İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · SALI

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

Berhan Şimşek

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 30. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Aralık 2005 · 1.150 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Berhan Şimşek (CHP), 13 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.150 kelime.

Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2005-12-13-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerinde lehte söz almış bulunuyorum; saygıyla selamlarım.

Gerçekten, otuziki kısım tekmili birden bir durum aldı bu dokunulmazlıklar meselesi; fakat, biz -Ümmet Kandoğan Beyin düşündüğü gibi değil- sokağa çıktığımızda, halk soruyor "bunu yerine getirin, verilen sözler var…" İşin ilginç tarafı, bu sözü de, Yüce Meclisin, Yüce Parlamentonun yürütmesinin başında bulunan Başbakanımızın verdiğini hepimiz biliyoruz.

Aslında, burada, biz, çok önemli bir görevi yerine getiriyoruz değerli arkadaşlarım. Sayın Başbakanımızın vermiş olduğu sözü hatırlatıyoruz ve onun vermiş olduğu sözün, belki, Meclisten -umut olarak- çıkabileceğini tekrarlamaya çalışıyoruz. Bunun ötesinde başka bir şey yoktur. Yani, arkadaşlarım da ifade etti; içi doldurulmamış, boş, hamasi sözlerle, sloganlarla yola çıkıldığında, daha sonra hüzünler ve acılar yaşanıyor. İşte, yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar… Bunlar, gerçekten, çok şairane, şiirane sözler; fakat, içi dolmadığı zaman, karşılığı olmadığı zaman, tenekeye vurmak gibi bir ses geliyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Mecliste bulunan arkadaşlarım -muhalefet, iktidar- bu yıl, bir Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kuruldu ve bir araştırma yapıldı. O araştırmada, bu Mecliste 22 nci Dönemde bulunan milletvekillerinin hazırladığı raporda "yolsuzlukların, bürokrasiyle işbirliğine girilmeden, siyasî iradeden destek almadan yapılamayacağı" ifade edilmekte. Şimdi, pekâlâ, durum buysa, siyasî iradenin desteği olmadan, bürokrasi, işadamı yolsuzluk, hırsızlık yapamayacağına göre, neden bunlara bu imkânı veriyorsunuz?! Bakın, burada, muhalefet, gelin, bunları kaldırın diyor.

Sizin gibi değerli bir İktidar Partisi ve vekillerin, bu ülkede yolsuzluk ve hırsızlık yapmak isteyenlere, sizlerin hazırlamış olduğu raporda ifade ettiğiniz gibi, niye yol verelim, niye imkân verelim, niye siyasî destek verelim! Bunu, halkın adına sormak, sizlerin de, bizlerin de görevi, yerine getirmek de görevimiz.

Değerli arkadaşlarım, sürekli, CHP bu konuyu niye gündeme getiriyor, neden; bizim, sözümüzün arkasında durduğumuz bir olay var; biz, aday olmadan önce, noterde "milletvekili olduğumuzda, bunun arkasına gizlenmeyeceğiz" dedik; biz, parti terbiyesi olarak, kendi ilişkimizle yaptık. Sayın Başbakan, yetmiş milyona, televizyonda dile getirdi. Biz mecburuz, biz, halkın adına bunu dile getirdik ve bu konuyu her gün de konuşmalıyız.

Ayrıca, Komisyon Başkanı Sayın Hüsrev Kutlu Bey diyor ki: "Yargı bağımsızlığı olmadığı için dokunulmazlığa dokunmama kararı aldık." Bu da, gerçekten, bu Meclis adına yaşanacak büyük bir acı, başka bir kelime kullanmak istemiyorum. Yine, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bey diyor ki: "Milletvekillerinin yargı bağımsızlığından endişeleri var."Ee, maşallah! Bu devam ediyor. Bir başka Başbakan Yardımcısı, 25.10.2005 tarihinde, Grubunuzda yapmış olduğu konuşmada, Sayın Abdullah Gül Bey diyor ki -burası çok önemli- AKP Grubunda şöyle diyor Sayın Gül: Hiç kimsenin kendini Türkiye'de bağımsız bir adacık gibi görmemesi gerektiğini belirterek "herkes kanunların önünde eşittir, herkes sorgulanabilir, herkesin sorumluluğu var, herkes hesap verecektir. Bu ülkede milletvekilleri, başbakanlar, ordu komutanları mahkeme önüne çıkıp hesap verirken, profesörler, rektörler hesap veremez demek söz konusu değildir" açıklamasında bulunuyor. Buna, aynen katılıyorum, doğrudur; fakat, bu memlekette TEDAŞ'ları, TOFAŞ'ları, bu dönemde yaşayan aklama komisyonlarını, sizin geçmişinizdeki partiniz yaşamıştır, hepiniz bilirsiniz. Bu araştırma, dokunulmazlıkları kaldırma, Meclis araştırma önergeleri, fasl ve hikâye olmuştur.

Şimdi, Başbakan, milletvekili, bir gün, 83'ten, 100'den, kalkıp da burada yargılandı mı? Devri sabık yaratıyorsunuz.

Pekala, bir gün siz de gideceksiniz, bu arkadaşları niye Yüce Divana gönderdiniz? Bu konuda samimî olmak gerekiyor. Bu konuda samimî olmadığınız ortada. Halk bunu bana soruyor; Edirne'de, İpsala'da, Üsküdar'da, Kocaeli'nde, Gebze'de geçen hafta bunu soruyor, basın soruyor değerli arkadaşlarım.

Şimdi, adacık… Kime?.. Başbakana, iktidar milletvekillerine adacıklar var Sayın Gül; ama, Rektör Yücel Aşkın'a adacık yok... Yargı herkese uygulanmalı; çünkü, kimse hukukun ne üstünde olmalı ne altında olmalı; herkes hukukun içinde olursa hukukun üstünlüğüne inanır bir durum ortaya çıkar.

Değerli arkadaşlarım, bakın, çok ilginç bir süreç yaşanıyor, ara sıra bize de kalkıp göndermeler yapılır. Bugün internete düşen bir haber: Cumhuriyet Halk Partisi İş Bankası eski Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Özyürek ve Erbaşar Özsoy, kendilerini Erol Evcil'e kredi vermekle suçlayan Başbakandan 27 100 TL icra yoluna giderken, bir an önce avukatlar parayı yatırmış. Bizim kökümüzde, geçmişimizde kirlilik yok. 1927'de Ali İhsan Eryavuz olayı vardır; ama, Türkiye, 50'ye kadar münferit bir iki yolsuzluğun ötesinde, 50'den sonra yolsuzlukla tanışmıştır. 50'den sonra, maalesef, çokpartili hayata değil, maalesef, çokyolsuzluklu hayata geçilmiştir ve o elli yıl içinde Cumhuriyet Halk Partisi altı yıl koalisyonda kalmıştır. Mıgırdıç Şellefyanlar, Yahya Murat Demireller, bakanlar vesaireler bu anlayışın ürünü olarak gelmiştir.

Şimdi başka bir örnek daha vereyim: Sayın Başkanım uyardı; ama, eğer bir araştırma basında yer alıyorsa, bununla ilgili şahıs, zatı muhterem, kurum tekzip etmiyorsa Sayın Başkanım, doğrudur. Bakınız -isterdim ki Sayın Bakan burada olsun- Sayın Unakıtan Beyle ilgili diyor ki "Halkımız, yolsuzluğun en fazla görüldüğü kurum olarak vergi idarelerini gösteriyor. Geçen yılın anket sonuçlarında da vergi idaresi en kirli kurum olarak gösterildi, sonuçlarında da vergi idaresi en kirli kurum olarak gösterildi. Ortaya çıkan bu yolsuzluk tablosunda, üç yıldır bu idarenin başında bulunan Sayın Unakıtan'ın kişisel durumunun etkili olduğunu düşünüyoruz. Hakkındaki vergi kaçakçılığı, orman arazisi yağmalaması suçlamaları dokunulmazlık zırhı nedeniyle yargılama konusu yapılamıyor. Sayın Unakıtan bu haliyle vergi memurlarına iyi örnek olmuyor." Bundan somut bir örnek olabilir mi değerli arkadaşlarım?!

Yani, Maliye Bakanının durumu ortada; biz, burada, kendi içimizde; yani, dönelim -ben söylememiş olayım; biraz önce arkadaşım söyledi- Turhan Çömez'in anlattıkları -içinizde şu anda- Gemlik'teki olayı soruyor "500 000 000 mu 83 000 000 mu?" Biz soruyoruz aylardan beri, Balıkesir SEKA, 52 000 000 ekspertiz raporu var; ilk alıcısına 1 000 000 dolara satıyor. Kim satıyor; siyaset satıyor. Böyle bir vicdanı -çok değerli arkadaşlarımız var aranızda, hepiniz benim için çok değerlisiniz- bunu, vicdanen kabul edebilmek mümkün mü değerli arkadaşlarım? Yani, bu sürecin içerisinde, günün birinde, gelir, biz döneriz, halk oluruz, vekâletimiz biter, asillerin yanına döneriz ve o zaman size bunu sorarlar arkadaşlar.

Onun için, bana göre yapılması gereken, bu Yüce Meclisin üstündeki gölgeyi kaldıralım. Afyon Milletvekiliniz Sayın Koçak diyor ki: "Benim hakkımda iki fezleke var ve bunlar akşam saatinden sonra yapılmış seçim çalışmalarıyla ilgili. Ben, suiistimal yapmış, yolsuzluk yapmış, rüşvete bulaşmış fezlekelerle anılmak istemiyorum." İnanıyorum ki, aranızda çok Mahmut Koçak var; ama, bunu dile getirin, bunu dile getirmenizin Türkiye siyaseti adına bir adlık, bir güzellik olacağını unutmayın. Bu gölgeyi, bu dokunulmazlık zırhını, elli yıldır 400 milyar dolara varmış, fakir fukara, garip gurebanın gerçek anlamda parasını iç eden siyasetçi, bürokrat, işadamı sarmalından bunu kurtarmak vebaline borçluyuz biz arkadaşlar. Burada, her hafta geleceğiz, her hafta da bunu konuşacağız; konuşmak durumundayız. Ben inanıyorum ki, sizin vicdanınız da sessiz sessiz, Berhan Şimşek doğruyu söylüyor, daha önceki konuşmacılar da doğruyu söylüyor diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapmamız gereken, gerçekten sözümüze sahip çıkmaktır. Biz, Anadolu, Trakya, o yolculuktan buralara gelen arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKANBuyurun Sayın Şimşek.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)Biz, bunun için Anadolu'dan, Trakya'dan geldik, asillere vekâlet görevimizi yapıyoruz. Anadolu'daki en doğru ve en güzel sözlerden, 14 648 deyiş ve atasözünden biri de, sözünde durmaktır.

Bu Yüce Meclisin, yüce halkın vekillerine, seçim öncesi meydanlarda vermiş olduğu sözde ve sözünde durmak yakışır. Bunu kişiselleştirerek söylemiyorum, bunu halk bekliyor. Bunu halk bekliyor… Ben de, bu Yüce Meclisin vekili olarak umut ediyorum ki, buradan dönüp, gidip halkın arasına karıştığımda, burada yolsuzlukların kalkmasına, dokunulmazlıkların kalkmasına oy vermiş bir vekil olmak istiyorum. Bu onuru milletin adına hep beraber paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 13 Aralık 2005

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook