İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

Bihlun Tamaylıgil

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 89. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Nisan 2008 · 1.389 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bihlun Tamaylıgil (CHP), 10 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.389 kelime.

Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 10 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-23-2008-04-10-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümünün geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ve bu hafta -bilmiyorum çoğunuz biliyor musunuz ama- Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası ve Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası’nda hem sağlığı “paralı” hem de sosyal güvenliği “güvensizlik” noktasına taşıyan bir yasa tasarısını görüşüp ne yazık ki kanunlaştırma aşamasında çalışmalar yapıyoruz. Bu ilk defa değil aslında, 2004 yılında da Dünya Çevre Günü’nde Maden Yasası’nı çıkartmıştı AKP Hükûmeti ve günlerin, haftaların öneminde bu vurgulanan, bu yapılan çalışmaların ne anlama geldiğini de takdirlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim Türk toplumunda bir adet vardır: Yola çıkana yolluk hazırlanır, yolda giderken yanında destek olsun diye. Malumunuz birkaç gündür Türkiye'de de IMF heyeti görüşmelerini sürdürüyor ve dönüş yoluna çıkacak. Görülüyor ki bu yasa da yolluk olarak hazırlandı. Önce “3,4 milyar dolar” denilen ama bugün 3,6 milyar dolara doğru bir revizyona uğramış olan kredi için bu yolluğu hazırladık ve IMF’ye hediye ettik gibi görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, “Neden?” derseniz. 2005 yılının 26 Nisanında verilen niyet mektubunda… Kaldıki IMF’ye bakış açısında “Biz artık yolumuza IMF’siz devam edeceğiz.” diye 2002 öncesine gelip devam eden iktidarınız, 26 Nisan 2005’te verdiği niyet mektubunda zaten sosyal güvenlik ve ona bağlı bütçe katkılarının hedeflerini çizmiştir ve bugüne kadar çeşitli aşamalardan geçtikten sonra ne yazık ki gündemimizin içine oturmuştur.

Türkiye'de sosyal güvenliğe baktığınız zaman, yıllar itibarıyla ne yazık ki insan hakları normları açısından bir eşitlik sağlanamamıştır. Norm ve standart birliği aranırken ne yazık ki yoksullukta bir birlik kendini göstermiş ve bugün için “tek çatı” derken de zayıf halkalar hâlindeki birçok yasanın normları alınarak bir zincir oluşturulmuştur. Ne kadar sağlıklı, ne kadar güvenlidir, burada da o zincirin o halkalarının normlarına ve standart birliğine bakmak lazımdır. Ama bir gerçektir ki AKP Hükûmeti sosyal güvenlik yasasını ve sağlık sigortasını getirirken ne yazık ki refahta değil, yoksullukta bir araya gelmeyi ortaya koymuştur.

Şimdi, kanun gerekçesinde denmektedir ki: “ “En yaygın finansman modeli, özünde, tahsis edilmiş vergi niteliğindeki sigorta primleriyle karşılanan sosyal sigorta sistemidir.” yani sosyal vergidir. Bugün baktığınızda, Avrupa Birliğinin üye ülkeleri ve OECD ülkelerinde bütçeden verilen katkı payları açısından bizden çok çok üst noktalardadırlar. Ama biz, zaten alıştık, bütçeyi tutturmak için halka, vergi adaletsizliği içinde dolaylı vergileri yükledik; bütçemiz tutuyor, fazla veriyor, faiz dışı fazla sağlıyoruz. Bununla da “Ekonomik parametreleri başarıyla ortaya koyuyoruz.” diye övündük. Ama ne yazık ki şimdi de görüyoruz ki en doğal, sosyal devlet içerisinde yaşayan sosyal güvenlik hakkı için biz halktan sosyal vergi almaya… Bu noktaya taşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, 2007 yılı rakamlarına baktığınızda “kara delikler” deyip sosyal devletin yükümlülüklerini azaltmaya çalışan düşünce, kara deliklerin içinde -baktığınızda, rakamlarla- çok daha vahim tablolarla karşılaşıyor. Bugün nüfusun aktif sigortalılar ve ona bağlı olarak aileleriyle beraber değerlendirdiğimizde yarısını teşkil eden sosyal güvenlik sistemi içinde ortaya çıkan 26 milyar -2007 rakamlarıyla- YTL’lik açığı, bir de bütçe içindeki payıyla değerlendirdiğimizde -aşağı yukarı yüzde 13’e tekabül ediyor- bunu bir faiz giderleriyle karşılaştıralım. 2007’de 203 milyarlık harcamanın yüzde 23’ü faiz gideridir. Peki, nüfusun yarısını ilgilendiren bir konuda “kara delik” deyip düzenleme yapacağız hevesi, acaba, dünyanın en yüksek reel faizini ödeyen bir ülkede rantiye için bir çözüm bulmakta neden ön plana çıkmamıştır? Çünkü IMF borcunu yerinde, zamanında, eksiksiz ödeyen Türkiye, ama halkının üzerine sosyal güvenlik yükünü ne yazık ki yüklemeyi hedefleyen bir yasa tasarısıyla oluşan Türkiye’yi ortaya çıkartmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu açıklar içerisinde tabii ki kayıt dışılık, kayıt dışılığın içinde ortaya çıkan, kayıt dışılığın yanı sıra eksik beyandan kaynaklanan problemler vardır. Önce sorunları iyi görmek lazım. Mesela, sağlıksız çalışma koşullarından kaynaklanan ödemeler vardır. Yani, bir sistemi düzeltirken sadece gelir-gider dengesindeki hesaplamalar üzerine ve bunu da yine halkın üzerine yükleyerek yapılan düzenlemeler ne yazık ki kalıcı ve gerçekçi olamamaktadır.

Şimdi, ben bu noktada biraz da kadın özeline girmek istiyorum ve Türkiye’deki kadının istihdamıyla ilgili rakamlara baktığımız zaman yüzde 24’ler seviyesine düştüğünü görüyoruz ve bir söz var: “Bir uygarlığın seviyesini değerlendirmek için öncelikle kadınların hayat şartına bakmak lazım.” Ne yazık ki bizde bu şarta baktığınız zaman, çok acı bir tabloyla karşı karşıya geliyoruz.

Geçenlerde 8 Mart görüşmeleri olurken kadından sorumlu Sayın Devlet Bakanımız, çıktılar, dediler ki: “Kadın istihdamı düştü ama 1990’da yüzde 34’tü, bugün yüzde 24’tür; bizim zamanımızda da yüzde 27’den 24’e düştü.” Şimdi arkadaşlar, 1990’la 2002 arasında bu ülke birinci Körfez krizi, 1994 mali kriz, 1997-1998 uluslararası kriz, 1999 deprem, 2001-2002 mali krizlerini yaşadı ve o noktada yüzde 34’ten yüzde 27’ye inmiş olan bir kadın istihdamı var. Peki bu son beş yılda ne oldu? Her yıl yüzde 8, yüzde 6, yüzde 5 ki bu sene hedefi tutmayan yüzde 4,5 büyümeyle büyüyen bir Türkiye, ama bu beş yılda yüzde 3 düşen kadın istihdamı. Gelin, buradaki ana mantaliteye bakalım: Bugün, hâlâ kadınların ne yazık ki yüzde 71’i Türkiye’de kayıt dışı çalışıyor, beşte 1’i okuma yazma bilmiyor, kırsal kesimdeki her 100 kadından 89’u tarım kesiminde ve bunların aşağı yukarı yüzde 80’i de ücretsiz aile işçisi ve her 100 kadından yüzde 31’i ücret veya yevmiye karşılığında çalışırken 49’unun da yine ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığını görüyoruz.

Peki, Avrupa’da, Avrupa Birliği normlarında ne? Şimdi normlara göre birtakım çalışmalar yapıyorsunuz. Bu oran Avrupa Birliğinde yüzde 57. Peki, bir Lizbon Stratejisi var, Avrupa Birliği uyumuyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Burada ne diyor: “2010’a kadar yüzde 60 olacak.” diyor. Biz neredeyiz? Yüzde 24. Gelin, doğru dürüst yaklaşım açılarıyla kadın istihdamını etkileyen faktörleri belirleyip bunlara çözüm bulalım. Ama tabii ki işsizler ordusu içindeki kadının yoğunluğunu artırmaktan öte bir şey yapmayıp onu da yine 3 tane çocuk doğurmaktan öteyi görmeyen ve eve bağlı gören bir düşünceden ne beklenir, onu da sorgulamak lazım. Bir taraftan da zaten yadırgamıyorum. Şu an, fahri Dışişleri Bakanımız var, daha çok Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı fiilî olarak Dışişleri Bakanlığını yapıyor. O zaman, bundan önceki dönemde hazineden sorumlu Bakanken düşen kadın istihdamı için yorum istendiğinde “Ee ne güzel, eşleri para kazanıyor, onlar da evde oturuyor. Bundan güzel ne olabilir?” diye beyanda bulunmuştur. İşte bu bakış açısının çok net, çok açık örneğidir.

Değerli arkadaşlar, kadın işsizliklerin kayıt dışı içinde bulunması ve bugünkü yasa açısından baktığınızda çok olumsuz gelişmeler oldu. Ama ne yazık ki, o kadar üzgünüm ki dün fırsat eşitliği komisyonu ki bunu ilk defa oluyormuş gibi sunan arkadaşlarım, 22’nci, 23’üncü Dönemde Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri tarafından teklif edilmiş olan bu eşitlik, yani dünyada da olan eşitlik komisyonu çalışmalarını ortaya çıkartırken bir de şu sosyal güvenlik yasa tasarısını o eşitlik içerisinden geçirsinler. Eşitliği, sadece altmış beş… Bundan önce var olan yaş farkını bile hiçe sayarak, eğitim durumlarına göre sağlık imkânlarından yararlanmayı ortaya koyarak, emeklilik yaşını artırarak veyahut katkı paylarıyla sağlık hizmeti alma noktasına taşıyan bir sosyal güvenlik yasasında -1 milyar 200 milyon eski rakam- 1.215 YTL’den 202 YTL’ye düşen emzirme yardımı noktasında verdiğimiz iyileştirici teklife “hayır” diye el kaldırabilen arkadaşlarımı vicdanıyla düşünmeye davet ediyorum. Hangi eşitlik bu, hangi haklardan faydalanma bu, hangi samimiyet, hangi ciddiyet bu?

Diğer taraftan Sayın Bakana da soracağım bir iki soru var. Bunlardan bir tanesi şu -çok önemliydi- cezaevlerinde mahkûmların durumlarıyla ilgili var.

Muhtarlar, ki muhtarlar da seçilmiştir, yani belediye başkanı, milletvekili gibi. Bunlarda kamu kendi payını öderken neden muhtarlarımıza böyle bir ödenti yapılmamakta? Diğer taraftan baktığınızda, muhtarlar, niye köy ve mahalle muhtarı diye ayrımcılığa tabi tutulmakta?

Diğer taraftan bir sorum da şu: Almanya’da çalışıp Türkiye’de emekli olabilen bir vatandaşın eşi isteğe bağlı emeklilikten faydalanabiliyor, ama bunun yanında Türkiye’de emekli olan eşinin de sağlık yardımlarından faydalanabiliyor. Ancak, şimdi yeni gelen yasada, bu yardımdan faydalanması katkı payına, bir prim ödemeye bağlanıyor mu bağlanmıyor mu? Ne olacak o kadınların hâli? Çünkü, Almanya’ya gittiğinizde Alman Hükûmeti de artık “Türkiye’den faydalanıyorsun.” diye sosyal yardımlarını kesmiş veya ona niyet etmiş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Tamaylıgil.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla)Diğer taraftan, artık, yasa yürürlüğe girene kadar bir an önce çocuklarınızı sigortalayın dendiği zaman çok yoğun bir ilk sigortalı rakamı ortaya çıkıyor. Hani şu millî gelir arttı ya -millî geliri 5. 500’den 9.300 dolara çıkarttık sanal olarak- aslında güncelleme payında -hani borçlarımız, hani yaşam şartlarımız çok iyileşti ya- şu emeklilerin güncelleme kat sayısında da bunu dikkate alacak mıyız?

Bir diğer sorum da şu noktada ortaya çıkıyor: Bakın, Anayasa Mahkemesi eski memur-yeni memur ayrımı yapmadan memurlarla ilgili düzenleme getirdi. Yine hata yapıyorsunuz. Genel sağlık sigortasında da yine aynı şekilde, hiçbir şekilde eski memur-yeni memur ayrımı yoktur ve bugün uygulanan da zaten hepsine temayül edecektir. Yine problem çıkartıyorsunuz ve şunu görüyoruz: Siz aslında bu yasanın geçmesini istemiyorsunuz. Şimdilik IMF’i idare etmek için burada yasa yapar gibi davranıyorsunuz.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 10 Nisan 2008

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook