Erzurum kongresinin 84.yıldönümü nedeniyle
Zonguldak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 28. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Aralık 2010 · 1.867 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali İhsan Köktürk (CHP), 8 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERZURUM KONGRESİNİN 84.YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 1.867 kelime.
Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Erzurum kongresinin 84.yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 8 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2010-12-08-erzurum-kongresinin-84-yildonumu-nedeniyle (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nın tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi 12 Eylül’le hesaplaşma savıyla halkımızın gündemine getirilen, gerçekte ise yasamaya egemen olan ve diğer temel anayasal kurumlarımıza egemen olan Adalet ve Kalkınma Partisinin yargıya da hâkim olma hedefini açık bir şekilde yansıtan bir referandum sürecini geride bıraktık.
Devletin tüm olanaklarının kullanıldığı, din görevlilerinin neredeyse tamamının seferber edildiği, devrim yasalarının varlığına rağmen, Atlantik ötesindeki tarikat ve cemaat liderinin ölüleri bile oy kullanmaya çağırdığı, yeşil kartların, özürlülerimize bağlanan maaşların iptal edilme tehdidinin yapıldığı, su, altyapı, kanalizasyon gibi temel hizmetlerin özellikle kırsal alanda yerine getirilmeyeceği baskısının ağır bir şekilde hissettirildiği, Sosyal Yardımlaşma Fonu’ndan yapılan ödemelerle bankaların önünde uzun kuyruklar oluştuğu, başta TRT olmak üzere yazılı ve görsel medya organlarımızdaki tek taraflı yayınlarla halkımızın âdeta ablukaya alındığı, neredeyse halkımızın yarısına yakınının karşı oyuyla, yüzde 58 bir oyla gerçekleştirilen bir Anayasa değişikliğinden sonra, bu Anayasa değişikliğinin aslında özünü, hedefini, ereğini oluşturan bir önemli yasa tasarısını görüşüyoruz. Maalesef bugün yine, tıpkı Anayasa değişiklik sürecinde olduğu gibi yüksek yargı organlarını, baroları, meslek örgütlerini baypas eden Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar anlayışının ilgili kurumların önerilerini yine devre dışı bıraktığı bir yasa tasarısıyla karşı karşıya bulunuyoruz.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Anayasa’mızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti başlangıçtaki kuvvetler ayrılığı ilkesi ve diğer temel ilkelere dayanan bir hukuk devletidir.
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu nedenle, yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yine Anayasa’mızın 9’uncu maddesinde açıkça ifade edilmektedir. Ancak bağımsız yargının, bağımsız mahkemelerin olmazsa olmaz koşulu da yargı organlarına ilişkin önemli görevleri yerine getiren, yetkileri kullanan yargı kurullarının da yani bugün yasasını görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da tam anlamıyla bağımsız olmasıdır. Bu anlamda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapması, yasama, yürütme organlarından bağımsız olarak görevlerini yerine getirmesi, Kurulda görev alan hâkimlerin her türlü etki, baskı, kuşku ve yönlendirmeden uzak, sadece Anayasa’ya, yasalara ve vicdanlarına göre karar verebilmeleriyle olanaklıdır. Aksi takdirde, bağımsız bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan, bağımsız yargıdan ve bunların daha da üzerinde genel olarak hukuk devletinden bahsetme olanağı yoktur.
Dolayısıyla bugün görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı, ülkemizdeki hukuk devleti anlayışıyla, demokrasi anlayışıyla, yönetim biçimiyle temelinden, özünden bağlantılı bir yasa tasarısıdır.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler 1981 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’nı çıkartmışlardır. Bu Yasa’ya göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı Adalet Bakanı olmuştur. Adalet Bakanlığının Müsteşarı ve Adalet Bakanlığının Özlük İşleri Genel Müdürü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun iki doğal üyesi yapılmıştır. Ancak 1982 Anayasası’nın 159’uncu maddesi hazırlanırken Adalet Bakanlığı Özlük İşleri Genel Müdürü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılmıştır.
Maalesef, 12 Eylül askerî darbesinin izlerinin silineceği savıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinden sonra oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına, ilk uygulamalarına ve önümüze gelen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nın içeriğine baktığımızda, çok daha ağır yeni 12 Eylül düzenlemesiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nda, 12 Eylül darbe Anayasası’nda olduğu gibi Adalet Bakanı Kurulun başkanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı, tıpkı 12 Eylül darbe Anayasası’nda ve darbe Yasası’nda olduğu gibi Kurulun doğal üyesidir. Ancak bunların yanı sıra, Adalet Bakanının sadece Başkanlığını yaptığı ve temsil ettiği değil, bizzat yönettiği bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söz konusudur bugün. 1981 yılında yapılan darbe Yasası’nda bile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için “Adalet Bakanının yönetiminde” gibi tanımlamalar yapılmamışken, bu tür kavramlar kullanılmamışken, yeni düzenlemelerle yani bugünkü tasarıyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Bakanın yönetimine sokulması, demokratikleşme savının arkasına saklanılarak yargı bağımsızlığının nasıl ortadan kaldırıldığını çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Değerli milletvekilleri, yine 1981 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı içerisine sokulmasına rağmen, aşırılığa kaçıldığı fark edilerek 12 Eylülcülerin bile Anayasa’daki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkardıkları Adalet Bakanlığının Özlük İşleri Genel Müdürü yani Personel Genel Müdürü ve hatta bir önceki Personel Genel Müdürü, bugün, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna girmişlerdir. Demokratik bir hak olarak sadece adli ve idari yargıç ve savcılarına tanınmasına rağmen, idari görevlerdeki kişilerle liste bütünlüğü içerisinde oldukları kamuoyuna yansıyan diğerleri, seçim yoluyla atama şeklinde eksiksiz olarak sandıktan çıkarılmıştır.
Sonuç olarak bugün, kuvvetler ayrılığı ilkesine rağmen… Kuvvetler ayrılığı ilkesi -biliyorsunuz- Anayasa’nın “Başlangıç” kısmında çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Bugün, kuvvetler ayrılığı ilkesine rağmen, siyasal iktidarın, yürütmenin bir parçası olan Adalet Bakanlığının listesinin blok olarak yer aldığı bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söz konusudur.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz tasarının maddelerine baktığımızda da tasarının neyi amaçladığı daha net ve açık bir şekilde görülmektedir. Bu tasarıda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu yönetmenin ve temsil etmenin yanı sıra, Kurul sekreterini atamak, hâkim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerine olur vermek Adalet Bakanına tanınan yetkiler arasındadır. Kurulun tabii üyesi olan Müsteşarın bulunmadığı hâllerde yerine vekâlet edenin katılacağına yönelik düzenleme, diğer üyelere tanınmayan, ancak Adalet Bakanlığının hükümranlığını ve vesayetini Kurul üzerinde hissettirme amacıyla tasarıya yerleştirilen bir düzenlemedir. Hâkim ve savcıların atanmaları, nakilleri, geçici yetki verilmesi, müstemir yetkilerin düzenlenmesi gibi çok önemli görevleri olan 1. Dairenin oluşumunda Adalet Bakanlığı Müsteşarına yer veriliyorken, bu tür konularda uzman olan, Danıştaydan seçilen bir üyenin yer almaması, geçtiğimiz dönemlerde, kararname dönemlerinde sürece hâkim olma anlayışını açık bir şekilde ortaya koyan Adalet Bakanlığının bu tasarıda da bu niyetinden vazgeçmediğini, tam tersine bu tasarıyla bu niyetini daha da pekiştirdiğini ve yasallaştırdığını açık bir şekilde göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, tasarıda mesleğe kabul etme Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleri arasında gösterilmesine karşın, yargıç ve savcı adaylığı alımı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleri arasında sayılmamıştır. Adli ve idari yargıda yargıç ve savcı adaylığı alımı ile ilgili yazılı yarışma sınavı ve mülakatlar dâhil adaylıkla ilgili tüm konuların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkileri içerisine alınması gerekirken, tam tersine her yıl alınacak aday sayısının Adalet Bakanlığınca belirleneceği şeklindeki düzenlemelerin muhafaza edilmesi, bu düzenlemelerin yargı bağımsızlığını sağlama iddiasından ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, UYAP bilişim sisteminin kullanılmasını sağlamak tasarıda genel sekreterin görevleri arasında sayılmıştır. UYAP, hepimizin bildiği gibi, Adalet Bakanlığı tarafından ülke geneli için kurulan ve işletilen, her türlü veriyi depolama ve depolanan veriye erişim yetkisi Adalet Bakanlığında olan bir bilişim sistemidir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tüm işlemlerinin UYAP bünyesinde gerçekleştirilmesi demek, açık ve gizli siciller dâhil, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tüm faaliyetlerinin Adalet Bakanlığı tarafından izleniyor olması demektir. Yargı bağımsızlığını hedefleyen bir tasarıda, UYAP’ın, yargı organları ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kullanımı yönünden, işletilmesinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna devredilmesi gerekirken, aksine Adalet Bakanlığının işletiminde bulunan UYAP’a Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu da zorunlu kılmak, tasarının yargı bağımsızlığı hedefinden ne kadar uzak olduğunu ortaya koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, yine tasarıya göre, Kurulun seçimle gelen üyelerinin disiplin suçu oluşturan eylemler sebebiyle haklarında yürütülecek disiplin soruşturması ve kovuşturması bu kanun hükümleri uyarınca HSYK Genel Kurulu tarafından yapılacaktır. Oysaki, Anayasa’mızın 154 ve 155’inci maddeleri ile Anayasa’mızın bu maddelerine paralel olarak çıkartılmış Danıştay Kanunu ve Yargıtay Kanunu’nda, meslek mensupları hakkında görevden doğan ve görev başında işlenen suçlar ile şahsi suçların disiplin ve ceza kovuşturması, ceza hukuku bakımından ne şekilde soruşturulacağı açık bir şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yüksek mahkemelerden katılan üyeler hakkında tasarıda öngörülen şekliyle kovuşturma yürütülmesi ve sahip oldukları tüm güvencelerden Anayasa’ya aykırı olarak arındırılması olası değildir, kabul edilir değildir. Bu düzenleme, açıkça Anayasa’nın 154’üncü ve 155’inci maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkarma kararlarına karşı Anayasa değişikliğiyle yargı yolu açılmıştır. Ancak bu değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/9/2010 tarihinden önceki olaylar için de yargı yolunun açıldığı konusunda Anayasa’da bir geçici madde yer alması gerekirken böyle bir geçici madde konulmamasına rağmen, bu değişiklik, geçmişe etkili bir şekilde bu tasarının maddelerine yansıtılmıştır. Yani, değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliğinde, 12 Eylül tarihinden önceki meslekten çıkarma kararlarına bu tasarının uygulanacağına yönelik herhangi bir geçici madde yer almamasına rağmen, önümüze gelen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nda düzenlenen maddelerde meslekten çıkarma kararlarına yönelik olarak geçmişe dönük uygulamalar yapılmıştır.
Geçmişe yönelik olarak yargı yolunun açılması, hak arama özgürlüğünün genişletilmesi yönünden olumludur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, sadece meslekten çıkarılma kararlarına karşı değil aynı zamanda tüm disiplin kararlarına karşı yargı yolunun açılması gerektiğini savunmuştuk. Biz, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesinin her zaman yanında durduk. Ancak, değerli arkadaşlar, bu düzenleme olumlu olmasına rağmen, az önce bahsettiğimiz gerekçelerden ötürü bu düzenlemenin herhangi bir anayasal dayanağı maalesef bulunmamaktadır. Ayrıca meslekten çıkartmaya yönelik mevzuatta bir değişiklik yapılmamasına rağmen, yani meslekten ihraç nedenleri gerek Anayasa değişikliği gerekse bu tasarıyla değiştirilmemesine rağmen, meslekten çıkartma nedenlerinin değiştirilmemesi gerçeği karşısında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna başvuru yolu getirilmesi hukuki dayanaktan tamamen yoksundur. Bununla da kalmayıp Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna müracaat edilerek meslekten çıkarılma cezasının kaldırılması hâlinde bu karara karşı yargı yolunun da kapatılıyor olması aslında bu düzenlemenin niyetini ve niteliğini çok açık bir şekilde göstermektedir. Bir taraftan meslekten çıkartma kararlarına karşı yargı yolunu açacaksınız, diğer taraftan meslekten çıkarılan yargıç ve savcıları göreve döndüren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarına karşı yargı yolunu kapatacaksınız. Böyle bir çifte standart olabilir mi değerli arkadaşlar, böyle bir hukuk düzenlemesi olabilir mi? Bu düzenleme, az önce ifade ettiğim gibi, yani niyeti ve niteliği çok açık bir şekilde gösteriyor.
