Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)
Rize Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 15. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2010 · 1.036 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti), 4 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)); konuşma 1.036 kelime.
Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti, Rize). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ali-bayramoglu-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Türkiye açısından son derece önem arz eden ve hepimizi de çok yakından ilgilendiren ve aslında sadece ulusal bazda veya siyasi bazda bakılması gereken değil tam tersine uluslararası genel perspektif açısından bakmamız gereken bir konuyu değerlendiriyoruz, o konu hakkındaki kanun üzerinde görüşme yapıyoruz. O nedenle, şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Şimdi, arkadaşlar, bu konu yaklaşık bir buçuk senedir gündemimizde. Bir buçuk sene önce haziran ayında gündemde sırasını aldı ve yenilenebilir enerjiyle ilgili kanunun görüşülmesinde prensip olarak anlaşılmış idi. Fakat özellikle 2009 senesi içerisinde dünya genelinde yaşanan, 2008’i takip eden ekonomik krizler, ekonomik krizlerin özellikle sanayi sektöründeki girdi malzemeleri üzerindeki maliyet fonksiyonlarını değiştirmesi, dünyada teknolojiye yönelik gelişmeler bizi biraz daha sağlıklı, biraz daha sabır ve sükûnetle düşünmeye doğru ittiği için, kanunu da belirli bir süre içerisinde beklemeye ve bu süre içerisindeki gelişmeleri gözlemleyip ona göre karar almaya itmiştir. Yoksa, geçen sene içerisinde gündeme getirilen konuların tamamı o gün için ihtiyaç olduğu gibi bugün de zaten ihtiyaçlarımız olarak duruyor. Fakat, bu gelişmeler bize bir noktada haklılık payımızı ortaya koydu. O da şu oldu: 2009 senesinde başta Avrupa Birliği ülkelerindeki yenilenebilir enerjiye yönelik hedeflenen yatırımların içerisinde yüzde 33’e yakın pay, kapasite olarak yatırımları durdurulan ve yapılmayan, tam tersine Türkiye’deyse, bir tek dünya geneline baktığımızda, kapasitesi ve hedeflerinden fazla yenilenebilir kaynak üretimi yapan tek ülke olma özelliğini bize de vermiş oldu.
Şimdi, geçtiğimiz yıl içerisinde rakamlara baktığımızda, özellikle hızlı teknolojik gelişme gösteren bir solar enerji dediğimiz güneş enerjisiyle ilgili rakamları yakinen takip ettiğimizde çok ciddi bir maliyet düşüşlerini yaşıyoruz ve yaşadık. Hatta şu anda ben size bazı grafikleri göstereyim, bu grafikler de sizin üzerinizde ciddi derecede bizim haklılık payımızı çıkartabilir ve bunu siz de daha rahat görebilirsiniz. Belki oradan görmek mümkün değil ama, şu çizgiyi en azından görme şansınız var, eğri çizgisini. Bakın, bu yıllar itibarındaki rakamlar, yatırım rakamları, özellikle on yıllık süre içerisinde teknolojik gelişmeyle beraber neredeyse yarı yarıyanın altına maliyet unsuru olarak inecek şekilde planlama ve hedefleri ortaya konuyor. Yani, dolayısıyla bugün yaptığınız 1 birimlik bir yatırımın bundan on sene sonra 0,5 birime yapılabileceği bir noktayı gözlemliyoruz ve bunu özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik batıdaki hızlıca yatırımlarını yapan, yaklaşık 10 bin megavata yakın güneş, 26-27 bin megavata yakın rüzgâr enerjisi yatırımı yapmış Almanya ülkesinden de öğrenebiliyoruz, İspanya’dan da öğrenebiliyoruz. Dolayısıyla bu noktadaki beklememizin getirmiş olduğu kısmen dezavantajlar var gibi gözüküyorsa da bunların ciddi derecede avantaj olduğunu da unutmamamız gerekiyor.
Özellikle enerji konusunda, tabii muhalefetten arkadaşlarımız haklı olarak çeşitli tenkitlerde bulunuyor. Benzer nitelikli tenkitleri ben de bir iktidar milletvekili olarak hem Komisyonda hem de gerektiğinde Bakanlıkta arkadaşlarımla yapıyorum ama bu tenkitlerin yanında yapılanları da göz ardı etmememiz ve hedefleri de buna göre ortaya koymamız gerektiği de muhakkak.
Şimdi size net rakamlar vereceğim: Şu an itibarıyla, yani içinde bulunduğumuz on birinci ay itibarıyla Türkiye’deki toplam kurulu güç 47.573 megavata ulaşmış ve sadece 2010 yılı içerisinde yüzde 40’ı yenilenebilir kaynaklardan olmak üzere yapılan ve üretime geçen toplam santral miktarımız, sayımız kurulu güç olarak 3.300 megavat.
Bunların bir dağılımına bakalım, neler var şu anda bu 47 binin içerisinde: Hidrolik santraller, yani HES’ler kurulu güç olarak 15.248 megavat, doğal gaz 18.104 megavat, kömür 11.242 megavat, rüzgâr 1.202 megavat, diğerleri ve jeotermal de içinde olmak üzere toplam 1.780 megavat.
Peki, yüzdelerine baktığımız zaman, hidroelektriklerin yüzde 32, doğal gazın 38, kömürün yüzde 23,6; rüzgârın 2,5 diğerlerinin yüzde 3,5 olduğunu görüyoruz.
İşte buradaki ince ayrıntı şu: Kurulu güç ile üretim gücü arasındaki parite farklılığının getirdiği bir sıkıntıdan kaynaklanıyor. Yani sizin doğal gazınız yüzde 38 kurulu güç olarak ama üretim bazında katsayı olarak çarptığınızda, yıl bazı çalışma saati olarak değerlendirdiğinizde, çarpı 8 kat sayısıyla 8 bin saat aldığınızda, onun toplam üretim içerisindeki payı yüzde 49’lara çıkıyor. Aynı şekilde hidroelektriğin toplam kurulu güç içerisindeki payı yüzde 32 iken, hesabında toplam ortalama çalışma saati olarak 3.500 saati aldığınızda da, onun toplam içerisindeki üretim payı yüzde 25’e düşmüş oluyor.
Peki, bu rakamların önümüzdeki süreler içerisinde, bu dönem içerisinde nasıl gerçekleşeceği konusuyla ilgili bir hedef çalışmayı da beraberinde sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. Genelde enerji konusuyla ilgili strateji belgelerine -2023 olarak, yani cumhuriyetin 100’üncü yılı olarak değerlendirildiği için, ben tam tersine, 2010 yılındayız, 2020 yılını nazarı itibara alarak- bir on yıllık projeksiyon açısından bakıyorum. Yani bu on yıl içerisinde dünya genelinde muhtemelen çeşitli dönemlerde, işte her beş yılda bir bir ekonomik krizin de yaşanabilirliğini de düşünürseniz, Türkiye'nin şu andaki kurulu gücünün de -küsuratları kaldırın- 48 bin megavat olduğunu konuşursak, demek ki, bizim mevcut eğriler, ekonomik büyüme, Türkiye'nin dünyaya bakış açısı açısından baktığımızda, 2020 yılında enerji olarak ihtiyacımız, olması gereken kurulu güç miktarımız 80 bin megavat. Yaklaşık bunun üretim katsayısı da 340 ile 350 milyar kilovat saat arasında olmak zorunda. Böyle bir hedef var.
Peki, bu 30 bini biz şu anda elimizdeki çalışmalarla, yenilenebilir kanun ve diğer mevzuatla nelerden karşılayabiliriz? İşte, esas kritik nokta o. Birincisi, 30 bin megavatı karşılayabileceğimiz yerler şöyle değerlendirilebilir: Elimizde devam eden projeler, bunların hayata geçmesi hidroelektrik santraller açısından baktığımızda en az üçte 1’lik kısmını hidroelektrik santraller oluşturabiliyor. Yani 10 bin megavatımızı, minimum 10 bin megavatımızı hidroelektrik santrallerden karşılayabiliyoruz. Bir 5 bin megavatımızı, zaten yapılmış anlaşma çerçevesinde yedi yıllık da periyotta üretime geçeceğini düşünürsek, nükleerden karşılıyoruz; etti 15 bin. Şu anda üzerinde, yenilenebilir kanununun yanında çalıştığımız, Enerji Bakanlığı ve ilgili bürokrasiyle beraber çalıştığımız en önemli kanunlardan bir tanesi yerli kömür kaynaklarının enerji amaçlı değerlendirilmesi konusudur ki buradan da bir 5 bin megavat temel olarak kömürden hedefliyoruz; etti 20 bin megavat. Geriye 10 bin megavat daha ihtiyacımız kalıyor. İşte, bu 10 bin megavatın yaklaşık 5 bin megavatını diğer yenilenebilir kaynaklar, yani rüzgâr, solar, jeotermal kaynaklardan, en fazla 5 bin megavatını da doğal gazdan üretmeyi hedeflemeliyiz. Bizim de şu anda çalıştığımız ana prensip bu. Yani dolayısıyla Türkiye'nin dışa bağımlılığı açısından değerlendirdiğimizde, dikkat ederseniz, bizim bu 30 binin 20 binini yerli ve yenilenebilir kaynaklardan, o da nükleer olmak üzere, geriye kalan yüzde 33’lük kısmının yarısını doğal gaz, yarısını da diğer nükleer ham madde kaynaklarından karşılamayı hedefliyoruz. Bu nasıl bir yerli kaynağa veya yenilenebilir kaynağa karşı olmaktır? Esas kritik anlayış veya eksiklik burada kaynaklanıyor. Dolayısıyla gündemimizde olan şu andaki yenilenebilir kanun bu perspektif nazarı itibara alınarak değerlendirilmiş, özellikle uygulamadaki bütün aksaklıklar, aradan geçen bir buçuk yıllık zaman zarfındaki ihtiyaç olan konularda gerekli düzenlemeleri içermek kaydı şartıyla bu şekilde düzenlenerek sunulmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 4 Kasım 2010