu yasa tasarısı halkımızın öncelikleri arasında yer almamasına rağmen ve ivediliği de bulunmamasına karşın o günkü gündem içerisinde kaybolacak bir şekilde ve yine biz milletvekillerinin temsil ettikleri emekçilerle, işçilerle omuz omuza alanlarda olmalarını engelleyecek bir şekilde Adalet Komisyonu gündemine getirildi. Biz o gün Adalet Komisyonu gündeminde bunu eleştirmiştik. Bugün yasanın içeriğine geçmeden önce de bu anlayışı kınadığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ulus devletlerin çok uluslu sermayeler karşısında küçülmesi, ulusal pazarların dışa açılması, gümrük duvarlarının indirilmesi, sermayenin, her türlü mal ve hizmetlerin serbestçe dolaşımı demek olan ekonomik liberalizmin eş anlamlısı olarak sunulan küreselleşme, her alanda olduğu gibi, yabancılara toprak satışında da kendisini göstermektedir. Yatırım yaptığı ülkelerde ucuz iş gücü, gevşek çevre standardı ve doğal kaynaklar arayan yabancı küresel güçler bu alandaki baskılarını dünya ülkeleri üzerinde giderek yoğunlaştırmaktadır. Ülkemiz de bu yöndeki baskı ve dayatmalar karşısında 1984, 1986, 2003 ve 2005 yıllarında düzenlemeler yapmış ancak bu düzenlemeler her seferinde Anayasa Mahkemesi tarafından, kısa erimli ticari çıkarlar uğruna ulusal güvenliğin tehlikeye atılamayacağı gerekçesi ve diğer gerekçelerle iptal edilmiştir.

(x) 223 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli milletvekilleri, yabancılara toprak satışına yönelik sınırlamaları hafife alan ve çekinceleri bir paranoya olarak gören anlayışlar gerideki gizli amaçları bertaraf ederek, bu anlayışlarını ülkemizin toprak zengini olduğu argümanına dayandırmaktadırlar. Bu nedenle, öncelikle konuyu bu açıdan rakamsal olarak incelemek gerekir. Türkiye İstatistik Kurumuna göre, ülkemizin yüzde 26,4’ünü ormanlar, yüzde 4,1’ini funda ve çalılık araziler, yüzde 1,4’ünü göller, barajlar ve akarsular, yüzde 27,9’unu meralar ve çayırlar, yüzde 29,9’unu ise tarım arazileri oluşturmaktadır. Bunların dışında kalan orana baktığımızda, elimizde kalan oran sadece yüzde 10,3’tür. Yani yabancılara satılacak taşınmazları ülkemizin toplam yüzölçümünün yüzde 89,7’sinde değil, yüzde 10,3’ünde aramak gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuza göre, ülkemizin mülk zengini olduğu argümanı kesinlikle gerçek bilgiyi yansıtmamaktadır. Bu ana temel bilgiyi alarak ve bir kenara koyarak bu konuya daha sağlıklı bakabilmek için öncelikle yabancılara toprak satışının geçmişini, bu taleplerin özellikle hangi dönemlerde yoğunlaştığını, anayasal durumu, diğer ülkelerle mukayeseli durumu ve toprağın o ülke egemenliği için ne anlam ifade ettiğini, ülkemizin jeopolitik ve siyasal konumunu da değerlendirmek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, yabancıların ülkemizde taşınmaz edinmeleri konusuna ilk kez Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminde yabancıların dayatmasıyla çıkarılan Islahat Fermanı’nda değinilmiş ve yine yabancıların dayatmasıyla 1868 yılında yabancı gerçek kişilerin ülkemizde mülk edinmelerine olanak tanınmıştır. Bu sürece baktığımızda Osmanlı Devleti’nin 1854 yılında ilk dış borçlanmalara başladığını ve 1874 yılına kadar 15 kez dış borçlanma gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisinin Devlet Bakanı olan Sayın Mehmet Şimşek’in çifte vatandaşı olduğu İngiltere hükûmeti o dönemde borçların ödenmesi görüşmeleri sırasında Osmanlı Devleti’ne yabancılara mülk satışının önündeki tüm engellemelerin kaldırılmasını dayatmış ve bunu masaya koymuş. Osmanlı topraklarının yabancılara satışının önündeki tüm engellerin kaldırılması için talepte bulunmuş. Ancak bu süreç içerisinde, baktığımızda, alacaklı Avrupa devletleri 1881 tarihinde, alınan tüm vergilerin gelirlerinin iç ve dış borçlara ayrılarak iç ve dış alacaklılara ödenmesi için kendi denetimlerinde bir Düyunu Umumiye İdaresinin kurulmasını Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmişler.

