Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)
Genel Kurul, 116. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Haziran 2010 · 1.050 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Koçal (CHP), 11 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ VEYSİ KAYNAK VE 3 MİLLETVEKİLİNİN BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI, EMNİYET TEŞKİLATI KANUNU İLE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI İLE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; KONYA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KALAYCI VE 3 MİLLETVEKİLİNİN; KIRŞEHİR MİLLETVEKİLİ ABDULLAH ÇALIŞKAN VE 2 MİLLETVEKİLİNİN BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ İLE (S.S.: 508)); konuşma 1.050 kelime.
Ali Koçal (CHP, Zonguldak). “Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kocal-23-2010-06-11-kahramanmaras-milletvekili-veysi-kaynak-ve-3-milletvekilinin-bazi-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ KOÇAL (Zonguldak)Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı kanun teklifleriyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu kanun teklifleri içerisinde ağırlıklı olarak Millî Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına personel atamasıyla ilgili bölümler var. Ben eğitimle ilgili bölümüne yönelik görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Burada, öğretmen ihtiyacının giderilmesine yönelik bir kadro tahsisi vardır, bu yasa teklifinde. Kuşkusuz bu sevindiricidir, teşekkür ediyoruz. Zaman zaman böyle kamuoyunu, vatandaşlarımızı ilgilendiren yasalar önümüze geldiğinde doğrusu heyecanlanıyoruz.
Tabii, alınacak olan, alınması tasarlanan 70 bin öğretmene karşılık yaklaşık 40 bin civarında bir öğretmen alınacağını biliyoruz. Bu 70 binin tamamının kullanılamayacak olması çok da olumlu karşılanmıyor. Biz isterdik ki bu kadronun tamamı kullanılabilsin. Hatta Türkiye’nin 140-150 bin civarında öğretmen ihtiyacı vardır. Bu, herkes tarafından biliniyor. Mümkün olsa da bu öğretmen ihtiyacını giderebilsek. 140-150 bin civarında öğretmen ihtiyacı varken tabii, 300-330 bin civarında da öğretmenlerimiz sırada bekliyorlar, bunları hem bekletmemiş oluruz hem de ihtiyacımızı karşılamış oluruz çünkü bir ülke için eğitim her şeyin üstündedir. Önce insanlarımızı eğiteceğiz ki, iyi eğiteceğiz, iyi insan yetiştireceğiz, ahlaklı insan yetiştireceğiz, dürüst insan yetiştireceğiz, ondan sonra da ülkemizin geleceğini garanti altına almış olacağız. Bunları yapabilmemiz için eğitimi mutlaka çok ciddi olara ele almamız lazım.
Türkiye’de birçok eksiklik var mıdır? Vardır. Bu eksikliklerin giderilmesi için zaman zaman çalışmalar oluyor mu? Oluyor, elbette. Bu Hükûmet döneminde de çalışmalar olmuş mudur? Olmuştur ama bunların hiçbir tanesi yeterli değildir çünkü bu İktidar döneminde yapılan çalışmaların, eğitime yönelik çalışmaların büyük bir bölümü ne yazık ki değerli milletvekilleri, kadrolaşma yönünde gerçekleştirilmiştir. Daha çok kendi ideolojilerini, AKP ideolojilerini yaygın hâle dönüştürebilmek ve yerleşik hâle dönüştürebilmek için birtakım çalışmalar yapılmıştır. Bu da tabii çok uygun bir davranış değildir. Bir ülkenin geleceği eğitime bağlı olduğuna göre yetiştirilecek olan insanlar da ona yönelik olarak yetiştirilmelidir. Bir ideolojiye bağlı değil çağa uygun, çağdaşlığa uygun ve geleceğimize uygun olmalıdır.
Bir diğer yandan bu, torba yasa olarak önümüze geldi. Bu, temel kanun olarak değerlendiriliyor. Çok fazla bu yasayı, teklifi değerlendirme, burada tartışma imkânını bulamıyoruz. Keşke temel yasa olarak değil de normal bir teklif olarak gelmiş olsaydı enine boyuna bu tartışmaları yapmış olurduk.
Değerli milletvekilleri, tabii, bir ülke için, baştan da ifade ettiğim gibi, en önemli olan eğitimdir, Millî Eğitim Bakanlığıdır. Millî Eğitim Bakanlığının işlevi çok önemlidir. Bu anlamda, Millî Eğitim Bakanlığımızın, bu dönemde, özellikle de son iki yılda atadığı müsteşarlar çok birikimli, donanımlı olabilirler, kariyer yapmış olabilirler, ülkemize de çok üstün hizmetler yapmış olabilirler, ama eğitim ayrı bir alandır, eğitim ayrı bir koldur; dolayısıyla, burada eğitimle ilgili Millî Eğitim Bakanlığına atanacak olan müsteşarların eğitimin içinden gelmiş olması tercih edilirdi, çok daha iyi olurdu diye düşünüyoruz, bu görüşümü de sizinle paylaşmak istiyorum. Böyle olmamıştır ne yazık ki.
Tabii, cumhuriyetimizin her döneminde eğitim, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığındaki kadrolaşmalar değerlendirilmiştir, tartışılmıştır, ama bu dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde Millî Eğitim Bakanlığı tartışılmamıştır. En son, biliyorsunuz, Sayın Hüseyin Çelik’in bakanlığı devrederken “Bakanlığı otomatiğe bağlıyorum.” demiş olması gerçekten zihinlerden bir türlü çıkmıyor, ne bir eğitimciye yakışmıştır ne de bir Millî Eğitim Bakanına yakışmıştır. Ondan sonra gelen Millî Eğitim Bakanımız da otomatiğe bağlı mıdır değil midir, bunu kanıtlamak için büyük bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz, umarız iyi şeyler yapar da bu otomatiğe bağlı olmadığını kendisi ortaya koymuş olur.
Değerli arkadaşlar, tabii, Millî Eğitim Bakanlığının birçok sorununun olduğunu söyledim. Bu sorunlara kısaca birkaç madde olarak değinmek istiyorum.
Önemli olan, şu sıralarda Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığının taşımalı eğitim sistemini bir daha gözden geçirmesi gerekiyor. Taşımalı eğitim sistemi, esasında sekiz yıllık eğitimle birlikte başlamıştır ve sekiz yıllık eğitimde öğretmen ihtiyacı bahane edilerek, köy okullarına branş öğretmeni gönderilemediği için taşımalı eğitim gündeme gelmiştir, böylece birçok köy boşaltılmıştır, birçok köyde şu anda okul yoktur. Bunu tekrar, yeniden gözden geçirip, bu okulların hayata geçmesi için neler yapılması gerekiyorsa, mutlaka bunları yapmak lazım. Yani, köy okullarını kapatmamak gerekiyor. Hele hele köy okullarında öğrenci sayısının düşmesiyle ilgili eğer bir değerlendirme yapıyorsanız, siz orada okul öncesi eğitimi dikkate alarak beş, altı yaş grubundaki çocukları da almak suretiyle okul öncesi eğitime bir katkı sağlamış olursunuz, o eğitimi köyden başlatmış olursunuz, şehir yerine köyden başlatırsınız ve de köy okullarını kapatmamış olursunuz. Köy okullarını kapatmak demek, köyü şehre taşımak demektir. Elbette, köyün şehre gelmesinde çok önemli hususlar vardır. Tabii köylünün gelip şehirde daha sosyal bir çevrede, daha sosyal bir hayat içerisinde yaşaması önemlidir, ama köylerini de boşaltmaması gerekiyor. Bunun da yolu köy okullarının kapatılmamasıdır ve köy okullarında okul öncesi eğitimin başlatılmasıdır.
Değerli arkadaşlar, bir diğer konu, okuldaki öğretmenlerimiz ve özellikle de yöneticilerimiz ne yazık ki günümüzde dilenci durumuna düşmüştür. Devlet tarafından okulların her türlü ihtiyaçları karşılanamadığı için daha çok yönetici arkadaşlarımız ve öğretmenlerimiz, özellikle de sene sonlarında piyasaya çıkarak para toplamak ve çeşitli etkinlikleri paralı yapmak suretiyle bütçe yapma mecburiyetinde bırakılıyorlar. Bu durumdan öğretmenleri çıkarmak lazım. Okul ihtiyaçlarını velilere ödetmemek gerekiyor. Bu, zaten bir anayasal haktır da aynı zamanda. Okulların ve öğrencilerin ihtiyaçları mutlaka devlet tarafından, Bakanlık tarafından karşılanmalıdır.
Örneğin, okul aile birlikleri vardı daha önceki yıllarda. Okul aile birlikleri okulla aileler arasındaki diyalogu sağlıyordu. Ama günümüzde öyle değil, okul aile birlikleri para toplar, okuldaki bütçeyi hazırlar noktaya taşındı. Bu yanlıştır. Okul aile birliklerinin okul ile aile arasındaki diyaloğu sağlaması çok önemlidir.
Ayrıca, artık resmî okullar ve özel kurumların kendi aralarında rekabet etmeleri gerekirken -yani esasında özel okulların olması gerekiyor rekabet olması bakımından- devlet okullarının, resmî okulların bunların çok arkasında, çok gerisinde kalmış olması da devlet açısından, Millî Eğitim açısından düşündürücüdür, doğru değildir. Mutlaka okullarımızın özel okullarla da rekabet edebilecek noktaya taşınması lazım.
Bir diğer konu, tabii, eğitimdeki sıkıntımızdır. Değerli arkadaşlar, giderek eğitimin kalitesi düşmektedir. Bunun nedenlerini Millî Eğitim Bakanlığı mutlaka biliyor. Alınması gereken önlemler de böyle oradan buradan toplamak suretiyle yapılacak durumda değil, herkes bunu biliyor; neyin yapılacağını, nasıl yapılacağını herkes biliyor; bu kaliteye yükseltmek için nelerin yapılabileceğini biliyor. O hâlde bunu yapmamız gerekiyor. Sınavlar bunun çok açık göstergesidir. Devletin yaptığı sınavlarda birçok öğrencimizin sıfır çektiği, birçok öğrencimizin bazı sorulara, önemli birçok soruya, yüzde yüz yanıt vermesi gereken birçok soruya cevap veremediğini görüyoruz. Bunun ortadan kaldırılması lazım.
Yine, tabii, eğitim, öğretim nedense hep böyle sınav kazanmaya yönelik, sınav kazanmaya endeksli bir hâle dönüştürüldü. Okullarda sosyal aktiviteler artık bir kenarda kalmış oldu, sosyal aktiviteler rafa kaldırıldı. Bunu da yeniden Millî Eğitim Bakanlığının bir değerlendirmesi gerekiyor ve sınava giren öğrencilerin son yıllarda okulu değil de dershaneleri tercih ettiğini de hepimiz biliyoruz. Bu, aslında devletin ve Millî Eğitim Bakanlığının ayıbıdır. Buraya dikkat etmek lazım. Yani bu ayıptan devletin ve Bakanlığın kurtulması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 11 Haziran 2010
