Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)
Zonguldak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 82. Birleşim · 5. yasama yılı · 24 Mart 2011 · 453 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali İhsan Köktürk (CHP), 24 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 453 kelime.
Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2011-03-24-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 696 sıra sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 53’üncü maddesine yönelik önerge üzerine söz almış bulunuyorum, öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi laik, demokratik, sosyal hukuk devletimiz Anayasa’nın 2’nci maddesinde ve Anayasa’nın başlangıç metninde ifadesini bulan, yasama, yürütme, yargı erklerinin birbirinden bağımsızlığı yani kuvvetler ayrığı ilkesi üzerinde şekillenmiştir. Anayasa’mızın, egemenliği düzenleyen 6’ncı maddesine göre de egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir ve Türk halkı egemenliği Anayasa’mızın koymuş olduğu esaslara göre değişik organlar aracılığıyla kullanır. Yani değerli milletvekilleri, gerek bizim Anayasa’mız gerekse bütün demokratik anayasalar egemenlik kavramını sadece yürütmeye, sadece siyasal iktidara has bir kavram olarak tanımlamamıştır. Egemenlik kavramı sadece yürütmeye tanınan mutlak bir yetki değildir. Anayasalarda egemenlik yetkisi dağıtılmış; hiçbir kişiye, sınıfa, zümreye, gruba, tek bir siyasal partiye ve hangi çoğunlukla gelirse gelsin sadece siyasal iktidara bırakılmamıştır. Yine, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayrılığının doğal sonucu da yargı bağımsızlığının güvence altına alınmasıdır. Bu, aynı zamanda hukuk devletinin de ön koşuludur.
Değerli milletvekilleri, bu sözlerimizi daha önce bu kürsüden defalarca ifade ettik, tekrar tekrar dile getirdik, yine dile getiriyoruz. Ancak, maalesef, siyasal iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, parmak çoğunluğuna dayanarak yasamaya ve bu tür yasal düzenlemelerle yargıya da egemen olan, hukuk devletimizin temel norm ve ilkelerini yok sayan, parti devletine gidişin son aşamasını yaratmaya dönük anlayıştan ödün vermediğini görmekten büyük üzüntü duyuyoruz.
1789 tarihli Fransız Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde tanımlanan “Hakların güvence altına alınmadığı, erkler ayrılığının sağlanmadığı bir toplumun anayasası yoktur.” anlayışının iki yüz küsur yıl sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’yla, Yargıtay ve Danıştay değişiklikleriyle ve görüşmekte olduğumuz Anayasa Mahkemesi yasa tasarısıyla evrensel ilkelerle bağdaşmayan düzenlemelerin yasalaşmasından ülkemizin geleceğiyle ilgili çok ciddi kaygılar duyuyoruz.
Yine, bu tarihten iki yüz altmış, iki yüz yetmiş yıl önce yaşamış olan Montesquieu’nun bütün gerçek demokrasilerde kabul gören “Eğer yargı gücü yürütme ve yasama gücünden ayrılmazsa o ülkede özgürlük yoktur.” ifadesinin gerisine düşen bir iktidar anlayışını, bir AKP anlayışını ibretle izliyoruz.
Değerli milletvekilleri, ben buradan iktidar partisinin temsilcilerine seslenmek istiyorum: İktidar partisinin Sayın Bakanı, iktidar partisinin sayın milletvekilleri; hukuk devletini ortadan kaldıran, yargıyı siyasal iktidarın kuyruğuna takan, küresel, dış destekli, dışarıdan dayatılan, halkımızın da, ülkemizin de yararına olmayan bu düzenlemeleri bir kenara bırakın; çocuğunun cebine 1,5 lira harçlık koyarak okula gönderemeyen, çocuğunun okul masraflarını dahi karşılayamayan ailelerin, her gün “iş bulurum” umuduyla evinden çıkan ancak akşam evine bir ekmek alarak dahi dönemeyen milyonlarca işsizin açlık sınırının altında maaş alan ancak buna rağmen sadece çocuklarının değil, torunlarının dahi geçimini üstlenmek zorunda kalan, kahveye dahi inemeyen veya indiği kahvede bir bardak çayı boğazı düğümlenmeden içemeyen emeklilerimizin sorunlarına yönelik düzenlemelerini bu kürsüye getirin. Halkımız size bunun için oy verdi, sizlerden bunu bekliyor.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
67 konuşma daha · 24 Mart 2011