Iı.tur. (başbakanlık,gençlik ve spor md.lüğü,vakıflar gn.md.diyanetişl.bşk.ve shçek gn.md.lüğü
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Aralık 2003 · 893 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Gülçiçek (CHP), 19 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: II.TUR. (BAŞBAKANLIK,GENÇLİK VE SPOR MD.LÜĞÜ,VAKIFLAR GN.MD.DİYANETİŞL.BŞK.VE SHÇEK GN.MD.LÜĞÜ); konuşma 893 kelime.
Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul). “Iı.tur. (başbakanlık,gençlik ve spor md.lüğü,vakıflar gn.md.diyanetişl.bşk.ve shçek gn.md.lüğü”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2003-12-19-ii-tur-basbakanlik-genclik-ve-spor-md-lugu-vakiflar-gn-md-diyanetisl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı 2004 yılı bütçesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Devlet şeklimiz, laik, demokratik parlamenter sisteme göre dizayn edilmiş ve bu ilkeler, Anayasamızın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri olarak güvence altına alınmıştır.
Laik devlet sisteminde, din ve devlet karşılıklı olarak bağımsızdırlar; din kuralları devleti, devlet de din kurallarını belirleyemez, yönlendiremez; devlet, bütün inanç ve dinlere karşı eşit uzaklıktadır.
Bir rejim, demokratikse çoğulcu, çoğulcuysa laik olmak zorundadır; zira, çoğulcu demokrasilerde, hiçbir düşünsel ya da dinsel başkalık yok edilemez, görmezlikten gelinemez, tekelleştirilemez ve başkalarına dayatılamaz, zorla ve baskıyla din eğitimi yapılamaz. Her dinin, inancın, kendini belirleme hakkı vardır. Taraf olduğumuz ve kabul ettiğimiz Avrupa Birliği Sözleşmesinin 128 inci maddesindeki tanımlar da aynen bu şekildedir.
Laik düzende, din, siyasallaşmaktan kurtarılır, yönetim ve siyaset aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak, kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işleri, din işlerinden ayrılır; dünya işleri çağdaş hukukla, din işleri kendi kurallarıyla yürütülür. Devlet düzeni, aklın ve bilimin öncülük ettiği kurallarla yürütülür.
Arz ettiğim gibi "laiklik" ve "demokrasi" kavramları Anayasamıza damgasını vurmuş; ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir istisna olarak, 136 ncı maddeyle, Anayasamıza âdeta eklemlenmiştir.
Kişisel görüşüm, din ve diyanet işlerinin kamusal alan dışına çıkarılması ve devlet kurumlarınca denetlenmesi doğrultusundadır. Din işlerinin, kamusal alan olarak ele alınması ve yine kamu bütçesinden ödenek ayrılması, laiklik kavramını sakatlayan ve bugün içerisinde bulunduğumuz sorunlara neden olan oldukça kötü bir örnektir. Kaldı ki, laik ülkelerde, bu uygulamanın bir eşi daha yoktur.
Değerli milletvekilleri, Anayasamız, muğlak bir yasayla, Diyanet İşleri Başkanlığını Anayasal bir kurum olarak tanımlasa da, yine, Anayasamız, hemen 10 uncu maddesiyle, keyfîlik, imtiyaz ve ayırımcılığı kesin bir dille engellemiştir. Bildiğiniz gibi, 10 uncu madde "herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" şeklindedir.
Bu durumda, Anayasamız, Diyanet İşleri Bakanlığını iki konuda son derece özenli davranmak yükümlülüğüyle sorumlu saymıştır. Birincisi, görevini laik esaslar çerçevesinde yerine getirecek; ikinci olarak da, hiç kimseye, zümreye, mezhebe veya inanca imtiyaz tanımayacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri, yukarıda arz ettiğim her iki Anayasal zorunluluğa da uymamış, uymamakla da kalmayıp, tüm inanç ve yorumları yok sayarak, bir mezhebin mensuplarına imtiyaz tanımış, diğer inanç ve yorumları yok saymış, mensupları tarafından Alevîlere hakaret edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, ilköğretim okullarında din eğitimi zorunludur. Bu derste de İslâm Dininin esasları, sadece, Sünnî Mezhebinin yorumuna göre öğretilmektedir. Dinin zorla öğretilmesi de başka bir faciadır; ama, yanlışlığına karşın, fiilî durum böyledir.
Özetle, istisnasız tüm gençlerimiz, ilköğrenimleri sırasında zorunlu olarak din eğitimi almakta, fazlasını isteyenler imam hatip okullarını tercih etmekte, uzman olmak isteyen gençlerimiz ise, ilahiyat fakültelerine gidebilmektedirler; yani, gençlerimizin din öğrenimi bakımından bir sorunu, engeli, olanaksızlığı katiyen söz konusu değilken, Diyanet İşleri Başkanlığımızın tüm okullarda, ayrıca, Kur'an kursu açılması isteğini anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Acaba, Diyanet İşleri Başkanlığımız ilköğretim okullarının medreseye dönüştürülmesi ve müfredatın Arap harfleriyle öğretilmesini mi talep etmektedir?!
Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığımızın bunca yaygın bir din eğitimini yeterli görmemesinin gerekçesi şudur: Eğer Kur'an kursları disipline edilemezse ehliyetsiz kişiler elinde kalır, sorunlar yaşanırmış. Elimizdeki veriler ve araştırmalar yetkililerin doğruyu ortaya koymadığını gösteriyor. Cemaati Kaplan ve benzeri yüzlerce devlet düşmanı, bu kurumun eski mensupları değil miydi? Cezaevlerinde bulunan Hizbullahçıların yüzde 40'ının imam hatip çıkışlı olduğu doğru değil mi değerli arkadaşlarım?
Laik kurallar çerçevesinde görev yapması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasamızın tarafsızlıkla ilgili maddelerini çiğnemekte de bir sakınca görmemiştir. Beş yıl kadar önce bir müfettiş mensubunu İran'a göndererek, mollalarla Türkiyeli Alevîlerin ya Şiîleştirilmeleri veya Sünnîleştirilmeleri pazarlığını yapan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yıl da Başkan Yardımcılığı yapan bir üst düzey yetkilisinin ağzından, cemevlerinin cümbüş yeri olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, Sayın Başbakanın, Berlin'de yaptığı konuşmada "cemevleri ibadet yeri değildir, İslam için tek mabet camidir" diyerek bir inancın mensuplarının mekânlarını yok sayması ise tam bir skandal olmuştur, Alevî yurttaşlarımızın büyük üzüntülerine neden olmuştur. Demokratik, laik sistemle yönetilen ülkelerde hiç kimsenin bir başkasına "cemevinde değil, camide ibadet edeceksin; şöyle değil, şöyle inanacaksın" demeye hakkı ve yetkisi yoktur, olmamalıdır.
Değerli arkadaşlarım, 2003 yılı bütçesinde, Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan bütçe payıyla beraber, benzer görevleri üstlenen Millî Eğitim Bakanlığımızın Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne -cami onarımları için verilen miktarla birlikte- 1,1 katrilyon lira ayrılmıştır. Bu, 2004 yılı için ise yüzde 34 artırılarak 1,5 katrilyon liraya yükseltilmiştir. Alevî dernek ve vakıflarına sadaka niteliğinde 2001 yılında 90 000 000 000, 2002 yılında 140 000 000 000 ödenek ayrılmıştır, 2003 ve 2004 yıllarında ise ödenek ayrılmamıştır. Bu akıl almaz haksızlık ve eşitsizlik, demokrasi ve insan haklarının neresiyle bağdaşıyor?! Bu mu sizin demokrasi ve insan hakları anlayışınız?! Sizler hangi din ve inanç özgürlüğünden söz ediyorsunuz?! Yüzyıllardır baskı altında tutulan Alevîlerin haklarını iade, itibarlarını teslim etmeden, cemevlerini yasal ve meşru ibadet mekânı olarak kabul etmeden din ve inanç özgürlüğünden söz etme hakkınız olabilir mi?
Değerli arkadaşlarım, Alevîlik vardır, yaşamaktadır, hem de devletimizden bir kuruş katkı almadan yaşamaktadır. Bu değerleriyle, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik, demokratik cumhuriyetimizin değerlerinden ödün vermeden yoluna devam edeceklerdir.
Değerli Başkan, sayın arkadaşlarım; buradan, Alevîlerin acılarını, yok sayılmalarını, haklarının gasp edilmesini, inançlarına hakaret edilip ayırımcılığa tabi tutulmalarını, çocuklarına zorla Sünnî mezhebi dersi verilmesini, yanmalarını ve yakılmalarını anlatmaya zaman yetmez.
Bu vesileyle, Yüce Meclisten bir dileğim vardır sevgili arkadaşlarım. Gelin, bu kanayan yaraya bir çözüm bulalım. Bu sorunu, Avrupa Birliğinin insafına ve başkasının insafına bırakmayalım, bu sorunu çözelim. Bu, hepimizin hakkıdır. Buna, kimsenin seyirci kalmaya hakkı yoktur.
Bu vesileyle, hepinizi en içten saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 19 Aralık 2003