Yani, dolayısıyla, yabancılara taşınmaz satışının geçmişine baktığımızda, Osmanlının ilk yabancı borçlanmasından iki yıl sonra gündeme geldiğini, dış borçlanmalar arttıkça yabancı dış dayatmaların arttığını ve bu dayatmalar sonucunda 1868 yılında yabancı gerçek kişilere mülk edinme hakkı tanındığını, ancak akabinde de Osmanlı hazinesine yabancılarca el konulduğunu görüyoruz. Yani yabancılara mülk satışı Osmanlı Devleti’nin hazinesine yabancılarca el konulmasını engelleyememiş. Bu tarihsel süreci ve örneği ben üzülerek Genel Kuruldaki milletvekillerimizin dikkatine sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu süreç Çanakkale savaşlarıyla başlayan, “Ya bağımsızlık ya ölüm.” kararıyla gerçekleşen ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla durdurulmuş ve topraklarımız üzerinde tam bağımsız, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Cumhuriyeti kuranlar toprağın sadece bir mülkiyet sorunu olmadığının ve egemenliğin asli unsuru olduğunun bilinci içerisinde 1924 yılında yürürlüğe koydukları 442 sayılı Köy Kanunu’nun 87’nci maddesiyle yabancıların köylerde taşınmaz edinmesini yasaklamışlar ve yine 1934 yılında çıkarttıkları Tapu Yasası’nın 35’inci maddesiyle yani bugün değiştirmeye çalıştığımız maddeyle yabancı tüzel kişiliklerin mülk edinmelerine engellemeler getirmişlerdir ve ayrıca o dönemlerde mütekabiliyet ilkesi vazgeçilmez bir ilke olarak korunmuştur. Ancak 12 Eylül 1980 darbesinden sonra iktidara gelen anlayışların uygulamış olduğu politikalarla yabancı sermayeyi ülkemize çekme gerekçelerinin arkasına saklanılarak ülke topraklarımızın hoyratça yabancılara ve hatta hepiniz hatırlarsınız İstanbul Boğazı’nın en güzel yerlerinin Araplara peşkeş çekilmesi anlayışı yeniden uygulamaya konulmuş ve bunun sonucu olarak 1984 yılında 3029 sayılı Yasa çıkartılarak Bakanlar Kuruluna istedikleri ülkeye mütekabiliyet şartı aranmaksızın gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde toprak edinmeleri konusunda yetki vermesi konusunda bir düzenleme getirilmiş ve yine aynı düzenlemeyle yabancı gerçek ve tüzel kişilerin mütekabiliyet şartı aranmaksızın köylerimizde de toprak edinmelerine olanak tanınmış. Ancak ulusal çıkarlarımıza aykırı bu 3029 sayılı Yasa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. Aynı Hükûmet, akabinde 3278 sayılı Yasa’yı çıkartarak aynı düzenlemeleri getirmiş ancak bu yasa da yine Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş.

Değerli milletvekilleri, bundan yüz elli iki yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde Osmanlıya dayatılan bu düzenlemeler, bugün, son dönemlerdeki Osmanlı padişahları gibi ulusumuzun ve halkımızın önceliklerine göre değil, dış güçlerin önceliklerine ve çıkarlarına göre hareket eden, emeklimize, işçimize, çiftçimize sert ancak yabancılara oldukça yumuşak Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına yaptırılmaya çalışılıyor.

“Ne banka bırakacağız ne fabrika ne de işletme, liman da bırakmayacağız, hepsini satacağız.”, “Babalar gibi satarım.”, “20 bin dolar veren kızımı alır.” diyen anlayış, şimdi de egemenliğimizin asli unsuru olan topraklarımızı pazarlamaya çalışıyor. 15/11/2002 tarihinde kamuoyuna açıklanan Acil Eylem Planı’nda yabancılara mülk satışı ve yeni turizm bölgelerinin yaratılmasına dair iki temel konu olarak yer veren Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, ilk göreve geldiği andan itibaren ısrarla kendisinden istenen düzenlemeleri gerçekleştirmeye, yüz binlerce şehidin kanıyla sulanmış bu toprakları yabancılara satmaya çalışıyor.

Partimiz, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kararlılıkla Anayasa Mahkemesine taşınan bu düzenlemeler, her seferinde Anayasa Mahkemesi tarafından ders veren gerekçelerle iptal ediliyor. Ancak değerli milletvekilleri, ne acıdır ki, mahkemenin iptal kararlarına rağmen, iptal kararına kadarki süreç içerisinde ülkemizin tüm stratejik alanlarında yabancılara mülk satışı devam etmiş, başta Hatay olmak üzere pek çok ilimizin mülki amirleri bu satışlara müdahale etmek noktasına gelmişlerdir.

2002 yılından bu yana yabancılara toprak satışı, 1923’ten 2002 yılına kadar olan toprak satışının 2,5 katını aşmıştır. Ülkemizde 1 Ocak 1923 tarihinden Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihine kadar yabancılara yapılan toplam taşınmaz satışı 11 milyon 961 bin metrekaredir. Ancak son beş yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı döneminde, yani 2002’den 2007’ye kadar olan dönem içerisinde 25 milyon metrekarenin üzerinde bir taşınmaz yabancılara satılmış bulunuyor.

Bu rakamlardan çıkan sonuç: Beş yılda satılan mülk, seksen yıllık cumhuriyet tarihinde satılanın 3 katıdır değerli milletvekilleri. Yani seksen yılda satılan taşınmazın 3 katını, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının 2002’den 2007’ye kadar olan beş yıllık iktidarı döneminde gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Yabancılara mülk satışı konusunda yapılmak istenen düzenlemeleri, yabancı sermayeli şirketlere mülk edinme olanağı veren düzenlemeler, Petrol Yasası, Vakıflar Kanunu’nda yapılan değişiklikler, Turizmi Teşvik Kanunu’nda, Kıyı Kanunu’nda, kentsel dönüşüm konusunda yapılmaya çalışılan düzenlemelerle birlikte ele aldığımızda karşımızdaki tablonun vahameti daha da net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye dışında hiçbir ülke sınırsız, denetimsiz, kuralsız, başıboş bir şekilde yabancılara taşınmaz edinme hakkı vermemektedir. Bize bu yasalar dayatılırken diğer ülkelerdeki duruma baktığımızda, örneğin bir İsveç ve İsviçre’ye bakıldığında, yabancıların tarım alanlarında mülk edinmesine olanak tanınmadığını; bir İspanya’ya baktığımızda ancak Avrupa Birliği ülkesi ülkelerine tarım alanlarında mülk edinme hakkı tanındığını; komşumuz Yunanistan’a baktığımızda, sınırda, sınıra yakın bölgelerde ve adalarda yabancılara mülk edinme izni vermediğini görüyoruz. Yine Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya gibi ülkeler Avrupa Birliğine giriş sürecinde, 2004 yılında, kendi ülkelerinde daha önceden var olan yabancılara taşınmaz satış yasağını kabul ettirmişler ve yedi ile on iki yıl arasında değişen sürelerle taşınmaz satmayacaklarını, Avrupa Birliğine o giriş sürecinde, 2004 yılında kabul ettirmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz yasa tasarısını Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelediğimizde de gerek Anayasa Mahkemesi iptal gerekçelerini karşılamaktan gerekse yabancılara mülk satışından doğacak sorunları gidermekten uzak olduğunu görüyoruz. Bu tasarıyla getirilen “Yabancı uyruklu gerçek kişiler merkez ilçe ve ilçeler bazında uygulama imar planı ve mevzi imar planının yüzde 10’u oranında mülk edinebilirler.” düzenlemesinin ortaya çıkabilecek sakıncaları gidermekten uzak olduğunu görüyoruz. Çünkü, yerleşim alanları, imar planı ve mevzi imar planlarının bir bölümünü kapsamaktadır. İmar planı ve mevzi imar planı içerisinde kalan taşınmazların bazen çok küçük bir bölümü konut ve iş yeri alanı olarak görülmektedir. Oysaki bu tasarı imar planlarında yalnızca yerleşim alanları bulunduğundan hareketle hazırlanmış, imar planlarında kamuya ait ve kamuya terk edilmesi gereken alanlar yüzde 10 hesabında nazara alınmamıştır. İmar planlarında kamuya ait veya kamuya terk edilmesi gereken alanlar çıkarılmadan yapılacak ve yerleşim yeri kriteri göz ardı edilerek yüzde 10 hesabına göre yapılacak satışlar, ülkemizin konut ve iş yeri alanlarının yani yerleşim alanlarının büyük bir bölümünün yani yüzde 35, yüzde 40’lara, hatta bazı bölgelerde yüzde 50’lere yakın bölümünün yabancıların eline geçmesine neden olabilecektir.

Ayrıca, ülkemiz topraklarının korunması için gerekli hassas alanlara, kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından stratejik yerlere ait haritalar yapılmadan, arazi yönetim planları oluşturulmadan ve taşınmaz bilgi sistemi kurulmadan düzenleme yapılmış olması ve yasa çıkartılmış olması son derece yanlıştır. Bu durum, ülkemiz açısından geri dönülmesi mümkün olmayan, telafisi mümkün olmayan zararları da beraberinde getirecektir.

Yine, yasama organına ait olması gereken yetkilerin bir bölümü bu tasarıyla Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır. Oysaki Anayasa Mahkemesi iptal kararına baktığımızda bu durum açıkça Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırılık oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi iptal kararındaki bu gerekçe de bu yasal düzenlemede atlanmıştır, göz önünde bulundurulmamıştır. Bu nedenle bu yasa tasarısı da Anayasa Mahkemesi kararlarına göre açıkça Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkememizin iptal kararında da açıkça ifade edildiği üzere, toprak, devletin vazgeçilmesi mümkün olmayan asli, maddi unsuru, egemenlik ve bağımsızlık simgesidir. Toprak ile ilgili her konu o ülke için nefsi müdafaa niteliğindedir ve devletin buna yönelik tedbirler almasından vazgeçmesi düşünülemez. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi devletlere bu hakkı tanımıştır.

Ülkemiz açısından bakıldığında da neredeyse bizim dışımızda herkesin hak talebinde bulunduğu yurdumuzun belli bölgelerinde toprak alarak çoğunluğu elde edecek yabancıların o bölgelerde etkinlik kazanmaları akıldan uzak tutulmaması gereken bir olasılıktır. Yakın tarihte önce planlı bir şekilde toprak almak suretiyle İsrail devletinin kurulması bunun en açık örneğidir. Filistin halkı paranın cazibesine kapılarak İsrail’e toprak satmasının bedelini ağır ödemiştir. Bugün o parayla satılan topraklar üzerinde maalesef İsrail devleti kuruludur.

Değerli milletvekilleri, ayrıca ülkemizin yer aldığı hassas coğrafyada geçmişte ve bugünkü süreçte yaşananlar, ülkemizin jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda, ülkemizin toprak satışını diğer yabancı ülkelerle paralel olarak ele almak doğru bir anlayışı yansıtamaz. Bir Danimarka’nın, bir Finlandiya’nın tarihsel süreci ve jeopolitik konumu ve ülkemizin tarihsel süreci ve jeopolitik konumu aynı mahiyette değerlendirilemez. Bu cümleleri az önce, benden önce konuşan, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir bayan milletvekili de aynı paralel cümlelerle, benzer ifadelerle dile getirmişti.

Emperyalizme karşı büyük mücadelelerle kurulan cumhuriyetimizin sınırlarının belirlendiği Lozan Anlaşması’nın ABD ve pek çok ülke tarafından benimsenmediği, Sevr haritalarının uluslararası toplantılarda masalara sürüldüğü bir siyasal konjonktürde yabancılara toprak satışındaki sınırlandırmalar sadece paranoya olarak nitelendirilemez. Her türlü ırkçı anlayışa karşı olmak ve Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, dünyada sulh!” anlayışını ödünsüz benimsemekle birlikte, emperyalizmin sadece adının değiştiği ancak tüm dünyadaki enerji kaynaklarına, su kaynaklarına, tarım alanlarına sahip olma hedefinden vazgeçmediği bir süreçte yabancılara toprak satışı konusunun hassasiyeti kesinlikle göz ardı edilemez.

Değerli milletvekilleri, Fas’tan Çin sınırına kadar yirmi iki ülkenin sınırlarının değişeceğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın açıklamaları, Büyük Orta Doğu Projesi, Yeşil Kuşak Projesi, Megalo İdea, arz-ı mevud, ekümeniklik peşindeki patrikhanenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

48 konuşma daha · 11 Haziran 2008

48 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook