Danışma kurulu önerisi
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Haziran 2009 · 1.068 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 9 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.068 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-06-09-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adli Tıp Kurumuna yönelik Meclis araştırma istemimize ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “denetim” kelimesi Sayın Başbakanın, bakanların ve AKP’li arkadaşlarımızın çok korktuğu bir kelime. Kişilerin, kurumların, idarenin hukuka uygun hareket etmesini sağlamada en etkili araç denetimdir. Açık ve şeffaf toplumun insanları denetimden hiçbir şekilde korkmazlar. Denetimden kaçmak, sayısal çoğunluğa ya da başkaca bir güce dayanarak yönetim ayıplarını, kusurlarını ve kötü işleyişi örtmeye, saklamaya çalışan anlayışın demokratik hukuk devletinde yeri yoktur. Demokratik hukuk devletinin parlamentosu ise sayısal çoğunluğa dayanarak denetim yollarını tıkamaz, yürütmenin, idarenin hatta kendi eylem ve işlemlerinin denetlenmesinin yollarını açar, kolayca denetlenmesinin koşullarını yaratır. Hiçbir acil iş denetimden daha acil olamaz, acil işler bulunduğu gerekçesiyle denetim hakkından vazgeçilemez, denetim görevi ertelenemez; denetim hakkını kullanmak isteyenler de işleri yavaşlatmakla, tıkamakla suçlanamaz. Sayın Başbakanın her vesileyle söylediği gibi Meclisi muhalefetin tıkadığı anlayışının demokratik hukuk devletinde yeri yoktur.
Şimdi bakın, denetim görevi nedeniyle denetim görevini çok gören bir AKP çoğunluğunda 2007 seçimlerinden sonra bu Mecliste 22 Temmuz seçimlerinden bu yana 249 birleşim olmuş, 1.328 saat çalışması var, bunlardan 247 toplantı yeter sayısı istenilmiş, 76’sında toplantı yeter sayısı bulunamamış ve 453 karar yeter sayısı istenilmiş, 196 karar yeter sayısı bulunamamış. Karar yeter sayısı ve toplantı yeter sayısı bulunmayan toplam sayı 272’dir, 10’ar dakikayla çarparsanız 2.720 dakika yapar. Şimdi, denetimden kaçanların, aksine Parlamentonun çalışmasını nasıl engelledikleri ortadadır. Karar ve toplantı yeter sayısını dahi bulamayan bir partinin Meclisin denetim yoluyla tıkandığı noktasında şikâyet etmeye hakkı yoktur.
Değerli milletvekilleri, adli tıp canlılarda ve ölülerde travmanın kanıtlarını, etkilerini, nedenlerini ve sonuçlarını değerlendiren, yargıya yansıyan tıbbi konularda değerlendirme yaparak sonuçların yasal bir dile dönüşmesini sağlayan bir tıp disiplinidir. Yargı, adli sistemi, ölüm kimliklendirme, işkence, cinsel saldırı, kaza, yaralanma, zehirlenme, aklı başında olma, hekim sorumluluğu ve buna benzer geniş bir alanda verilen bilirkişilik hizmeti olarak da tanımlamaktadır.
Yargı organları tarafından adli tıp alanında en üst bilirkişilik müessesi olarak kabul edilen Adli Tıp Kurumunun verdiği raporlar adalet sistemimizde tek belirleyici etkiye sahiptir. Mahkemeler Adli Tıp Kurumunun verdiği raporlara itibar ederek karar vermektedirler. Adli Tıp Kurumu Türkiye'nin resmî bilirkişilik kurumudur. Yargıtay, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadığı nedenle pek çok kararları bozup geri göndermektedir.
Adli Tıp Kurumu Adalet Bakanlığının bağlı kuruluşudur. Adli tıp alanında yaşamsal öneme sahip raporlara imza atan Kurum Başkanı ve Kurul üyeleri evrensel, akademik ve etik değerlerin aksine siyasi iktidarların tercihine göre üçlü kararnameyle atanmaktadır. Kurum Başkanı, Adalet Bakanının teklifi, Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının üçlü imzasıyla atanmaktadır. Dairelerin başkanları, kurulların üyeleri ve başkanları ise Kurum Başkanının önerisi, Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanın onayıyla atanmaktadırlar. Böylece, bilirkişileri atayanlar da, sicil amirliğini yapanlar da, denetleyenler de aynı kişiler olmaktadır.
Bu durum, bilirkişilik kavramına aykırılıklar oluşturmaktadır çünkü bilirkişilik, hizmetin niteliği gereği herhangi bir konuda verilecek objektif, teknik ve bilimsel görüş bildirme işidir. Bilirkişiliğin esası, bilimsel görüşün özgürce sunulabilmesidir. Bilirkişiliğin öncelikli kuralı ise tarafsız olmaktır oysa Adli Tıp Kurumu devletin bir kurumu olmanın da çok ötesinde özerk de değildir. Doğrudan Adalet Bakanlığına bağlı, her şeyiyle siyasi iktidarların vesayeti altındadır. Adli Tıp Kurumunun sadece devlete değil aynı zamanda siyasi iktidara da endeksli olarak hizmet yürütmesi nedeniyle verilen kararların bilimsel güvenilirliğine kuşku düşüyor.
Bu durum, konusunu iyi bilen, yön gösterme konusunda en çok bilenen, ibrelerin en ehil olanını göreve getirmek yerine, çoğu zaman sırf iktidara yakın oldukları için bilirkişilik yönünden ehil olmayan kişilerin göreve gelmesine neden olmaktadır. Gerçek uzmanlar bir masa, iki sandalye usulü açılan adli tıp şubelerine sürgüne gönderilmektedirler.
Özellikle, son yıllarda Adli Tıp Kurumu, düzenlediği raporlar nedeniyle toplumda infiale neden olmakta ve haklı ya da haksız son derece ağır ve şiddetle eleştirilmektedir. Hatta 2003 yılı başında zamanın Adalet Bakanı Sayın Çiçek, bilirkişilik müessesesinin kirlendiğini, adli tıp yetersizliğinin yargıyı erozyona uğrattığını ve işlerin yürümediğini söylemiştir. Türkiye'nin adli tıp alanındaki en büyük bilirkişilik kurumu olan Adli Tıp Kurumu, bilirkişiliğin en öncelikli koşulu olan güvenilirliğini bütün toplum nezdinde kaybetmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarına bugün artık hiçbir yurttaşın güveni kalmamıştır. Neredeyse görsel ve yazılı basında Adli Tıp Kurumunun tartışılmadığı, haber çıkmadığı gün yok gibidir. Adli Tıp Kurumunun cinsel saldırı suçlarında mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmadığı yönünde verdiği raporlar, işkenceler konusunda verdiği raporlar bardağı taşırmıştır, toplumun sabrını taşırmıştır. Herkes bir gün mağdur, hak arayan, kanıt arayan konumunda olabilir. Bu nedenle meselenin özü gerçekten hukuk devleti olabilmektir. Bunun için Adli Tıp Kurumunun içine düştüğü bu durumdan ivedilikle kurtarılması ve kaybolan itibarının yeniden kazandırılması, yeniden güvenilir bir bilirkişi kurumu hâline getirilmesi, toplumda yaşayan herkes için bir gerekliliktir. Bunun için de insanları, mağdurları, hastaları, cesetleri, yargı kararlarının temelini teşkil eden kanıtları, siyasetin, ön yargının, hukuksuzluğun gölgesinden kurtarabilmek gerekir. Bunun da yolu Adli Tıp Kurumunun A’dan Z’ye mercek altına alınarak Kurumun işleyişini, personelin çalışma şeklini ve koşullarını, Kurumun güven kaybının nedenlerini, çalışanların sorunlarını araştırarak, Adli Tıp Kurumunun yeniden güvenilir kurum hâline gelmesi için alınması gerekli önlemlerin ve yapılması için lazım gelen çalışmaların ivedilikle Meclis tarafından tespit edilmesidir. İşte, biz bu araştırma önergesini bu nedenle verdik değerli milletvekilleri.
Sayın Adalet Bakanına soru sordum, soru önergesi verdim, on yedi tane soru sordum. Sayın Bakan soruma verdiği yanıtlarda diyor ki: “Adli Tıp Kurumu dünyanın en saygın adli tıp kurumları arasına gelmiştir.”
Adli Tıp Kurumunun dünyanın en saygın adli tıp kurumlarından birisi hâline geldiği gerçeği doğru değildir çünkü bizim ülkemizdeki örgütlenme ve yapılanmaya benzer bir adli tıp kurumu dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Bunu, yine Adli Tıp Kurumları Uzmanları Derneğinden bir kişi, doçent doktor açıklamıştır değerli arkadaşlarım. Çünkü, diğer ülkelerdeki yapılanma her üniversitenin içerisinde bir kürsü şeklidir. Bugün Türkiye’de 53 tane tıp fakültesinin olduğunu biliyoruz, 48 tanesinde adli tıp kürsüsü var ancak hiçbir kürsü bu görevi yerine getirmiyor. Çünkü, savcılar genellikle her işi Adli Tıp Kurumuna gönderiyorlar ve Adli Tıp Kurumunda mağdur ile şüpheli aynı araçta taşınıyor.
Yine, Sayın Bakan soru önergeme verdiği yanıtta diyor ki: “Adli Tıp Kurumu çok modern bir hâle geldi.”
Değerli arkadaşlarım, şimdi, ona hemen bir yanıt yine adli tıp uzmanlarından geliyor: “Adli tıp kurumlarında ne branş uzmanları var ne de gerekli aletler var.” Daha geçenlerde ayrılan Adli Tıp Kurumu Başkanı, daha önce, bu İktidar döneminde getirilmişti, onun gazetede açıklamaları var, hiçbir laboratuvarın çalışmadığı, doğru dürüst alet ve edevatın olmadığı şeklinde açıklamaları var. “Bir steteskop dahi yok.” diyor bu elimdeki belgelerde. Ya bu insanlar yalan söylüyor ya da kamuoyuna açıklama yapanlar yalan söylüyor değerli arkadaşlarım. “Gerek tıp öğrencileri gerekse uzmanlık öğrencileri olgu sıkıntısı çekiyor.” diyor. Yine, bir adli tıp hocamız diyor ki: “Biz otopsiyi kendi şeyimizde yapamıyoruz, gidiyoruz Adli Tıpta yapıyoruz. Bu, sorunlar, yükün artırılmasına neden oluyor.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
34 konuşma daha · 9 Haziran 2009