İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 51. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

Berhan Şimşek

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 51. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Ocak 2006 · 1.064 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Berhan Şimşek (CHP), 18 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.064 kelime.

Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 18 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2006-01-18-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 11 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

1991 yılında kurulan Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi, şu anda 180 öğrencisi olan, geçici görevle ve dışarıdan ders veren öğretmenlerimizle birlikte 39 öğretmeni bulunan bir meslek lisemizdir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde çalışan idarecilerimizden birçoğu bu okuldan mezun olmuşlardır. Bunda, ödenek ve personel yetersizliğinin de etkili olduğunu düşünüyoruz; çünkü, Türkiye'de, ülkemizde, kadastro hizmetlerinin, birim bazında yüzde 78'i ve alan bazında ise yüzde 73'ü tamamlanabilmiştir. Bu okulların bağlı oldukları kurumlarla yasal bağlarını sona erdirirken, öğrencilerimize, mezun olduktan sonra bu kurumlarda sahip oldukları hakları devam ettirmeliyiz. Örneğin, işe girmede sağlanan öncelik uygulaması devam etmelidir, istihdam edilmelidir; işsizler ordusuna katılmamalıdır bu arkadaşlarımız.

Değerli arkadaşlarım, yine, istihdamda sorun yaşanan bir başka alan da sözleşmeli öğretmenlerin istihdamıdır. Sözleşmeli statüde de öğretmenlik yapan gençlerimizin stajyerlikleri kalkmıyor, iş güvencesiz çalışıyorlar. Görev yerleri belirlenirken eş durumu dikkate alınmıyor. Tam zamanlı sigortaları yok. Primleri 17 gün üzerinden ödeniyor, mevsimlik işçi gibi. Bunların yanında, bir de maaşlarını alamadıklarını söylüyorlar sözleşmeli öğretmenlerimiz.

(x) 1009 S. Sayılı Basmayazı 30.11.2005 tarihli 25 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

Bakın, geçtiğimiz günlerde -Sayın Bakanımın da dikkatini burada çekmek istiyorum- Milliyet Gazetesinde, Sayın Abbas Güçlü'nün köşesinde bir öğretmenimiz şöyle sesleniyor: "Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümünden mezun oldum. Bir hata yapıp sözleşmeli öğretmenliğe başvurdum. Haftada 12 saat dersim olduğu için ayda 300 YTL'ye yakın maaş alıyorum; ama, o bile verilmiyor. Yirmi gün geçti, hâlâ maaşımı alamadım. Zaten sağlık sigortası ve diğer sosyal güvenlik hakları da hayal oldu. Artık dayanamıyorum, yarın istifa edeceğim."

Sözleşmeli öğretmen istihdamı yönteminin öğretmen açığı ihtiyacımızı ortadan kaldırdığı söylenebilinir mi?! Sözleşmeli öğretmenler şikâyetlerini bize bildiriyor.

Gelen maillerin birinde, bakın, bir öğretmenimiz ne diyor değerli arkadaşlarım: "Bu sözleşmeli öğretmenlerin olmayan haklarından artık gına geldi. Bir ay bir haftadır çalışmama rağmen, ilk maaşımı alamadım bile. Bunun yanında, okulda, otobüslere indirimli binmek için, 20 YTL, paso çıkarmak için para topluyorlardı; biz de alalım dedik. 'Hocam, olmaz' dediler. Neden; 'sen sözleşmeli öğretmensin…' Her yerde yüzümüze vurulan, öğretmenler arasında ikinci sınıf insan muamelesi görmemizi sağlayan sözleşmeli damgası burada da karşımıza çıkıyor."

Öğretmenlerimizi stajyer öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak sınıflandırdığımızı biliyorduk Sayın Bakanım; ama, asıl sınıflandırmanın kadrolu öğretmenler ile sözleşmeli öğretmenler arasında olduğunu görüyoruz. Bu uygulama, eğitimde, ileriki günlerde, çalışma barışını bozar Sayın Bakanım.

Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçe Komisyonunda Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken, bizim eğitim sistemimizin ezbere dayalı olduğunu, o nedenle, defterin öğrenmesi yerine, öğrencinin öğrenmesi üzerine bir sistem kurulması gerektiğini ve zorunluluğunu anlatmıştım Sayın Bakanıma ve bunu sağlamanın yollarından birisi de, AB ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi, drama derslerinin müfredata konulması ve öğrencilerimize ders anlatırken drama metotlarının kullanılmasını önermiştim. Sayın Bakan da, bu konudaki önerime ilişkin değerlendirmesinde, "drama dersine gelince" diye başlayan konuşmasında "drama dersi bütün sınıflara seçmeli olarak konulmuştur. İlköğretimin 1 ve 8 inci sınıflarına kadar seçmeli ders olarak drama dersi konulmuştur. Gözün aydın Sayın Şimşek; iyi mi" ifadelerini kullanmıştı Sayın Bakanım; ancak, Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu bir personelimizi evrak kayıt ve telefon santral memuru olarak görevlendirdiğinizi öğrendim Sayın Bakanım. Sizi bu konuda suçlamıyorum; ama, tiyatro öğretmenliği, yaratıcı drama öğretmenliği, Altındağ Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliğini yapan bir arkadaşımızı neden evrak kayıt memuru ve santral memuru olarak istihdam ediyorsunuz, gerçekten bunu merak ediyorum.

Drama dersi müfredatta seçmeli ders olarak gözükmekte. Okullarda drama dersi verecek öğretmen bulunmadığı için, bu dersin müfredatta kâğıt üzerinde kaldığını da biliyoruz. Uygulamada, hangi okullarda, Sayın Bakanım -buradan da sormuş olayım- drama dersi var? Drama eğitimi veren, Bakanlık bünyesinde kaç öğretmenimiz vardır Sayın Bakanım?

Bakınız, 2005 tarihinde, Ankara'da, Yenimahalle İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından okul müdürlüklerine gönderilen bir yazıda, eğlence amaçlı -değerli arkadaşlarım, burası çok önemli- gezilere (tiyatro, sirk) kesinlikle yer verilmemesi emredilmektedir. Bakın, bu, 21 Mart 2005'te yayınlanmış ve işin ilginç tarafı "tiyatroya gidilmesin" deniliyor ve aynı gün, 35 evrak sonra bundan vazgeçiliyor; yani, oradan, çalışanlardan biri, anlaşılan, meseleyi basına duyurunca bundan vazgeçiliyor ve nasıl bir anlayıştır ki Sayın Bakanım, drama dersinin müfredata konulduğunu söylerken, bir şube müdürü genelge yayınlayarak diyor ki: "Okulların tiyatroya ve sirklere…" Aynen okuyayım size: "Sosyal etkinlikler kapsamında; yakın çevre, yurtiçi veya yurtdışı inceleme veya ziyaret amaçlı geziler düzenlenebilir" denilmekte. "Eğlence amaçlı gezilere (tiyatro, sirk) kesinlikle yer verilmemelidir" diyor. Bu, ciddî bir vakıadır ve bu anlaşılınca da, bir gün sonra bunu değiştiriyorlar.

Ayrıca, tiyatro, eğlenceyle de eğitim, eğlenceyle de öğreti yapılan bir sanat dalıdır, bir drama dalıdır. Ne yazıktır ki, bunun da çok farkında değiliz. Eğer drama dersleri konusunda, Sayın Bakanım, samimî olunsaydı, bu memurunuza, bir yanlışın, yani, bu konuyu deşifre eden memurunuza, bir yanlışın düzeltilmesine katkıda bulunma amacı taşıdığı için ceza değil ödül verirdiniz. Bu yazının altında imzası olan şube müdürünüz, Yenimahalle Millî Eğitim Şube Müdürü Yunus Erdoğan ise şu anda görevini devam ettirmekte Drama dersini müfredata koymakla sorun çözülmüyor Sayın Bakan; onu uygulayacak duyarlılıkta ve yetkinlikte bir kadro ve bir anlayış gerekir.

Öğretmen açığı konusunda, sözleşmeli öğretmenlerimizin sorunlarına biraz önce değinmiştim. Şubat ayında 16 000 öğretmen alınacağının açıklanmasından sonra, belirsizlikler nedeniyle yeni sorunlar ortaya çıkıyor; bu konuda uyarmak istiyorum. Atamalar ne zaman yapılacak, belli değil. Halen sözleşmeli öğretmen olarak çalışanlar başvurabilecek mi; başvurabileceklerse, atanmaları halinde hangi okullarda görev yapacakları belli değil; tam bir belirsizlik söz konusu.

Bakın, sözleşmeli öğretmen istihdamında bir sorun daha yaşanıyor. Sözleşmeli öğretmen olarak çalışanlar, bu statünün kendilerine sağladığı koşulların yetersizliği nedeniyle mutlaka öğretmen olarak atanmak istiyorlar. Eğitim sistemimizde, öğretmen istihdamından eğitimin niteliğine, okulların fizikî sorunlarına, müfredat sorunlarına kadar birçok alanda sorunlarımız varken, Sayın Bakanımız, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı hangi konularla ilgileniyor; öğrencilerimizin karneleriyle birlikte Başbakana teşekkür mektupları gönderilmesi işiyle uğraşıyor. Açıköğretim lisesi yönetmeliğinde yapılan değişikliği övmeleri için, Başbakanın reklamını yapmak adına, mektup işiyle uğraşıyorsunuz. Bu, yeni mi; değil. Daha önce, kitap dağıtımı içerisinde bir sayfada Sayın Başbakanın, bir sayfada da kendi fotoğraflarınızı yayımladığınızı ben ve bütün ülke hatırlıyor. Bakın, eğitimin sorunları neler, Millî Eğitim Bakanının gündeminde neler olduğunu da görüyoruz değerli arkadaşlarım!

Sayın Bakan, geçenlerde bir açıklamasında "türban üzerinden siyaset yapmak küçüklük" diyor. Doğru söylüyorsunuz Sayın Bakanım; ama, bu eleştirilerinizi, gerçekten, kime yönelttiğinizi anlayamadım ve anlayanın da olduğunu sanmıyorum; ama, yönelttiğiniz kişiler şunlar ise; 3 Kasımın, kelepçelerin çözülüp tarihin çöplüğüne atılacağı bir gün olacağını ifade eden arkadaşlarınıza mı; türban sorununu çözmek namus borcumuzdur diyen arkadaşlarınıza mı; türban üzerinden siyaset yapmak küçüklük diyorsanız, onu da sizin takdirinize bırakıyorum; çünkü, bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin ve Grubumuzun böyle bir açıklaması yoktur.

Sayın Bakanım, siz bunlarla uğraşırken, bakın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)Şahsım adına da söz talebim vardı…

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 18 Ocak 2006

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook