Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 4. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Ekim 2003 · 1.791 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 8 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S:S:248)); konuşma 1.791 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 8 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2003-10-08-bilgi-edinme-hakki-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-k (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, demokratik bir yapıyı benimsemiş her siyasî yapılanmanın temel amacı ve varlık sebebi, hesap verme ve denetim sorumluluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Saydam ve katılımcı bir demokrasi anlayışının gelişmesi, siyasî yönetimlerin, işlemlerini yurttaşlarının bilgi ve denetimine açmasıyla mümkündür. Bilgi edinme hakkı, doğaldır ki, beraberinde idarî işlemlerin ve kamu harcamalarının denetimi gereğini de getirmektedir.
Sayın milletvekilleri, bu yaklaşım içinde değerlendirme yapıldığında, getirilen tasarıyı elbette olumlu karşılıyoruz; ancak, bu değerlendirmenin dışında, bu tasarının ilgili mevzuatla bağlantısı kurulduğu zaman, önemli eksiklik, yetersizlik ve tutarsızlıkların olduğunu görüyoruz. Bunları, hemen, somut örnekleriyle açıklamak istiyorum.
Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinin Altıncı Uyum Paketiyle Kaldırılması, 7 nci maddenin de Yedinci Uyum Paketiyle kaldırılması ve değiştirilmesi, getirilen bu tasarıyı, yani Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısını tamamlayan özellikler içerdiği için, olumlu bir düzenleme mahiyetinde olmuştur. Keza, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 316 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, cumhuriyet savcılığı tebliğnamesinin taraf vekillerine tebliğ edilmesi zorunluluğunun getirilmiş olması da, bu anlamda olumlu bir değişme olmuştur; ancak, RTÜK Yasasında, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Yasasında ve Sermaye Piyasası Yasasında paralel düzenlemeler yapılmadığı ve en önemlisi hak arama pratiği ve özgürlüğü alanında somut gelişmeler sağlanmadığı takdirde, bu tasarıyla yapılmak istenen düzenlemelerin fazla önemi ve etkinliği olmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, 3984 sayılı Yasanın 5 inci maddesi RTÜK'le ilgili üst kurulun oluşum esaslarını düzenlemiş olup, bu oluşum Anayasa Mahkemesine intikal etmiş durumdadır. 5 inci maddedeki düzenlemeye göre, üst kurulun oluşumunda yasama organı doğrudan yetkilidir. Yürütme işlevini gören bir kurulun, RTÜK'ün, yasama organı tarafından belirlenmesi, parlamenter sistemin esası ve özüyle hiçbir şekilde bağdaşmaz.
(1) 248 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Kitle iletişim araçları arasında önemli bir işlevi olan radyoların ve televizyonların faaliyetlerini denetleyecek ve bağlı olarak haber verme ve doğru bilgilendirme misyonunu özerk olarak üstlenen bir kurulun oluşumunda yasama organının siyasî değerlendirmelerle bu derece etkin olması kabul edilebilir bir hal olamaz. Üstelik ve maalesef, 4756 sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinin değiştirilmesi yolunda temmuz ayında alelacele yapılan değişiklik, siyasî iktidarın bu noktada da samimî ve tutarlı olmadığını ve özünde, bilgi edinme hakkını kontrol altına almak istediğini gösteren somut bir gelişme niteliğinde olmuştur. Siyasî iktidarın bu yapılanmada ısrarlı olacağı anlaşılmaktadır. Yasama yetkisinin devri anlamına gelen böyle bir yapılanma, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaşamaz.
Değerli arkadaşlarım, benzer bir yapılanmayı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu uyarınca oluşturulan kurulun yapılanmasında da görüyoruz. Bu kurul da yürütme organı tarafından oluşturulmakta ve yargının bağımsızlığı açısından olumsuz bir etki yaratmaktadır. Bir evvel verdiğim örnekte, yasama yetkisinin yürütme organına devrini görüyoruz. Burada ise, bu yasal düzenlemede ise, yargı yetkisinin yürütme organına devrini görüyoruz.
İşin pratiğinde, bu kurul, bilirkişi yerine geçiyor ve kurulun vereceği rapora göre, sözü edilen yasaya veya Ceza Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerine aykırılık bulunup bulunmadığı tespit ediliyor. Bu sebeple, bu yasa ve bu kurulun işlevi de mutlaka gözden geçirilmeli ve kurulun oluşmasında, yargıya müdahale niteliği taşımayacak kriterler yaratılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, benzer bir düzenleme, bilgi edinme hakkının özünü etkileyecek yanlışlıklar, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda da vardır. Bu yasanın 47 nci maddesinin ilgili bendine göre, sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyecek yalan yanlış bilgi veren, haber yayan -tekrar ifade ediyorum- haber yayan, yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü olduğu bilgileri açıklamayan gerçek kişiler ile tüzelkişiliklerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler cezalandırılmaktadır. Bu yasayla getirilen sınırlama özel bir sınırlama niteliğinde olmasına rağmen, haber yaymak gibi fiillerin tanımı ve unsurları belirtilmeden, objektif ve hukukî ölçütler getirilmeden cezalandırmaya yol açan bir yöntem geliştirilmiştir.
Basın-yayın mevzuatı ile sermaye piyasası mevzuatı hükümleri arasında bir tutarlılık ve bağlantı mutlaka sağlanmalıdır. Aksi takdirde, tanımı yapılmamış ve karşılığı açıklanmamış olan fiiller sebebiyle bilgi edinme hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Takdir olunur ki, bu düzenleme, yönetim birimleri tarafından da kötüye kullanılabilecek bir haldir.
Görüldüğü gibi, ana hatlarıyla açıklamaya çalıştığım bu hususların tamamı, özü itibariyle, sansürü çağrıştıran ve özünde bilgi edinme hakkını zedeleyen hükümlerdir.
Bir diğer önemli eksiklik, bu tasarının doğrudan bağlantılı olduğu İdarî Yargılama Usulü Yasasıyla bağlantısını kuran herhangi bir düzenleme yapılmamıştır değerli arkadaşlarım. Oysa, bu tasarıyla getirilmek istenilen düzenlemede, muhatap alınacak idarî birimlerin yargılama usulünü düzenleyen İdarî Yargılama Usulü Yasası ile bu yasa arasındaki bağlantının ve özelliklerin mutlaka tasarıda düzenlenmiş olması gerekirdi; bu da, yine çok temel bir eksiklik mahiyetinde olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, Bilgi Edinme Hakkı Kanunuyla ilgili ihtilafların nihaî çözüm yeri, her halükârda, yargı mercileri olacaktır. Yargının temel ve öncelikli sorunlarını çözümleyemediğimiz takdirde, yapılacak çalışmaların pratik bir sonuç vermeyeceğini bir defa daha vurgulamak istiyorum.
Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği sürecinde hep bir ikilemi ve çelişkiyi yaşıyoruz. Bir taraftan Avrupa Birliği normlarına uygun genel düzenlemeler yapıyoruz, en azından böyle bir gayretin içerisindeyiz. Böyle bir gayretin içerisinde görünüyoruz demek istemiyorum, çok haksız bir değerlendirme yapmak istemiyorum; ama, en azından böyle bir gayret içerisindeyiz ve bunun devamında da hemen "önemli olan uygulamadır" diyoruz. Elbette ve gerçekten, uygulama işin esasını ve özünü teşkil etmektedir. Bu konudaki yanlış ve eksik uygulamaların sorumluluğunu da, siyasî iktidar olarak kendimizde aramak yerine, hep başka kurumlarda arıyoruz. Bu yanlışlığı da, en başta, maalesef, üzülerek ifade ediyorum, Sayın Adalet Bakanımız yapıyor. Sayın Adalet Bakanı, hükümet adına yaptığı açıklamalarda, idarî birimlerin bu noktadaki yanlışlarını ve yargının işleyişindeki aksaklıkları ifade ediyor. Bu arada, diğer kurumların, idarî alt birimlerin ve yargı mercilerinin eksik ve yanlış uygulamalarının bulunduğu da bir gerçek; ancak, bu süreçte de siyasî iktidarın temel çelişkilerini mutlaka öne çıkarmamız, gözardı etmememiz gerekiyor.
En başta -biraz evvel bir örneğini yaşadık- sözlü soru önergelerinin cevaplandırılmasındaki -en hafif ifadesiyle aktarıyorum- duyarsızlığı hemen ifade etmek istiyorum. Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Soru önergelerinin ne zaman cevaplandırılacağı, gündemde çok açık bir şekilde belirtilmiştir. Siz, denetim hakkına saygılıysanız, programınızı buna göre yaparsınız; ama, bunu umursamayıp "nasıl olsa bunlar üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığı zaman yazılı soru önergesine dönüşüyor" deyip geçiştirmeye kalkarsanız, orada, kamunun denetim hakkına saygı göstermediğiniz anlaşılır, ortaya çıkar. Bunu, bir defa daha, önemle ifade etmek istiyorum.
