İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · SALI

İntihar eden bir vatandaşın karşısında izleyici tutumları hakkında

Atilla Başoğlu

Adana Milletvekili ·

Genel Kurul, 41. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Ocak 2004 · 460 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Başoğlu, 13 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İNTİHAR EDEN BİR VATANDAŞIN KARŞISINDA İZLEYİCİ TUTUMLARI HAKKINDA); konuşma 460 kelime.

Atilla Başoğlu (Adana). “İntihar eden bir vatandaşın karşısında izleyici tutumları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-basoglu-22-2004-01-13-intihar-eden-bir-vatandasin-karsisinda-izleyici-tutumlari-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ATİLLA BAŞOĞLU (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; intihar girişiminde bulunan bir vatandaşımız karşısında izleyici vatandaşlarımızın tutumları ve toplumsal buhranımız hakkında rahatsızlıklarımı Yüce Heyetinize arz etmek için gündemdışı söz alarak huzurlarınızda bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

23 Aralık 2003 tarihinde, bir vatandaşımız, Sağlık Bakanlığı binasının çatısına çıkarak intihar girişiminde bulunmuştur. Burada, milletvekili arkadaşlarımla paylaşmak istediğim, onu çatıya çıkaran ve 1999 senesinden beri süregelen politikalar değildir; paylaşmak istediğim, hadiseyi "açılın, çocuk da görsün" neşesiyle seyreden ve seyretmeye koşan vatandaşlarımızdır.

Bir insanımızın ölümle yüzleştiği anda, izleyenlerin endişelenmesi, onu çatıya çıkaran sebepleri düşünmesi bir tarafa, hadiseyi şakalaşma konusu yapmaları yüz kızartıcıdır. Kanıksamışlıklar, kültür hayatı yarım asırdır boşlukta bırakılmış dimağlarla birleşince, izleyicilerin yüzlerinde, yılışık birer gülüş, alaycı birkaç sözcük haline gelebilmektedir. Alaycı ifadelerle "atlayamaz ki, atlayamaz ki" diyenler; arkadaşlarıyla, yılışarak "ağabey, gel iddiaya girelim, 1'e 5 ki, atlayacak" şeklinde şakalaşanlar, çirkin esprileri uyarıldığında "ne olacak, ben de ondan sonra çıkacağım zaten" diye ifadede bulunanlar, tek kelimeyle, utanç vesilesidir.

Olayın cereyan ettiği binanın karşı tarafındaki binanın üstüne bakışlarını kaldırarak topluluğu işletmekle kendilerine eğlence arayan delikanlılarımızın gözlerindeki ve ruhlarındaki mutluluksa, hepsinin cabasıdır. Bu arada, bir can, omuzları düşmüş, sinmiş, gözünden akan yaşları silerek, bedenini bırakacağı kaderine bakıyor; düz, soğuk, sert betona.

Sayın milletvekillerim, intihar, cinnet işidir derler. Şimdi size soruyorum, cinnet, atlayanda mı, izleyende mi? Siz karar verin, damdakiler mi hasta, yoksa yerdekiler mi?

Değerli arkadaşlarım, Türkiyemiz bir toplumsal cinnetin arifesindedir. Bunun sorumluları ise öncelerde aranmalıdır; kalkınmayı ekonomik gelişmelere bağlayan Atatürk'ün, bütüncü, topyekûn kalkınma anlayışını ortadan kaldıranlarda.

Malumlarınızdır, Osmanlı İmparatorluğu, son iki asrında, Avrupalı devletler karşısında geri kalmışlığını idrak etmiş, hatalı Batılılaşma politikaları sonunda, bir senteze varmak yerine, Doğu'nun ve Batı'nın değer sistemlerinin çatışma merkezi haline gelmiştir.

İşte, Büyük Atatürk, düşüncelerinde büyük etkisi olduğunu ifade ettiği Ziya Gökalp'in "anomi" tabir ettiği şayi; yani, Sayın Gökalp'i kafasında bir mermiyle hayatının sonuna dek yaşatan, onu intihara sürükleyen bunalımın, toplumsal bunalımın ortadan kaldırılması amacıyla, coğrafyamız üzerinde tek bir kültürler sistemini hâkim kılacak kültür ihtilaline başlamıştır. Sümerbankı, İş Bankasını kurarken, İzmir'de İktisat Kongresini toplarken, Mustafa Kemal, millî dil, millî musiki, millî tarih, hatta millî din konusunda çalışmalarını olanca hızıyla devam ettirmişti. İşte bu sebeple, Ulu Önder Atatürk, 10 uncu Yıl Nutkunda, Türk Cumhuriyetinin temelinin Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olduğunu ifade etmiştir. İşte bu anlayışla, bütüncü kalkınma yaklaşımını ortaya koymuş olan Atatürk, ekonomi ve kültürün müşterek bir seyirde ilerlememesi halinde, bir milletin sonunun felaket olacağının farkındaydı. Tıpkı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'yı ziyaret eden Türk işadamları, yollar, hastaneler, fabrikalar kurulurken, kurulmakta olan bir tiyatro binasının karşısında hayrete düştüklerinde, o binanın, en az diğer binalar kadar elzem olduğunu söyleyen Almanlar gibi farkındaydı; ancak, onun ebedî âleme göçüşü, kademe kademe bu anlayışı unutturmuş, tören Atatürkçülüğüyle sözleri sloganlaştırılarak fikirleri bir tarafa bırakılmış ve özellikle, bilhassa, 1980 sonrası iktidarlar, kalkınmayı, sadece ekonomi boyutuyla algılayagelmişlerdir. Mamafih, yaptıkları işler de ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 13 Ocak 2004

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook