Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 62. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Şubat 2008 · 455 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cânân Aritman (CHP), 9 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 455 kelime.
Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-23-2008-02-09-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CANAN ARITMAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın “Eşitlik” ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesinde büyük bir eşitsizliğe, ayrımcılığa ve kadınların geriye götürülüşüne neden olacak bir düzenlemenin getirilmesi çağdaş Türk toplumunu derinden yaralamaktadır.
Türban, artık dinî bir mesele değildir; günümüz Türkiyesi’nde tarikatların ve emperyalizmin bayrağı hâline getirilmiş bir siyasi simgedir, bir üniformadır. İktidar ve yandaşları, din kisvesi altında laik, demokratik rejim karşıtı olarak kullandıkları bu siyasi simgeyi toplumumuza dayatmaya çalışmaktadırlar; türban, amaçları doğrultusunda kullandıkları bir araçtır. Bu sistemde, ne yazık ki, kadınlar hem figüran hem de kurban konumundadır. Laik, demokratik cumhuriyet kadını yücelterek, yükselterek kuruldu, ama ne yazık ki, bugün, tersine, kadınlar geriye götürülerek yıkılmak isteniyor. Türban, masum bir bireysel özgürlük ve eşitlik meselesi de değildir. Kadın ayrımcılığı, kadının tahakküm altına alınması ve gericiliğe dayalı bu yasal değişiklik “özgürlük ve eşitlik” adı altında yutturulmak istenmektedir. Bu büyük yutturmaca, cumhuriyetin nimetlerinden yararlanmak suretiyle ve cumhuriyete karşı gerçekleştirilmektedir.
Türban bayrağı altında laik, demokratik cumhuriyete karşı yürütülen bu karşı devrim hareketi, iç ve dış güçler tarafından finanse edilen, planlı bir harekettir; yabancı fonlarla beslenip, semirtilmiştir. Ukrayna’nın Turuncu Devrim’i gibi, bu da ne yazık ki, Türkiye'nin kara devrimidir. Kara devrimin öncüleri asla girme niyetinde olmadıkları AB’yi de, demokrasinin güçlenmesi, bireysel özgürlüklerin arttırılması kavramlarını da kendi yollarında araç olarak kullanmaktadırlar. Bunlar, asla kendileri için bir amaç olmamıştır. Kara devrimin amacı ne dindir, ne bireysel özgürlüklerdir, ne de eşitliktir. Finansörleri tarafından yönlendirilen bu hareketin amacı, ülkemizi ve gücünü ele geçirmektir. Amaç, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran o özgür ruhun gücünü karanlığın gücüyle örtmektir.
Bugün kara devrimin ilk adımı atılmakta, ilk yasası çıkartılmaktadır. Kara devrim, iktidar mensuplarının dediği gibi “kademe kademe” ama hızlı bir şekilde ilerlemektedir. İmam-hatip katsayıları, Yargıtay Kanunu’ndaki değişiklikler, vakıflar yasa tasarıları kara devrimin önümüzdeki günlerde fütursuzca atacağı bir sonraki adımlardır. Daha sonraki adımlar kamuda, orta ve ilköğretimde türban olacaktır. Ta ki, kadınlar örtünmeden sokağa çıkmaktan korkana kadar. Ta ki, kız öğrenciler türbansız okula alınmayana kadar. Ta ki, kara korku tüm yüreklere çökene kadar. Maalesef, inanılmaz bir toplumsal aymazlık sonucu halkın kutsal din değerleri ve içinde bulunduğu ekonomik zorluklar sömürülerek, bu devrim hareketi aslında büyük bir çoğunlukla gerçekleştirilmiştir. Türkiye, artık, fiiliyatta laik, demokratik bir cumhuriyet olarak yönetilmemektedir. Kara devrim sinsi bir despotizmle gerçekleştirilmektedir. Despotizm her alanda etkilidir. Yapılan atamalarla özerk kurumların özerklikleri ortadan kaldırılmıştır. Bu kurumların başındaki temsilcilere “Hele bir dediğimizi yapmasın” şeklinde yaklaşıldığı bilinmektedir.
Hepsinden önemlisi, yargı bağımsızlığı gittikçe güçlenen bir şiddetle yara almaktadır. İktidarın karşısındaki söylemler en saygın makamlardan gelse bile terbiyesizce, şiddet yüklü söylemlerle susturulmak istenmektedir. “Ya bizdesin ya da susacaksın!” dayatması her kademede hissedilmektedir. “Özgürlük ve demokrasi” adı altında Türkiye despot bir rejim ile tanıştırılmıştır. İktidar ve destekçileri bu kara hançeri milletin kalbine saplamadan önce durup düşünmelidir. Çünkü o yaradan çıkacak ışık kendilerini kör edecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü tarih onları mutlaka yargılayacaktır. (AK Parti sıralarından “Allah Allah!” sesleri)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
7 konuşma daha · 9 Şubat 2008