Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)
Konya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 64. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Şubat 2008 · 572 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ayşe Türkmenoğlu (AK Parti), 13 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 572 kelime.
Ayşe Türkmenoğlu (AK Parti, Konya). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 13 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayse-turkmenoglu-23-2008-02-13-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5555 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 25’inci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Vakıf, bir mülkün menfaatlerinin sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis edilmek üzere özel mülkiyetten çıkarılarak kamu mülkiyetine geçirilmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu kuruluşlar, içerdikleri birey dinamizmi ile üstlendikleri ve görev edindikleri hizmeti etkin ve verimli olarak yerine getirmektedirler. Aynı zamanda demokrasinin kökleşmesine, halkın yönetime katılmasına ve bireylerin yönetimi etkileme gücünün artmasına da neden olmaktadır.
Vakıfların değişik amaçları olmasına rağmen vakıf kuran açısından temel hedef, yardım etme, hayırla yâd edilme, arkasında güzel bir iz bırakmaktır. İlk bakışta çok dağınık alanlara yayılmış birbirinden farklı görünümler sergileyen vakıf hizmetleriyle hedeflenen, insan şahsiyetinin, haysiyetinin ve hayatının korunması ve geliştirilmesi, insanların hayatta karşılaşabilecekleri maddi ve manevi zorlukların giderilmesidir. Ayrıca insanların çektikleri ıstırap ve sefaletin dindirilmesi, hayatın güzelleştirilmesi, sosyal hayatın her türlü tehlike ve sarsıntılardan korunması amaçlanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 117’nci maddesi ikinci fıkrasında “Derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.” hükmü bulunmaktadır.
5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun uluslararası faaliyetlere ilişkin 5’inci maddesiyle, derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette bulunabileceği, yurt dışında temsilcilik ve şube açabileceği, yurt dışında dernek veya üst kuruluş kurabileceği veya yurt dışında kurulmuş dernek veya vakıflara katılabileceği belirlenmektedir.
Yine aynı Kanun’un 21’inci maddesi de derneklerin mülki idare amirliğine önceden bildirimde bulunmak kaydıyla yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdî yardım alabileceği, bildirimin şekli ve içeriğinin yönetmelikte düzenleneceği, nakdî yardımların bankalar aracılığıyla alınmasının zorunlu olduğu hükmünü içermektedir.
Bu durumda, Türk Medeni Kanunu’nda tüzel kişilik hususu yönünden dernekler ile vakıflar arasında yardım alma ve iş birliği konusunda bir ayrım gözetilmediği dikkate alındığında, 25’inci maddeyle getirilen düzenlemenin yürürlükteki mevzuata ve hukuka aykırı bir yanının bulunmadığı açıkça ortadadır. Kaldı ki Dernekler Kanunu’nda dernekler arasında uluslararası yardım alma ve faaliyet konusunda derneklerin türü yönünden herhangi bir ayrıma gidilmediği de görülmektedir. İlgili maddede hiç ayrım yapılmadan tüm vakıfların yurt dışında şube ve temsilcilik açabileceği, hatta yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye olabileceği belirtilmiş olup, bu husus, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu maddesindeki “kanun önünde eşitlik” ilkesine de uygun, tüzel kişilik yönünden de demokratik bir açılımdır. Ayrıca bu maddeyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne bildirimde bulunulması zorunluluğu getirilmiştir. Bu hususun Genel Müdürlükçe sıkı bir şekilde denetlenmesi ve izlenmesi de ihmal edilmemiş, hukuk devleti ilkelerine aykırı durumların önüne geçilmek amaçlanmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğüne tanınan teftiş ve denetleme yetkisi, vakfın tüzel kişilik kazanmasından önceki safhada başlayıp vakfın sona ermesine kadarki tüm safhalarda kendini göstermektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, teftiş ve denetlemelerinde birbirinden farklı ve zaman zaman oldukça geniş yetkilerle donatılmıştır.
Vakfedilen vakıf senedinde denetim organı olarak iradi bir kurul, örneğin danışma kurulu, denetim ve kontrol kurulu gibi kurullar öngörmüş olması Vakıflar Genel Müdürlüğüne kanunun tanıdığı teftiş ve denetim yetkisini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde, vakıf senedinde teftiş ve denetim yetkisinin Vakıflar Genel Müdürlüğü haricinde bir makama, örneğin vakfın gayesinin taalluk ettiği bir bakanlığa veya bir kamu idaresine ait olacağı da kararlaştırılamaz.
Sonuç olarak, insanlığın ortak tecrübesine dayanan vakıflar, ülkemizde yaşayan milyonlarca insanın özgür ve müreffeh yaşaması kadar gelecek nesillerin mutluluğu açısından da önemlidir. Sosyal dengelerin kısmen de olsa vakıflar yoluyla sağlanması, vakıfların çağdaş, ölçülebilir, denetlenebilir, bürokrasiden uzak bir yapı ve bütçeye sahip olmasıyla mümkündür. İşte bu Kanun’un ana hedefi ve gayesi de budur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vakıf medeniyetinin öncüsü bir millet olarak, görüşmekte olduğumuz tasarının bu amaca hizmet edeceği dileğiyle Kanun’un şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti ve DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
29 konuşma daha · 13 Şubat 2008