Türk vatandaşlığı kanunu tasarısı (s.s.90)
Genel Kurul, 95. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Mayıs 2009 · 2.165 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Oksal (CHP), 28 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU TASARISI (S.S.90)); konuşma 2.165 kelime.
Ali Oksal (CHP, Mersin). “Türk vatandaşlığı kanunu tasarısı (s.s.90)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 28 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-oksal-23-2009-05-28-turk-vatandasligi-kanunu-tasarisi-s-s-90 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ OKSAL (Mersin)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle, Çukurca’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum; tüm ulusumuzun başı sağ olsun.
Yeni Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Tasarının tamamı Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin ve vatandaşlık hizmetlerinin yürütülmesine dair usul ve esasları belirlemektedir.
Vatandaşlık, genel olarak, devlet ile kişi arasındaki hukuki bir bağ olarak tanımlanır. Bir insan topluluğunun devletin kurucu unsuru olabilmesi için sınırları belli bir ülke üzerinde yaşaması ve kendisini uluslararası alanda temsil edecek bir siyasi otoriteye sahip olması ve devletle arasında sürekli bir hukuki bağının olması demektir ki bu bağ vatandaşlık bağıdır. Vatandaşlık bağı, kişinin devletine karşı bağlılığını ifade ederken, aynı zamanda devletin birey üzerinde birtakım yetkilere sahip olmasının da temelini oluşturur.
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin 2’nci maddesinde vatandaşlık şöyle tanımlanır: “Vatandaşlık bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağ anlamına gelir, kişinin etnik kökenini göstermez.”
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’nin 1’inci maddesinde “Her devlet kimlerin kendi vatandaşı olduğunu kendi hukuku uyarınca kendisi belirler.” denilmektedir. Devletin bu yetkisinin tek istisnası, devletin yaptığı düzenlemelerin uluslararası sözleşmelere, uluslararası teamül hukukuna ve vatandaşlıkla ilgili genel olarak kabul edilmiş hukuk ilkelerine aykırı olmamasıdır. Vatandaşlıkla ilgili düzenlemelerde devlet yetkisi mutlaktır, kimin vatandaş olacağı devletin mutlak yetkisi altındadır.
Anayasa’mızın 66’ncı maddesinde Türk vatandaşlığı şöyle tanımlanmaktadır: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür, Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türk’tür, hiçbir Türk vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.”
Anayasa’nın 66’ncı maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklik ile vatandaşlığın kazanılmasında ana ile baba arasındaki ayrım ortadan kaldırılarak, Anayasa’nın temel ilkelerinden olan “Kanun önünde kadın-erkek eşitliği” sağlanmıştır.
Bizde Anayasa’daki vatandaşlık tanımı diğer Avrupa ülkelerindeki vatandaşlık tanımlarıyla karşılaştırıldığında, bizdeki vatandaşlığın “millet” kavramına daha yakın anlamda kullanıldığı görülecektir. Çünkü “millet” farklı kültürlerden gelenlerden oluşur, “millet” kavramında ırka vurgu yapılmaz.
Son zamanlarda bilinen vatandaşlık kavramından farklı olarak Avrupa Birliği vatandaşlığı kavramı da ortaya çıkmıştır. Buna göre Avrupa Birliği vatandaşlığı, üye devletin vatandaşı olan bir kişinin birlik çerçevesinde belirli hak ve yükümlülüklerinin bulunması anlamına gelir. 1 Mart 2000 yılında yürürlüğe giren Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi, vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesi konularında önemli ilkeler benimsemiştir. Sözleşme, vatandaşlık hukukunun uygulanmasında cinsiyet, din, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken açısından ayrımcılık oluşturan herhangi bir uygulama içermeyeceğini kabul etmiştir. Sözleşme, devletlerin çok vatandaşlık olgusuna olumlu yaklaşımda bulunmalarını da öngörmektedir. Bu sözleşmeyi Avrupa Konseyi üyesi on iki ülke onaylamış ve yirmi yedi ülke de imzalamıştır. Avrupa Konseyine üye Türkiye bu sözleşmeyi henüz imzalamamıştır. Avrupa Birliği düzeyinde yapılan değerlendirmelerde vatandaşlık alanında Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’nin temel alınması gerektiği yönünde de eğilim artmıştır.
Değerli milletvekilleri, Türk vatandaşlığı, hemen her ülkede olduğu gibi ülkemizde de iki şekilde kazanılmaktadır. Buna göre Türk vatandaşlığı doğumla ve sonradan olmak üzere iki şekilde kazanılır. Ülkemizde doğumla Türk vatandaşlığı, soy bağı ve doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılmaktadır. Doğumla kazanılan vatandaşlık doğum anı ile geçerlidir. Yurt içinde ve dışında Türk vatandaşı ana ve babadan evlilik birliği içinde doğan çocuklar doğum itibarıyla Türk vatandaşlığını kazanırlar. Türk ana ve yabancı babadan evlilik birliği dışında doğan çocuk Türk vatandaşıdır. Vatansızlığı önlemek için anası ve babası belli olmayan terk edilmiş çocuklar toprak esasına göre doğdukları ülkenin vatandaşı sayılacaklardır.
8’inci maddeyle yapılan bu düzenleme vatansızlık durumuna düşülmemesini amaçlamaktadır. Doğumla kazanılan vatandaşlık konusunda yapılan düzenlemeler genel olarak uluslararası düzeyde kabul görmüş olan düzenlemelerdir. Türk vatandaşlığının sonradan kazanılması, yetkili makam kararı, evlat edinme ve seçme hakkının kullanılmasıyla olmaktadır. Buna göre 11’inci madde, Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda aranacak olan şartları sekiz ayrı maddede toplamıştır. Bu koşulları taşıyan yabancılara yetkili makam kararıyla vatandaşlık verilecektir. Gerek görülmesi hâlinde Bakanlar Kurulunca taşıdıkları ülke vatandaşlığından çıkma şartı da istenebilecektir. Bu maddelerden ayırt etme gücüne sahip olmak, genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulanmamak, Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak şartları belirgin bir biçimde ifade edilmişken, yeteri kadar Türkçe konuşabilmek, iyi ahlak sahibi olmak, Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışlarıyla teyit etmek, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak şartları diğer şartlara kıyasla muğlak görünmektedir, daha açık ifade edilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birinci bölümün konusu olan vatandaşlığın kazanılmasıyla ilgili daha sonra konuşacağım için, burada biraz da vatandaşlığın kaybedilmesinden ve vatandaşlıkla ilgili diğer düzenlemelerin yapıldığı maddelerden bahsetmek istiyorum.
Yeni Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı’nın 22’nci ve 50’nci maddelerini kapsayan ikinci bölümüne göre Türk vatandaşlığı yetkili makam kararıyla ve kişinin seçme hakkının kullanılmasıyla kaybedilmektedir. Yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kayıp yolları çıkma, kaybettirme ve vatandaşlığın iptali olarak belirlenmiştir. Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyen kişilere belirli şartları taşımaları hâlinde Bakanlıkça izin verilebilir. Bunlar ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak, yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış olmak veya kazanacağına ilişkin inandırıcı belirtiler sunmak, herhangi bir suç veya askerlik hizmeti nedeniyle aranan kişilerden olmamak, hakkında herhangi bir mali veya cezai tahdit bulunmamak. Bu şartları taşıyan ve yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmak üzere Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyenlerden talepleri uygun görülenlere de Bakanlıkça Türk vatandaşlığından çıkma izin belgesi, verilen izin sonucunda veya önceden yabancı bir devlet vatandaşlığını kazandığını belgeleyenlere ise Türk vatandaşlığından çıkma belgesi verilir. Çıkma izin belgesi, karar tarihinden itibaren iki yıl geçerlidir. İzin belgesi alanlar bu süre içerisinde yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere yabancı devlet vatandaşlıklarını kazandıklarına dair bilgi ve belgeleri vermek zorundadırlar. Süresi içinde yabancı devlet vatandaşlığının kazanılmaması durumunda çıkma izin belgesi geçersiz sayılır. Çıkma belgesinin ilgiliye imza karşılığı teslimiyle Türk vatandaşlığı kaybedilir.
Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin nüfus aile kütüklerindeki kayıtları kapatılır. Eşlerden birinin çıkma belgesi almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmesi diğer eşin vatandaşlığına tesir etmez. Türk vatandaşlığını kaybeden ana veya babanın talebinin bulunması ve diğer eşin de muvafakat etmesi hâlinde çocukları da kendileri ile birlikte Türk vatandaşlığını kaybederler.
Türk vatandaşlığından, izin almak suretiyle çıkanlara bazı haklar tanınmıştır. Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle vatandaşlığını kaybedenler ve kendileri ile birlikte işlem gören çocukları, millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü, seçme ve seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç ve ev eşyası ithal etme hakları dışında sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanundaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlığına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.
Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi Bakanlar Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren geçerli olur.
Vatandaşlığın kaybı hâllerinden bir diğeri de iptal kararıdır. Türk vatandaşlığını kazanma kararı ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususların gizlenmesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından vatandaşlığı iptal edilir.
İptal kararı Türk vatandaşlığının kazanılmasından başlayarak on yıl geçtikten sonra verilmez.
İptal kararı, kazanmanın dışında karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal de ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanmış diğer eşe ve çocukları hakkında da uygulanır.
Vatandaşlığı iptal edilenler hakkında da 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bunlardan malların tasfiyesi gerekli görülen hâllerde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu kişiler en geç bir yıl içinde Türkiye’deki mallarını tasfiye etmek zorundadır. Aksi hâlde, malları hazinece satılarak bedelleri nam ve hesaplarına kamu haznedarlığı sistemine dâhil bir kamu bankasına yatırılır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı 2006 yılında İçişleri Komisyonunda görüşüldüğü sırada CHP milletvekilleri ve İçişleri Komisyonu üyeleri olarak Hakkı Ülkü, Mehmet Siyam Kesimoğlu, Nurettin Sözen, Mehmet Kartal, Nadir Saraç ve ben, Nâzım Hikmet Ran’ın Yasa’da yapılacak bir düzenlemeyle yeniden Türk vatandaşlığına alınması için önerge vermiştik. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 6/10/2005 tarihinde almış olduğu kararla Nâzım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığından çıkartılmasıyla ilgili 1951 yılında alınmış Bakanlar Kurulu kararını geçersiz saymış olmasına rağmen, Komisyon önergeyi oy çokluğuyla reddetmişti. Önergenin reddedilme gerekçesinde, Bakanlar Kurulu kararının idari bir işlem olduğu, bu nedenle tasarıda yer alacak yasal bir düzenlemeyle değil de Nâzım Hikmet Ran’ın vatandaşlığa alınma işleminin yine Bakanlar Kurulu kararıyla olması gerektiğini vurgulamışlardır. Üç yıl aradan sonra, 5 Ocak 2009’da, Bakanlar Kurulu, Nâzım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığına alınmasını kararlaştırmış ve 10 Ocak 2009’da Resmî Gazetede yayımlayarak yürürlüğe koymuştur, kendilerine de teşekkür ediyoruz.
Tasarının dikkatle tartışılması gereken önemli maddelerinden biri de 14’üncü maddesidir. Türk vatandaşlığının Türkiye’de üç yıl ikamet şartına bağlı olarak yeniden kazanılmasının açıklandığı bu maddede, tasarının 29 ile 34’üncü maddeleri uyarınca vatandaşlığı kaybettirilen ya da vatandaşlığı kaybedenlere atıf yapılmaktadır.
Tasarının 29’uncu maddesi, Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkindir. Buna göre, belirtilen eylemlerde bulundukları resmî makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararıyla kaybettirilir:
1) Yabancı bir devletin, Türkiye'nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları, kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirler tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleriyle bu görevi bırakmayanlar,
2) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Bakanlar Kurulunun izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler,
3) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar.
Tasarının 29’uncu maddesinde bu eylemler “vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemler” olarak nitelendirilmiştir. Kişiler, zaten vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerde bulundukları için millî güvenliğe ve kamu düzenine engel teşkil edecek davranışlar sergilemişler ve bu nedenle vatandaşlıktan çıkartılmışlardır. Şimdi, aynı kişilerin, tasarının 14’üncü maddesiyle Türkiye’de üç yıl ikamet etmeleri koşuluyla kamu düzeni ve millî güvenlik bakımından engel teşkil eden hâlleri ortadan kalkmış mı oluyor ve bu nedenle de yeniden Türk vatandaşlığını kazanıyor, bu bir çelişki değil mi?
Yine 34’üncü maddeye göre ana ve babaya bağlı olarak soy bağı, doğum yeri ve evlat edinme yolu veya herhangi bir nedenle Türk vatandaşlığını kazanmış olanlar ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığını seçmeyerek Türk vatandaşlığını kaybedenler sadece millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmaması ve Türkiye’de üç yıl ikamet etmek koşuluyla yeniden Türk vatandaşlığını kazanabileceğin öngörülmektedir. Bu hakkın kullanılması, vatandaşlık hukukunun kişinin kendi vatandaşlığını seçmede özgür olması ilkesinden hareket edilmektedir. Oysa, bu kişilerin önceki tercihlerinin Türk vatandaşlığı olmadığı da görülmektedir. Bu tür kişileri de bu tasarıyla âdeta mükâfatlandırıyoruz.
Burada önemle üzerinde durulması gereken bir diğer husus, mevcut 403 sayılı Vatandaşlık Kanunu’nun 25’inci maddesinde, vatana bağlılıkla bağdaşmayan ve vatandaşlığın kaybına neden olan maddelerin, getirilen tasarının 43’üncü maddesi kapsamından çıkartılanların hangileri olduğudur. Bunlar:
1) İzin almaksızın kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar,
2) Yurt dışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini yapmak ve Türkiye’de savaş ilanı üzerine yurt dışında bulunup da yurt savunmasına katılmak için yetkili kılınmış makamlar tarafından usulen yapılacak çağrıya mazeretsiz olarak üç ay içinde icabet etmeyenler,
3) Sevk sırasında veya kıtalarına katıldıktan sonra yurt dışına kaçıp da kanuni süre içerisinde geri dönmeyenler ve
4) Silahlı kuvvetler mensupları ile askerlik görevini yapmakta olanlardan görev, izin, hava değişimi veya tedavi için yurt dışında bulunup da süresi bittiği hâlde mazeretsiz olarak üç ay içinde geri dönmeyenler.
Anayasa’nın 72’nci maddesi uyarınca vatan hizmeti her Türk’ün hakkı ve ödevidir. Herhangi bir mazeret olmadan askerlik görevinden kaçmak vatana sadakatsizliktir. İzinsiz olarak başka bir ülke için gönüllü askerlik hizmeti yapmak vatandaşlığın kaybına sebep teşkil eden bir eylem olarak sayılıp cezalandırılması ne kadar doğru ise kişinin kendi ülkesi için askerlik yapmaması, vatandaşlığın kaybettirilmemesi şeklinde düzenleme yapılmış olması da o kadar yanlıştır.
Bu tasarı vicdani retten açıkça söz etmese de imkân tanımaktadır. Eğer tasarının amacı vicdani ret ilkesini hayata geçirmekse, o zaman bu açıkça belirtilmelidir. Avrupa Konseyine üye olup da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesi kapsamında bulunan vicdani ret ilkesini tanımayan ve kanunlarında zorunlu askerliği öngören üç ülke bulunmaktadır ki, bu ülkeler Belarus, Azerbaycan ve Türkiye’dir ama bu tasarıyla, görülüyor ki, askerlik yapmamak artık vatandaşlığı kaybetme gerekçesi değildir. Âdeta af niteliğinde olan bu düzenleme ulusumuzun manevi değerlerini sarsacak niteliktedir.
Tasarı maddelerinde eleştirilmesi gereken diğer bir ince nokta ise 11’inci, 14’üncü, 16’ncı, 17’nci ve 29’uncu maddelerdeki “millî güvenlik ve kamu düzeni açısından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak kaydıyla” ibarelerinin 13’üncü, 34’üncü ve 43’üncü maddelerinde “millî güvenlik açısından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak kaydıyla” şeklinde düzenlenmesidir. Bu düzenleme ve bu ifade değişikliği millî güvenlik ve kamu düzeninin birbirinin yerine geçebilecek kavramlar olarak anlaşılması ve bu yüzden ikisinden birisinin kullanılmasının yeterli görülmesi gibi çok yanlış bir anlamaya meyil verir niteliktedir. Millî güvenlik ve kamu düzeni birbirinin ikamesi olamaz ancak birbirinin tamamlayıcısı olabilir. Bu nedenle, birbirleriyle bağlantısızmış gibi yansıtılmaları da doğru olmayacaktır. Hele de tartışmaya açık konularda böyle bir kullanıma başvurulmasının altında yoksa başka bir niyet mi vardır?
14’üncü maddedeki vatandaşlığın kazanılması düzenlemesinin bir adım daha ilerisi olan 43’üncü madde, 403 sayılı Kanun’un 25’inci maddesinin biraz evvel saydığım bentleri uyarınca, vatandaşlığı kaybettirilmiş olan kişilerin başvurmaları hâlinde ikamet şartı aranmaksızın vatandaşlığın kazanılması gibi tuhaf bir uygulamaya yer vermektedir. Örneğin, böyle bir değişiklik yardımıyla, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmayan ancak kamu düzeni açısından engel teşkil edecek bir hâli bulunan ve izin almaksızın kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan Merve Kavakçı gibilere ikamet şartı aranmaksızın Türk vatandaşlığının önü mü açılmaya çalışılmaktadır?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısacası tüm bu eleştiriler dikkate alındığında, getirilen yeni Vatandaşlık Kanunu Tasarısı âdeta af niteliğinde olup uzun dönemde Türk ulus devlet yapısının temelini zedeleyebilecek ve vatandaşlık duygularına zarar verebilecek niteliktedir. Bu bağlamda, millî hassasiyetlerimiz de dikkate alınmalıdır.
Sorumlu ve yapıcı bir muhalefet anlayışı içinde, söz konusu yasa tasarısının özellikle 14, 29 ve 43’üncü maddelerini eleştirmeyi bir görev addediyorum. Belirttiğim eksiklik ve bakış açıları dikkate alındığında bu amaca ne kadar ulaşılmış olduğunun sorgulanması gerekir diyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ile selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
67 konuşma daha · 28 Mayıs 2009
