Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 57. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Şubat 2004 · 921 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 25 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 921 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 25 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2004-02-25-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; incelemekte olduğumuz tasarının 18 inci maddesine ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tasarının 18 inci maddesinde, bakanlıkların merkez teşkilatı tanımlanmaktadır. Aslında, bu madde, tasarının en önemli maddelerinden bir tanesidir. 18 inci maddede, anahizmet birimlerinden, planlamadan, araştırma-geliştirmeden, hukukî ve malî konularda yardımcı olacak danışma birimlerinden, insan kaynaklarından ve destek hizmetlerinden söz edilmektedir; ama, bugün için fevkalade önemli bir işlevi olan teftiş kurullarına yer verilmemektedir.
Tasarı, denetimi, iç ve dışdenetim olarak ayırmakta; içdenetimi, her kamu kurumunda en üst düzeydeki yöneticiye bağlı olarak çalışacak içdeneticilere vermektedir. Sayıştayın denetimi ise, kendi sorumluluğunda olan kuruluşların mevzuata uygunluğunu da içeren malî denetimini kapsamaktadır. Ayrıca, bu kuruluşların verimlilik, etkinlik, ve tutumluluk esasına göre de incelenmesi öngörülmektedir.
İçdeneticilerin, yolsuzlukları derinlemesine araştıracak, delil toplayacak, inceleme yapacak, soruşturma yapacak yetkileri yoktur. Nitekim, eğer, soruşturma gerektiren bir durum tespit ederlerse, bunu, en üst amire bildirmeleri öngörülmektedir. Yalnız, ne var ki, en üst amire durum bildirildikten sonra da, soruşturmanın kimler tarafından, nasıl yürütüleceği belli değildir.
Ayrıca, teftiş kurulları kaldırıldığında -sayın milletvekilleri, burası önemli- bu kurullara yasalarla verilmiş olan görevlerin kim tarafından nasıl yerine getirileceği de belli değildir. Örneğin, Anayasanın 135 inci maddesi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının devlet tarafından idarî ve malî bakımdan denetlenmesini öngörmektedir. Gene Anayasanın 171 inci maddesi, devleti, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri almakla görevli kılmıştır.
Gerek Anayasa gerek çeşitli yasa hükümleri nedeniyle, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, şirketleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarını, ticaret sicillerini, kooperatifleri, organize sanayi bölgelerini, küçük sanayi sitelerini, Ölçüler ve Ayar Kanunu kapsamındaki aletleri, yaş meyve ve sebze hallerini denetleme görevi vardır. Oysa, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının teftiş kurulu kaldırılmıştır. Başka teftiş kurullarına da benzer görevler verilmiştir; ama, bunların da, söz konusu görevleri bundan sonra kimin yapacağı belli değildir.
Sayın milletvekilleri, ayrıca, sadece bir bakanlığın değil, tüm kamu yönetimini ilgilendiren geniş kapsamlı yolsuzluk ve usulsüzlükleri kimlerin soruşturacağı da, kurumlararası, uluslararası ve organize nitelikli suçlarda yolsuzluk araştırmasını kimlerin yapacağı da belirsizdir. Oysa, bütün Batılı ülkelerde, bu konularda, teftiş, soruşturma ve inceleme yapmak üzere belli kurumlar vardır ve bunlar, yürütme erki içinde yer almaktadır.
Sayın milletvekilleri, denetim, bütün dünyada, gerek kamu yönetiminde gerek büyük özel girişimlerde çok önemli bir yere sahiptir. Türkiye'de de bu böyle olmuştur ve çok ciddî görevler üstlenen teftiş kurulları, aynı zamanda, üst düzey devlet memuru ve hatta devlet adamı yetiştirmenin okulları halinde de görev yapmıştır.
Teftiş kurulları kaldırılırsa, malî sisteme güven sarsılacak, karmaşık nitelikli organize suçlarla savaşım etkinliği azalacaktır. Yöneticilerin denetlenmesi, terörün malî kaynaklarıyla mücadele edilmesi fevkalade güç bir duruma gelecektir.
Sayın milletvekilleri, iktidar teftiş kurullarının kaldırıldığının iddia edilemeyeceğini; çünkü, bazı bakanlıklarda teftiş kurullarına benzer birimler oluşturulduğunu ileri sürmektedir. Aslında, tasarıda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarında kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere anahizmet birimi şeklinde rehberlik ve denetim birimi oluşturulabileceği belirtilmiştir.
Sırası gelmişken, Sayın Bakanın "müşteri" kelimesi nerede var sorusunu yanıtlamak isterim. "Müşteri" kelimesi buradaki "işyeri" kelimesinin yerinde vardı değerli arkadaşlarım. Buradaki "işyeri" ifadesinin yerine "müşteri" kelimesi kullanılıyordu. Taslak, şimdi, bende, yanımda yok; ama, Sayın Hasan Fehmi Güneş'te, masasında var, isteyen, ilgilenen görebilir. Orada "müşteri" kelimesi yer almıştı; metnin son şeklinde kaldırılmıştır.
Bazı bakanlıklarda denetim birimlerinin kurulacağı öngörülmüştür; ama, bütün bakanlıklarda böyle bir birimin kurulması öngörülmediği gibi, kurulması öngörülen bakanlıklarda da bir zorunluluk getirilmemiştir. Bu tasarı yasalaştığında, bakanlıklarda "içdenetçi" adını taşıyan ve herhangi bir kurula bağlı olmadan çalışan görevliler olacaktır. Ayrıca, belirli bakanlıklarda ise, hesap uzmanları kurulu gibi, kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve kuruluşlar ile mahallî idarelere dönük olarak denetim yapan birimler bulunacaktır; ama, değerli arkadaşlarım, bunların hiçbiri, teftiş kurullarıyla aynı işleve sahip değildir.
Tasarının çeşitli maddelerinde, merkezî idarenin, planlama, koordinasyon ve denetleme fonksiyonlarının artırıldığı ve güçlendirildiği belirtilmektedir. Ayrıca, merkezî idarenin, eski işlevlerine dönerek, strateji geliştirme ve denetleme alanında yoğunlaşacağı da belirtilmektedir. Ne var ki, 18 inci maddeyle, bakanlık yapısından teftiş kurullarının kaldırılması, tasarının çeşitli yerlerinde yer alan bu amaç maddelerine de aykırıdır, onunla çelişmektedir.
Eğer, gerçekten, ciddî bir denetim amaçlanıyorsa, o takdirde yapılacak olan şey, teftiş kurullarını kaldırmak değil, tam tersine, güçlendirmektir. Belediyelerin kapasiteleri, deneyimsizlikleri, içeriden ve dışarıdan maruz kalabilecekleri baskılar düşünüldüğünde, ciddî bir denetimin önemi çok açık olarak görülmektedir.
Sayın milletvekilleri, tasarının hazırlık aşamasında teftiş kurullarının kaldırılmasına gösterilen tepki üzerine, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa iki madde eklenmiş ve Maliye Bakanı ile İçişleri Bakanına, bazı koşulların gerçekleşmesi durumunda, teftiş işlerinde yetkili denetim elemanlarından yararlanma yetkisi verilmiştir. Ancak, bundan, müfettişlerin soruşturma yetkisinin devam ettiği gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır; çünkü, bu yetki çok özel koşullarda verilmiştir. Kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin çökmesi, yolsuzluklarla ilgili çok önemli işaretlerin ortaya çıkması durumunda böyle bir yetki kullanılabilecektir. Onun için, yaratılan boşluk geçerlidir ve gerçektir.
Teftiş kurulları tasfiye edilerek kamu denetiminin zayıflatıldığı ileri sürüldüğünde, kamu yöneticilerinin, soruşturmacılar aracılığıyla soruşturma yapabilecekleri belirtilmektedir. Değerli milletvekilleri, denetim faaliyeti, meslekî güvenceden yoksun olan, denetim konusunda bilgi birikimi olmayan ve de bağımsız hareket edemeyen kişiler tarafından yapılamaz.
Bu kanun tasarısının öngördüğü idarî yapı "hesap verilebilirlik" gibi moda kavramlara yer vermekle birlikte, bunun altyapısını da hazırlamış değildir; çünkü, hesap vermenin yaşama geçirilebilmesi için, yetki veren ve bu yetkiyi alan tarafların olması lazımdır. Oysa, burada öngörülen düzende, yetki genişliği çerçevesinde, merkezin taşraya yetki devri ve merkezin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisi ortadan kaldırıldığından, merkez ile yerel yönetim arasında böyle bir bağlantının kurulması mümkün değildir.
Sayın Bakan "idarî vesayeti Anayasadan kaldırmadık. Onun için, her ne kadar, idarî vesayeti yeni kanuna taşımıyorsak da, merkezin idarî vesayeti olmadığını söyleyemeyiz" diyor. Kusura bakmayın ama, bu, hiç anlamlı bir açıklama değildir; çünkü, eğer bu mantık işletilirse, o zaman, hiçbir yasanın Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 25 Şubat 2004