Değerli milletvekilleri, tasarının olumsuzlukları bu saydıklarımla sınırlanmayacak kadar çok. Gerek bölümler üzerinde görev alan grup adına konuşacak değerli milletvekillerimiz gerekse maddelere verdiğimiz önergelerde konuşacak olan milletvekillerimiz, bu diğer düzenlemelere yönelik olarak çekincelerimizi ve önerilerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gündeme getirecekler. Ben, zaman nedeniyle bunlara bu kürsüden değinemiyorum ama arkadaşlarımızın kararlılıkla bu kürsüden bunları dile getireceklerini de Cumhuriyet Halk Partisi adına ifade ediyorum.
Ancak, değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliği ve bu tasarıyla gerçekleştirilecek değişikliklerden sonra en az bunlar kadar önemli başka sorun ve sonuçların da ortaya çıkması, başka sorun ve sonuçlarla da karşılaşmamız olasıdır, kuvvetle muhtemeldir. Hepimizin bildiği gibi, seçimlerin yargı güvencesi altında yapılması temel bir hukuk ilkesidir. Nitekim Anayasa’mızın 79’uncu maddesi “Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.” düzenlemesine yer vermiştir, ancak gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ve bugün görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nın yasalaşmasından sonra mesleki gelecekleri siyasal iktidarın Adalet Bakanının iki dudağının arasından çıkacak söze tabi kılınan, her türlü baskıya, etkiye açık hâle gelen yargıç ve yargının demokratik ve özgür seçimler için güvence oluşturması bundan sonra gerçekten kuşkuludur.
Değerli milletvekilleri, şimdi sizlere bu konuşmalardan sonra sormak istiyorum:
“12 Eylül’le hesaplaşıyoruz”, “demokratikleşiyoruz”, “yargı bağımsızlığını gerçekleştiriyoruz”, “temel hak ve özgürlükleri güvence altına alıyoruz” iddia ve söylemleriyle halkımızın gündemine taşınan ve bugün de Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bu yapısı, içeriği ve tasarının bu düzenlemeleri karşısında 12 Eylül rejiminin hazırladığı darbe Anayasası ve darbe Yasası’ndan daha olumlu bir düzenleme olduğunu söyleyebilmek acaba mümkün müdür?
Adalet Bakanının sadece temsil hakkına ve Başkanlığına sahip olduğu değil, açık bir şekilde hukuki bir düzenlemeyle yönetim hakkına sahip olduğu bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile yargı bağımsızlığı nasıl sağlanabilir?
Adalet Bakanlığı listesinin blok olarak yer aldığı, elimde yer alan Adalet ve Kalkınma Partisinin Kayseri İl Başkanlığının mektubundan da açıkça görüldüğü üzere, referandumda üstün çaba ve hizmetlerinden ötürü kendilerine önce teşekkür edilen, daha sonra da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğiyle taltif edilen Kurul üyelerinin bulunduğu bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargıç güvencesinin nasıl teminatı olabilir?
İlk işi liyakat, kıdem ve tecrübe kriterlerinden yoksun bir kararnameyle, Erzincan’da yasa dışı tarikat ve cemaat örgütlenmelerine karşı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 8 Aralık 2010