2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 55. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Mart 2003 · 919 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 919 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet Bakanlığı ve Yargıtay Başkanlığı bütçeleri hakkında kişisel görüşümü açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, her adlî yılın açılış törenlerinde ifade edilen yargının sorunları ve çözümlerine dair söylemler, her bütçe yılında, yasama organında da ifade edilmekte; ancak ve maalesef, yargının gerçek fonksiyonu ve bütün unsurlarıyla etkinliği ve bağımsızlığı bir türlü sağlanamamaktadır.
Cumhuriyetin kuruluşu sürecindeki olağanüstü olumsuz şartlara rağmen, adalet bütçesine, yüzde 5'lere yakın bir bütçe ayrılabilmişken, günümüzde -Sayın Bakanın yüzde 2'ler seviyesinde bir bütçe ayrılması yolundaki gayretlerine karşılık- bütçe payının yüzde 1'lerin altında kalması, üzücü ve düşündürücüdür.
Ödenek yetersizliği konusunu somut bir örnekle -bu olayı- açıklamak istiyorum. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 316 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, artık, tebliğnamelerin Yargıtay tarafından tebliği gerekmektedir. Salt bu değişiklik sebebiyle, Yargıtayın gideri 2 trilyonu aşmışken, bu giderin ancak 1 trilyonluk bölümü eködenek talebiyle karşılanabilmiştir. Oysa, yargının gücüne ve önemine içtenlikle inanan bir siyasî iktidar, ne türlü engelleme yapılırsa yapılsın, öncelikle, bu payı, her halükârda ve gerçekçi olmak adına, yüzde 2'lerin üstüne çıkarmak zorundadır. Bunu yapmadığınız takdirde, bütçesi kısıtlanan bir yargının vesayet altına girmesine razı oluyorsunuz demektir.
Bu mutat eleştirinin dışında, üzerinde önemle durulması gereken asıl temel konulara gelmek istiyorum; hükümetin, hukuk devleti kavramına bakışını yorumlamak ve irdelemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu noktada şunu görüyoruz: İşin esasında, yürütme erkinin, güçlü ve bağımsız bir yargı istememesi, kendi güç ve yetkilerini paylaşmak istememesi yaklaşımını görüyoruz. Bu yaklaşımı, daha evvelki hükümetlerde de gördüğümüzü açık yüreklilikle ifade etmek gerekiyor.
Bütün bunların yanında, hukukumuzda, mevzuat olarak, genel anlamda olumlu ve evrensel normlara yakın düzenlemeler mevcut olmasına rağmen, insanlık onurunun temel ölçülerinden olan, hak arama özgürlüğünün, ülkemiz gerçeğinde kolay kolay gerçekleşemediğini görüyoruz.
Devleti oluşturan üç temel gücün yanında, medya kuruluşları, ülkenin ve kamuoyunun gündemini belirleme etkinliğine sahip olma durumuna gelmişler; yolsuzluk ve haksızlıkların ortaya çıkması, kartelleşen medyanın çıkarlarını ihlal edip etmeme unsuruna bağlı hale gelmiştir. Hazırlık soruşturmaları, ciddî ve teknik bir araştırma yapılmadan, teftiş kurulu raporları ve fezlekeler doğrultusunda hazırlanmakta, bu şekilde oluşan iddianameler yetersiz kaldığı için, yargılama esnasında, mahkemeler, fiilen yeni baştan hazırlık soruşturması yapmakta, bunun sonucunda da, doğal olarak, etkin ve adil karar süreci sağlanamamaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre, her ne kadar, hazırlık soruşturmasında polis ve jandarma, cumhuriyet savcısının nezaretinde görev yapmakta ise de, adlî kolluk yapılanmasının sağlanamaması, savcının denetiminde görülen polis ve jandarmanın sicil yönünden savcıya bağlı olmaması vakıası karşısında sağlıklı bir yargılamanın yapılamadığını görüyoruz. Bu bütçede bu yolda düzenlemelerin yapılacağına dair hiçbir işaret yoktur.
Yargıç teminatını sağlamak yolunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapılanmasında ne gibi çalışmalar yapıldığı belli değildir. Bu konuda yapılacak anayasal değişikliklere destek verileceğini hemen ifade etmek istiyorum.
Yardımcı adlî personelin özlük haklarını iyileştirecek ve personel ihtiyacını giderecek çözümlere bütçede yer verilmemiştir. Adalet meslek yüksekokulu mezunlarından yeterince yararlanılamadığını görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, hukuku bekleyen, yargıyı bekleyen en önemli sorunlardan birisi de, yargı ve yargıcın bürokratlaşmasına yol açan 1982 Anayasasının bu temel yanlışını düzeltecek hiçbir ciddî ve tutarlı yaklaşımı bu bütçede göremiyoruz. Maalesef, bu bürokratik yapının yasama organına dahi sirayet ettiğini görüyoruz. Üzülerek ifade ediyorum: Yasama organı, kendi yapısal dinamikleri ve fonksiyonları yerine, zaman zaman, hükümetin yönlendirmesine dayalı bir faaliyet anlayışı içine girmiştir. Tüm meslek yaşamı boyunca idarecilik yapan bir hukukçuyu, siyasî iktidar değişikliği üzerine görevden alıp, ödüllendirircesine, Yargıtayın ceza dairesine üye olarak görevlendirme anlayışından, artık, uzaklaşmamız gerekiyor. Bu türlü uygulamaların münferit olmadığını, yoğunluk kazandığını vurgulamak istiyorum. Yargıyı bürokratlaştırmanın somut örneklerinden birisini teşkil eden bu tür uygulamalara artık son verilmesi gereğini, Sayın Bakanın dikkat ve takdirlerine önemle sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, hukuk devleti yapılanmasında, kamu yönetiminde olduğu gibi, tutarlı ve ciddî olmak gerekiyor. Basın Affı Yasası olarak bilinen yasaya, tamamen kişisel ve özel uygulamalarla ve yargının fonksiyonunu gasbetmek pahasına erteleme hükümleri getirilmesi, Vergi Barışı Yasasındaki, bilerek sahte evrak kullanılmasına ilişkin af düzenlemeleri ve İş Güvencesi Yasasının ertelenmesine dair yasal düzenlemeler karşısında, hükümetin, bu konuda içten ve tutarlı bir davranış içerisinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Öte yandan, dokunulmazlığın kaldırılmamasının gerekçesi olarak kamu görevlilerinin de dokunulmazlıklarının bulunduğunun ileri sürülmesi, tutarsızlık ve zafiyetten başka bir anlama gelmez. Zira, kamu görevlilerinin yargılanmalarını engelleyen bir dokunulmazlık zırhı mevzuatımızda söz konusu değildir. Tüm kamu görevlileri, idarî yargı ve ceza muhakemesi prosedürü içerisinde yargılanmaktadırlar.
Hukukun siyasallaşmasından şikâyet edip, akabinde iktidar olunduğunda, aritmetik çoğunluğa dayanarak hukukun temel ilkelerinin ihlal edilmesi halinde, herhalde ve mutlaka sorgulanması gereken bir hal var demektir.
Böylesine hukuk normu özelliği taşımayan yaklaşımlarla, hukuk devleti inşasını sağlamak mümkün olamaz. Öyle bir yaklaşım, keyfî ve otoriter yönetim anlayışının tezahüründen başka bir anlama gelmez değerli arkadaşlarım; bundan, mutlaka kaçınılması gerekir. Bu tarz uygulamalarda ısrar edilmesi, otoriter yönetim anlayışı anlamına gelir.
Bir diğer temel konuyu ifade etmek istiyorum: Bilindiği üzere, hukuk devleti yapılanmasında idarî yargının adlî yargıya göre daha öncelikli bir konumu vardır. Çünkü, idarî yargıda, siz, sonuçta kişi ile kamu arasındaki ihtilafı çözüyorsunuz. Bu yaklaşım içinde olaya baktığımız zaman, hukuk devleti yapılanmasının temelini teşkil eden idarî yargı yapılanmasında sayıları yüzde 75'e varan, hukukçu olmayan hâkimlerden kaynaklanan yapının nasıl düzeltileceğine dair hiçbir çalışmayı, hiçbir işareti göremiyoruz. Haricen edindiğimiz bilgilere göre, bu şekildeki yapılanma sayesindedir ki, idarî yargı kadrolarında 2018, 2020 yıllarına varan bir doluluk söz konusu. Bu yapıyı tamamen teknik sebeplerle yüzde 10'lar, yüzde 15'ler seviyesine indirmediğiniz takdirde, hukuk devleti yapılanmasında bir aşama sağlamanız mümkün değildir.
Esasen, bütün bunların yanında kamu yönetimi anlayışını ifade kapsamında, insan unsurundan "beşerî sermaye" diye söz eden, ülkemizin nihaî hedefini "bölgenin süpermarketi olmak" amacıyla sınırlayan bir yaklaşım ve program karşısında daha fazlasını da beklememiz, maalesef, mümkün değil; bunu görüyoruz değerli arkadaşlarım.
Yargıya nüfuz suiistimali yoluyla müdahale yapılıp yapılmadığını araştırmaya yönelik bir önergeye grup olarak katılıp, aradan geçen 15 gün içinde hiçbir haklı gerekçe getirmeden, o önergenin reddi yolunda...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 25 Mart 2003