İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 60. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

24.6.2004 tarihli ve 5197 sayılı il özel idaresi kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maıddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu rap.( ss. 791 )

Bülent Baratalı

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 60. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Şubat 2005 · 1.470 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bülent Baratalı (CHP), 17 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 24.6.2004 TARİHLİ VE 5197 SAYILI İL ÖZEL İDARESİ KANUNU VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MAIDDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAP.( SS. 791 )); konuşma 1.470 kelime.

Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “24.6.2004 tarihli ve 5197 sayılı il özel idaresi kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maıddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu rap.( ss. 791 )”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2005-02-17-24-6-2004-tarihli-ve-5197-sayili-il-ozel-idaresi-kanunu-ve-anayasanin (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir)Sizden 5 dakika alacağım var Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdaresi Kanununun 25 inci maddesinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini ve görüşlerini aktarmak için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun sözcüsü Değerli Milletvekili ve Valimizi izledim. Okuduğu 25 inci maddede, il encümeninin teşkili hükümleri var. İl encümeninin teşkili bu şekilde kalırsa, hem Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olur hem de 1988 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş, esas sayısı 1987/18, karar sayısı 1988/23, karar günü 22.6.1988 tarihli Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olur.

Ayrıca, yine, bir dış konvansiyon olarak imzaladığımız ve iç metin haline gelen, hatta, Anayasanın da üstünde bir metin haline gelen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü maddesine aykırı olur.

Yani, bu kadar belli olan bir düzenlemeyi, biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda ortadan kaldırmaya çalıştık; nedeni de, Anayasamızın 127 nci maddesindeki amir hükümdür; çünkü, Anayasamızın 127 nci maddesi, yerel yönetimlerin organlarının seçimle oluşacağını ifade etmektedir. Şimdi, biz, il encümenin nasıl bir organ olduğunu burada tartışalım. İl encümeni bir karar organı mıdır, il encümeni bir icra organı mıdır, yoksa, hem karar organı hem icra organı mıdır? Bu haliyle kalırsa... Ki, bundan sonra konuşacağımız madde bu encümenin görevleridir; burada, encümenin görev ve yetkileri içinde, ben (b) fıkrasını sizlere okumak istiyorum: "Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak." Yani, adı üzerinde, bu il encümeni, yani il genel meclisinin içinden bir yıl görev yapmak için seçilmiş olan beş üye ve Anayasaya aykırı olarak seçilen beş tabiî üyeden oluşan bu il encümeni ne yapacak; yine kendisine verilen yetkilerden kamulaştırma kararlarını alacak ve uygulayacak. Onun için, bu organ, bir karar organıdır -bırakın, belki karar organlığı tartışılabilir- bir karma organdır. Az önce okuduğum bu Anayasa Mahkemesi kararı... Bundan önce düzenlenen bir yasa -ki, size bunun tarihini ve numarasını vermek istiyorum- 3360 sayılı Yasa, bundan onyedi yıl kadar önce, yalnız seçilmiş üyelerin bulunduğu bu encümene tabiî üyeleri de koymuş, yani daire başamirlerini koymuş; ancak, Anayasa Mahkemesine gidildiğinde bu madde iptal edilmiştir. Yani, şu anda, onyedi senedir, bu il encümenlerinin, eski adıyla il daimî encümenlerinin teşkilinde, kuruluşunda tabiî üyeler yoktur; tabiî üyelerin olması, Anayasanın 127 nci maddesine, az önce söylediğim Avrupa Yerel Özerklik Şartının 3 üncü maddesine ve bu konuda Anayasa Mahkemesine sadır olan az önce esas ve karar sayısını ve gününü okuduğum bu karar aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bütün bunlar ortada dururken, biz, burada, önce Anayasayla zıtlaşıyoruz, Cumhurbaşkanıyla zıtlaşıyoruz ve kızıyoruz; sonra, diyoruz ki: Burası, millî iradenin tecelli ettiği yerdir. Peki, 1982 Anayasası millî iradeyle yapılmadı mı? Bunları ben size sormak istiyorum ve Anayasanın bu amir hükmü burada durduğu sürece, değerli milletvekilleri, Sayın Başkan, bu, tekrar, Anayasa Mahkemesinden geri dönecektir; yalnız bu madde gereğince geri dönecektir; çünkü, bu bir karar organıdır, karar organında tabiî üyeler olamaz; Anayasa, bu kadar amir bir hükmü ifade etmiştir.

Diğeri, siz, il genel meclisi üyesi olmak için bir partiye gireceksiniz -bağımsız seçilmek çok kolay değil -Türkiye'nin önemli bir yerinde, bu partide il genel meclisi üyesi olmak için aday gösterileceksiniz; para yatıracaksınız; sonra, meydanlara çıkacaksınız; meydanlarda, sizin bütün ailenizi -gelmişiniz, geçmişiniz- siyaseten yargılayacaklar, değerlendirecekler, kazanacaksınız; sonra, il genel meclisinde aday olacaksınız il encümenine, seçileceksiniz; ama, beş tane tabiî üye, orada, mesleğe girer girmez çakılı kadro haline gelecek ve bu meslekten emekli oluncaya kadar, hiçbir şey yapmadan, yani, sizin çabalarınızın hiçbirini göstermeden, yaşamboyu senatör dediğimiz beş tane tabiî üye olacaktır. Bunu, siyasî etik açısından da doğru bulmuyoruz ve Anayasaya aykırı olduğunu ifade ediyoruz.

Bu nedenlerle, madde eğer böyle geçerse, Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olur. Zaten, 13 Mart 1913 tarihli, bu alanı düzenleyen İdarei Umumiyei Vilayet Kanunu Muvakkatinde de tabiî üye yok; yani, 1913 tarihinde, kanun koyucu, o zamanki irade, bunu getirirken tabiî üyeleri getirmemiş; bugüne kadar da, onyedi senedir uygulanan süreç içinde tabiî üye yok. Yani, o zaman, neyi demokratikleştiriyoruz biz; yani, merkezden, yerinden yönetime neleri veriyoruz? Şimdi, hem merkezin en güvendiği ajan olan valinin başkanlığında bir il encümeni oluşturuyoruz, yanında beş tane üye veriyoruz, 6'ya 5 şekilde, zaten, vali her konudaki kararları geçiriyor, gündemi kendisi yapıyor, kararları kendisi icra ediyor; yani, il genel meclisi üyelerinde hangi demokratik açılımı yaptığımızı, burada, tartışabiliriz.

Diğeri, değerli arkadaşlar, az önce konuşuldu, şimdi, bundan önceki maddede deniliyor ki; yani, dörtte 3 çoğunlukla bir vali hakkında bir güvensizlik belirirse gereği yapılmak üzere merkezî idareye gönderilir.

Değerli arkadaşlar, 1580 sayılı Yasadaki istizah dediğimiz bir kurum var. Bu kurumda eğer hakikaten böyle bir çoğunlukla bir belediye başkanı düşürülürse, Danıştayın uygun görüşüyle belediye başkanı görevden alınır; yani, vali, her halükârda, dörtte 3 çoğunlukla bir yetersizlik önergesi verilirse, konu hukuka gidecektir, merkezî idarenin keyfîliğine ve takdir yetkisine bırakılmayacaktır; vali, Danıştay kararıyla görevinden alınacaktır. Bunu da böyle bilmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim, yerel yönetimlerin, daha doğrusu, bizim deyimimizle yerinden yönetimlerin yetkilerinin çoğaltılmasında, malî olanaklarına kavuşturulmasında hiçbir çekincemiz, engelimiz yok; yani, gerektiği kadar yetki verelim, gerektiği kadar da kadro verelim, akçalı olanaklarını hakikaten yükseltelim; çünkü, bugün, yerel yönetimlerin, ikibuçuk yıl içinde, hiçbir şekilde akçalı olanakları yükseltilmemiştir; hatta, Meclisimizin ilk yılında, bunların 1 puan geriye alınmıştır akçalı olanakları.

Bugün 1580 sayılı eski Kanuna tabi belediyelerimiz de, bütçe gelirlerinin yüzde 4,5'ini kullanırlar ve hizmetin de bu kadarını yaparlar. Bunları, Kara Avrupa ülkelerinde görüldüğü gibi, daha yüksek oranda malî olanaklara kavuşturalım, bunların yüzdelerini yüzde 15'lere, 30'lara çıkaralım, bunları yapalım; ama, şunun arkasına saklanmayalım değerli arkadaşlarım: Efendim, artık, Ankara'nın merkezi tıkandı, taşradan harıl harıl insanlar geliyor, bunların dertlerine çare bulamıyoruz... Bu, iyi bir söylem değil. Bugün bu insanlarımızın, yani taşranın derdine çare bulabilmek için anayasal kurumlar var. Bunlardan bir tanesi yetki genişliğidir, bir tanesi de yetki devridir. Siz, insanlarımızın taşradan Ankara'ya gelerek dertlerine çare bulmalarını istemiyorsanız; yani, onların rahatsız olmasını istemiyorsanız -burada, Sayın Bakana ifade ediyorum- yetkilerinizi taşraya devredin, taşranın yetkilerini genişletin, insanlarımız, günde 15 000 kişi olarak buraya gelmesinler.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; öyle görülüyor ki, biz bu kanunları çıkaramayacağız. İkibuçuk senedir, başta Kamu Yönetimi Temel Kanunu olmak üzere, bu kanunları çıkarmaya çalışıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanununu -kısaca söylüyorum- çıkaramadık, Meclise de ne zaman geleceği belli değil; çünkü, tümüyle bugünkü müesses düzenimize, anayasa sistemine aykırı. O, transnasyonal bir sistem, 18 000 mil öteden gelen bir sistemi içeriyor, onun için Türk hukukuyla pek bağdaşmıyor. Onu kabul edebilmeniz için Anayasayı değiştirmeniz gerekiyor. Öyleyse, biz Anayasa içinde işler yapacağız. Belediye Kanunu şeklen bozuldu, geri gönderildi, fiilen uygulama imkânı var mı yok mu, bu tartışılıyor -ben de konuşuyorum- hem doktrinde hem de mahallî idarelerde. Yalnız büyükşehir belediyeleriyle ilgili kanun kabul edildi. Büyükşehir Belediyeleri Kanunu tek başına bir kanun değildir, Belediyeler Kanununun türevidir. Yani, Belediyeler Kanunu buradan geçmedikçe, Büyükşehir Belediyeleri Kanununun tek başına hüküm ifade etmesi olanaklı değildir veya uygulama olanakları yoktur. Önce Belediyeler Kanunu geçecek, ondan sonra türevi olan büyükşehir belediyeleriyle ilgili kanunlar geçecek. O da, büyük bir muammalar çözümünü, büyük bir sorunlar yumağını getirmiştir. Eğer bugün büyükşehirlerin genişleyen bölümlerine bakarsanız, sorunlar çözülemez hale gelmiştir.

Taşrada en güvenilir insan, valiniz; valiye atamaları verin, terfileri verin, yükseltmeleri verin, onlara her türlü imkânları verin; bunları niye yapmıyorsunuz değerli arkadaşlar?! Bunları yapın, sayın valiyi güçlendirin; çünkü, Anayasaya göre, Türkiye, il esasına göre yönetilir, yetki genişliğine göre yönetilir ve yetki devrine göre yönetilir. Bunları yapın, biz de bunları kabul ediyoruz; çünkü, bunlar Anayasaya uygun. Ama, bunun dışında, yani, böyle, ikibuçuk seneye varan ve sonuca varılamayan bu kanun yapma tekniğine pek vâkıf değilsiniz; çünkü, önce Sayın Cumhurbaşkanından, sonra da Anayasa Mahkemesinden dönüyor. Bu bir vakıa, ben de bunu dile getirmeye çalışıyorum.

Değerli arkadaşlar, son olarak söylemek istediğim bir şey var: Dün burada eski bir belediye başkanımız, Adalet ve Kalkınma Partili bir milletvekilimiz, bir Temel fıkrası anlattı; Temel fıkrası beni çok üzdü. Biz hep şu söylemlerle buraya geldik: Parlamenter demokrasi, demokrasi, katılım, şeffaflık, açıklık; 21 inci Yüzyılın, milenyumun en yükselen değerleri, katılım... Peki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bu kanun yapma sürecine sorumlu muhalefet anlayışı gereği katılmaya çalışıyoruz; ama, arkadaşımız dedi ki: "Temele konuşma yasağı vermişler; bu, telefonda istediğini söylemiş." Yok böyle bir şey arkadaşlar.

Bu Parlamento, ben yaptım olur, ben Meclis üstünlüğüne dayanarak sonuna kadar giderim diyemez değerli arkadaşlar. Size 1950'den sonra bu Parlamentoda olanları, çok üzülerek, anımsatmak isterim. Öyle, artık, Meclis üstünlüğüyle her şeyi yapamıyoruz, yapmamamız gerekiyor. Çağ, katılım çağı.

Bakın, 1950'ye kadar meclis üstünlüğü sistemi uygulanan bütün dünyada şimdi anayasal üstünlükler sistemi uygulanıyor; yani, her şey anayasaya uygun olmak zorundadır. Ben yaptım oldu demek, önce Cumhurbaşkanından, sonra devletin başka kurumlarından geri döner, yine bizim önümüze gelir. Bunu, hep beraber ortadan kaldıralım ve azınlık haklarını da içeren meclis üstünlüğü sistemini hep beraber yapalım. Bunlara katkı koyma sürecinde bizim de görüşlerimize değer ve yer vermenizi istiyoruz; çünkü, bu çoğunluklar böyle devam etmez değerli arkadaşlar. Anadolu'da bir laf var: Keser döner sap döner, bir gün hesap döner. Ama, o hesap döndüğü zaman da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, biz, demokrasinin yanında, çoğulculuğun yanında, plüralizmin yanında, şeffaflığın yanında, açıklığın yanında ve katılımın yanında yerimizi alacağız ve bu Parlamentoda azınlığın da katkısına izin vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi, tekrar, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 17 Şubat 2005

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook