İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 24. BİRLEŞİM · SALI

Ankara milletvekili yılmaz ateş ve 35 milletvekilinin, öğretmenlerin sorunlarının ve okullardaki yetersizliklerin araştırılarak alınması gereken önlemler, bursa milletvekili ismet büyükataman ve 32 milletvekilinin, milli eğitimdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/21,94)

Ali Koçal

Zonguldak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 24. Birleşim · 3. yasama yılı · 2 Aralık 2008 · 1.895 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Koçal (CHP), 2 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ VE 35 MİLLETVEKİLİNİN, ÖĞRETMENLERİN SORUNLARININ VE OKULLARDAKİ YETERSİZLİKLERİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, BURSA MİLLETVEKİLİ İSMET BÜYÜKATAMAN VE 32 MİLLETVEKİLİNİN, MİLLİ EĞİTİMDEKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (10/21,94)); konuşma 1.895 kelime.

Ali Koçal (CHP, Zonguldak). “Ankara milletvekili yılmaz ateş ve 35 milletvekilinin, öğretmenlerin sorunlarının ve okullardaki yetersizliklerin araştırılarak alınması gereken önlemler, bursa milletvekili ismet büyükataman ve 32 milletvekilinin, milli eğitimdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/21,94)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kocal-23-2008-12-02-ankara-milletvekili-yilmaz-ates-ve-35-milletvekilinin-ogretmenlerin-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ KOÇAL (Zonguldak)Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlerimizin sorunlarının ve okullardaki yetersizliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması önergemiz hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, izin verirseniz konuşmama geçmeden önce Sayın Bakanın vurguladığı bir iki konuyla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bakan, 2002 yılından bu yana Hükûmetin birinci önceliğinin eğitim meselesi olduğunu ve o konuda da çok büyük atılımlar yaptıklarını, başarılı çalışmalar içerisinde olduklarını ifade ettiler ama şimdi, biraz sonra, burada konuşacağız, arkadaşlarımız bu konudaki düşüncelerini ortaya koyacaklar böyle olup olmadığını göreceğiz. Çünkü eğitim birinci önceliği olamamıştır bu Hükûmetin, bunu sizlerle paylaşmak isterim.

Bir başka konu, tabii, şu andaki öğretmenlerin üçte 1’inin kendileri döneminde atandığını ifade ettiler. Bu, tabii, doğru olabilir ama emekli öğretmenler var, ne kadar çok emekli öğretmen olduğunu da ortaya koyması gerekiyordu. Ayrıca bu vekil öğretmenlik, usta öğreticilik, sözleşmeli öğretmen, daha önceki hükûmetler döneminde olduğunu da ifade ettiler. Evet, bu doğrudur, önceki hükûmetler döneminde de vardı ama önceki hükûmetler döneminde sırada bekleyen yüz binlerce öğretmen yoktu, şimdi sırada bekleyen yüz binlerce eğitim fakültelerini bitirmiş öğretmenler var, o zaman yetişmiş öğretmenimiz yoktu. Sözleşmeli öğretmenlerle ilgili, onların da stajyerliğinden bahsettiler. Böyle bir şey söz konusu değil benim bildiğim kadarıyla, sözleşmeli öğretmenin stajyerliğinin kaldırılmasıyla ilgili bir durum söz konusu değil.

Öğretmenevlerinden bahsettiler Sayın Bakan. Öğretmenevlerinin çoğaldığından, sayısının arttığından, niteliğinin arttığından bahsettiler. Doğrudur kısmen ama şunun altını çizerek söylüyorum: Öğretmenler ne yazık ki, öğretmenlerin hiç biri Ankara Başkent Öğretmenevinde kalamıyorlar çünkü Ankara Başkent Öğretmenevinin fiyatları, uygulanan fiyatlar öğretmenlerin orada kalmasına elverişli değildir, Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum.

Ayrıca Sayın Bakan, öğretmenlerin ders ücretlerinin artırılmasıyla ilgili çok büyük çaba sarf etmiş, Hükûmet içerisinde tavır koymuş, talepleri olmuş ama ne yazık ki Maliye Bakanından geri dönmüş. Bu iyi. Sayın Bakan bunu söylüyorsa iyi. Demek ki Sayın Bakan bu konuda başarısız olmuş, başarısızlığını kendisi de ortaya koyuyor.

Evet, bir de atamalarla ilgili Sayın Bakanımız bir şeyler söylediler. Bu atamalarda işte normal ölçütlere, hakkaniyet ölçütlerine dikkat ettiklerini ifade ettiler ama bu Yönetici Atama Yönetmeliği kendi dönemlerinde bildiğim kadarıyla tam dört kez değişti. Bu niye değişiyor? Aynı kişi tarafından değiştiriliyor bir de, farklı bir bakan gelmiş olsa yahut da Hükûmet değişmiş olsa evet ama aynı bakan, aynı Hükûmet döneminde Yönetici Atama Yönetmeliği’ni dört kez değiştiriyorsunuz ve en son değiştirdiğinizden üç gün önce 76’ncı maddeyi kullanarak bir sınıftan bir öğretmen arkadaşımızı alıyorsunuz, Ankara’nın göbeğinde bir ilköğretim okuluna müdür yapıyorsunuz Yönetici Atama Yönetmeliği’ni yayınlamadan üç gün önce. Bunları dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yani Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, Türkiye’de eğitimle ve öğretmenlerle ilgili pembe tablo yoktur. Onu da şimdi açıklamaya çalışacağım.

Evet, değerli arkadaşlar, hepimizi bugünlere taşıyan ve üzerimizde büyük emekleri olan değerli öğretmenlerimizin sorunları ve çözümlerini araştırmak için kuracağımız Meclis araştırma komisyonuyla öğretmenlerimize karşı olan borcumuzu kısmen de olsa ödemeye çalışacağız, tabii kurulursa bu komisyon.

Anayasa’nın 42’nci maddesi ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasası, eğitimin çağdaş, demokratik, laik, Atatürk ilke ve devrimleriyle cumhuriyet esasları çerçevesinde olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Yine, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasası’nın 43’üncü maddesinde, “Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir.” denilmektedir. O nedenle, çocuklarımızı, gençleri yetiştiren öğretmenlerin görevlerini en iyi biçimde yerine getirebilmeleri için sorunlarının tespit edilerek, çözüm yollarının araştırılması ve sonuç alınması da gerekmektedir.

Yurdun her köşesinde özveriyle çalışan öğretmenlerin, yıllardır ekonomik ve sosyal sorunları ne yazık ki çözülememiştir. Öğretmenler geçinebilmek için ikinci bir iş yapmak zorunda bırakılmıştır. Yapılan araştırmalarda, ülkemiz öğretmenlerinin dünya öğretmenlerine göre daha çok çalıştığı hâlde birçok ülkenin öğretmenlerinden daha az ücret aldığı saptanmıştır yani Sayın Bakanın dediği gibi değil.

Değerli milletvekilleri, ülkenin olumlu gelişimi için en büyük görevi üstlenen öğretmenlerin çalışma koşulları ve ekonomik durumlarını zaman geçirmeden iyileştirmek zorundayız. Çocuklarımızın gelişmiş dünya çocuklarıyla her alanda yarışması onların en iyi biçimde yetiştirilmelerine bağlıdır. Bunun da yolu, onları yetiştirecek öğretmenlerin sorunlarının çözülmesine, durumlarının iyileştirilmesine bağlıdır. Bunun için, eğitim ve öğretim hizmetlerini üstlenen öğretmenlerin ve diğer görevlilerin ekonomik ve sosyal sorunlarını saptamak, çözüm yollarını ortaya koymak için Meclis araştırması istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, öğretmenler, yaptıkları işin doğası gereği kendilerini çok yönlü olarak yetiştirmek durumundadırlar. Ancak yıllardır öğretmenler ve eğitim çalışanları yoksulluk, memur, hizmetli ve idari personel ise açlık sınırının altında maaş almaktadır. Türkiye’nin dört bir yanında yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen fedakârca çalışan öğretmenlerimiz ve diğer eğitim emekçileri insanca yaşam mücadelesi vermektedirler.

Bilindiği gibi, son yıllarda, ülkemiz, cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı, en zor sürecinden geçmektedir. Bu süreçte yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği en üst düzeye çıkmıştır. Kamu çalışanları, işçiler, esnaf, köylü ve emekliler, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Kamu çalışanlarına 2009 yılı için yüzde 4+4,5 gibi utanç verici bir maaş artışı öngörülürken zorunlu harcamalarımıza yüzde 60’lara varan zamlar yapılmış, yapılmaya da devam etmektedir bildiğiniz gibi.

Türkiye’nin gelecek kuşaklarını yetiştiren öğretmenleri yoksulluğa, sefalete ve açlığa mahkûm etmemek için gerekli önlemler alınmalıdır. Tabii, Sayın Bakan böyle olmadığını iddia ediyor. Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yani bizlerin görevidir. Tüm toplumsal kesimler gibi yüz binlerce eğitim ve bilim emekçisi de art arda gelen zamlar sonrasında ekonomik olarak ciddi bir darboğaza girmiştir. Memur zammı, şimdiden buhar olmuş gitmiştir. Türkiye’de öğretmenlere yoksulluk sınırının yarısından daha az ücret ödenmesi ve diğer eğitim emekçilerinin açlık sınırında yaşamak zorunda kalması, millî eğitimin temel amaçlarından uzaklaşılmasına yol açmak demektir. Nitelikli ve bilimsel bir eğitim yaratmak istiyorsak, yüz binlerce eğitim emekçisini ekonomik ve sosyal açıdan doyuran bir alternatif yaratmak zorundayız. Ülkemizde öğretmenler yoksulluk sınırının altında, memur ve hizmetliler açlık sınırında maaş almaktadır. Bu durum, yaşanan yoksulluğu mutlak olarak artıracak, diğer ülkelerde çalışan eğitim emekçileriyle aramızdaki sosyoekonomik uçurumu daha da büyütecek niteliktedir.

Türkiye ile diğer OECD üyesi ülkelerde çalışan öğretmenlerin yıllık toplam çalışma sürelerini karşılaştırdığımızda ülkemizdeki durumun vahametini görmemek mümkün değildir. Örneğin, İskoçya’da öğretmenler yıllık toplam olarak 1.365 saat çalışmaktadır, Çek Cumhuriyeti’nde 1.652 saat çalışmaktadır, Almanya’da 1.765 saat çalışmaktadır, Türkiye’de 1.832 saat çalışmaktadır, OECD ortalaması ise 1.662. OECD verilerine göre 2008 yılında Türkiye’de bir öğretmen ortalama 1.832 saat çalışmaktadır ve bu, 170 saat daha fazla çalıştığı anlamına gelmektedir.

Türkiye’de öğretmenler, çalışma saatlerinin diğer OECD ülkelerindeki meslektaşlarından fazla olmasının yanı sıra çalışma ve yaşam koşulları bakımından da oldukça kötü durumdadırlar. Bugün Türkiye’de öğretmenlerin büyük bölümü geçim sıkıntısı çekmekte ve giderlerini karşılayabilmek için, hepimizin bildiği gibi ve az önce de ifade ettiğim gibi, ek iş yapmak zorunda kalmaktadırlar. Öğretmenlerimizin kendi mesleği dışında ek iş yapmak zorunda kalması hem onların daha fazla yorulmasına neden olmakta hem de eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

Değerli arkadaşlar, yine Sayın Bakanımız tarafından öğretmenlerin maaşlarıyla ilgili güzel sözler söylendi ama geçtiğimiz günlerde yine yapılan bir araştırma sonucu bunu söylemiyor. OECD ülkelerindeki öğretmenlerin aldığı maaşlara kısaca bakacak olursak, örneğin Avusturya’da en düşük maaşlı bir öğretmen yılda 27 bin -küsuratını söylemiyorum- dolar maaş alıyor, Fransa’da 23 bin dolar maaş alıyor, Portekiz’de 20 bin dolar maaş alıyor, Yunanistan’da, hemen yakınımızda, 26 bin dolar maaş alıyor en düşük alan ama bizim ülkemizde 12 bin dolar maaş alıyor en düşük alan arkadaşımız. 9/2 üzerinden söylüyorum bunları.

Peki, en yüksek alana baktığımız zaman -en yüksek alanlarda Avusturya’yı örnek vermiştim- en yüksek alan 54 bin dolar alıyor yıllık Avusturya’da. İtalya’da -örneğin- 35 bin dolar alıyor, hemen yanımızda, Yunanistan’da 38 bin dolar alıyor ama Türkiye’de en yüksek maaşlı öğretmenimiz 15 bin dolar alıyor. Bu demek ki Sayın Bakanın söylediği doğru değildir.

Evet, değerli arkadaşlar, OECD ülkelerinde en üst derecede olan bir ilköğretim okulu öğretmeninin yıllık toplam geliri açısından değerlendirdiğimizde -biraz önce ifade ettim- OECD ülkelerinde bu ortalama 46.290 dolardır. Türkiye’de ise en üst derecedeki öğretmenin yıllık maaşı 15.780 dolardır. Görülüyor ki öğretmenlerimizin aldığı maaşlar bir ailenin gıda, kira, ulaşım, yakacak, elektrik, su, haberleşme, giyim, eğitim, sağlık, iletişim, kültür gibi temel ihtiyaçlarının yarısını bile karşılayamayacak düzeydedir.

Yine öğretmenlerin maaşına bir bakacak olursak… Yani 2002’den günümüze maaşların yüzde 145 oranında arttığını söyledi Sayın Bakan. Doğru olabilir, yapılan hesabın nasıl yapıldığını bilmiyorum ama şunu bir görmemiz gerekiyor: Öğretmenler, 2002 yılında 9/2’de çalışan bir öğretmen 456 YTL maaş alıyordu ve bu maaşla ihtiyaçlarının, biraz önce saydığım ihtiyaçlarının yüzde 43’ünü karşılayabiliyordu. Yine 2005’te 9/2’deki bir öğretmen 747 lira alıyordu ve ihtiyaçlarının yüzde 42’sini ancak karşılayabiliyordu. Günümüzde öğretmen -Sayın Bakanın iftiharla ifade ettiği- 1.171 YTL alıyor ve ihtiyacının ancak yüzde 48’ini karşılayabiliyor. Bunları yoksulluk sınırına göre ifade ediyorum. Çünkü 4 kişilik bir ailenin alması gereken en az ücret 2.417 YTL olmalıdır.

Tabii, öğretmenler açısından durum böyleyken memur ve hizmetlilerin durumu açısından tablo daha da vahimdir değerli arkadaşlar. Hizmetli ve memurlar açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermekte ve görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

İktidarın ifadesiyle ekonomi büyümüş, işsizlik ve enflasyon oranları azalmış, kişi başı millî gelir yükseltilmiş ise eğer, açlık ve yoksulluk sınırına yönelik rakamlara baktığımızda tüm bu söylemlerin havada kaldığını görmemek mümkün değil. Çünkü Ekim 2008 itibarıyla açlık sınırı 742 ve yoksulluk sınırı ise 2.417 YTL olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayıramadığı için eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinin üzerinden karşılanmaktadır. 2009 yılı eğitim bütçesi gerek genel içeriğiyle gerekse eğitime ayrılan payın ihtiyacın çok altında olması nedeniyle önümüzdeki yılın öğretmenler, öğrenciler ve öğrenci velileri açısından çok daha zor geçeceği anlamına gelmektedir. Aynı zamanda, kriz yılı olacak dediğimiz 2009 yılının tüm halkımız gibi öğretmenler, öğrenci ve veliler açısından da sorunlarla dolu bir yıl olacağını görmek lazım.

Değerli milletvekilleri, eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, artan öğrenci sayısı, derslik açıkları, eğitimin niteliğinin yükselmesi, fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, en fazla 30 öğrencili sınıfların oluşturulması ve 140 bin öğretmen açığının giderilebilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin millî gelire oranı artırılmalıdır. Tabii, Sayın Bakan artırmak için çaba sarf ediyor ama Maliye Bakanı anlaşılan buna yol vermiyor. Millî eğitim payını yükseltmediğimiz sürece sorunları gelecek yıllara ertelemekten başka bir çaremiz olmayacaktır.

Okullaşma oranlarına Millî Eğitim Bakanlığının 2008 yılı rakamları açısından bakıldığında tablonun hiç de iç açıcı olmadığını görmek mümkündür. Okul çağındaki nüfusun ilköğretimdeki okullaşma oranı yüzde 97 iken ortaöğretim çağındaki çocukların sadece yüzde 58’i okullara devam edebilmektedir. Yükseköğretimde okullaşma oranı yüzde 20’ler düzeyindedir. Ülkemizde okuryazar olmayan nüfusun çok büyük bir bölümü kadınlardır ve kadınlarımızın yüzde 80’i okuma yazma bilmemektedir.

Türkiye’de toplam öğrenci sayısıyla kıyaslandığında okul, derslik ve öğretmen sayısının yetersiz olduğu bilinmektedir. Öğrenci sayısı her yıl belli bir oranda artmasına karşın okul, derslik ve öğretmen sayısı bu artışın oldukça gerisinde kalmıştır. Okul, derslik ve öğretmen açıklarının giderilememesi eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkilemekle kalmamakta, eğitim hizmetinin nitelikli ve sağlıklı verilmesini de engellemektedir.

Öğretmen açıkları, yıllardır eğitim sistemimizin öncelikli sorunları arasında yer almaktadır. Bugün için eğitimde öğretmen açığı, atama yapılması planlanan sayıların çok üzerindedir. Her yıl yeterli sayıda atama yapılamaması durumunda, binlerce öğretmenin emekliye ayrılmasıyla bu açık daha da büyüyecektir. Durum böyleyken atama yapılması düşünülen rakamlarla öğretmen açığı sorununun çözülmesi mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye önümüzdeki beş yıl içinde eğitimli genç işsizler ordusuyla karşı karşıya kalacaktır. Bugün elinde öğretmen diploması, tezsiz lisans belgesi bulunan işsiz öğretmen sayısı 200 binin üzerindedir. Her yıl 40 bini eğitim fakültelerinden, 50 bini diğer fakültelerden mezun olmak üzere 90 bin kişi öğretmenlik için hazırlanmaktadır. Bu rakamların gösterdiği en açık ve belki de en acı gerçek, bugünkü fakülte giriş kontenjanları esas alındığında, 2012 yılında, biriken öğretmen adayı sayısı 400 bini aşacaktır. Açıkları kapatmak üzere beş yılda 150 bin öğretmen ataması yapılsa bile 250 bin öğretmen işsiz kalmaya devam edecektir. Eğer şimdiden gerekli önlemler alınmazsa yarın hem eğitim sistemimiz hem de öğretmen adayları açısından çok geç olabilir. Öğretmen açığını kapatacak yeterli atamanın yapılmaması eğitimin niteliğini düşürürken aynı zamanda binlerce öğretmen adayını işsizliğe, umutsuzluğa ya da düşük ücretle iş güvencesinden yoksun olarak çalışmaya itmektedir. Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması -Sayın Bakan da bahsetti- eğitim sorunlarını çözmek bir yana iş güvencesinden yoksun, düşük ücretlerle çalışma anlamına gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 2 Aralık 2008

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook