Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)
Yozgat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 110. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Haziran 2006 · 2.005 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bekir Bozdağ (AK Parti), 1 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÖRE VE NAMUS CİNAYETLER İLE KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDETİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN (10/148,182, 187, 284, 285) NOLU MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU HK.(S.S1140)); konuşma 2.005 kelime.
Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2006-06-01-tore-ve-namus-cinayetler-ile-kadinlara-ve-cocuklara-yonelik-siddetin-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; töre ve namus cinayetleri ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporu üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birkaç saattir çok ciddî bir konuyu müzakere ediyoruz. Konuşmacıları dinledim. Burada, konunun ehemmiyetine binaen, çok güzel konuşmalar, esas konunun özüyle, sorunların tespiti ve çözümüyle alakalı konuşmalar beklerdim ki, buradan çıkacak rapor ve bunun gereklerini icra edecek hükümet ve ilgili kurumlar, bundan daha fazla istifade etsinler. Ne yazıktır ki, üzüntüyle ifade etmek istiyorum; konuşmacılar, burada sadece siyaset yaptılar, konunun özüne girmediler. Müsaade ederseniz, ben, siyaset yapmadan, işin özüyle ilgili konuşmak istiyorum.
Kadına karşı şiddet, çocuğa karşı şiddet, ilkel ve cehalet dolu, cahiliye anlayışlarının doğurduğu töre cinayetlerine dair fotoğraf ve haberler, gün geçmiyor ki, televizyonlarımızda, gazetelerimizde yer almasın. Bu haberlerin, bu fotoğrafların hepimizi derinden yaraladığı, derinden üzüntüye sevk ettiği tartışmasızdır. Bunun da ötesinde, Türkiyemiz ve insanlarımız hakkında, bu ilkel anlayışların vahşet dolu sonuçlarına dair görüntülerin ve bulguların varlığı nedeniyle dünya kamuoyu tarafından farklı değerlendirmelere tabi tutulmakta ve hak etmediği ithamlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle, Meclisimizin oluşturduğu bu Araştırma Komisyonu tarihî bir fonksiyon ifa etmiştir. Ben, bu vesileyle, daha sözümün başında, Komisyonda çalışan milletvekili arkadaşlarıma, Komisyona büyük emek veren, hakikaten, bütün mesailerini harcayarak, çalışarak bu işin mutfağında çalışan uzmanlara, bunun da ötesinde, kadın örgütlerinin gönüllü, fedakâr, cefakâr çalışanlarına, hiçbir beklentisi olmaksızın oradan oraya bu sorunların çözümü için koşanlara ve Komisyonda da bizlere değerli katkı veren kadın örgütlerinin değerli temsilcilerine ve akademisyenlerimize ayrı ayrı teşekkürleri ve şükranları, AK Parti Grubu adına, iletmek istiyorum, minnetlerimizi ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki, şiddetin veya töre cinayetlerinin Komisyonun çalışmaları süreci içerisinde tespit ettiği nedenleri nedir; onlara bir baktığımızda, nedenleri doğru tespit edebildiğimizi gördüğümüzde, bu nedenleri ortadan kaldırarak, hastalığın, sorunun çözümü noktasında önemli ve doğru adımlar atma imkânımız vardır. Nasıl ki, bir doktor hastayı muayene ederken doğru teşhisi koyduğu zaman, ilaçları doğru verdiği zaman onun iyileşmesine yardımcı olursa, Komisyonumuzun yaptığı çalışmalar da doğru tespitler, doğru tedavi ve çözümleri beraberinde getirecektir.
Müsaadenizle, bütün tespitleri belki değil; ama, bunların bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun sebepleri nedir; birincisi, şiddetin en önemli ve en temel sebeplerinden bir tanesi ayırımcılıktır. Bizim, toplumumuzun gerçekleriyle yüz yüze gelmemiz, bunları konuşmamız bizi küçültmez, bunların varlığını kabul etmemiz bizi herhangi bir noksanlığa sevk etmez, aksine bunun çözümüne katkı sağlar. Maalesef, şiddeti körükleyen nedenlerden bir tanesi bu ayırımcılıktır ve bu ayırımcılığın erkek ve kadın bakış açılarına ve birtakım toplumsal yapılara yansımış olmasıdır.
Bir diğer önemli nedeni; toplumsal kabuller, toplumsal anlayış ve toplumsal bakış açılarımız da şiddetin doğmasına, töre ve namus saikıyla işlenen cinayetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Bakın, insanlarımız şiddete maruz kaldığı zaman, aile içi bir problem veya başka nedenlerle şiddetin mağduru olduğu zaman, etrafından, komşuların, eğer, döven koca ise "kocandır, döver de sever de…" Canına tak etti, kadın veya çocuk, annesini, babasını veya eşini şikâyet için karakola gittiğinde karakolda da aynı şeyle karşılaşıyor "bu, aile içi bir meseledir, neden buraya getirdiniz, kendi aranızda halletseniz daha iyi olmaz mıydı" deniyor ve "kocandır", "babandır", "annendir" derken bu bakış anlayışı, bu kabul oraya yansıyor. Çocuğumuzu okula verirken, ana-baba olarak hepimiz teslim ederken "eti senin, kemiği benim" anlayışıyla teslim ediyoruz ve daha peşin peşin ciğerparelerimize şiddetin uygulanmasını kabul ettiğimizi deklare ediyoruz: "Ne yaparsan yap, etlerini tüket, kemikleri bana yeter." Bu, bizim toplumumuzun gerçeği. Hatta, kızlarımız gelin olurken başka bir anlayış "işte, bu evden beyaz gelinlikle çıkıyorsun, geriye gelirsen ancak kefenle gelirsin" ve baba ocağını evladına kapayan bir anlayış. Şimdi, kocası haksız, zalim ve çocuğa, çok kötü -kızına, evladına- çok gayriahlakî, vahşi, insanlıkdışı muamele yapıyor; ama, o evlat, babasının, anasının kapılarının kendisine kapalı olduğunu görünce, geri dönme noktasında veyahut da orada tavır koyma noktasında zayıf kalıyor ve şiddeti sindirmeye, kabullenmeye kendisini alıştırmaya başlıyor. Önemli nedenlerden bir tanesi de bu.
Bir diğer şey; yetişme tarzı da şiddeti doğuran nedenlerden bir tanesi. Bizim, doğumdan önce başlayan ve okul hayatımız boyunca devam eden, sonra iş hayatımız boyunca devam eden hayat hikâyemizde, bizim ülkemizde şiddetin ve töre cinayetlerinin doğmasına neden oluyor. Bakın, daha çocuk gözünü açar açmaz babasının annesini dövdüğünü veya eşlerin birbirine karşılıklı manevî şiddet uyguladığını, psikolojik şiddet uyguladığını görüyor, beşikte seyrediyor onları. Sonra yürüyünce kendisi de ufak ufak sopa yemeye başlıyor. Sonra kardeşlerinin hem annesi hem babası tarafından dövüldüğünü görüyor. O zaman, rol model olarak diyor ki, demek ki anne olmak çocuğu dövmektir, anne olmak ara sıra kardeşleri dövmektir, baba olmak kadını dövmektir, anayı dövmektir. Böyle bir kafaya mıknatıs gibi yerleşen bir yapı. Okula gidiyor, öğretmene, demin anlattığım, teslim edilen anlayış, öğretmen dövüyor, baba-anne bu noktada, okul yönetimi, ilgililer bu noktada yine kayıtsız. Askere gidiyor, orada da adam olsun diye dövüyorlar. Dikkat edin, hayatının bir aşamasında, anne ve baba olana kadar her aşamasında dövüle dövüle büyüyen, dövülmeyi, sopa yemeyi, şiddet uygulamayı içselleştiren bir anlayış ve daha korkuncu, daha ilginci, bizim kanunlarımızda, maalesef, tedip hakkının içinde birtakım yorumlamalarla bu şiddet âdeta ana ve babaya hak gibi görülüp yorumlanan bir anlayış ve bu anlayışın yetiştirdiği çocuklar ana olduğunda, baba olduğunda, öğretmen olduğunda, din görevlisi olduğunda, başka göreve geldiğinde, gördüklerinden geri kalmıyor, onları etrafında uygulamaya geçiyor.
Bir başka neden; -detaya girmiyorum- Soruna tek taraflı bakış da şiddeti doğurmaktadır. Konuşmacıları, bu konuda çalışanları dinlediğiniz zaman, şiddetin tek müsebbibi erkekmiş gibi bir algılama, bir itham var. Şiddetin ve töre cinayetlerinin muhatabı da, mağduru da hem erkektir hem kadındır. Bu sorun, erkeğin de, kadının da müşterek sorunudur. Mağduru da iki taraftır, uygulayanı da yine iki taraftır. Komisyonda konuşan değerli akademisyenlerden bir tanesi "töre cinayetlerinin belki tetikçileri erkeklerdir; ama, azmettiricileri kadınlardır, halalardır, teyzelerdir, kayınvalidelerdir" demişti. Herkesin bu işte parmağı var, herkesin bu işte eli var, herkesin bu işte ortak sorumluluğu var. Biz, sorumluluğumuzu ortak kabul etmek zorundayız.
Bir başka konu; bütün toplumda yaşanan eşitsiz ilişkilerin varlığı da şiddeti ve töre cinayetlerini doğuran etkenlerden bir tanesidir. Ekonomik açıdan eşitsizlik, eğitim açısından eşitsizlik, statü açısından eşitsizlik, aile yapısı açısından eşitsizlik, aklınıza ne kadar eşitsizlik gelirse gelsin, bunların hepsinde zayıf olan kadındır, çocuktur ve güçlü olan erkektir. Biz, toplum olarak, ülke olarak, bu eşitsizlikleri görmezlikten gelemeyiz.
Öte yandan, yasalarımızda şiddeti himaye eden; belli şartlarda şiddet uygulayanların cezalarında indirim gören düzenlemeler yok mu; var, vardı. Örneğin, namus saikıyla, kendinin ve ailesinin namus ve şerefini koruma düşüncesiyle çocuğunu öldüren anneye ceza indirimi, başka birtakım nedenlerle öldürenlere ceza indirimi ve başka nedenlerle bizim yasalarımızda da… Örneğin, tecavüzcüsüyle kadın, tecavüze uğrayan mağdur evlendiği zaman, davanın ve cezanın ertelenmesini öngören düzenlemeler, bunlar, bu anlayışları himaye eden düzenlemelerdi. O zaman, siz, kanunlarınızda da bu varken, bunu nasıl kaldıracaksınız?!
Bir başka şey, bir başka neden, devlet organlarının uygulamaları ve yaşanan olaylara yaklaşımları da şiddetin büyümesine, gelişmesine yol açıyor.
Bakın, Ailenin Korunması Hakkındaki Kanun yürürlüğe girmiş, aile içi şiddet hukukumuzda kabul edilmiş; ama, eşinden şiddet gören kadın karakola gittiği zaman "ne var bunda, kocan döver de sever de" deyip gönderiyor, aile içi diye barıştırmaya çalışıyor, olayın doğru nitelendirmesini de yapmıyor. Onun için, bizim, bugün, istatistikî verilerimiz bu konuda yok, hepsi yanlış. Mahkeme nitelendirmeyi bu noktada farklı yapıyor; çünkü, evraklar farklı hazırlandığı için, delile göre karar verdiğinden yanlışlık oraya doğru gidiyor. Karakolda yanlış nitelendirme, yanlış muamele, başka yerlerde de yanlışlıkları doğuruyor. Bugün, ülkemizde, hakikaten, şiddete maruz kalan kaç kişi var, töre cinayetine kurban giden kaç kişi var, belli değil.
Ben bir tane örnek vereceğim, Trabzon'da gördüğümüz; bir bayan: "Eşim içer içer, gelir, döverdi. Karakola gittim, barıştırdı, gönderdi. Bir başka zaman gene dövdü, 3 gün yattım, sonra kalktım gene gittim, gene beni kocama teslim ettiler, bir daha dövdü ve en sonunda canıma tak etti, eşimi öldürdüm..." Şu anda cezaevinde yatıyor. Bunun cinayet işlemesinde kimlerin sorumluluğu var; hepimizin ortak sorumluluğu vardır bu cinayette. Onun için, uygulamalar, artık, şu ne der, bu ne der, aile mahremiyeti falan demeksizin, eğer bir şiddet olayı karakola, mahkemeye yansıyacak noktaya gelmişse, onun artık üzerinin örtülmemesi, açılması ve gereğinin yapılması, hem devletin hem onun kanunlarını uygulayanların vazifesidir.
Bir başka konu; ahlak anlayışının bozulması.
Bir başka sebep; İslam Dininin sevgiye dayalı anlayışlarının doğru, özüne, ruhuna uygun bir biçimde anlatılıp, öğretilememesi. Burada da konuşuldu; âdeta, şiddetin, töre cinayetlerinin şeyi İslammış gibi bir intiba uyandı. Değil. Bunun özünü, doğrusunu öğretmek bu devletin, bu ülkenin görevidir. Hiç kimse yanlışına mesnet Kur'an'ı, hiç kimse yanlışına mesnet hadisi ve İslamı gösteremez, göstermemelidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun da önüne geçmek bizim vazifemizdir.
Bütün bu nedenler, tek tek ben şiddet dedim, ama, bilesiniz ki, aynı zamanda töre cinayetlerinin de nedenleri. Pek çok şeyler de var, başka nedenler de var, onları geçiyorum.
Peki, çözüm ne derseniz; çözüm:
1- İlk yapılması gereken şey, sorunun kabulü lazımdır. Ortada sorunun varlığı kabul edilmezse çözüm de aranmaz. Bizim ülkemizde böyle bir sorun vardır, ailede yaşanmaktadır. Hatta, sorunu kabul ederken de bir bölgeye hapsetmemek lazım. Türkiye'nin doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde, Çankayasında, taşrasında, her yerinde bu sorun var, her yerinde var. Biz, bu sorunu doğru göreceğiz. Sadece bir yerlere hapsettiğimiz zaman, sorunun doğru bir şekilde yansımasını temin edemeyiz.
Peki, burada ilk görev kime düşüyor; bakın, burada ilk görev, çok açık söylüyorum, öncelikle kadına düşüyor; hem ayırımcılığı önlemek hem şiddeti önlemek anaya, bacıya, kardeşe, kadına -sıfatı ne olursa olsun- düşüyor.
Bakın, daha çocuk ana rahminde -ana rahminde şimdi belli oluyor ultrasonla- erkek olduğu belli olduğu zaman kadının sevmesi başka, doğduktan sonra beşiğe koyması başka... efendim onu sarması başka, ona ilgisi başka, kız çocuğuna ilgisi başka... Bakın…
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Onun sorumlusu kadın değil, onun sorumlusu erkek.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Bir şey demiyorum…
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Erkeğin talebi onun sorumlusu.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Benim söylediğim şeyi söylüyorum. Ben, sorumlusu şu falan demiyorum. Bizde böyle bir anlayış var mı yok mu?!
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın)Erkeklerde var.
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Aksi takdirde boşuyor kadını.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Var, erkekte de var. Aynısını diyorum. Ben… Bakın, bir şey söylüyorum: Erkekte de var bu anlayış. Önce, bunu, biz, kendimiz içimizde, çocuklarımızı yetiştirirken, ayırımcı düşünceyi kafasından silerek, şiddeti hayatımızda, evimizin içinde barındırmayarak, eşimizle, etrafımızla, aile bireylerimizle, komşularımızla olan ilişkilerde bunu uygulayarak...
Ben bir başka şey daha söyleyeceğim; bu, kabulde bir eksiklik: STK'ların Ankara, İstanbul gibi metropolde olan çalışmalarını demiyorum; ama, biz taşraya gittiğimizde, buradaki STK'ların şubelerinin temsilcileri, toplantı yaptığımızda -Komisyon arkadaşlarımız şahittir- "bizim burada töre cinayeti yoktur, kesinlikle yok efendim, öyle bir şey yok… "Amacı, töre cinayetleriyle mücadele etmek." Bizim burada şiddet olayları da olmaz, o da yoktur…" Gidiyoruz cezaevine, 28 tane töre cinayetinden yatan var. Şimdi, mücadele edenler, şehrini korumak için, ilinin adı lekelenmesin diye böylesi bir korumacı anlayışla yaklaşırsa, bu işin mücadelecileri bile merkezdeki kabulü taşraya yayamamışsa, o zaman, bizim bu sorunun altından kalkmamız da zor olur.
Bir başka önemli çözüm: Evvela, ayıbın, öncelikle ve ivedilikle tersine döndürülmesi lazımdır. Maalesef, toplumumuzun bir kısmı tarafından asıl ayıplanan, toplumun geleneksel kabulünün dışına çıkan kadını veya erkeği cezalandırmayan, öldürmeyen bireydir. Biz bunu tersine çevirmediğimiz zaman, bunu yapan birey dışlanmadığı zaman, bunu yapmayan övülüp baş tacı edilmediği zaman, kahvede, evde, işyerinde, her yerde kabul görür bir ortamı oluşturmadığımız zaman, ayıplanan şey farklı olduğu sürece bunu bizim değiştirme şansımız yok.
Bunun yolu ne? Bunun yolu;
1- Önce, ana-baba, bunu, televizyona, habere, okula, eğitime her giderken, örneklere, yaşananlara bakarak, ayıplayacağı veya kınayacağı, tasvip edeceği şeye dikkat edecek.
2- Okullarımızda, kitaplarda var olan, şiddeti özendiren birtakım bölümlerin, parçaların, şiirlerin, hikâyelerin tek tek tespit edilip çıkarılması, öğretmenlerin okulda, hocaların camide, müftülerin vaaz kürsülerinde, üniversitelerde hocaların bakışlarına, anlatışlarına, yorumlayışlarına, değer verişlerine, tasviplerine, onaylarına veya onaylamamazlıklarına bunu mutlaka ama mutlaka yansıtmamız lazım ki, ayıp tersine dönsün.
Siz, kardeşini öldüren bir vahşiyi ne iyi yaptın diye ödüllendirirseniz, öldürmeyeni yerin dibine sokarsanız, bu namusunu temizledi, bu aile şerefini kurtardı diye ona erkek muamelesi yapıp, vahşi muamelesi yapmazsanız, bu ayıp bu ülkede tersine dönmez; mümkün değil! (Alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir)Bravo.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Bakın, televizyonları seyredin, dizilere bakın. Dizilerin içerisinde şiddet öneriliyor mu... Seyrettiniz, herkes Polat oldu çıktı; vuran, kıran, öldüren... Bir başka yerden bakıyorsun, rol modeller katiller, rol modeller şiddet uygulayanlar, rol modeller töre cinayeti işleyenler.
GÜLDAL OKUDUCU (İstanbul)Sorumlusu kim?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)O zaman, biz bu ayıbı nasıl temizleyeceğiz?
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Biz iktidara geleceğiz, gereğini yapacağız.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Onun için, basına da önemli görev düşüyor burada, televizyonlara da önemli görev düşüyor burada, herkese önemli görev düşüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 1 Haziran 2006