Bir diğer önemli konu da şu: Bakıyoruz değerli arkadaşlarım, siyasî iktidar, bir taraftan bilgi edinme hakkı gibi olumlu bir düzenlemeyi getiriyor, diğer taraftan da, yukarıda açıkladığımız eksiklik ve yanlışlıkların dışında, bazı yasama faaliyetleri ve uygulamalarıyla, bilgi edinme hakkı ve denetim faaliyetini özünden ihlal ediyor, daha da ötesi, ortadan kaldırıyor. Bunu da, somut örnekleriyle elbette açıklayacağım.
Kamu İhale Yasası... Biliyorsunuz, bu yasanın temel amacı, temel fonksiyonu, kamu harcamalarının denetimini sağlamak, Hazine kaynaklarının nasıl harcandığını denetlemek. Kamu İhale Yasasında özenle ve kararlılıkla siyasî iktidar tarafından değişiklik yapılarak, kamu harcamalarının ve kamu kaynaklarının denetim alanının daraltılmaya çalışıldığını görüyoruz; daha da ötesi, kamu ihalesiyle ilgili sözleşmelerde noter tasdiki zorunluluğu kaldırılarak, yurttaşın, vatandaşın ve kamunun bilgilenme ve denetim hakkına ciddî bir sınırlama getiriliyor; ekonominin âdeta kayıt dışına çıkarılması teşvik ediliyor. Oysa, biliyoruz ki, noterlik kurumları, bu anlamda hem hukukî ihtilafları azaltan ve hem de kamu adına kaynağında tahsilat yapan bir işleve sahip olmakla Türkiye'de belki de şu anda işlerliğini koruyan birkaç kurumdan birisi.
Devam ediyorum. Siyasî iktidar, söylem ve uygulamalarıyla, maalesef, yine tutarsız ve inandırıcı olmayan tavrını sürdürmeye devam ediyor, tıpkı ticarî sırla ilgili İçtüzük değişikliği teklifimize duyarsız kaldığı gibi. Kamuoyunun, toplumun ve yasama organının en önemli denetim ve bilgi edinme yöntemlerinden birisi olan Meclis araştırması komisyonlarının önündeki bu en büyük engelin kaldırılması yolunda Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan uyarı ve taleplere bugüne kadar hiçbir destek verilmemiştir. Bu sebeple, siyasî iktidarı tutarlı olmaya, sorumluluğunu üstlenmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye bu vesileyle bir defa daha davet ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, bir diğer örnek, çok somut bir örnek, çok önemli olduğuna inandığım bir örnek: Özelleştirme süreçleri, yine kamunun denetiminden ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sürecinden kaçırılarak ve ulusal çıkarlarımızı ihlal etmek pahasına birtakım hukuka aykırı ilişkiler içinde gerçekleştirilmektedir. Öylesine cüretkâr uygulamalar yapılabilmektedir ki, soru önergemize verilen cevaplarda 4 Mart 2003 tarihi itibariyle ve Haziran-Temmuz 2003 tarihli söylemler itibariyle, ilgili tesisin özelleştirme kapsamına alınmasının ve yabancı ortak arayışının söz konusu olmadığı ifade edilmekteyken, daha sonra tarafımıza ulaşan bilgilerden, bu çalışmaların; yani, o tesisle ilgili çalışmaların 25 Şubat 2003 tarihinde başlatılmış olduğunu ve kapalı kapılar ardında, birtakım esrarengiz ilişkilerle, belli bazı şirketlere bilgi odası kapsamındaki maliyet bilgilerinin verilebildiğini görüyoruz.
Neden söz ediyorum biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; daha da somut ifade edeyim: Seydişehir Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesinden söz ediyorum. Ben, bir milletvekili olarak, bırakın milletvekili olmayı, sade bir vatandaş olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakanının vermiş olduğu cevaba inanmak istiyorum, inanmam gerektiğine inanıyorum; ancak, bir siyasî iktidar ki, resmî ve yasal ortamlarda dahi gerçeğe aykırı beyanda bulunuyor ve cevap veriyor ise, bu iktidarın uygulamalarından veya yasama faaliyetlerinden nasıl emin olabilirsiniz?!
Aslında, sorunun özü ve esası değerli arkadaşlarım, siyasî iktidarın, Avrupa Birliği sürecine ve uygulamalarına bir amaç olarak bakmamasından ve bu süreci hukuka aykırı sonuçlar ve gizlenmiş amaçları için bir yöntem ve araç olarak kullanmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Kamu yönetimi anlayışı ve kültüründeki tutarsızlık ve yetersizlikler ister istemez bu sonucu yaratmaktadır.
Bir siyasî iktidar ki, bir taraftan, yolsuzlukları araştırma komisyonu kurup, kendince, kamuoyuna, yolsuzlukların üzerine gidiyoruz izlenimi vermeye çalışmakta, diğer taraftan ise, hakkında son derece ciddî ve belgeli suçlamalar bulunan Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin denetimden kaçmasına, denetim dışı tutulmasına özel bir gayret gösteriyorsa, burada üzerinde durulması ve sorgulanması gereken çok şeyler var demektir. Orada, siz, hangi bilgi edinme hakkından söz edebilirsiniz?! Herhalde, bunun devamında da, dokunulmazlıkların ardına sığınıp, kamuoyuna ve topluma hesap vermekten kaçınan bir anlayışı sorgulamamız gerekiyor.
Bitmedi değerli arkadaşlarım. Konumuz bilgi edinme hakkı. Bilgi edinme hakkından söz ediyoruz. Çok somut örnekler veriyorum değerli arkadaşlarım. Bunlara, demagoji yapmadan, kalkıp somut bir şekilde cevap verirsiniz. Tepki vermek yerine, somut bir şekilde bu anlattıklarıma cevap verirsiniz.
Bakıyoruz, bir tarafta neyi görüyoruz; Sayın Başbakanın, kendisine bağlı olarak, hiçbir hukuk devleti yapılanmasında örneği görülmeyecek bir şekilde, idarî ve adlî denetim mekanizmalarımızın dışında, özel tim kurma arayışına girdiğini görüyoruz. Yani, yürütme gücü ve fonksiyonu yetmiyor, yargıyı da kendi bünyenizde toplamak istiyorsunuz, ondan sonra da topluma bilgi vermekten söz ediyorsunuz.
Bir İçişleri Bakanı ki, kendi Bakanlığının yıllar içinde oluşturduğu, uzun yıllar içinde oluşturduğu, teknik ve objektif ölçülere göre oluşturduğu kıdem ve liyakat listesini bir tarafa bırakıp, kendi sübjektif, kişisel ölçülerine göre terfi listesi düzenliyorsa, bırakın orada bilgi edinme hakkını, orada, artık, kazanılmış temel özlük hakların korunup korunmayacağının endişesini yaşamaya başlıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, başka bir örnek daha vermek istiyorum. Çok uzağa gitmiyorum, dünden söz ediyorum. Dün yapılan kapalı oturumdan söz ediyorum. Bağlantılı olarak 23 Haziran tarihinde Bakanlar Kurulunun "insanî yardım" adı altında Irak'a yönelik olarak yapmaya başladığı uygulamaları hatırlamanızı istiyorum ve en nihayet 8 500 000 000 dolarlık kredi olayı ve Irak'a asker gönderilmesi tezkeresi değerli arkadaşlarım.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep)Hukuken suçtur; onu açıklayamazsınız.
ATİLLA KART (Devamla)Değerli arkadaşım, bir hukukçu olarak, neyi açıklayacağımı, neyi açıklamayacağımı çok iyi biliyorum; ondan emin olabilirsiniz. O konuda, hangi noktada açıklamalar yapacağımı, hangi noktada duracağımı ben çok iyi biliyorum; siz müsterih olun, rahatsız olmayın.
Ülkemizin ve bölgenin geleceğini ilgilendiren ve etkileyen böylesine sosyal, ekonomik ve tarihî boyutları olan gelişmelerden, bırakın kamuoyunu ve sade vatandaşı, yasama organını dahi bilgilendirmiyorsak ve yapılan uyarılara rağmen bunun gereğini yapmıyorsak, orada sorgulanacak çok şey var demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
18 konuşma daha · 8 Ekim 2003