Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)
Balıkesir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 103. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Mayıs 2006 · 1.583 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Osman Sali (AK Parti), 17 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S 1142)); konuşma 1.583 kelime.
Ali Osman Sali (AK Parti, Balıkesir). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 17 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-osman-sali-22-2006-05-17-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasaris (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir)Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1142 sıra sayılı Türkiye İstatistik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısıyla ilgili olarak AK Parti Grubu adına huzurunuzdayım; hepinize saygılar sunuyorum.
Sözlerime girmeden önce, Danıştay üyelerimize vaki menfur saldırıyı ben de kınıyorum. Vefat eden üyemize Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Bütün milletimize geçmiş olsun.
Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısı, Anayasa Mahkemesinin, Türkiye İstatistik Kanununun 2 maddesinin birer fıkrasının Anayasaya aykırılığı gerekçesiyle verdiği iptal kararı üzerine huzurlarınıza getirildi. 5429 sayılı Yasanın 45 ve 56 ncı maddeleri yeniden düzenlendi, teknik olarak bir ilaveyle beraber huzurunuza geldi.
Burada ben sizlerle, Anayasa Mahkemesinin görüşleri ışığında durumu değerlendirmek istiyorum. Anayasa Mahkemesinin kararı kesindir ve gereği kanun tasarısı hazırlanarak yerine getirilmiştir ve huzurunuza gelmiştir tasarı; ama, gerekçeleri değerlendirmekte yarar var kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlar, yasanın 45 inci maddesinin birinci fıkrası -iptal edilen ikinci fıkra, birinci fıkrayla beraber okuyarak bir anlam kazanıyor- söyle: "Başkanlıkta; Başkan, Başkan Yardımcısı, I. Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, İstatistik Müşaviri, Hukuk Müşaviri, Bölge Müdürü, Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanı, Türkiye İstatistik Kurumu Uzman Yardımcısı, İstatistikçi, Matematikçi, Mühendis ile dört yıllık yüksek öğrenim görmüş olmak kaydıyla Programcı kadrolarına atananlar, kadroları karşılık gösterilmek suretiyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli çalıştırılabilir." Şu anda okuyacağım fıkra, iptal edilen fıkra; bu fıkra da şöyle: "Bu suretle çalıştırılacakların sözleşme usul ve esasları ile ücret miktarı ve her çeşit ödemeleri Bakanlar Kurulunca tespit edilir." Bu fıkra iptal edildi.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememizin gerekçelerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Gerekçe şu: "Devlet kamu tüzelkişiliği içinde yer alan Türkiye İstatistik Kurumuna yasayla verilen görevlerin, genel ve ortak ihtiyaçları karşılamak amacıyla yapılan sürekli ve düzenli etkinlikler olması nedeniyle, kamu hizmeti olduğunda kuşku yoktur. Genel idare esaslarına göre yürütülen bu hizmetlerde görevlendirilen sözleşmeli personelin ise, Anayasanın 128 inci maddesinde belirtilen diğer kamu görevlileri kapsamında olduğu açıktır." Burayı özellikle dikkatinize sunmak istiyorum, diğer kamu görevlileri… "Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin hak ve yükümlülüklerinin, aylık ve ödeneklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiğinden, Türkiye İstatistik Kurumunda Başkan, Başkan Yardımcısı, I. Hukuk Müşaviri, daire başkanı, istatistik müşaviri, hukuk müşaviri, bölge müdürü, Türkiye İstatistik Kurumu uzmanı, Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcısı, istatistikçi, matematikçi, mühendis ile programcı kadrolarına atanan sözleşmeli personelin, sözleşme usul ve esasları ile ücret miktarları ve her çeşit ödemeleri konusunda yasal düzenleme yapılmayarak tüm yetkinin Bakanlar Kuruluna bırakılması, Anayasanın 128 inci maddesine aykırıdır." Gerekçe bu.
Değerli arkadaşlar, burada iki kavram üzerinde durmak zorundayız. Birisi, diğer kamu görevlisi kimdir. Diğeri de, kadro karşılığı sözleşmeli personel…
Değerli milletvekilleri, diğer kamu görevlisi kavramı içine kimler girer ve kadro karşılığı sözleşmeli personel diğer kamu görevlisi midir? Bu sorulara cevap bulmak durumundayız. Anayasamız, genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri ifa etmek üzere iki grup personel öngörmüştür. Bunlardan birisi memurlar, diğeri de kamu görevlileri.
Memur kimdir, memur, kendi teşkilat kanununda memur olarak tanımlanan veya Devlet Memurları Kanunu kapsamına giren personeldir. Diğer kamu görevlisi ise, Anayasa Mahkememizin kadro karşılığı sözleşmeli personeli diğer kamu görevlisi kapsamında sayması karşısında, diğer kamu görevlisini de ortaya koymak durumundayız; bunlar da, memur sayılmayan, ama, devletin kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri ifa eden diğer personeldir. Bunlar kimlerdir dersek; bunlar, hâkimler, savcılar, askerler, askerî personel, üniversitelerdeki öğretim elemanlarıdır; bunların kendi personel kanunları vardır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, kadro karşılığı sözleşmeli personel, TÜİK'te, başkan, başkan yardımcısı, daire başkanı, uzman -hepsini saydığımız için tekrar etmiyoruz- bunlar, memurdurlar arkadaşlar. Bunlar, diğer kamu görevlisi değildir. Bu kanunun ilgili maddesiyle 657 sayılı Yasada değişiklikler yapılarak bunların malî hakları detaylı olarak düzenlendi, bu kanunda düzenlendi. Efendim, yasanın, yani, Türkiye İstatistik Kurumu Kanununun 57 nci maddesinde, bunların malî hakları, her türlü malî hakları tek tek sayılmıştır; ekgöstergeleri, tazminatları, efendim, yan ödemeleri, her ne gerekiyorsa tamamı sayılmıştır, düzenlenmiştir; yani, memurların, İstatistik Kurumunda çalışan memurların malî hakları yasayla düzenlenmiştir.
Değerli arkadaşlar, bunlar memurdurlar, bunda herhangi bir tereddüt yoktur. Kadro karşılığı sözleşmeli personel statüsü kavramı sistemden çıkarılsa, hiçbir ilave düzenlemeye ihtiyaç yoktur; yani, biz, burada, Türkiye İstatistik Kurumunun başkan, başkan yardımcısı vesaireyle ilgili kadro karşılığı çalıştırılabileceklerine dair düzenlemeyi buradan çıkarsak, bunların malî hakları yasayla düzenlenmemiş duruma gelmez; yani, bunlar, yasayla düzenlenmiştir. Bu, kadro karşılığı sözleşmeli meselesi, bazı kamu personeline ilave ödeme yapabilmek ve sistemi bozmadan bunu başarabilmek için bulunmuş yan bir formüldür ve Başbakanlık merkez ve bağlı kuruluşları dışında hiçbir kurumda da uygulanmamaktadır. Bu eksik malî haklar eködemelerle giderilmeye çalışılmıştır. İlave malî hak verebilmek için bulunmuş bir çözümdür.
Diğer yandan, bu sözleşmeli personelin sözleşmesini taraflardan birisi imzalamazsa herhangi bir eksiklik olur mu; kesinlikle herhangi bir eksiklik olmaz. Ne çalışan tarafı ne işveren tarafı, bu sözleşmeleri imzalamak zorunda değildir. İmzalamazsa ne olur; imzalamazsa, bu kurumun personeli, 57 nci maddeyle getirilen düzenlemeler çerçevesinde maaşlarını almaya devam ederler. Bu bakımdan, tabiî ki, Anayasa Mahkemesinin kararı yerine getirilmiştir; ama, bu gerekçe isabetli bir tespite dayanmamaktadır değerli arkadaşlar.
Sayın milletvekilleri, diğer iptal edilen fıkra, 56 ncı maddenin birinci fıkrası. O da "Başkanlıkta, I. Hukuk Müşaviri hariç olmak üzere, tüm atamalar Başkan tarafından yapılır" düzenlemesidir. Buna ilişkin gerekçemiz de şu şekilde: Anayasanın 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir denilmekte, 104 üncü maddesinde de, kararnameleri imzalamak Cumhurbaşkanının yürütme alanındaki görev ve yetkileri arasında sayılmaktadır. Anayasanın 104 üncü maddesinde sözü edilen kararnameler, kanun hükmünde kararnameler ile Bakanlar Kurulunun çeşitli kararnamelerinin yanında, üst düzey yöneticilerin atanmasıyla ilgili müşterek kararnameleri de kapsamaktadır. Üst düzey yöneticilere özellikle vurgu yapılmıştır. Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca yerine getirileceğinden, söz konusu kararnamelerin hukuksal geçerliliği için her iki tarafın da katılımı gerekmektedir. Buna göre, kamu politikasının tayinine katılan, etkin bir otoriteye sahip olan kuruluşların amacının gerçekleşmesinde önemli yetki ve sorumluluklarla donatılan planlama, örgütlenme, personel ve kadrolarını yöneten, denetim ve temsil gibi işlevleri yerine getiren kamu görevlilerinin üst düzey yönetici konumunda olmaları nedeniyle, bunların atamalarının da müşterek kararnameyle yapılması anayasal zorunluluktur. Yasanın 56 ncı maddesinin birinci fıkrasında, Başkanlıkta, I. Hukuk Müşaviri dışında tüm atamaların Başkan tarafından yapılacağı öngörüldüğünden, kurum içinde çok önemli görev ve yetkilerle donatılmış üst düzey personelin atanmalarında sadece Başkanın iradesi geçerli olacaktır. Örneğin, yasanın 20 nci maddesiyle oluşturulan ve programın hazırlanmasına, uygulanmasına, resmî istatistiklerin gelişimine ve işlevlerine ilişkin tavsiyelerde bulunmak, resmî istatistik ihtiyaçlarını tespit etmek, değerlendirmek ve ileriye yönelik görüş ve önerileri kapsayan çalışmalar yapmak gibi, kurumun fonksiyonunu yerine getirmesinde ve hedeflerin saptanmasında belirleyici bir yere sahip olan İstatistik Konseyinin doğal üyeleri, Kurum Başkanının yanı sıra, Başkan yardımcılarıdır. Böyle önemli görevleri yerine getirenler ile Başkanın atama yetkisi içinde bulunan diğer etkin konumdaki yöneticilerin, istatistik alanındaki politikaların belirlenmesinde ve kuruluşun amacını gerçekleştirmede önemli yetki ve sorumluluklara sahip olmaları nedeniyle üst düzey yönetici kapsamında bulundukları ve atanmalarının da müşterek kararnameyle yapılması gerektiği açıktır. Gerekçemiz bu şekilde.
Değerli arkadaşlar, komisyonda bulunan arkadaşlarımız hatırlarlar, biz, bu düzenlemeyi bilmeden yapmadık; yani, bu üst düzey görevlilerin müşterek kararnameyle atanmalarının gereksizliği üzerinde herhangi bir değerlendirmemiz olmadı. Daha ziyade, kurumun, Türkiye İstatistik Kurumunun özerkliğinin geliştirilmesi amacıyla, herhangi bir siyasî etkinin olmaması, minimize edilmesi amacıyla, bir taraftan, Başkanın süreli, beş yıllığına atanması, diğer yandan da, üst düzey yöneticilerin tamamen Başkan tarafından atanması şeklinde mutabakat sağlandı; yani, kurumun özerkliğine katkı sağlamak amacıyla yapıldı.
Burada, tabiî, Anayasa Mahkemesi kararında kullanılan "üst düzey yönetici" kavramını tartışmak durumundayız. Üst düzey yönetici kimdir? Değerli milletvekilleri, günlük dilde ve literatürde çok kullandığımız kavramın, anayasal ve yasal bir tanımı bulunmamaktadır. Üst düzey yönetici, sistemimizde henüz tanımlanmış değildir. Sadece, Anayasanın 128 inci maddesinde "üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir" hükmü bulunmaktadır. Anayasanın öngördüğü bu özel yasa çıksa ve bu üst kademe yöneticileri tanımlansa, bu tanımı, biz, üst düzey kamu görevlisi tanımı olarak kabul edebiliriz ve bu yönde uygulamalarımıza devam ederiz; ancak, bu yasa, bildiğiniz gibi, henüz çıkmış değildir. Çok kullandığımız "üst düzey kamu görevlisi"nin ne olduğu mevzuatta açık olmadığından bu tanım yapılmalı ve bu tartışmalar ortadan kaldırılmalıdır. Hatırlarsanız, bir ara, 3600 ve üstü ekgösterge sahibi kamu personelinin üst düzey kamu görevlisi sayılması şeklinde bir anlayış kabul edilmişti. Bu defa Anayasa Mahkememizin gerekçesinde, tanımında ise "politika belirleme, kuruluşun amacını gerçekleştirmede önemli yetki ve sorumluluklara sahip olan personel" gibi bir genelleme yapılmıştır. Tabiî ki bunun ölçüsünü koymak mümkün değildir. Herkesin önemli görevi ya da yürütme görev ve yetkisi farklı şekillerde tezahür edebilir.
Anayasa Mahkemesi kararı gerekçesinde yer alan "kararnameleri imzalamak kapsamında, üst düzey yöneticilerin atanmasıyla ilgili atama kararnamelerinin de yer aldığı" şeklindeki bir yoruma kolay iştirak etmek mümkün değildir. Üst düzey yönetici kimdir, belli değildir. Peki şu sorulamaz mı: Üst düzey yönetici müşterek kararnameyi gerektiriyor da, orta düzey yönetici niye gerektirmiyor gibi arka arkaya soruları sormaya devam edebiliriz. Burada "üst düzey yönetici" şeklinde bir yorum yapmak yerine, 104 üncü maddede cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılırken "kararnameleri imzalamak" şeklindeki görev ve yetkiyi, atamayla ilgili tek düzenleme olan Anayasanın 128 inci maddesindeki "kamu personelinin atanmasıyla ilgili usul ve esaslar yasayla düzenlenir" hükmü çerçevesinde yasada cumhurbaşkanınca imzalanacağı öngörülen kararnamelerin bu kapsamda olduğunu değerlendirmek daha uygun ve isabetlidir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ve mahkeme gerekçelerine uygun olarak düzenleme yapılıp huzurunuza getirilmiştir. Ancak, gerekçelerdeki düşüncelerimi de sizlerle paylaştım. Bu düşüncelere göre, iptal edilen 2 maddenin birer fıkrasının Anayasayla çok fazla da çeliştiği kanaatinde değilim. Bundan önceki -yürürlüğe giren ve iptal edilen- 2 fıkranın Anayasayla mutabık olabileceği kanaatindeyim. Gerekçeleri dikkate alarak. Onu özellikle vurguluyorum. Anayasa Mahkememiz farklı gerekçelerle yine bu maddeleri iptal edebilir; ama, gerekçeler sonuçla çok fazla uyumlu olmamıştır.
Özetlersek; üst düzey kamu görevlisi belli olmadığından, kararnameler kapsamında üst düzey görevlileri belirlemek çok isabetli değildir. Diğer yandan, özellikle kadro karşılığı sözleşmeli personel memur olduğu halde, bunları diğer kamu görevlisi olarak tanımlayıp, buna göre de karar kurmak çok isabetli olmamıştır kanaatindeyim.
Tasarının hayırlı olması dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 17 Mayıs 2006