Yasama dokunulmazlığı konusunda bir meclis araştırılması açılmasına ilişkin raporu (10/7) (s.s.332)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 98. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Haziran 2004 · 962 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 8 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YASAMA DOKUNULMAZLIĞI KONUSUNDA BİR MECLİS ARAŞTIRILMASI AÇILMASINA İLİŞKİN RAPORU (10/7) (S.S.332)); konuşma 962 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Yasama dokunulmazlığı konusunda bir meclis araştırılması açılmasına ilişkin raporu (10/7) (s.s.332)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-06-08-yasama-dokunulmazligi-konusunda-bir-meclis-arastirilmasi-acilmasina-il (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında, önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, gelinen süreçte, toplumda artık çok tartışılan dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunda şu ortak kanı doğmuştur: Milletvekilliği dokunulmazlığının sınırlandırılması, bir talep ve beklenti halini almıştır, bunun tartışılacak bir yönü kalmamıştır. Avrupa Birliği normlarının da gereği budur, uluslararası sözleşme mahiyetindeki yolsuzluğa karşı özel hukuk ve ceza hukuku sözleşmelerinin de gereği budur.
Sayın milletvekilleri, siyasî iktidar, maalesef, diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tutarlı ve samimî olmayan bir tavır içerisinde olmuştur, bu tavrını da ısrarla sürdürmektedir. Bir taraftan yargıya güvenilmediğinden -ki, bu husus en üst düzeyde, resmî ve gayri resmî ortamlarda dile getirilmektedir- söz edilmekte, diğer taraftan da mevzuatımızda dokunulmazlıkların sadece milletvekilleri için değil, diğer kamu görevlileri için de dokunulmazlık ve birkısım ayrıcalıkların bulunduğu dile getirilmektedir.
Sayın milletvekilleri, siyasî iktidar, bedelli askerlik konusunda olduğu gibi... Bedelli askerlik konusunda ne demişti siyasî iktidar; en üst düzeyde, yerel seçimlerden evvel bu vaadi yapan, bedelli askerlik için beklenti içerisinde olan insanların askerlik şubelerine dilekçe vermelerini seçim vaadi olarak dile getiren Sayın Başbakanın, seçimden sonra nasıl bir tavır içinde olduğunu çok iyi biliyoruz. Yani, o insanların beklenti ve taleplerini acımasızca istismar eden siyasî iktidarın, bakıyoruz, dokunulmazlık konusunda da kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye ve yönlendirmeye devam ettiğini, yine, üzülerek görüyoruz.
Siyasî iktidarın dile getirdiği her iki gerekçe de doğru değil değerli arkadaşlarım. Yargının sorunlarının bulunduğunu biliyoruz. Bunlar bilinen sorunlar, bunlara nasıl çözüm getirileceği de gayet açık. En başta Anayasanın 140, 146, 159 uncu maddeleri değiştirilmeli. Bu değişiklik yapılmadan yargının sorunlarının çözüme bağlanması mümkün değil; ama, siyasî iktidar, yargının bu temel konularını gözardı ederek ve duymazdan gelerek, görmezden gelerek, yargıyı bağımlı hale getirme arayışlarına bir taraftan da hız vermiştir. Öylesine ki, idarî ve adlî aşamada delil toplama sürecine müdahale teşkil edecek nitelikteki yasal düzenlemeleri hızla uygulamaya sokmaya başlamıştır.
Bu sebeple, yargıya güvenmiyoruz yolundaki söylemlerin samimî ve tutarlı hiçbir yanı yoktur. Karma komisyonda bekletilen ve haklarında erteleme kararı verilen ve yargılamaları önemli aşamalara varan dosyalardaki ciddî suçlamalar sebebiyle, siyasî iktidar, bu dosyaları savsaklama ve sürüncemede bırakma çalışmalarını, kendince kararlı bir şekilde sürdürmektedir. Bu gerçek, artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumdadır.
Bir diğer önemli husus, diğer kamu görevlilerinin ayrıcalık ve dokunulmazlıklarının bulunduğu yolundaki söylemin de gerçekle bağdaşır hiçbir yönü yoktur. Önemle ifade ediyorum, vurgulayarak ifade ediyorum; "dokunulmazlık" kavramı, Anayasamızda sadece milletvekilleri için söz konusudur. Bu dokunulmazlık sebebiyledir ki, milletvekilleri yargılanamamaktadır, milletvekilleri hakkında yargılanma engeli vardır. Diğer kamu görevlileri için ise, Anayasanın 129 uncu maddesinde böyle bir hal söz konusu değildir. Bütün kamu görevlileri, istisnasız söylüyorum, milletvekilleri dışındaki bütün kamu görevlileri yargılanabilmektedir.
Bunu biraz daha açmak istiyorum. Bilindiği gibi, kamu görevlilerinin, eylem ve işlemlerinden dolayı tazmin sorumluluğu vardır, idarî sorumluluğu vardır, disiplin sorumluluğu vardır ve cezaî sorumluluğu vardır. Bütün kamu görevlileri hakkında, her aşamada hukuk davaları açılabilmektedir. Disiplin hukuku anlamında, uyarma, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması ve meslekten çıkarma dahil olmak üzere, hiçbir izne tabi olmadan, kamu görevlileri hakkında disiplin müeyyideleri uygulanmaktadır, uygulanabilmektedir. Bunun yanında, idarî müeyyide olarak, görev yeri değişikliği her zaman için uygulanabilmektedir. Cezaî soruşturmada ise, soruşturma izni prosedürü kapsamında, o kamu görevlileri yine yargılanmaktadır. Soruşturma izni verilmediği takdirde, ilgili savcılık veya şikâyetçi, bölge idare mahkemesine veya Danıştaya başvurmak suretiyle bunun, yine yargı zemini içinde denetimini yapabilmekte, takibini yapabilmektedir. O sebeple diğer kamu görevlilerinin ayrıcalıklarının bulunduğu yolundaki söylem, gerçekle ilgisi olmayan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, yanlış bilgilendiren bir söylem olmaktan öteye gidememektedir. Artık, bundan kaçınmak gerekiyor.
Enteresandır, bunu savunmasına gerekçe yapan siyasî iktidarın, bakıyoruz, bir taraftan da, belediyelerde bürokratlara yönelik olarak özel koruma zırhları geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bir taraftan, kamu görevlilerinin ayrıcalıklarından söz eden siyasî iktidarın, özellikle belediye bürokratlarına yönelik özel bir koruma zırhı geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bugün Meclis gündemine gelmekte olan 466 sıra sayılı tasarının bu mahiyette olduğunu, o tasarının görüşmeleri esnasında bu hususları daha somut olarak açıklayacağız değerli arkadaşlarım.
Bu sebeple -toparlamak istiyorum- milletvekillerinin yargılanmalarında özel düzenlemeler yapılması gerektiği açıktır; yani, milletvekillerinin, diğer kamu görevlileri gibi yargılanma prosedürüne tabi olmaması gerektiği açıktır. Bu düşünceyledir ki, biz, komisyon raporundaki muhalefet gerekçemizde bunları belirttik; milletvekillerinin her suçlamadan dolayı ülkenin dört bir tarafına gitmelerinin yasama fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesiyle, bu yargılamanın daha teminatlı olması ve yasama faaliyetinin aksamaması amacıyla, bu soruşturmaların Yargıtay bünyesinde oluşturulacak bir savcılar kurulu vasıtasıyla yapılmasını; yine, bu yargılamanın ilgili ceza dairesinde yapılmasını öneri olarak dile getirdik. Bu önerimizde, ayrıca, bu yargılama yapılırken, suçüstü halleri hariç olmak üzere, hiçbir şekilde tutuklama kararı verilmemesi gereğini dile getirdik. Getirdiğimiz seçenekte bütün bu hususlar dile getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, burada üzücü ve düşündürücü olan husus şudur: Siyasî iktidar, bütün bu hususları gerçekleştirmek için anayasal düzenleme yapmaya yanaşmadığı gibi, mevcut İçtüzük hükümlerini de işletmeyerek hukuka aykırı tavrını ısrarla sürdürmektedir. Bir taraftan, Anayasanın 76 ncı maddesinde seçilme engeli teşkil eden suçlamalar duruyor; öbür taraftan, bu suçlamalardan haklarında yargılama yapılan ve yargılamaları belirli bir aşamaya varan o siyasîlerin yargılamalarını yapamıyoruz. Bu, en başta, hukukî tutarlılık adına tartışılması gereken, siyasî etik adına tartışılması gereken bir husus. Bunu yaparken, bir taraftan da neyi yapıyoruz değerli arkadaşlarım; 57 nci hükümet ve daha öncesine yönelik olarak, Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi kapsamında kalan suçlardan dolayı soruşturma komisyonlarını alelacele işletiyoruz, bunları devreye soruyoruz. Bunları yapmayalım demiyorum; ama, tutarlı olmak adına, kendimiz açısından da mevcut hükümetler açısından da mevcut dönemler açısından da bu soruşturmaların, bu yargılama engellerinin ortadan kaldırılması gereğini dile getirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli husus şudur: Burada, karma komisyonda 140 civarında dosya var. O karma komisyonda dosyaları bulunan arkadaşlarımın önemli bir bölümünün yargılanmak istediklerini çok iyi biliyoruz. Öylesine ki, belediye başkanlığı yapmış veya başka kamu görevi yapmış bu arkadaşlarımız hakkında 5-6 dosya var. Bakıyoruz, bu arkadaşlarımız hakkındaki dosyaların hepsinde de suçlama, 298 sayılı Yasaya muhalefet; yani, gün batımından sonra konuşmak; ama, kamuoyunda oluşan o süreçten sonra, kamuoyunda, bu arkadaşlarımızın da zimmet gibi, ihaleye fesat karıştırma gibi yüz kızartıcı suçlardan dolayı dosyalarının bulunduğu yolunda ciddî izlenimler doğuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 8 Haziran 2004