İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS’TE BUGÜN
KOMİSYON · SALI

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Ayyüce Türkeş Taş

Adana Milletvekili · İYİ Parti

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 3 Kasım 2026 · 1.056 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ayyüce Türkeş Taş (İYİ Parti), 3 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.056 kelime.

Ayyüce Türkeş Taş (İYİ Parti, Adana). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 3 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayyuce-turkes-tas-2026-11-03-tutanak-metni (erişim: 3 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=91130

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri, değerli bürokratlar ve basın mensupları; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınızın bütçesini görüşüyoruz. Ben de hayırlı olsun diyorum. Ancak bu bütçede sadece işsizlik, asgari ücret, emekli, işveren hakkı, işçi hakkı, kamu personeli hakkı vesaire gibi konular üzerinde duruyoruz. Ben şunu sormak istiyorum: Acaba bu konuları konuşmak bu bütçede yeterli mi? Çünkü biliyorsunuz ki dünya, çalışma hayatının temelini değiştirecek tarihî bir dönüşümün içerisindedir. Sanayi devrimlerinde makineler insanın fiziksel gücünün yerini almıştı ama bugünün dünyası yapay zekâ hatta artık "süper zekâ" diyorlar, insanın zihinsel emeğinin de bir bölümünü üstlenmeye başladı hatta tamamını üstleneceğini de görmekteyiz. Artık yalnızca fabrikalardaki robotlardan bahsetmiyoruz Sayın Bakan; karar verebilen, analiz yapabilen, yazılım geliştiren, muhasebe işlemlerini gerçekleştiren hatta başka yapay zekâ sistemlerini yönetebilen otonom dijital çalışanlardan söz ediyoruz. Literatürde bunlara "silikon tabanlı çalışanlar" deniliyor. Bu dönüşümü sadece bir teknolojik gelişim olarak değerlendirmek hiç doğru olmaz. İstihdamın, ücretlerin, vergilendirmenin ve sosyal güvenlik sisteminin geleceğini ilgilendiren çok önemli bir ekonomik kırılımdır bu. Bugün, sosyal güvenlik sistemimiz büyük ölçüde, çalışanların ve işverenlerin ödediği primlerle ve kamu katkılarıyla finanse edilmektedir. Peki yarın, aynı üretimi 100 işçi yerine, 10 işçi ve 90 robot gerçekleştirirse ne olacak? Üretim artacak, verimlilik yükselecek, şirketlerin kârı büyüyecek ancak sosyal güvenlik sistemine prim ödeyen çalışan sayısı azalırsa emekli aylıklarını, sağlık harcamalarını ve sosyal korumayı kim, nasıl finanse edilecek? Makinalar üretirken insanlar işsiz kalırsa sosyal güvenlik sistemimiz nasıl ayakta kalacak? Önümüzdeki dönemin en önemli sorunlarından biri budur bence Sayın Bakan ama sunumunuzda bununla ilgili bir başlık göremedik. Bugün, dünyada robot vergisi, otomasyon kazançların vergilendirilmesi, yapay zekânın yarattığı verimlilik artışının toplumla paylaşılması ve evrensel temel gelir modelleri tartışılıyor. Evrensel temel gelir, bireylere çalışma durumlarından bağımsız olarak düzenli bir gelir sağlanmasını öngören bir yaklaşım. Elbette finansmanı, enflasyon üzerindeki etkileri ve çalışma teşvikleri tartışılmalıdır ama asıl mesele şudur: Türkiye bu tartışmanın neresindedir? Bakanlığınızın yapay zekânın istihdam prim gelirleri ve emeklilik sistemi üzerindeki etkilerine ilişkin hazırlanmış bir projeksiyonu var mıdır diye sormak istiyorum ben. 2030 ve 2035 yıllarında hangi mesleklerin dönüşeceğini, hangi alanlarda istihdam kaybı yaşanabileceğini hesapladınız mı? Otomasyonun Sosyal Güvenlik Kurumunun prim gelirlerine etkisi ölçüldü mü? Türkiye'de evrensel temel gelir veya otomasyon kazançlarından sosyal güvenliğe kaynak aktarılması konusunda yürütülen bir çalışma bulunmakta mıdır? Biz hâlâ bugünün sosyal güvenlik açıklarını tartışırken yarının prim ödeyemeyen dijital iş gücüne karşı nasıl hazırlanıyoruz? Ben işin açıkçası bunları merak ediyorum.

Sayın Bakan, geleceğin risklerinden söz ediyoruz ama tabii ki bugünün istihdam göstergeleri de ciddi uyarılar veriyor. Eylül 2026 itibarıyla dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,4 ama atıl iş gücü oranı yüzde 31,2; bu çok önemli bir rakam. Bir yılda istihdam edilen kişi sayısı 113 bin azalmış, kadınların istihdam oranını yüzde 31,2 seviyelerinde. Daha da önemlisi, Bakanlığınızın 2027 yılı için belirlediği kadınların iş gücüne katılım hedefi önceki 2026 hedefinin bile altında. Teknoloji hızla ilerlerken bizim istihdam hedeflerimiz niye geriye gidiyor? Yapay zekâ dönüşümünden etkilenebilecek alanların başında büro hizmetteri, muhasebe, müşteri hizmetleri ve idari işler geliyor. Bu nedenle, yalnızca yeni iş yaratmayı değil mevcut çalışanları yeni mesleklere hazırlamayı da konuşmalıyız, tartışmalıyız, üzerinde kafa yormalıyız. Mesleki eğitim politikalarımızı yapay zekâ çağının ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak zorundayız.

Bir başka üzerinde durmak istediğim konu da İşsizlik Sigortası Fonu. Bu Fon, işsiz kalan vatandaşlarımızın en zor günlerinde geçimlerini güvence altına almak amacıyla kurulmuştur. 2026 yılının ilk dokuz ayında Fonun gelirleri yaklaşık 519 milyar liraya, giderleri de 264 milyar liraya ulaşmıştır. Aynı dönemde işsizlik ödeneği için yaklaşık 82,6 milyar lira harcanmış, teşvik ve destek ödemelerine 92,8 milyar lira ayrılmıştır. Yani işsiz kalan vatandaşlara doğrudan ödenenden daha fazla kaynak, teşvik ve desteklere gitmiştir. Üstelik devletin Fona katkı oranı da yüzde 1'den, binde 5'e düşürülmüştür. İşsizlik Sigortası Fonu işsizlerin güvencesidir. Elbette istihdamı artıracak destekler önemlidir ancak bu desteklerin gerçekten yeni ve kalıcı istihdam oluşturup oluşturmadığını da bilmek istiyoruz.

Fonla ilgili başka bir önemli nokta, Fonun kaynaklarının değerlendirilmesiyle ilgili kamuoyuna yansıyan bir mesele vardı, o konuya da dikkat çekmek istiyorum. Son dönemde sermaye piyasalarında yaşanan fon tartışmaları ve ortaya atılan iddialar hepimizin malumu. İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının bir bölümünün Takasbank para piyasasında değerlendirildiği de açıklanan finansal bilgiler arasında yer almaktaydı. Burada çok önemli bir husus var: İşsiz kalan vatandaşımızın güvencesi olan bu kaynaklar hangi aracı kurumlar üzerinden, hangi koşullarda ve hangi riskler alınarak değerlendirildi? Sermaye piyasalarında yaşanan fon tartışmalarından İşsizlik Sigortası Fonu doğrudan veya dolaylı etkilendi mi? Herhangi bir zarar, tahsilat sorunu veya teminat açığı oluştu mu? Bu işlemleri kim denetlemekte? Fonun ne kadarı kamu borçlanma araçlarına, ne kadarı diğer finansal araçlarda değerlendirilmekte ve enflasyon karşısında Fon'un reel değeri korunabilmekte mi? Bu soruları da sizden özellikle cevaplamanızı rica ediyorum.

Burada yalnızca bir yatırımın getirisini sormadığımızı belirtmek istiyorum. İşçinin alın teriyle biriken paranın ne olduğunu takip etmek amacımız. İşsizlik Sigortası Fonu spekülatif risklerin üstlenileceği bir kaynak değil sosyal koruma amacı taşıyan bir kamu güvencesidir. Bu nedenle, Fon'un bütün yatırımlarının, getirilerinin ve risklerinin Meclis denetimine açık olması gerektiğini de burada bir kez daha söylemek istiyorum. Üstelik, yarın otomasyon nedeniyle işini kaybedebilecek milyonlarca çalışan için yeniden eğitim ve gelir güvencesi sağlayacak mekanizmaları da bugünden oluşturmalı, bu Fon'u da buna göre şekillendirmeliyiz diye düşünüyorum.

2027 yılı için Bakanlığınızın bütçesi yaklaşık 2,4 trilyon lira olarak öngörülüyor ancak bu artışın önemli bir bölümü sosyal güvenlik finansmanındaki mevzuat değişikliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla, bütçenin büyümesiyle vatandaşın refahının büyümesini birbirine karıştırmamız gerektiğini burada vurguluyorum. Bugün emeklilerimizin geçim sıkıntısı olduğu aşikâr, çalışanlarımız alım gücünü korumaya çalışıyor, gençlerimiz de maalesef iş bulmakta zorlanıyor. Yarın bu sorunların üzerine yapay zekâ kaynaklı mesleki dönüşüm de eklenecek. Bizim ihtiyacımız yalnızca bugünün açıklarını kapatan değil geleceğin çalışma hayatını öngören bir sosyal güvenlik reformudur.

Son olarak şunu da ifade etmek istiyorum: Teknolojik ilerlemeye tabii ki karşı değiliz, zaten karşı da duramayız. Türkiye'nin yapay zekâda, robotikte ve ileri teknolojilerde öncü olmasını biz de istiyoruz ancak teknolojik ilerlemenin yarattığı refahın yalnızca sermaye sahiplerinde birikmesini de kabul etmek tabii ki mümkün değildir. Geleceğin ekonomisinde makineler daha fazla üretecekse bu üretimin yarattığı refahtan Türk milletinin tamamı kesinlikle pay almalıdır çünkü sosyal devletin görevi yalnızca insanlara iş bulmak değil ekonomik dönüşüm karşısında insan onuruna yaraşır yaşamı güvence altına almaktır. Burada bir daha vurgulamak istiyorum: Bu silikon tabanlı çalışanların devreye girmesiyle yaratılacak gelir, bunların sosyal güvenlik sistemine etkisi ve işte "evrensel gelir" olarak tabir edilen o gelirin devlet tarafından, özellikle Türkiye Cumhuriyeti devlet tarafından tabii ki nasıl dağıtılacağı üzerine nasıl çalışmalar yapılıyor ya da yapılıyor mu? Bunu gerçekten merak ediyorum. Bu konu üzerinde de hep beraber kafa yormamız gerektiğini söylüyorum.

Tekrar beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

19 konuşma daha · 3 Kasım 2026

Tümü →
19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook