Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Şubat 2008 · 1.020 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 1.020 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle ve önemle ifade ediyoruz, cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının din ve vicdan özgürlüğünü engelleyen politik ve kurumsal bir yapılanma hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Yine cumhuriyet tarihi boyunca din eğitimi resmî ve gayriresmî zeminlerde hep verilmiştir. Günümüzde Diyanet bütçesinin sekiz bakanlığın toplam bütçesi kadar olduğunu, üniversitelere ayrılan bütçenin 20 katı olduğunu görüyoruz. Günümüzdeki din eğitiminin laikliği örseleyen ve Aleviliği dışlayan boyutu her zaman tartışılmalıdır. Bu konu ayrıca tartışılması ve değerlendirilmesi ve sorgulanması gereken bir konudur.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu süreçte eksisi ve artısıyla ortaya çıkan gerçek şudur: Türkiye, Orta Doğu coğrafyasında ve Müslüman dünyada İslamiyetin en güzel yaşandığı bir ülkedir. Zira, laiklik, inançların birbirine tahakkümünü ve baskısını önlemektedir, her tür inancın yaşamasını hedeflemekte ve teminat altına almaktadır. Bu sebeple, Türkiye’de cumhuriyet ile birlikte insan unsuru ve sosyal yaşamda bir dönüşümün başladığını görüyoruz, insanların birey olmaya başladığını görüyoruz. Bir taraftan insanlar özel hayatlarında ve ortak toplumsal alanlarda din ve vicdan özgürlüğüne sahip olmuşlar, diğer taraftan ise kamu yönetiminde bilim ve akılcılığı esas alan bir dönüşüm başlamıştır. Bu dönüşüm, tekrar ifade ediyoruz, laiklik sayesinde olmuştur. İnsaf sahibi olan, vicdan sahibi olan, sorumluluk sahibi olan herkes bu gerçeği kabul eder, inkâr edemez.
Peki, değerli arkadaşlarım, o hâlde sorun nedir, ihtilaf nedir? Türkiye bu kaosu neden yaşıyor? Olay neden bir iktidar kavgasına dönüşüyor?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünün dördüncü fıkrası, 6, 7 ve 11’inci maddeler hep birlikte değerlendirildiğinde ve esasen, demokrasinin gereği olarak kural koyma, norm koyma, norm yapma yetkisinin münhasıran Meclise ait olduğunda hiçbir kuşku yok. Ancak, yine kabul edilmelidir ki, yine bilinmelidir ki, demokrasilerde hiçbir kurumun yetkisi mutlak değildir. Meclis, bu yetkisini, biraz evvel söylediğim kurallar çerçevesinde kullanacaktır. Bu yetkisini kullanırken, ayrıca, bu kuralların yanında Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası, 138 ve 153’üncü maddelerin son fıkraları mutlaka göz önüne alınacaktır.
Muhalefet gerekçemizde ve Komisyon görüşmelerinde ayrıntılı olarak açıkladığımız gibi, 1984’ten bu yana tesis edilen onlarca Danıştay kararı, 1989 ve 91 tarihli Anayasa Mahkemesi kararları ve nihayet, 1993’ten 2004’e kadar tesis edilen yedi adet AİHM kararında, hepsi birlikte değerlendirildiğinde, türban ve benzeri çağrışımlar yapan sembollerin dinî ve siyasi simge olması sebebiyle aşama aşama kamu yönetiminde, işlevsel mekânlarda ayrımcılığı, bölünmeyi ve devamında da kamplaşmayı yarattığı tespit ediliyor. Türbanın güçlü dışsal bir sembol olduğu ifade ediliyor ve ne dramatiktir ki, ne üzücüdür ki, AİHM kararlarında türbanın Türk siyasi hayatında hep sömürü aracı olarak kullanıldığı birkaç kez ifade ediliyor, tespit ediliyor, hüküm altına alınıyor. Türbanın Türk siyasi hayatında hep referans alındığı, bu referansların kamu yetkisinin kullanılmasında etkili olduğu ifade ediliyor. Türbanın bütünüyle masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak, özde ve sonuçta kadın özgürlüğüne ve cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi hâline geldiği ifade ediliyor.
Değerli arkadaşlarım, kamusal alanlarda, daha doğru bir ifadeyle işlevsel mekânlarda devlet, inanç konusunda nötr olmak zorundadır. Sürekli kamu hizmeti üretilen alanlardan söz ediyorum, böyle bir alanda kamu hizmeti alan, kamu hizmeti veren ayrımını yapamazsınız. Böyle bir alanda inanç beyanı anlamına gelen semboller kullanılmaya başlandığı takdirde bunun üstünlük sürecine dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu takdirde ise hiç kimsenin din ve vicdan özgürlüğünden söz edilemez. Devlet ancak nötr tavrını sürdürdüğü takdirde inanç çatışması ve iktidar kavgası söz konusu olamayacaktır. Devletin inançların birbirine baskısını önlemesi laik ve demokratik devletin en önemli görevidir. Bu süreçler tarihin her döneminde yaşanmıştır değerli arkadaşlarım. Kamu yönetimi laik tavrını korumadığı takdirde sözünü ettiğimiz çatışma ve iktidar kavgaları sosyolojik olarak yaşanacaktır. Bu süreç kaçınılmazdır.
Peki, bu tarihî ve sosyolojik süreçlere rağmen, neden bu düzenlemede ısrar ediliyor? Değerli arkadaşlarım, şu tabloyu görüyoruz: Türk siyasetinin, Türk siyasi tarihinin geldiği tıkanmayı görüyoruz. Özde ve nihai değerlendirmede Türkiye’yi demokratikleştirme misyonu olmayan, demokrasiyi araç olarak gören, ekonomik yönden ve dış politika boyutlarında ülkemizi bağımlı hâle getiren, Türkiye’yi müstemleke bir ülke hâline getirme misyonunu üstlenen ve ülkenin kaynaklarını elden çıkaran bir siyasi kadronun yurttaşlarımızın kutsal dinî değerlerini kullanma yoluna gittiğini bir kez daha üzülerek ve kaygıyla görüyoruz.
Sorunu çözme ve katkı sağlama iddiasında olanların da bu aşamada, bu süreçte Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddelerinin devreye gireceğini görmezden geldiklerini veya gözden kaçırmaya çalıştıklarını görüyoruz.
Şu sorunun tam zamanıdır sayın milletvekilleri: Olaya özgürlükler açısından bakıyoruz, gayet güzel. Hemen şunu ifade etmek istiyorum: Salt özgürlükler açısından bakanlara ben saygı duyuyorum. Ama işin esası, olayın esası gerçekten böyle midir, bunu cesaretle sorgulamanız gerekiyor.
Peki, türbanı veya baş örtüsünü -ama hangi alanlarda: İşlevsel mekânlarda- istismar edilmemesi için -bunun altını çizerek ifade ediyorum- bunu özgürlükler sorunu olarak görüyoruz. Çarşaf da bir özgürlük sorunu değil mi değerli arkadaşlarım? Bunun sınırını, bunun adını siz hangi yetkiyle koyabilirsiniz? Böyle bir yetki var mı sizde? Bunu tayin edecek bir ölçü var mı? O zaman bunun devamında şu gelmez mi: Bakın, insanlara diyorsunuz ki, kadınlarımıza diyorsunuz ki, genç kızlarımıza diyorsunuz ki: “Efendim, dört yıl, beş yıl, altı yıl eğitimini bu şekilde yapacaksın.” O insanlar ne yapıyor? Dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını o şekilde programlıyorlar. E peki, bunun devamında o insanların, o kardeşlerimizin, o bacılarımızın, aynı sembollerle kamu hizmetini yapmalarını, mesleklerini icra etmelerini…
Burada hemen şunun altını çizmek gerekiyor: Efendim, devlet artık günümüzde bir istihdam yaratan kaynak değilmiş. Burada iktidar sözcüleri bunu ifade ettiler. Biz neden söz ediyoruz? Sizin bu ekonomik liberal anlayışınızın tartışmasını bir tarafa bırakalım. Biz, yargıç olmaktan söz ediyoruz, doktor olmaktan söz ediyoruz, kaymakam olmaktan söz ediyoruz. O insanlar o tahsili yaparken, dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını programlarken yargıç olmak amacıyla, kaymakam olmak amacıyla o tahsili yapıyorlar. Doğal olanı da bu değil mi? E peki, o insanların bu taleplerini, bu bireysel taleplerini, bu özgürlük taleplerini hangi gerekçeyle engelleyeceksiniz? Hangi gerekçeyle engelleyeceksiniz?
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize)Engellemeyin!
ATİLLA KART (Devamla)E onun adını, doğru dürüst, samimi bir şekilde koysanıza. Neden bundan korkuyorsunuz? Neden ikiyüzlülük yapıyorsunuz? Neden takiye gösteriyorsunuz? (AK Parti sıralarından gürültüler)
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Size hiç yakışmıyor. Sizin bu üslubunuzla olmaz. Lütfen…
ATİLLA KART (Devamla)Klasik tavrınızı burada da neden hemen gösteriyorsunuz? Bunu anlatmaya çalışıyoruz, bunu ifade etmeye çalışıyoruz.
Bunun devamında, nedir? Bakın, bunun devamında, kaçınılmaz olarak Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddeleri gereğince, bu insanların doğal olarak kamu hizmetine girmelerinin yasal altyapısını hazırlıyorsunuz. Yine, burada ikiyüzlülüğünüzü, takiye amacınızı da gösteriyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 6 Şubat 2008