TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)
Zonguldak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 49. Birleşim · 5. yasama yılı · 11 Ocak 2011 · 1.524 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali İhsan Köktürk (CHP), 11 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)); konuşma 1.524 kelime.
Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)”. TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim tutanağı, 11 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2011-01-11-tebligat-kanunu-ile-adli-sicil-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-k (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 474 sıra sayılı Tebligat Kanunu ve Adlî Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve değerli milletvekilleri, az önce yasalaşan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın Türk hukuk sistemine katkılar getirmesini diliyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Tebligat Yasası, Anayasa’da ve uluslararası hukuk belgelerinde en temel insan hakkı olarak kabul edilen adil yargılanma hakkını doğrudan ilgilendiren önemli bir yasadır, çünkü adil yargılanmadan söz edilebilmesi için öncelikle yargılanan kişinin veya yargılamaya taraf olan kişinin bu yargılamadan bilgi sahibi olması, haberdar olması temel koşuldur. Tebligatın yapılamamış olması, tebligattaki yanlışlıklar, eksiklikler, usulsüzlükler ve uzun süreli gecikmeler, adil yargılama hakkını sakatlayan, ortadan kaldıran büyük olumsuzluklar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yine bir hukuk devletinde yasaların çağın gerisinde kalmaması, teknolojik, ekonomik ve sosyolojik olguları takip etmesi temel bir zorunluluktur. Dolayısıyla, gerek aradan geçen zaman gerekse uygulamada karşılaşılan olumsuzluklar, yine çağın getirdiği gereksinimler, pek çok yasada olduğu gibi 1959 tarihli Tebligat Kanunu’nda da birtakım değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç doğurmuştur.
Bu anlamda görüşmekte olduğumuz tasarının genel gerekçesine baktığımızda, tebligat çıkartmaya yetkili olanların konuyla ilgili mevzuattaki değişikliklere paralel olarak yeniden düzenlenmesine gereksinim duyulması, 2006 tarihli 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda kabul edilen adres kayıt sisteminin Tebligat Kanunu’na intibakının sağlanması, genel olarak ihtiyari, sermaye şirketlerinde ise zorunlu olarak elektronik yollarla tebligat imkânının getirilmesi, yurt dışındaki Türk vatandaşlarına yapılacak tebligattan Adalet Bakanlığının aracılığının devreden çıkarılarak daha basit ve kolay yöntemlerin uygulamaya sokulması, mahkeme, savcılık ve icra kalemlerinde yapılan doğrudan tebligatla ilgili kanuni düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gibi temel hedeflerle düzenlendiğini görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, Tebligat Yasa Tasarısı’yla getirilen düzenlemelerin bir kısmını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz de olumlu, yararlı görüyoruz. Gerçekten, tasarıyla, celse arasında veya kalemde soruşturmaya, davaya ya da takibe ait evrakın taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirmek suretiyle veya imza karşılığında tebliğ edilmesinin tebligat hükmünde olacağı ve bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmesine ve masraf alınmasına gerek olmadığına yönelik düzenleme uygulamada ihtiyacı karşılayan olumlu bir düzenlemedir.
Yine tasarıyla getirilen kazai merciler tarafından çıkartılacak tebligatlar Adalet Bakanlığının devreden çıkartılarak tebliğ evrakının doğrudan yurt dışındaki elçiliklere veya konsolosluklara yapılıyor hâle getirilmesi de gerçekten uygulamayı kolaylaştıran ve hızlandıran bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türk yargı organının yine Türk vatandaşı olan taraf için doğrudan Türk temsilciliğini kullanarak tebligat yapması bizce de olumludur.
Ayrıca, tasarının 8’inci maddesiyle ilanen tebligatın gazete yanında elektronik ortamda da yapılması, muhatabın haberdar olma olanaklarının artırılması açısından adil yargılanma ilkesine paralel bir düzenleme olarak görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, ancak tasarının diğer bir kısım maddelerine baktığımızda ise çok ciddi sorunlar karşımıza çıkmaktadır.
Öncelikle, elektronik yolla yapılan tebligat kulağa ve göze hoş gelen, çağa uygun bir düzenleme olarak görülmekle birlikte çok ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Tasarıyla 7201 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen “Elektronik tebligat” başlıklı 7/a maddesi, günümüzde bilişim teknolojilerinin ulaştığı en son nokta dikkate alındığında, hukuken ve teknik olarak hiçbir şekilde kabul edilmeyen, ağda bulunan herkes tarafından müdahale edilebilecek ve görülebilecek bir haberleşme yöntemi olan normal elektronik posta yoluyla iletişime, Türk hukuk sistemi bakımından hukuki sonuç bağlamaktadır. Konunun uzmanı olan akademisyenlerin ifade ettiği üzere, normal elektronik posta yoluyla iletişim, elektronik postayı gönderenin ve alanın kimliklerinin, elektronik postanın gönderilme ve alınma zamanlarının, yine, kesin, tartışmasız bir şekilde tespit edilebildiği bir iletişim yöntemi değildir. Normal elektronik postanın bu zafiyetlerini gidermek ve elektronik ortamda hukuken ve teknik olarak güvenilir bir iletişim şeklini ortaya koymak üzere “kayıtlı elektronik posta” adı verilen uygulama uzun zamandan beri, dünyada, farklı ülkeler tarafından kullanılmaktadır. Bu sistemle ilgili, Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü de 2008 yılının Kasım ayında standartları yayınlamıştır.
Değerli milletvekilleri, tasarıda, elektronik tebligat bakımından dayanılması ve hukuki sonuç bağlanması gereken yöntemin elektronik kayıtlı posta sistemi olması kaçınılmazdır. Aksinin kabulü yani teknik olarak güvenilmeyen bir sisteme, bir hukuk devletinde, yasayla hukuki sonuç bağlanması gerçekten mümkün değildir.
Bu madde kapsamında, sonuç olarak, Tebligat Kanunu Tasarısı’ndaki 7/a maddesinin hükmüyle elektronik ortamda tebligatın yapılması, hem teknik hem hukuki hem de iş modeli olarak uluslararası standartlara ve Türk hukukundaki kabullere aykırı olarak düzenlenmektedir. Bu durum, hem kayıtlı elektronik posta sisteminin hem de tebligat hukukunun yerleşmiş kurallarının elektronik tebligat uygulamasıyla dışlanması anlamına gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, ayrıca, yıllardır üzerinde çalışılan ancak bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul gündemine taşınamayan Kişisel Verilerin Korunması Tasarısı’nın yasalaşmadığı koşullarda elektronik tebligat uygulamasının ciddi mahremiyet sorunlarını da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır.
Yine 1’inci maddede “… elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre PTT Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır.” ifadesiyle elektronik tebligat PTT tekeline bırakılmaktadır.
Usulsüz telefon dinlemeleri gündeme geldiğinde “Herhangi bir suçunuz yoksa dinlenmekten niye muzdarip oluyorsunuz?” diyebilen Ulaştırma Bakanının bulunduğu ülkemizde, PTT Genel Müdürlüğünün bu Ulaştırma Bakanlığına ve siyasal iktidara bağlı olması karşısında, güvenilirliği ve bağımsızlığı sağlanmış bir kuruluş tarafından denetlenememesi nedeniyle, elektronik olarak yapılan tebligatının gizliliğinin ihlal edilebileceği ve böyle bir sürecin manipüle edilebileceği kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, karşımıza ciddi bir sorun olarak çıkmaktadır. Keza, özelleştirme ve yabancılaştırmanın doludizgin devam ettiği böyle bir süreçte, PTT’nin özelleştirilmesinin de gündeme gelmesi hâlinde mahremiyetin korunmasında çok daha büyük sorunların karşımıza çıkması söz konusu olabilecektir. Bu bağlamda, elektronik imza uygulamasında olduğu gibi güvenilirliği ve bağımsızlığı sağlanmış bir kurum tarafından organize edilmediği sürece son derece olumsuz tabloların önümüze gelmesi yine kuvvetle muhtemeldir.
Değerli milletvekilleri, ayrıca tasarının 2’nci maddesiyle eklenen 7/a maddesinin içeriği de son derece yetersizdir. Kanun maddesinde yer alması gereken son derece önemli ve temel konuların daha sonra çıkarılacak yönetmeliklerle düzenleneceğinin belirtilmesi büyük bir eksikliktir ve bu düzenlemenin içerdiği boşlukların da çok açık kanıtıdır.
Değerli milletvekilleri, elektronik yolla yapılan tebligatta tebligatın ulaşma anının ve tarihinin belirlenmesinde de problem yaşanabileceği kaygısı, başta Türkiye Barolar Birliği temsilcisi ve Ankara Barosu olmak üzere pek çok kurum temsilcisi tarafından dile getirilmiştir. Diğer taraftan, tasarının ilgili maddesine bakıldığında “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik posta adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” ifadesinden anlaşılan, bu düzenlemeyle muhatabın öğrenme zamanının değil, posta adresine ulaşma zamanının esas alınmasıdır. Bu durum, Adalet Komisyonunda tartışılmıştır. Hatta Adalet Komisyonu Başkanımız Sayın Ahmet İyimaya, Komisyon tutanaklarına yansıyan konuşmasında -aynen okuyorum bu ifadeyi- “Elektronik postayı açmadıysa sayılmıyor. Erişim yetmiyor. Ben okudum. Zaten onu da içtihatla hallederiz, tebligat geçersiz olur.” diyor. Yani öğrenme anını esas alan ifadeleri bunlar Adalet Komisyonu Başkanımızın. Dolayısıyla, Profesör Muhammet Özekes’in ifadesine baktığımızda da madde metnini çok daha farklı yorumladığını görüyoruz. Yani, Adalet Komisyonu tutanaklarına bakıldığında, kanun metninin düzenlemesinin tersine, ulaşma anının mı, öğrenme anının mı esas alınacağının Komisyon Başkanımız ve tasarıyı hazırlayan Profesör ve Komisyon üyeleri tarafından farklı yorumlandığı gibi bir olgu karşımıza çıkıyor. Yani, bu da tasarının aslında olgunlaşmadan, bir hukuki mantık birlikteliği sağlanmadan Türkiye Büyük Millet Meclisine getirildiğine çok açık bir kanıt oluşturuyor.
Değerli arkadaşlar, bu tartışmalara kısaca değinmemin nedeni, elektronik postada sürenin başlaması için kanunun yazılı metninin aksine, sürenin başlamasında öğrenme anının mı, yoksa ulaşma anının mı esas alınacağı konusunda ciddi bir kafa karışıklığı bulunduğunu ortaya koymak içindir. Bu da maalesef, az önce de ifade ettiğim gibi, tekrarlıyorum, tasarının olgunlaşmadan Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine indirildiğini göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, aslında elektronik tebligatla ilgili tartışılması ve gündeme getirilmesi gereken pek çok konuya zaman yetersizliği nedeniyle değinemiyorum, aslında değinilmesi gereken çok fazla konu var. Tasarıda ana başlıklar hâlinde başka olumsuzluklar da var. Bu nedenle, konulara ana başlıklar hâlinde kısaca değinmek istiyorum.
Konuşmamın başlangıç kısmında da ifade ettiğim gibi, Tebligat Kanunu’nun 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda kabul edilen adres kayıt sistemine intibakının sağlanması da kanunun amaçları arasında görülüyor. Nitekim, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin bilinen en son adres olarak kabul edileceği ve buraya tebligat yapılacağı tasarıda öngörülüyor.
Ancak, değerli milletvekilleri, bu tasarı Adalet Komisyonunda görüşülürken, bu tasarının hazırlanmasına katkı sağlayan ve tasarıyı savunan üniversite hocasından tutun Barolar Birliği temsilcisine ve pek çok milletvekilimize kadar çoğunluğun üzerinde hemfikir olduğu konu, ülkemizdeki adres kayıt sisteminin sağlıklı olmadığıdır, sağlıklı tutulmadığıdır. Bu durum Komisyondaki temsilcilerce kendi başlarından geçen örneklerle anlatılmış ve geride bıraktığımız seçim sürecinde de hepimizce tanık olunmuştur. Dolayısıyla, adil yargılanmanın önemli bir parçası olan tebligat hukukunun, güvenilirliği herkesçe şüpheli, tartışmalı bir adres kayıt sistemine dayandırılması bu şartlarda son derece sakıncalıdır.
Değerli milletvekilleri, yargılamanın hızlandırılması yolundaki engellerin kaldırılması ve bu yönde Tebligat Kanunu’nda düzenlemeler gerçekleştirilmesi tabii ki önemlidir. Ancak asıl önemli olan hızlandırılmış yargılanma değil makul sürede adil yargılanmadır. Yani yargılama hukukunun temel prensipleri atlanmadan, makul sürede güvenilir ve adil yargılanmayı gerçekleştirmek hepimizin temel görevidir.
Yine -görüşmekte olduğumuz- Adli Sicil Kanunu’nun bu kadar kısa bir sürede yeniden Genel Kurul gündemine getirilmesinin hangi acil ihtiyaçtan doğduğu Adalet Komisyonu toplantılarında açıklığa kavuşturulamayan diğer bir konu olmuştur.
1930’lu yıllardaki bir kanuna atıf yaparak hâkimleri fişlediğini ifade eden ancak dokuz yıla yaklaşan iktidarları döneminde bu kanunu değiştirmeyi ve Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyi akıllarına dahi getirmeyen, makul olmayan tutuklanma süreleri ve vicdanları sarsan serbest bırakılmalara yönelik ciddi bir süreç yaşanırken topu sadece yüksek yargıya atmakla yetinen Adalet Bakanlığının, kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanunu yasalaştırmadan, son derece hassas, kişisel verilere yönelik olan Adli Sicil Kanunu’nu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmesi gerçekten izaha muhtaç bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca, Anayasa’mızın 20’nci maddesinde yer alan özel hayatın gizliliğine yönelik düzenlemelerin, bunu güvence altına alan ilgili düzenlemeler yasalaşmadan önce gündeme gelmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi, kanaatimizce hukuk tekniği açısından, Parlamento hukuk tekniği açısından kabul edilebilir makul bir anlayış da değildir.
Değerli arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 11 Ocak 2011